Mü'mine ve Tarih ve Osmanlı Tarihi Forumundan Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye) Hakkında Kısa Bilgi
  1. 57

    Reklam

    Reklam




    temsîlât (A.) [ تمثيلات ] tiyatro oyunları.
    temyîz (A.) [ 1 [ تمييز .ayırdetme. 2.seçme.
    ten (F.) [ 1 [ تن .vücut, beden. 2.dış yüz.
    tena’um (A.) [ تنعم ] bolluk içinde yaşama.
    tenâfür (A.) [ 1 [ تنافر .birbirinden nefret etme. 2.kulağa hoş gelmeyen sözcükleri
    sık sık kullanma.
    tenahnuh (A.) [ تنحنح ] boğazını temizleme.
    tenâkus (A.) [ تناقص ] eksilme, azalma.
    tenâkus etmek eksilmek, azalmak.
    tenâkuz (A.) [ تناقض ] çelişki.
    tenâkür (A.) [ تناکر ] antipati.
    tenâsân (F.) [ تن آسان ] canının kıymetini bilen, rahatına düşkün.
    tenâsur (A.) [ تناصر ] yardımlaşma.
    tenâsüb (A.) [ 1 [ تناسب .uygunluk. 2.orantı.
    tenâsüh (A.) [ تناسخ ] ruhun bedenler arası göçü.
    tenâsül (A.) [ تناسل ] üreme, üreyiş.
    tenâsülî (A.) [ تناسلی ] üreyiş ile ilgili.
    tenâvüb (A.) [ تناوب ] dönüşüm.
    tenâzur (A.) [ تناظر ] bakışma, bıkışım, simetri.
    tenâzurî (A.) [ تناظری ] bakışık, simetrik.
    tenbân (F.) [ تنبان ] don.
    tenbel (F.) [ تنبل ] tembel.
    tenbîh (A.) [ 1 [ تنبيه .uyandırma. 2.uyarı, tembih.
    480
    tenbîh edilmek 1.uyandırılmak. 2.uyarılmak, tembihlenmek.
    tenbîh etmek uyarmak, tembihlemek.
    tenbîhât (A.) [ تنبيهات ] uyarılar, tembihler.
    tendürüst (F.) [ تن درست ] sağlıklı, sağlam yapılı.
    tene (F.) [ تنه ] gövde.
    tenebbüh (A.) [ 1 [ تنبه .uyanma. 2.uyarım.
    tenebbüt (A.) [ تنبت ] bitme, yeşerme.
    tenebbüt etmek bitmek, yeşermek.
    teneffür (A.) [ تنفر ] nefret etme, iğrenme.
    teneffür etmek nefret etmek, iğrenmek.
    teneffüs (A.) [ 1 [ تنفس .soluk alma.
    teneffüs edilmek soluk alınmak.
    teneffüs etmek soluk almak.
    tenemmüv etmek serpilmek, gelişip büyümek.
    tenevvü' (A.) [ تنوع ] çeşitlilik.
    tenevvür (A.) [ تنور ] aydınlanma.
    tenevvür etmek aydınlanmak.
    tenezzüh (A.) [ تنزه ] gezinti.
    tenezzüh etmek gezinti yapmak, gezinmek.
    tenezzül (A.) [ 1 [ تنزل .alçalma. 2.alçakgönüllülük.
    tenezzülen (A.) [ تنزلا ] alçakgönüllülükle.
    teng (F.) [ تنگ ] dar.
    tengdest (F.) [ تنگ دست ] elidarda, yoksul.
    481
    tenhâ (F.) [ 1 [ تنها .tek başına, yalnız. 2.boş yer, yssız yer.
    tenkîd (A.) [ تنقيد ] eleştiri.
    tenkîd edilmek eleştirilmek.
    tenkîd etmek eleştirmek.
    tenkîdât (A.) [ تنقيدات ] eleştiriler.
    tenkîh (A.) [ تنقيح ] nikahlama.
    tenkîl (A.) [ 1 [ تنکيل .uzaklaştırma. 2.ortadan kaldırma. 3.cezalandırma.
    tenkîs (A.) [ تنقيص ] azaltma, eksiltme.
    tenkîsât (A.) [ تنقيصات ] azaltmalar, eksiltmeler.
    tenmiye (A.) [ تنميه ] geliştirme, artırma, nemalandırma.
    tenmiye etmek geliştirmek, artırmak.
    tennûr (A.) [ 1 [ تنور .tandır. 2.fırın.
    tennûre (A.) [ تنوره ] mevlevî dervişlerinin sema giysisi.
    tenperver (F.) [ تن پرور ] rahatına düşkün.
    tensîb (A.) [ تنسيب ] uygun görme.
    tensîb edilmek uygun görülmek.
    tensîb etmek uygun görmek.
    tensîk (A.) [ تنسيق ] düzenleme, tertip etme.
    tenşît (A.) [ تنشيط ] neşelendirme.
    tenûmend (F.) [ تنومند ] iriyarı, çamyarması.
    tenvîm (A.) [ تنویم ] uyutma.
    tenvîr (A.) [ 1 [ تنویر .aydınlatma, ışıklandırma. 2.düşünce yoluyla aydınlatma.
    tenvîr etmek aydınlatmak.
    482
    tenzîh (A.) [ تنزیه ] arındırma, uzak tutma, kusur kondurmama.
    tenzîh etmek uzak tutmak, kusur kondurmamak.
    tenzîl (A.) [ 1 [ تنزیل .indirme. 2.indirim.
    tenzîlât (A.) [ تنزیلات ] indirim.
    tenzîlât yapmak fiyat düşürmek, indirim yapmak.
    ter (F.) [ 1 [ تر .taze.. 2.ıslak.
    ter’îb (A.) [ ترعيب ] korkutma.
    terâfuk (A.) [ ترافق ] yardımlaşma.
    terâfuk etmek birbirine yardım etmek.
    terahhum (A.) [ ترحم ] acıma, merhamet etme.
    terahhum etmek acımak, merhamet etmek.
    terahhum kılmak acımak, merhamet etmek.
    terakkî (A.) [ ترقی ] ilerleme, gelişme.
    terakkîperver (A.-F.) [ ترقی پرور ] ilerleme yanlısı.
    terakkiyât (A.) [ ترقيات ] ilerlemeler.
    terâküm (A.) [ تراکم ] birikim, birikme, yığılma.
    terâküm etmek birikmek, yığılmak.
    terâküm ettirmek biriktirmek.
    terâne (F.) [ 1 [ ترانه .İran edebiyatına özgü rubai şekli. 2.makam, ahenk. 3.şarkı.
    terâzû (F.) [ ترازو ] terazi.
    terbî’ (A.) [ 1 [ تربيع .dörtleme. 2.dördün.
    terbiye (A.) [ 1 [ تربيه .yetiştirme. 2.eğitim. 3.cezalandırma.
    terbiyevî (A.) [ تربيوی ] eğitimsel.
    483
    terceme (A.) [ ترجمه ] çeviri.
    tercî’ (A.) [ ترجيع ] geri çevirme.
    tercîh (A.) [ ترجيح ] yeğleme.
    tercüman (A.) [ 1 [ ترجمان .çevirmen. 2.duyguları, görüşleri dile getiren.
    terdâmen (F.) [ تردامن ] iffetsiz. 2.namussuz.
    terdîd (A.) [ تردید ] geri çevirme.
    terdîf (A.) [ 1 [ تردیف .ekleme, iliştirme. 2.terkiye alma.
    terdîf eylemek eklemek.
    tereddî etmek soysuzlaşmak.
    tereddüd (A.) [ 1 [ تردد .gidip gelme.2.ikirciklenme.
    tereddüd etmek ikirciklenmek.
    tereke (A.) [ ترکه ] ölenin geride bıraktıkları.
    terekküb (A.) [ 1 [ ترکب .oluşum. 2.bileşim.
    terekküb etmek oluşmak.
    terekkübât (A.) [ ترکبات ] oluşumlar.
    terennüm (A.) [ 1 [ ترنم . şarkı söyleme, şakıma. 2.dile getirme.
    terennüm etmek 1.şarkı söylemek, şakımak. 2.dile getirmek.
    teressüb (A.) [ ترسب ] tortulanma.
    teressüb etmek tortulanmak.
    tereşşüh (A.) [ ترشح ] sızıntı.
    terettüb (A.) [ 1 [ ترتب .gerekme. 2.üzerine görev düşmek.
    terettüb etmek 1.gerekmek. 2.üzerine görev düşmek.
    terfî’ (A.) [ 1 [ ترفيع .yükseltme. 2.rütbesini yükseltme. 3.bir üst sınıfa geçme.
    484
    terfî’ etmek 1.yükselmek. 2.rütbesi yükselmek. 3.bir üst sınıfa geçme.
    terfîk (A.) [ 1 [ ترفيق .ayak uydurma. 2.arkadaş etme.
    terfîk etmek ayak uydurmak.
    tergîb (A.) [ ترغيب ] rağbet ettirme, istek uyandırma.
    tergîb etmek rağbet ettirmek, istek uyandırmak.
    terhîb etmek gözünü korkutmak.
    terhîn (A.) [ ترهين ] rehin bırakma.
    terhis (A.) [ 1 [ ترخيص .izin verme. 2.askerlik süresi dolanı serbest bırakma.
    terk (A.) [ 1 [ ترک .bırakma. 2.vazgeçme. 3.ayrılma.
    terk edilmek 1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.
    terk etmek 1.bırakmak. 2.vazgeçmek. 4.ayrılmak.
    terk olunmak 1.bırakılmak. 2.vazgeçilmek.
    terkeş (F.) [ ترکش ] okluk, sadak.
    terkîb (A.) [ ترکيب ] birleştirme, terkip.
    terkuve (A.) [ ترقوه ] köprücük kemiği.
    termîm (A.) [ ترميم ] onarma, onarım.
    termîm edilmek onarılmak.
    termîm etmek onarmak.
    termîmât (A.) [ تریمات ] onarımlar.
    ters (F.) [ ترس ] korku.
    tersâ (F.) [ ترسا ] Hıristiyan.
    tersân (F.) [ ترسان ] korku ile, korkarak.
    tersâyân (F.) [ ترسایان ] Hıristiyanlar.
    485
    tersengîz (F.) [ ترس انگيز ] korkunç, korku salan.
    tersî’ (A.) [ ترصيع ] mücevher işleme, mücevher kakma.
    tersîb (A.) [ ترسيب ] tortulandırma.
    tersîm (A.) [ ترسيم ] resmetme, resimleme.
    tersîm edilmek resimlenmek, resmedilmek.
    tersîm etmek resimlemek, resmetmek.
    tersnâk (F.) [ ترسناک ] korkunç.
    tertîb (A.) [ 1 [ ترتيب .dizme. 2.düzen. 3.hazırlama, düzenleme.
    tertîb edilmek hazırlanmak, düzenlenmek.
    tertîb etmek hazırlamak, düzenlemek.
    tertîbât (A.) [ ترتيبات ] düzenlemeler, düzenler.
    terütâze (F.) [ تروتازه ] taptaze, çok körpe.
    tervîc (A.) [ 1 [ ترویج .yaygınlaştırma, rayiç kılma. 2.değerini artırma.
    terzebân (F.) [ ترزبان ] hazırcevap.
    terzîk (A.) [ ترزیق ] rızıklandırma.
    terzîl (A.) [ ترذیل ] rezil etme.
    terzîl edilmek rezil edilmek.
    terzîl etmek rezil etmek.
    tes’îd (A.) [ تسعيد ] kutlama.
    tes’îd edilmek kutlanmak.
    tes’îd etmek kutlamak.
    tesâdüf (A.) [ 1 [ تصادف .rastlama. 2.rastlantı.
    tesâdüf edilmek rastlanmak.
    486
    tesâdüf etmek rastlamak.
    tesâdüfen (A.) [ تصادفا ] rastlantı eseri, rastgele.
    tesâdüfî (A.) [ تصادفی ] rastlantı eseri, rastgele.
    tesâdüm (A.) [ تصادم ] çarpışma, tokuşma.
    tesâdüm etmek çarpışmak, tokuşmak.
    tesâhub (A.) [ 1 [ تصاحب .sahip çıkma. 2.arkadaşlık etme.
    tesâmüh (A.) [ تسامح ] hoşgörü.
    tesâmühkâr (A.-F.) [ تسامحکار ] hoşgörülü.
    tesâmühkârlık (A.-F.-T.) hoşgörü.
    tesâmühperver (A.-F.) [ تشامح پرور ] hoşgörülü.
    tesânîf (A.) [ تصانيف ] kitaplar.
    tesânüd (A.) [ تساند ] dayanışma.
    tesâud (A.) [ تصاعد ] göklere yükselme, ağma.
    tesâvî (A.) [ تساوی ] eşitlik.
    tesâvîr (A.) [ تصاویر ] resimler, tasvirler.
    tesbîh (A.) [ تسبيح ] tespih.
    tesbît (A.) [ 1 [ تثبيت .sağlamlaştırma, tutturma. 2.kanıtlama.
    tesbît edilmek 1.tutturulmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlenmek.
    tesbît etmek 1.tutturmak. 2.kanıtlamak. 3.belirlemek.
    tescîl (A.) [ تسجيل ] kayıt defterine geçirme, sicile kaydetme.
    tescîl edilmek sicile kaydedilmek.
    tescîl etmek sicile kaydetmek.
    tesdîs (A.) [ تسدیس ] altılama.
    487
    tesellî (A.) [ تسلی ] avutma.
    tesellî vermek avutmak.
    tesellîkâr (A.-F.) [ تسلی کار ] avutan, teselli veren.
    tesellüm (A.) [ تسلم ] teslim alma.
    tesellüm etmek teslim almak.
    teselsül (A.) [ تسلسل ] zincirleme.
    tesettür (A.) [ تستر ] örtünme.
    teseyyüb (A.) [ تثيب ] dul kalma.
    teshîl (A.) [ تسهيل ] kolaylaştırma.
    teshîl etmek kolaylaştırmak.
    teshîlât (A.) [ تسهيلات ] kolaylıklar.
    teshîr (A.) [ تسخير ] ele geçirme.
    teshîr (A.) [ تسحير ] büyüleme.
    teskîn (A.) [ تسکين ] yatıştırma, sakinleştirme.
    teskîn etmek yatıştırmak, sakinleştirmek.
    teskîn olmak yatışmak, sakinleşmek.
    teslîh (A.) [ 1 [ تسليح .silahlandırma. 2.silahlandırılma.
    teslîh edilmek silahlandırılmak.
    teslîh etmek silahlandırmak.
    teslîm (A.) [ 1 [ تسليم .sahibine verme. 2.hakkını verme, doğrulama.
    teslîs (A.) [ تثليث ] üçleme.
    tesmîm (A.) [ 1 [ تسميم .zehirleme. 2.zehirlenme.
    tesmîm edilmek zehirlenmek.
    488
    tesmîm etmek zehirlemek.
    tesmiye (A.) [ تسميه ] adlandırma.
    tesmiye edilmek adlandırılmak, denilmek.
    tesmiye etmek adlandırmak, demek.
    tesmiye olunmak adlandırılmak, denilmek.
    tesrî’ (A.) [ تسریع ] hızlandırma.
    tesrî’ edilmek hızlandırılmak.
    tesrî’ etmek hızlandırmak.
    tesvîd (A.) [ 1 [ تسوید .karartma. 2.müsvedde yazma.
    tesviye (A.) [ 1 [ تسویه .eşitleme. 2.düzleme. 3.sonuçlandırma. 4.hesap kapatma.
    tesviye edilmek 1.eşitlenmek. 2.düzlenmek. 3.sonuçlandırılmak. 4.hesap
    katılmak.
    tesviye etmek 1.eşitlemek. 2.düzlemek. 3.sonuçlandırmak. 4.hesap kapatmak.
    teşa’şu’ (A.) [ تشعشع ] ışıma.
    teşa’ub (A.) [ تشعب ] şubelenme, dallanma.
    teşâbüh (A.) [ تشابه ] benzeşme.
    teşbîh (A.) [ تشبيه ] benzetme.
    teşbîh edilmek benzetilmek.
    teşbîh etmek benzetmek.
    teşcî’ (A.) [ تشجيع ] yüreklendirme.
    teşcî’ edilmek yüreklendirilmek.
    teşcî’ etmek yüreklendirmek.
    teşcîr etmek ağaçlandırmak.
    489
    teşdîd (A.) [ تشدید ] şiddetlendirme, arttırma, çoğaltma.
    teşdîd etmek şiddetlendirmek.
    teşebbüs (A.) [ تشبث ] girişim.
    teşebbüs etmek girişmek, girişimde bulunmak.
    teşebbüsât (A.) [ تشبثات ] girişimler.
    teşeccür etmek ağaçlaşmak.
    teşekkül (A.) [ تشکل ] oluşma, oluşum.
    teşekkül etmek oluşmak.
    teşekkürât (A.) [ تشکرات ] teşekkürler.
    teşennüc (A.) [ تشنج ] kasılma, spazm.
    teşerrüf (A.) [ تشرف ] şereflenme.
    teşerrüf etmek şereflenmek.
    teşevvüş (A.) [ تشوش ] karışıklık.
    teşeyyu’ (A.) [ تشيع ] şiîlik.
    teşfiye (A.) [ تشفيه ] şifa verme.
    teşhîr (A.) [ 1 [ تشهير .meşhur etme. 2.sergileme. 3.sergilenme.
    teşhîr edilmek sergilenmek.
    teşhîr etmek sergilemek.
    teşhîs (A.) [ 1 [ تشخيص .ayırt etme. 2.kişilik kazandırma. 3.tanı.
    teşhîs edilmek 1.ayırt edilmek. 2.tanı konulmak.
    teşhîs etmek 1.ayırt etmek. 2.tanı koymak.
    teşhîs olunmak. ayırt edilmek.
    teşkîl (A.) [ 1 [ تشکيل .şekillendirme, oluşturma. 2.kurma.
    490
    teşkîl edilmek kurulmak.
    teşkîl etmek oluşturmak.
    teşne (F.) [ تشنه ] susuz,susamış.
    teşnedil (F.) [ تشنه دل ] seven, arzulu, can atan.
    teşrî’ (A.) [ تشریع ] yasa koyma.
    teşrîf (A.) [ 1 [ تشریف .şereflendirme. 2.gelme.
    teşrîfât (A.) [ تشریفات ] protokol.
    teşrîfatçı (A.-T.) protokol görevlisi.
    teşrîh (A.) [ 1 [ تشریح .açma. 2.açılama, şerh etme. 3.otopsi. 4.anatomi.
    teşrîh etmek açılamak, açıklamalı olarak söylemek veya yazmak.
    teşrîhhâne (A.-F.) [ تشریح خانه ] otopsi odası.
    teşrîk (A.) [ تشریک ] ortak etme.
    teşrîn-i evvel (A.-F.) [ تشرین اول ] Ekim.
    teşrîn-i sânî (A.-F.) [ تشرین ثانی ] Kasım.
    teşvîk (A.) [ تشویق ] şevklendirme.
    teşvîk edilmek şevklendirilmek.
    teşvîk etmek şevklendirmek.
    teşvîkât (A.) [ تشویقات ] teşvikler.
    teşyî’ (A.) [ تشييع ] uğurlama.
    teşyî’ edilmek uğurlanmak.
    teşyî’ etmek uğurlamak.
    tetâbuk (A.) [ تطابق ] uyma, uygun düşme.
    tetâbuk etmek uymak, uygun düşmek.
    491
    tetebbu’ (A.) [ تتبع ] derinlemesine araştırma, inceleme.
    tetebbu’ etmek incelemek.
    tetebu’ât (A.) [ تتبعات ] incelemeler.
    tetimme (A.) [ تتمه ] tamamlayıcı ek.
    tevâfuk (A.) [ توافق ] uygun gelme.
    tevaggul (A.) [ توغل ] sürekli uğraşı.
    tevahhuş (A.) [ توحش ] korku, korkma.
    tevakki (A.) [ توقی ] sakınma, korunma, çekinme.
    tevakku’ (A.) [ توقع ] beklenti.
    tevakkuf (A.) [ توقف ] durma.
    tevakkuf etmek durmak.
    tevâlî (A.) [ توالی ] kesintisiz sürme, birbirini izleme.
    tevâlî etmek kesintisiz sürmek, birbirini izlemek.
    tevânâ (F.) [ توانا ] güçlü.
    tevârîh (A.) [ تواریخ ] tarihler.
    tevârüs (A.) [ توارث ] miras alma.
    tevârüs etmek miras almak.
    tevâtur (A.) [ تواتر ] yaygın söylenti.
    tevâzu (A.) [ تواضع ] alçakgönüllülük.
    tevâzün (A.) [ توازن ] denklik.
    tevbe (A.) [ توبه ] tövbe.
    tevbîh (A.) [ توبيخ ] azarlama, azar.
    tevbîh olunmak azarlanmak.
    492
    tevcîh (A.) [ 1 [ توجيه .yöneltme, yönlendirme. 2.yorumlama. 3.rütbe verme.
    tevdî’ (A.) [ تودیع ] bırakma, görev verme.
    tevdî’ etmek bırakmak.
    teveccüh (A.) [ 1 [ توجه .yönelme, dönme. 2.ilgi gösterme.
    teveccüh etmek 1.yönelmek, dönmek. 2.ilgi göstermek. 3.düşmek.
    tevellüd (A.) [ 1 [ تولد .doğma. 2.doğum. 3.doğum tarihi.
    tevellüd etmek doğmak.
    teverrüm (A.) [ 1 [ تورم .şişme. 2.verem olma.
    teverrüm etmek şişmek.
    tevessü (A.) [ توسع ] genişleme.
    tevessü etmek genişlemek.
    tevessül (A.) [ 1 [ توسل .el atma, girişme. 3.inanma. 3.sarılma.
    tevessül etmek 1.el atmak. 2.sarılmak.
    tevezzü’ (A.) [ توزع ] dağılım.
    tevfîkan (A.) [ توفيقا ] -e göre, uyarak, bakılarak.
    tevhîd (A.) [ توحيد ] birleştirme.
    tevhîd edilmek birleştirilmek.
    tevhîd etmek birleştirmek.
    tevhit etmek bk. tevhîd etmek.
    tevkîf (A.) [ 1 [ توقيف .durdurma. 2.kapatma. 3.tutuklama.
    tevkîf edilmek 1.durdurulmak. 2.kapatılmak. 3.tutuklanmak.
    tevkîf etmek 1.durdurmak. 2.kapatmak. 3.tutuklamak.
    tevkîl etmek vekil bırakmak.
    493
    tevlîd (A.) [ 1 [ توليد .doğurtma, üretme. 2.meydana getirme.
    tevlîd etmek 1.üretmek. 2.meydana getirmek.
    tevsî etmek genişletmek.
    tevsî’ (A.) [ 1 [ توسيع .genişletme. 2.genişletilme.
    tevsî’ edilmek genişletilmek.
    tevsîk (A.) [ 1 [ توثيق .belgeleme. 2sağlamlaştırma.
    tevsîk edilmek belgelendirilmek.
    tevsîk etmek belgelendirmek.
    tevşîh (A.) [ 1 [ توشيح .süsleme. 2.çifte kafiye kullanma.
    tevvâb (A.) [ 1 [ تواب .çok tövbe eden. 2.tövbe kabul eden Tanrı.
    tevzî’ (A.) [ توزیع ] dağıtım, dağıtma.
    tevzî’ edilmek dağıtılmak.
    tevzî’ etmek dağıtmak.
    teyakkuz (A.) [ تيقظ ] uyanıklık.
    teyemmün (A.) [ تيمم ] uğur sayma.
    tezâd (A.) [ تضاد ] zıtlık, çelişki.
    tezâhür (A.) [ تظاهر ] ortaya çıkma, belirme.
    tezâhür etmek ortaya çıkmak, belirmek.
    tezâhürât (A.) [ 1 [ تظاهرات .ortaya çıkışlar, oluşlar. 2.destekler.
    tezâyüd (A.) [ تزاید ] artma, çoğalma.
    tezâyüd etmek artmak, çoğalmak.
    tezekkür (A.) [ تذکر ] ele alınma.
    tezelzül (A.) [ تزلزل ] sarsılma, sarsıntı.
    494
    tezerv (F.) [ تذرو ] sülün.
    tezevvüc (A.) [ تزوج ] evllilik, evlenme.
    tezhîb (A.) [ 1 [ تذهيب .süsleme. 2.yaldızlama. 3.altın sürme.
    tezkâr (A.) [ تذکار ] anma hatırlama.
    tezkâr eylemek hatırlatmak.
    tezkîr (A.) [ تذکير ] hatırlatma.
    tezkîr edilmek hatırlatılmak, dile getirilmek.
    tezkîr etmek hatırlatmak, dile getirmek.
    tezlîl (A.) [ تذليل ] aşağılama, zelil etme.
    tezvîc (A.) [ تزویج ] evlendirme.
    tezvîc etmek evlendirmek.
    tezvîr (A.) [ تزویر ] arabozuculuk.
    tezyîd (A.) [ تزیيد ] arttırma.
    tezyîd etmek arttırmak.
    tezyîd olunmak arttırılmak.
    tezyîn (A.) [ 1 [ تزیين .süsleme. 2.süslenme.
    tezyîn edilmek süslenmek, bezenmek.
    tezyînat (A.) [ تزیينات ] süslemeler, süsler.
    tıbb (A.) [ طب ] tıp.
    tıbbî (A.) [ طبی ] tıp ile ilgili.
    tıbbiye (A.) [ طبيه ] tıp fakültesi, tıp okulu.
    tıfl (A.) [ طفل ] küçük çocuk.
    tıflâne (A.-F.) [ طفلانه ] çocukça, çocuksu.
    495
    tılâ (A.) [ طلاع ] yaldız.
    tınab (A.) [ طناب ] sicim, çadır ipi.
    tıraş (F.) [ تراش ] tıraş.
    tıynet (A.) [ طينت ] mizaç.
    tıynetsiz (A.-T.) kötü mayalı, karaktersiz.
    tîb (A.) [ طيب ] güzel koku.
    ticârethâne (A.-F.) [ تجارت خانه ] ticaret yapılan işyeri.
    tîğ (F.) [ تيغ ] kılıç.
    tilâvet (A.) [ تلاوت ] güzel Kur’ân okuma.
    tilâvet etmek usûlüne göre Kur’ân okumak.
    tilmîz (A.) [ تلميذ ] öğrenci.
    tîmâr (F.) [ 1 [ تيمار .bakım. 2.tımar.
    tîmârhâne (F.) [ تيمارخانه ] akıl hastanesi.
    timsâh (A.) [ تمساح ] timsah.
    timsâl (A.) [ 1 [ تمثال .resim. 2.sembol.
    timsâlî (A.) [ تمثالی ] sembolik.
    tîr (F.) [ 1 [ تير .ok. 2.sevgilinin kirpiği.
    tîrâje (F.) [ تيراژه ] gökkuşağı.
    tîrdân (F.) [ تيردان ] okluk, sadak.
    tîre (F.) [ 1 [ تيره .karanlık. 2.bulanık. 3.koyu.
    tîrendâz (F.) [ تيرانداز ] okçu.
    tîrkeş (F.) [ تيرکش ] okluk, sadak.
    tiryâk (A.) [ 1 [ تریاک .panzehir. 2.afyon.
    496
    tiryâkî (A.) [ 1 [ تریاکی .esrarkeş. 2.sigara tutkunu.
    tis’a (A.) [ تسعه ] dokuz.
    tis’în (A.) [ تسعين ] doksan.
    tîşe (F.) [ 1 [ تيشه .keser. 2.balta.
    tîz (F.) [ 1 [ تيز .keskin. 2.sivri. 3.çabuk tez.
    tîzâb (F.) [ تيزاب ] kezzap.
    töhmet (A.) [ تهمت ] suç.
    tu’me (A.) [ 1 [ طعمه .yem. 2.yiyecek. 2.tat.
    tûde (F.) [ توده ] yığın.
    tufeylât (A.) [ طفيلات ] parazitler.
    tufeylî (A.) [ طفيلی ] parazit.
    tufeyliyet (A.) [ طفيليت ] parazitlik.
    tuffah (A.) [ تفاح ] elma.
    tufû (F.) [ 1 [ تفو .tükrük. 2.tüh!
    tufûliyyet (A.) [ طفوليت ] çocukluk.
    tuğrâkeş (T.-F.) [ طغراکش ] tuğracı.
    tuğyân (A.) [ 1 [ طغيان .taşkınlık, azgınlık. 2.taşkın.
    tuhaf (A.) [ 1 [ تحف .ilginç. 2.hediyeler. 3.gülünç.
    tuhfe (A.) [ تحفه ] hediye.
    tuhm (F.) [ تخم ] tohum.
    tûl (A.) [ 1 [ طول .uzunluk. 2.boylam.
    tûlânî (A.) [ طولانی ] uzunluğuna.
    tullâb (A.) [ طلاب ] öğrenciler.
    497
    tulû (A.) [ طلوع ] doğuş.
    tulûât (A.) [ طلوعات ] doğaçlamalar.
    tûranî (T.-F.) [ تورانی ] Turanlı.
    tûraniyülasl (T.-A.) [ تورانی الاصل ] Tûran asıllı.
    turfa (A.) [ طرفه ] yepyeni, görülmemiş şey.
    turre (A.) [ طره ] saç lülesi.
    turş (F.) [ ترش ] ekşi.
    turuk (A.) [ طرق ] yollar.
    turuncî (F.) [ ترنجی ] turuncu.
    tûsen (F.) [ توسن ] serkeş at.
    tûşe (F.) [ توشه ] azık.
    tût (F.) [ توت ] dut.
    tûtî (F.) [ طوطی ] papağan, dudu kuşu.
    tuyûf (A.) [ طيوف ] tayflar.
    tuyûr (A.) [ طيور ] kuşlar.
    tüccâr (A.) [ تجار ] tacirler.
    tükme (F.) [ تکمه ] düğme.
    tünbek (F.) [ تنبک ] dümbelek.
    tünd (F.) [ 1 [ تند .hızlı. 2.keskin. 3.acı. 3.şiddetli.
    tündbâd (F.) [ تندباد ] kasırga.
    tündmizâc (F.-A.) [ تندمزاج ] asabî mizaçlı.
    türâb (A.) [ تراب ] toprak.
    türb (F.) [ ترب ] turp.
    498
    türbet (F.) [ تربت ] türbe.
    türk 1.Türk. 2.güzel.
    türkân (T.-F.) [ 1 [ ترکان .Türkler. 2.güzeller.
    türkiyât (T.-A.) [ ترکيات ] Türklük araştırmaları, türkoloji.
    türktâz (T.-F.) [ 1 [ ترکتاز .koşturma, koşma. 2.yağmalama.
    türrehe (A.) [ ترهه ] zırva.
    türşî (F.) [ 1 [ ترشی .ekşilik. 2.turşu.
    türşrû (F.) [ ترش رو ] suratı sirke satan, ekşi suratlı.
    tüvân (F.) [ توان ] güç.
    tüvânâ (F.) [ توانا ] güçlü.
    tüvânger (F.) [ توانگر ] zengin.




  2. 58
    Reklam




    -U-

    u’cûbe (A.) [ اعجوبه ] acayip, şaşılacak şey.
    ubûdiyyet (A.) [ عبودیت ] kulluk.
    ubûr (A.) [ عبور ] geçiş.
    ucb (A.) [ عجب ] kendini beğenme.
    ûd (A.) [ 1 [ عود .öd ağacı. 2.ud.
    ûdî (A.) [ عودی ] ud sanatçısı.
    udûl (A.) [ عدول ] vazgeçme.
    udûl etmek vazgeçmek.
    ufuk (A.) [ افق ] ufuk.
    ufûnet (A.) [ 1 [ عفونت .yangı. 2.kötü koku.
    uhde (A.) [ عهده ] sorumluluk.
    uhrâ (A.) [ اخری ] başka, diğer.
    uhrevî (A.) [ اخروی ] ahiret ile ilgili.
    uht (A.) [ اخت ] kızkardeş.
    uhuvvet (A.) [ اخوت ] kardeşlik.
    ukâb (A.) [ عقاب ] kartal.
    ukalâ (A.) [ عقلا ] akıl sahipleri.
    ukbâ (A.) [ عقبی ] ahiret.
    ukde (A.) [ 1 [ عقده .düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun.
    ukûbât (A.) [ عقوبات ] cezalar.
    ukûbet (A.) [ عقوبت ] ceza.
    ukûbet bulmak cezalandırılmak.
    ukûd (A.) [ عقود ] akitler.
    ukûl (A.) [ عقول ] akıllar.
    ûlâ (A.) [ اولی ] ilk, birinci.
    ulemâ (A.) [ علما ] bilginler.
    ulûfe (A.) [ 1 [ علوفه .yem. 2.yeniçeri maaşı.
    ulûhiyyet (A.) [ الوهيت ] tanrılık.
    ulûm (A.) [ علوم ] ilimler.
    ûlülazm (A.) [ اولو العظم ] büyük peygamber.
    ûlülebsâr (A.) [ اولو الابصار ] görüş sahipleri.
    ûlülemr (A.) [ اولو الامر ] padişah.
    ulüvv (A.) [ علو ] yücelik.
    ulvî (A.) [ علوی ] yüce.
    ulyâ (A.) [ 1 [ عليا .çok yüce. 2.yukarı, üst.
    umde (A.) [ 1 [ عمده .dayanak. 2.ilke, prensip.
    umk (A.) [ عمق ] derinlik.
    ummâl (A.) [ 1 [ عمال .görevliler. 2.yöneticiler.
    ummân (A.) [ عمان ] okyanus.
    umran (A.) [ عمران ] bayındırlık.
    umûm (A.) [ 1 [ عموم .genel. 2.halk. 3.tüm.
    umûmen (A.) [ عموما ] genellikle.
    umûmhâne (A.-F.) [ عموم خانه ] genelev.
    umûmî (A.) [ عمومی ] genel.
    umûmîleşmek genelleşmek.
    umûmiyyet (A.) [ عموميت ] genellik.
    umûmiyyetle (A.-T.) genellikle.
    umûr (A.) [ امور ] işler.
    unf (A.) [ عنف ] sertlik, katılık, şiddet.
    unfen (A.) [ عنفا ] sertçe, şiddet kullanarak, kabalıkla.
    unfuvân (A.) [ عنفوان ] gençlik ödnemi.
    unmûzec (A.) [ انموذج ] örnek.
    unnâb (A.) [ عناب ] hünnap.
    unsur (A.) [ 1 [ عنصر .eleman.madde. 2.topluluk.
    urefâ (A.) [ عرفا ] arifler.
    urûc (A.) [ عروج ] yükselme, göklere ağma.
    urûc etmek yükselmek, göklere ağmak.
    urûk (A.) [ 1 [ عروق .damarlar. 2.ırklar.
    urve (A.) [ عروه ] kulp.
    uryân (A.) [ عریان ] çıplak, üryan.
    usâre (A.) [ عصاره ] özsuyu.
    usr (A.) [ عسر ] güçlük.
    usret (A.) [ عسرت ] güçlük, sıkıntı, zorluk.
    ustûre (A.) [ اسطوره ] efsane, mitoloji.
    ustûrevî (A.) [ اسطوروی ] efsanevî, mitolojik.

    usûl (A.) [ 1 [ اصول .asıllar. 2.yöntem, yol yordam, metod.
    usûlî (A.) [ اصولی ] metodik.
    uşşâk (A.) [ عشاق ] aşıklar.
    utrûş (A.) [ اطروش ] sağır.
    utûfet (A.) [ عطوفت ] şefkat.
    uyûb (A.) [ عيوب ] kusurlar.
    uyûn (A.) [ عيون ] gözler.
    uzlet (A.) [ عزلت ] köşesine çekilme.
    uzletgâh (A.-F.) [ عزلتگاه ] inziva yeri.
    uzletgüzin (A.-F.) [ عزلت گزین ] köşesine çekilen, münzevi.
    uzletgüzin olmak köşesine çekilmek.
    uzmâ (A.) [ عظمی ] büyük, çok büyük.
    uzûbet (A.) [ 1 [ عذوبت .tatlılık. 2.şirinlik, alımlılık.
    uzûbet (A.) [ عزوبت ] bekarlık.
    uzv (A.) [ 1 [ عضو .organ. 2.üye.
    uzvî (A.) [ عضوی ] organik.
    uzviyye (A.) [ عضویه ] canlı, organik.
    uzviyyet (A.) [ عضویت ] canlı.



  3. 59
    -Ü-

    übbehet (A.) [ ابهت ] ululuk.
    übüvvet (A.) [ ابوت ] babalık.
    ücret (A.) [ اجرت ] hizmet karşılığında verilen para.
    ücûr (A.) [ اجور ] ücretler.
    ücûrât (A.) [ اجورات ] ücretler.
    üdebâ (A.) [ ادبا ] edipler.
    üf’ûle (A.) [ افعوله ] .görev, fonksiyon.
    üf’ûlevî (A.) [ افعولوی ] görevle ilgili, fonksiyonel.
    üftâde (F.) [ 1 [ افتاده .düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.
    üftâdegân (F.) [ 1 [ افتادگان .düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.
    üftânühîzân (F.) [ افتان و خيزان ] düşe kalka.
    üfûl (A.) [ 1 [ افول .batış. 2.ölüm.
    ükül (A.) [ 1 [ اکل .meyva. 2.azık. 3.zeka.
    ülfet (A.) [ 1 [ الفت .dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.
    ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak.
    ümem (A.) [ امم ] ümmetler.
    ümenâ (A.) [ امنا ] güvenilir kişiler.
    ümerâ (A.) [ امرا ] emirler.
    ümîd (F.) [ اميد ] ümit, umut.
    ümîd etmek umutlanmak.
    ümîdbahş (F.) [ اميدبخش ] ümit verici.
    ümîdbahşî (F.) [ اميدبخشی ] ümit verme.
    ümîdvâr (F.) [ اميدوار ] ümitli.
    ümîdvârî (F.) [ اميدواری ] ümitli olma.
    ümm (A.) [ ام ] anne, ana.
    ümmehât (A.) [ 1 [ امهات .anneler. 2.temeller, esaslar.
    ümmet (A.) [ امت ] ümmet, bir peygambere bağlı olanlar.
    ümmîd (F.) [ اميد ] ümit.
    ümmiyyet (A.) [ اميت ] ümmîlik, hiç okuma yazma bilmeyen.
    ümmülbilâd (A.) [ ام البلاد ] Mekke.
    ümmülkitâb (A.) [ 1 [ ام الکتاب .Fâtiha sûresi. 2.levhimahfuz.
    ümmülkurâ (A.) [ ام القرا ] Mekke.
    ümrân (A.) [ عمران ] bayındırlık, kalkınma.
    ünâs (A.) [ اناس ] halk.
    ünbûbe (A.) [ 1 [ انبوبه .boru. 2.kılcal damar.
    üns (A.) [ انس ] alışma.
    ünsiyyet (A.) [ انسيت ] alışma.
    ünsiyyet kesb etmek alışmak.
    ünûset (A.) [ انوثت ] dişilik.
    ürcûfe (A.) [ ارجوفه ] yalan dolan, uydurma söz, martaval.
    üryân (A.) [ عریان ] çıplak, anadan doğma.
    üsbû’ (A.) [ اسبوع ] hafta.
    üsbû’î (A.) [ اسبوعی ] haftalık.
    üserâ (A.) [ اسرا ] tutsaklar, esirler.
    üskuf (A.) [ اسقف ] papaz.
    üslûb (A.) [ اسلوب ] anlatım tarzı.
    üss (A.) [ 1 [ اس .üs. 2.esas.
    üssülesâs (A.) [ اس الاساس ] asıl, temel.
    üstâd (F.) [ 1 [ استاد .üstat. 2.profesör. 3.usta.
    üstâdâne (F.) [ استادانه ] ustaca.
    üstâdî (F.) [ 1 [ استادی .ustalık. 2.üstatlık.
    üstûr (F.) [ استور ] binek ve yük hayvanı.
    üstûre (A.) [ 1 [ اسطوره .efsane. 2.uydurma söz.
    üstühan (F.) [ استخوان ] kemik.
    üstüre (F.) [ استره ] ustura.
    üstüvâne (A.) [ استوانه ] silindir.
    üstüvâr (F.) [ 1 [ استوار .sağlam. 2.güvenilir.
    üstüvârî (F.) [ 1 [استواری .sağlamlık. 2.güvenilirlik.
    üştür (F.) [ اشتر ] deve.
    üştürban (F.) [ اشتربان ] deveci.
    üştürdil (F.) [ اشتردل ] kinci.
    üştürhâr (F.) [ اشترخار ] deve dikeni.
    üzn (A.) [ اذن ] kulak.



  4. 60
    -V-

    va’d (A.) [ وعد ] vaat.
    va’d edilmek vaat edilmek.
    va’d etmek vaat etmek.
    va’z (A.) [ وعظ ] vaaz, dinî öğüt.
    vâbeste (F.) [ وابسته ] bağlı.
    vâbestegân (F.) [ وابستگان ] bağlılar.
    vâcib (A.) [ واجب ] gerekli.
    vâcib olmak gerekmek.
    vâcibât (A.) [ واجبات ] gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
    vâcibe (A.) [ واجبه ] gereken, yapılması gerekli olan.
    vâcibülîfâ (A.) [ واجب الایفا ] yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
    vâcibülvücûd (A.) [ واجب الوجود ] Tanrı.
    vâcid (A.) [ 1 [ واجد .Tanrı. 2.meydana getiren.
    vâdî (A.) [ 1 [ وادی .vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
    vâfir (A.) [ وافر ] bol.
    vâh (A.) [ واه ] vah, yazık.
    vâha (A.) [ واحه ] vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
    vahâmet (A.) [ وخامت ] korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
    vâhasretâ (A.) [ واحسرتا ] eyvahlar olsun.
    vâhayfâ (A.) [ واحيفا ] yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
    vahdânî (A.) [ وحدانی ] Tanrı’nın birliği ile ilgili.
    vahdâniyyet (A.) [ وحدانيت ] Tanrı’nın tekliği.
    vahdet (A.) [ 1 [ وحدت .teklik. 2.birlik, beraberlik.
    vâhî (A.) [ واهی ] yararsız.
    vâhid (A.) [ واحد ] tek, bir tane.
    vahîd (A.) [ وحيد ] tek, biricik.
    vahîm (A.) [ وخيم ] korkunç.
    vahş (A.) [ وحش ] yabanıl.
    vahşet (A.) [ 1 [ وحشت .yabanîlik. 2.korku.
    vahşetengîz (A.-F.) [ وحشت انگيز ] korkunç, korku salan.
    vahşetnâk (A.-F.) [ 1 [ وحشتناک .korkunç. 2.ıssız.
    vahşî (A.) [ 1 [ وحشی .yabanî. 2.acımasız.
    vahy (A.) [ وحی ] vahiy.
    vâiz (A.) [ واعظ ] vaaz veren, dinî öğütler eden.
    vâjgûn (F.) [ واژگون ] baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş.
    vak’a (A.) [ 1 [ وقعه .olay. 2.savaş.
    vak’anüvis (A.-F.) [ وقعه نویس ] tarih yazarı.
    vak’anüvîsân (A.-F.) [ وقعه نویسان ] tarih yazarları.
    vakar (A.) [ وقار ] ağırbaşlılık.
    vakâyi’ (A.) [ وقایع ] olaylar.
    vakf (A.) [ 1 [ وقف .durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama.
    vakfe (A.) [ وقفه ] durma, duraklama.
    vakfegâh (A.-F.) [ وقفه گاه ] durulacak yer, durak.
    vakfiyye (A.) [ وقفيه ] vakıf belgesi.
    vâkıa (A.) [ 1 [ واقعه .olay. 2.gerçek.
    vâkıât (A.) [ واقعات ] olaylar.
    vâkıf (A.) [ 1 [ واقف .vakfeden. 2.anlamak, bilmek.
    vâki (A.) [ واقع ] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.
    vâki’ olmak 1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.
    vakiyye (A.) [ وقيه ] okka.
    vakt (A.) [ وقت ] vakit.
    vaktâki (A.-F.) [ وقتاکه ] –diği zaman.
    vakûr (A.) [ وقور ] ağırbaşlı.
    vakûrâne (A.-F.) [ وقورانه ] ağırbaşlılıkla.
    vâlâ (F.) [ والا ] yüksek, yüce.
    vâlâcâh (F.) [ والاجاه ] yüksek mevki sahibi.
    vâlâkadr (F.-A.) [ والاقدر ] saygıdeğer.
    vâlid (A.) [ 1 [ والد .baba. 2.yol açan, doğuran.
    vâlide (A.) [ والده ] anne, ana.
    vâlideyn (A.) [ والدین ] anababa.
    vâlih (A.) [ واله ] şaşkın.
    vâliyân (A.-F.) [ واليان ] valiler.
    vâm (F.) [ وام ] borç.
    vâmdâr (F.) [ وامدار ] borçlu.
    vâmhâh (F.) [ وامخواه ] alacaklı.
    vâpesin (F.) [ واپسين ] sonuncu.
    vâr (F.) [ وار ] gibi, benzer.
    varak (A.) [ 1 [ ورق .yaprak. 2.kağıt. 3.plaka.
    varaka (A.) [ 1 [ ورقه .belge. 2.bir yaprak.
    varakpâre (A.-F.) [ 1 [ ورق پاره .kağıt parçası. 2.pusula, not.
    vâreste (F.) [ 1 [ وارسته .kurtulmuş, rahat. 2.uzak.
    vârî (F.) [ واری ] gibi.
    vârid (A.) [ 1 [ وارد .gelen, ulaşan. 2.sözkonusu.
    vâridât (A.) [ واردات ] kazanç, gelir.
    vâride (A.) [ 1 [ وارده .gelen, ulaşan. 2.akla gelen.
    vâris (A.) [ وارث ] mirasçı.
    varta (A.) [ 1 [ ورطه .uçurum. 2.tehlike.
    vârûn (F.) [ وارون ] ters, başaşağı.
    vârûne (F.) [ وارونه ] ters, başaşağı.
    vasat (A.) [ 1 [ وسط .orta. 2.ortalama.
    vasatî (A.) [ 1 [ وسطی .ortalama. 2.orta.
    vasf (A.) [ 1 [ وصف .nitelik, özellik. 2.övgü.
    vâsıl (A.) [ واصل ] ulaşan, kavuşan, gelen.
    vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak.
    vâsıta (A.) [ 1 [ واسطه .aracı. 2.araç, alet.
    vâsi’ (A.) [ 1 [ واسع .geniş. 2.yaygın. 3.kapsamlı. 4.enli. 5.bol.
    vasiyyet (A.) [ وصيت ] vasiyet.
    vasiyyetnâme (A.-F.) [ وصيت نامه ] vasiyet mektubu.
    vasl (A.) [ 1 [ وصل .ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama.
    vassaf (A.) [ وصاف ] öven, anlatan, tavsif eden.
    vassal (A.) [ وصال ] ulaştıran.
    vatan (A.) [ وطن ] yurt.
    vatandaş (A.-T.) [ وطنداش ] yurttaş.
    vatanî (A.) [ وطنی ] yurt ile ilgili.
    vatanperver (A.-F.) [ وطن پرور ] yurtsever.
    vatanperverâne (A.-F.) [ وطن پرورانه ] yurtseverce.
    vâveylâ (A.) [ 1 [ واویلا .yazık, eyvahlar olsun. 2.çığlık.
    vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak.
    vâye (F.) [ وایه ] kısmet.
    vaz’ (A.) [ 1 [ وضع .koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum.
    vaz’ -ı haml [ وضع حمل ] doğum.
    vaz’ -ı kadîm [ وضع قدیم ] eski konum, eski durum.
    vaz’ -ı yed [ وضع ید ] el koyma.
    vaz’ -ı yed edilmek el konulmak.
    vaz’ -ı yed etmek el koymak.
    vaz’ etmek koymak.
    vaz’an (A.) [ وضعا ] konumu bakımından.
    vazâif (A.) [ وظائف ] görevler, ödevler.
    vâzı’ (A.) [ 1 [ واضع .koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı.
    vâzıh (A.) [ واضح ] açık, net.
    vâzıhan (A.) [ واضحا ] açıkça, açık olarak.
    vazî' (A.) [ 1 [ وضيع .alçak, aşağı. 2.mütevazi.
    vazîfe (A.) [ 1 [ وظيفه .görev. 2.ödev.
    vazîfedâr (A.-F.) [ وظيفه دار ] görevli.
    vazîfeşinas (A.) [ وظيفه شناس ] görevine düşkün.
    vaziyet (A.) [ وضعيت ] durum, konum.
    vebâl (A.) [ وبال ] günah.
    vecâhet (A.) [ وجاهت ] yüz güzelliği.
    vecd (A.) [ وجد ] coşku.
    vecdâver (A.-F.) [ وجدآور ] coşkulu, heyecanlandıran.
    vech (A.) [ 1 [ وجه .yüz. 2.sebep, ilgi, münasebet, vasıta. 3.yüzey.
    veche (A.) [ 1 [ وجهه .yüz. 2.yön, taraf.
    vecîbe (A.) [ وجيبه ] yapılması gereken, görev.
    vecîz (A.) [ وجيز ] özlü.
    vecîze (A.) [ وجيزه ] özdeyiş.
    vedâ (A.) [ وداع ] ayrılış, ayrılma.
    vedâyi’ (A.) [ ودایع ] emanetler.
    vedîa (A.) [ ودیعه ] emanet.
    vefâ (A.) [ 1 [ وفا .sözünde durma. 2.dostluğu sürdürme.
    vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek.
    vefâdâr (A.-F.) [ وفادار ] vefalı.
    vefâkâr (A.-F.) [ وفاکار ] vefalı.
    vefât (A.) [ وفات ] ölüm.
    vefât etmek ölmek.
    vefeyât (A.) [ وفيات ] ölümler.
    vefk (A.) [ 1 [ وفق .uyum. 2.uygun.
    vegayrühü (A.) [ وغيره ] ondan başka.
    vegayrühüm (A.) [ وغيرهم ] ondan başkaları.
    veh (F.-A.) [ وه ] vah.
    vehb (A.) [ وهب ] bağış, vergi.
    vehbî (A.) [ وهبی ] Tanrı vergisi.
    vehelümmecerrâ (A.) [ و هلم جری ] var gerisini kıyas et.
    vehhâb (A.) [ وهاب ] çok bağışlayıcı Tanrı.
    vehhâbiyyet (A.) [ وهابيت ] vehhâbîlik.
    vehhâbiyyûn (A.) [ وهابيون ] vehhâbîler.
    vehim (A.) [ وهم ] kuruntu.
    vehleten (A.) [ وهلة ] ansızın.
    vehm (A.) [ وهم ] kuruntu.
    vehmî (A.) [ وهمی ] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş.
    vehmnâk (A.-F.) [ وهمناک ] kuruntulu.
    veillâ (A.) [ والا ] yoksa, aksi takdirde.
    vekâhat (A.) [ وقاحت ] arsızlık, utanmazlık, hayasızlık.
    vekâlet (A.) [ 1 [ وکالت .vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık.
    vekâleten (A.) [ وکالة ] vekil olarak.
    vekâletnâme (A.-F.) [ وکالت نامه ] vekillik belgesi.
    vekâletpenâh (A.-F.) [ وکالت پناه ] sadrazam.
    vekâyi’ (A.) [ 1 [ وقایع .olaylar. 2.savaşlar.
    vekıs’alâhâzâ (A.) [ وقس علی هذا ] bununla kıyasla.
    vekil (A.) [ 1 [ وکيل .avukat. 2.biri tarafından yetki verilmiş. 3.bakan.
    velâdet (A.) [ 1 [ ولادت .doğum. 2.doğum günü.
    velâyet (A.) [ 1 [ ولایت .velîlik. 2.dostluk. 3.otorite.
    velev (A.) [ ولو ] olsa da.
    velhâsıl (A.) [ والحاصل ] kısaca, sözün kısası.
    velî (A.) [ 1 [ ولی .ermiş, velî. 2.çocuktan sorumlu olan.
    velî (F.) [ ولی ] ama, fakat.
    velîahd (A.) [ وليعهد ] veliaht.
    velîk (F.) [ وليک ] ama, ancak.
    velîkin (F.) [ وليکن ] ama, ancak.
    velîme (A.) [ 1 [ وليمه .ziyafet. 2.düğün.
    velûd (A.) [ 1 [ ولود .doğurgan. 2.üretken.
    velvele (A.) [ ولوله ] gürültü patırtı.
    verâ (A.) [ ورا ] öte.
    verâset (A.) [ وراثت ] varislik.
    verd (A.) [ ورد ] gül.
    verem (A.) [ 1 [ ورم .şişkinlik, şiş. 2.verem, tüberküloz.
    verese (A.) [ ورثه ] varisler, mirasçılar.
    verîd (A.) [ ورید ] toplardamar.
    vesâik (A.) [ وثائق ] belgeler.
    vesâil (A.) [ وسائل ] sebepler.
    vesâit (A.) [ 1 [ وسائط .araçlar. 2.aracılar.
    vesâtet (A.) [ وساطت ] aracılık.
    vesâyâ (A.) [ وصایا ] vasiyetler.
    vesîka (A.) [ وثيقه ] belge.
    vesîle (A.) [ 1 [ وسيله .sebep, bahane. 2.yol.
    vesme (A.) [ وسمه ] rastık.
    vesvese (A.) [ وسوسه ] kuruntu.
    veş (F.) [ وش ] gibi.
    veşak (A.) [ وشق ] vaşak.
    veted (A.) [ وتد ] kazık.
    veter (A.) [ 1 [ وتر .kiriş. 2.saz teli.
    vetîre (A.) [ 1 [ وتيره .üslup. 2.süreç. 3.dar yol.
    veyl (A.) [ ویل ] yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun.
    vezâif (A.) [ وظائف ] görevler, ödevler.
    vezân (F.) [ وزان ] esen.
    vezâret (A.) [ وزارت ] vezirlik.
    vezîr (A.) [ وزیر ] eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi.
    vezn (A.) [ وزن ] ağırlık.
    vezne (A.) [ 1 [ وزنه .ağırlık. 2.tartı. 3.para gişesi.
    veznedâr (A.-F.) [ وزنه دار ] gişe görevlisi.
    vicâhen (A.) [ وجاها ] yüzleşerek, yüzüne karşı.
    vicâhî (A.) [ وجاهی ] yüzyüze.
    vicdân (A.) [ وجدان ] iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu.
    vicdânen (A.) [ وجدانا ] vicdan bakımından.
    vidâd (A.) [ 1 [ وداد .sevgi. 2.dostluk.
    vikâye (A.) [ وقایه ] koruma.
    vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak.
    vilâdet (A.) [ 1 [ ولادت .doğum. 2.doğum günü.
    vilâyât (A.) [ ولایات ] vilayetler.
    vildân (A.) [ 1 [ ولدان .bebekler. 2.köleler.
    vîrân (F.) [ 1 [ ویران .yıkık, harap olmuş. 2.yıkıntı, harabe.
    vîrân etmek yıkmak, harap etmek.
    vîrân olmak 1.yıkılmak, harap olmak. 2.perişan olmak.
    vîrâne (F.) [ ویرانه ] yıkıntı alan, harap yer, harap bina.
    vîrânî (F.) [ ویرانی ] haraplık.
    vird (A.) [ ورد ] dua.
    vird etmek dua etmek.
    visâk (A.) [ وثاق ] antlaşma.
    visâl (A.) [ 1 [ وصال .ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat.
    vufûr (A.) [ وفور ] bolluk.
    vuhûş (A.) [ 1 [ وحوش .vahşiler. 2.yaban hayvanları.
    vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.
    vukû’ (A.) [ وقوع ] meydana gelme, cereyan etme.
    vukûât (A.) [ 1 [ وقوعات .olaylar. 2.polisiye olaylar.
    vukûf (A.) [ وقوف ] bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma.
    vukufsuz (A.-T.) bilgisiz.
    vuskâ (A.) [ وثقی ] sağlam.
    vusla (A.) [ 1 [ وصله .ek. 2.yama.
    vuslat (A.) [ 1 [ وصلت .ulaşma. 2.kavuşma.
    vustâ (A.) [ وسطی ] orta, iç.
    vusûl (A.) [ وصول ] ulaşma, gelme.
    vusûl eylemek gelmek, ulaşmak.
    vuzû (A.) [ وضوء ] abdest.
    vuzûh (A.) [ وضوح ] açıklık.
    vücûb (A.) [ وجوب ] gereklilik.
    vücûd (A.) [ 1 [ وجود .varlık. 2.beden. 3.var oluş.
    vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak.
    vücûh (A.) [ 1 [ وجوه .yüzler. 2.şekiller, tarzlar. 3.yüzeyler. 4.ileri gelenler.
    vüfûd (A.) [ وفود ] elçiler.
    vüfûr (A.) [ وفور ] bolluk.
    vükelâ (A.) [ 1 [ وکلا .vekiller. 2.bakanlar.
    vülât (A.) [ ولات ] valiler.
    vürûd (A.) [ ورود ] giriş, geliş.
    vürûd etmek girmek, gelmek.
    vüs’ (A.) [ 1 [ وسع .genişlik. 2.kapasite. 3.takat.
    vüs’at (A.) [ 1 [ وسعت .genişlik. 2.kapasite. 3.parasal yeterlik. 4.genlik.
    vüskâ (A.) [ وثقی ] sağlam.
    vüsûk (A.) [ 1 [ وثوق .sağlamlık. 2.güvenilirlik.
    vüzerâ (A.) [ وزرا ] vezirler.



  5. 61

    --->: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    -Y-

    yâ (A.) [ یا ] ey.
    yâb (F.) [ یاب ] bulan.
    yâbis (A.) [ یابس ] kuru.
    yâd (F.) [ 1 [ یاد .hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.
    yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.
    yâd etmek anmak, hatırlamak.
    yâdgâr (F.) [ 1 [ یادگار .anı. 2.hatıra.
    yadigâr bk. yâdgâr.
    yağmâ (F.) [ یغما ] talan, çapul.
    yağma eylemek talan etmek, yağmalamak.
    yağmâger (F.) [ یغماگر ] yağmacı.
    yah (F.) [ یخ ] buz.
    yahbeste (F.) [ یخ بسته ] buzlanmış, donmuş.
    yâhud (F.) [ یاخود ] yahut.
    yâis (A.) [ یائس ] umutsuz.
    yakaza (A.) [ یقظه ] uyanıklık.
    yakîn (A.) [ یقين ] kesin bilgi.
    yakînen (A.) [ یقينا ] kesin olarak.
    yâkût (A.) [ 1 [ یاقوت .yakut. 2.dudak.
    yakzân (A.) [ یقظان ] uyanık.
    yâl (F.) [ 1 [ یال .yele. 2.boyun.
    yâleyte (A.) [ یا ليت ] keşke.
    yâr (F.) [ 1 [ یار .dost. 2.sevgili. 3.arkadaş.
    yârâ (F.) [ یارا ] güç.
    yârân (F.) [ یاران ] dostlar, arkadaşlar.
    yârî (F.) [ 1 [ یاری .dostluk. 2.yardım.
    yâsemen (F.) [ یاسمن ] yasemin.
    yâve (F.) [ یاوه ] zırva, saçma.
    yâvegû (F.) [ یاوه گو ] zırvalayan, saçmalayan.
    yâver (F.) [ یاور ] yardımcı.
    yâzdeh (F.) [ یازده ] onbir.
    ye’s (A.) [ یأس ] umutsuzluk.
    ye’sefzâ (A.-F.) [ یأس افزا ] üzücü.
    yebânî (F.) [ 1 [ یبانی .yabanıl. 2.ürkek. 3.kaba.
    yed (A.) [ 1 [ ید .el. 2.güç.
    yegân (F.) [ یگان ] birler.
    yegân yegân (F.) [ یگان یگان ] bir bir, tek tek.
    yegâne (F.) [ یگانه ] biricik.
    yegânegî (F.) [ یگانگی ] birlik, teklik.
    yek (F.) [ یک ] bir.
    yekbeyek (F.) [ یک بيک ] bir bir, birer birer.
    yekcihet (F.-A.) [ 1 [ یک جهت .tek yön. 2.aynı görüşlü.
    yekcins (F.-A.) [ یک جنس ] aynı türden.
    yekdîger (F.) [ یک دیگر ] birbiri.
    yekdil (F.) [ یک دل ] bir gönül.
    yeknazarda (F.-A.-T.) ilk bakışta, bir bakışta.
    yekpâre (F.) [ 1 [ یک پاره .tek parça. 2.bütün.
    yeksân (F.) [ 1 [ یکسان .bir şekilde. 2.birlikte.
    yekseviye (F.-A.) [ یک سویه ] aynı düzeyde, eşit seviyeli.
    yekşenbe (F.) [ یک شنبه ] pazar.
    yektene (F.) [ یک تنه ] tek başına.
    yekûn (A.) [ یکون ] toplam.
    yel (F.) [ یل ] yiğit.
    yeldâ (F.) [ یلدا ] uzun.
    yemîn (A.) [ 1 [ یمين .sağ, sağ yön. 2.ant, yemin.
    yesâr (A.) [ یسار ] sol, sol taraf.
    yesîr (A.) [ یسير ] kolay.
    yetîm (A.) [ یتيم ] biricik, tek. 2.yetim.
    yetîme (A.) [ یتيمه ] yetim kız çocuğu.
    yetîmhâne (A.-F.) [ یتيم خانه ] yetimler evi.
    yevâkît (A.) [ یواقيت ] yakutlar.
    yevm (A.) [ یوم ] gün.
    yevmenfeyevmen (A.) [ یوما فيوما ] günden güne.
    yevmî (A.) [ یومی ] günlük, gündelik.
    yevmiyye (A.) [ یومی ] gündelik ücret.
    yezdân (F.) [ یزدان ] Tanrı.
    yubûset (A.) [ یبوست ] kuruluk.
    yûğ (F.) [ یوغ ] boyunduruk.
    yûz (F.) [ یوز ] pars.
    yübûset (A.) [ یبوست ] kuruluk.
    yümkin (A.) [ یمکن ] mümkün, olabilir, olası.
    yümn (A.) [ یمن ] uğur.
    yümnâ (A.) [ یمنی ] sağ taraf.
    yümnî (A.) [ یمنی ] uğurlu.
    yüsr (A.) [ 1 [ یسر .kolaylık. 2.zenginlik.
    yüsrâ (A.) [ یسری ] sol taraf.




  6. 62
    -Z-

    za’f (A.) [ ضعف ] zayıflık, zaaf.
    za’f gelmek zayıflamak.
    za’ferân (A.) [ زعفران ] safran.
    za’fî (A.) [ ضعفی ] zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.
    za’fiyyet (A.) [ ضعفيت ] zayıflık, zafiyet.
    zâbıta (A.) [ ضابطه ] güvenlik görevlisi.
    zâbih (A.) [ ذابح ] boğazlayan.
    zâbit (A.) [ ضابط ] subay.
    zâbitân (A.-F.) [ ضابطان ] subaylar.
    zabt (A.) [ 1 [ ضبط .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.
    zabt edilmek ele geçirilmek.
    zabt etmek ele geçirmek.
    zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.
    zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.
    zabtiyye (A.) [ ضبطيه ] güvenlik güçleri, polis, jandarma.
    zabtnâme (A.-F.) [ ضبط نامه ] tutanak, zabıt yazısı.
    zabtürabt (A.) [ ضبط و ربط ] disiplin.
    zâc (A.) [ زاج ] göztaşı.
    zâd (A.) [ زاد ] azık.
    zâd (F.) [ 1 [ زاد .doğmuş. 2.doğum.
    zâde (F.) [ 1 [ زاده .doğmuş. 2.evlat.
    zâdegân (F.) [ زادگان ] soylular, aristokratlar.
    zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak.
    zafer (A.) [ ظفر ] üstünlük kazanma.
    zaferyâb (A.-F.) [ ظفریاب ] üstünlük kazanan, muzaffer olan.
    zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak.
    zâğ (F.) [ زاغ ] karga.
    zağan (F.) [ زغن ] çaylak.
    zahâir (A.) [ ذخائر ] zahireler.
    zâhib (A.) [ 1 [ ذاهب .giden. 2.sanıya kapılan.
    zâhib olmak 1.gitmek. 2.sanıya kapılmak.
    zâhid (A.) [ زاهد ] aşırı dindar, zühd ile uğraşan.
    zâhidâne (A.-F.) [ زاهدانه ] zahitçe.
    zâhir (A.) [ 1 [ ظاهر .ortaya çıkan, görünen, zuhur eden. 2.belli, açık, aşikâr.
    3.sanırım. 4.görünüş, dış yüz.
    zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek.
    zâhirbîn (A.-F.) [ ظاهربين ] sadece görünüşe bakan.
    zahîre (A.) [ ذخيره ] depolanmış erzak.
    zâhiren (A.) [ ظاهرا ] görünüşte, görünüşe göre.
    zâhirî (A.) [ ظاهری ] dış görünüş ile ilgili, görünüşteki.
    zâhirperest (A.-F.) [ ظاهرپرست ] sadece dış görünüşe bakan.
    zahm (F.) [ زخم ] yara.
    zahmdâr (F.) [ زخمدار ] yaralı.
    zahme (F.) [ 1 [ زخمه .vuruş. 2.yara. 3.tezene, mızrap.
    zahmet (A.) [ 1 [ زحمت .sıkıntı, meşakkat. 2.güç.
    zahmzede (F.) [ زخم زده ] yaralı.
    zahr (A.) [ 1 [ ظهر .sırt, arka. 2.arka yüz.
    zahriye (A.) [ ظهریه ] kağıdın arka yüzündeki yazı.
    zâid (A.) [ 1 [ زائد .artık. 2.artan. 3.artı. 4.gereksiz.
    zaîf (A.) [ ضعيف ] zayıf, güçsüz.
    zâik (A.) [ ذائق ] tadan, tadına varan.
    zâika (A.) [ ذائقه ] tat alma duyusu.
    zâil (A.) [ زائل ] yok olan, yok olucu.
    zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak.
    zâir (A.) [ زائر ] ziyaretçi.
    zâkir (A.) [ ذاکر ] zikreden.
    zakkûm (A.) [ 1 [ زقوم .zakkum ağacı. 2.zıkkım.
    zâl (F.) [ زال ] saçları ağarmış, ihtiyar.
    zalâm (A.) [ ظلام ] karanlık.
    zâlim (A.) [ ظالم ] zulüm eden.
    zâlimâne (A.-F.) [ ظالمانه ] zalimce.
    zamâim (A.) [ ضمائم ] ekler.
    zamâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek.
    zamîme (A.) [ ضميمه ] ek.
    zamimeten (A.) [ ضميمة ] ek olarak.
    zâmin (A.) [ ضامن ] tazmin eden.
    zamîr (A.) [ 1 [ ضمير .gönül. 2.iç. 3.zamir, adıl.
    zamm (A.) [ ضم ] ekleme, arttırma.
    zamm edilmek eklenmek, arttırılmak.
    zamm etmek eklemek, arttırmak.
    zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek.
    zamme (A.) [ ضمه ] ötre.
    zan (A.) [ ظن ] zan, sanı.
    zanbak (A.) [ زنبق ] zambak.
    zanîn (A.) [ ظنين ] zan altında bulunan.
    zann (A.) [ ظن ] zan, sanı.
    zannedilmek sanılmak.
    zannetmek sanmak.
    zânû (F.) [ زانو ] diz.
    zapt bk. zabt.
    zapt edilmek ele geçirmek.
    zapt etmek ele geçirmek.
    zaptiye bk. zabtiyye
    zâr (F.) [ 1 [ زار .perişan, ağlayan, inleyen. 2.inilti.
    zâr (F.) [ زار ] yer.
    zâr etmek ağlayıp inlemek.
    zâr olmak ağlayıp inlemek.
    zarâfet (A.) [ ظرافت ] zariflik.
    zarar (A.) [ ضرر ] ziyan.
    zarardîde (A.-F.) [ ضرردیده ] zarar gören.
    zarb (A.) [ ضرب ] vuruş.
    zarbhâne (A.-F.) [ ضرب خانه ] darphane.
    zarf (A.) [ 1 [ ظرف .kap. 2.mektup zarfı. 3.zarf.
    zarfiyyet (A.) [ ظرفيت ] kapasite.
    zârî (F.) [ زاری ] inleme, zar zar ağlama.
    zâri’ (A.) [ زارع ] ekici, çiftçi.
    zarîf (A.) [ ظریف ] zarafet sahibi, nazik, nüktedan.
    zarîfâne (A.-F.) [ ظریفانه ] zarifçe.
    zarûrât (A.) [ ضرورات ] sıkıntılar, mecburiyetler.
    zarûret (A.) [ 1 [ ضرورت .sıkıntı. 2.yoksulluk. 3.zorunluluk.
    zarûrî (A.) [ ضروری ] zorunlu.
    zarûriyyât (A.) [ ضروریات ] zorunluluklar.
    zât (A.) [ 1 [ ذات .kişi. 2.kendi.
    zâten (A.) [ ذاتا ] aslında.
    zâtî (A.) [ ذاتی ] kişisel.
    zâtülcenb (A.) [ ذات الجنب ] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp.
    zâtürrie (A.) [ ذات الرئه ] zatürriye, akciğer iltihabı.
    zav’ (A.) [ ضوء ] ışık.
    zavâhir (A.) [ ظواهر ] dış yüzler.
    zâviye (A.) [ 1 [ زاویه .açı. 2.köşe. 3.küçük tekke.
    zâyi’ (A.) [ ضایع ] kaybolan.
    zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek.
    zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek.
    zâyi’ât (A.) [ ضایعات ] kayıplar.
    zebân (F.) [ زبان ] dil.
    zebândıraz (F.) [ زبان دراز ] dili uzun.
    zebâne (F.) [ 1 [ زبانه .yalaz. 2.dilimsi.
    zebânzed (F.) [ زبانزد ] ünlü, dillerde dolaşan.
    zeber (F.) [ زبر ] üst.
    zebercedî (A.) [ زبرجدی ] fıstık yeşili.
    zebh (A.) [ ذبح ] boğazlama.
    zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek.
    zebh etmek boğazlamak, kesmek.
    zebîh (A.) [ ذبيح ] kesilmiş hayvan, boğazlanmış.
    zebîl (A.) [ 1 [ زبيل .pislik. 2.gübre.
    zebûn (F.) [ 1 [ زبون .alçak. 2.aciz, zavallı. 3.güçsüz.
    zebûn etmek 1.alçaltmak. 2.aciz bırakmak. 3.güçsüz bırakmak.
    zebûn olmak 1.alçalmak. 2.aciz kalmak. 3.güçsüz kalmak.
    zecr (A.) [ 1 [ زجر .zorlama. 2.eziyet etme.
    zecrî (A.) [ زجری ] zorlayarak, zorlayıcı.
    zede (F.) [ 1 [ زده .vurmuş, dövmüş. 2.vurulmuş, dövülmüş. 3.uğramış, müptela
    olmuş.
    zehâb (A.) [ 1 [ ذهاب .gidiş. 2.sanıya kapılma.
    zeheb (A.) [ ذهب ] altın.
    zehr (A.) [ زهر ] çiçek.
    zehr (F.) [ زهر ] zehir, ağı.
    zehre (A.) [ زهره ] çiçek.
    zehrhand (F.) [ زهرخند ] acı gülüş.
    zehrnâk (F.) [ زهرناک ] zehirli.
    zekâ (A.) [ ذکا ] zekilik.
    zekan (A.) [ زقن ] çene.
    zekâvet (A.) [ ذکاوت ] zekilik.
    zeker (A.) [ 1 [ ذکر .erkek. 2.erkeklik üreme organı.
    zelâzil (A.) [ زلازل ] depremler.
    zelîl (A.) [ ذليل ] düşkün, zavallı.
    zell (A.) [ زل ] sürçme, kayma.
    zelzele (A.) [ زلزله ] deprem.
    zemân (A.) [ 1 [ زمان .zaman. 2.çağ. 3.süre.
    zemâne (A.) [ 1 [ زمانه .devir. 2.felek.
    zemherîr (A.) [ زمهریر ] karakış.
    zemîm (A.) [ ذميم ] kötü.
    zemîn (F.) [ 1 [ زمين .yer. 2.dünya. 3.fon. 4.konu, alan.
    zeminbûsî (F.) [ زمين بوسی ] saygı ile yer öpme.
    zemistan (F.) [ زمستان ] kış.
    zemistânî (F.) [ زمستانی ] kışlık.
    zemm (A.) [ ذم ] kötüleme, yerme.
    zemm edilmek kötülenmek, yerilmek.
    zemm etmek kötülemek, yermek.
    zemzeme (A.) [ 1 [ زمزمه .melodi. 2.mırıltı.
    zen (F.) [ زن ] kadın.
    zenâdıka (A.) [ زنادقه ] zındıklar.
    zenâne (F.) [ 1 [ زنانه .kadınca, kadınsı. 2.kadın işi.
    zenb (A.) [ ذنب ] suç, günah.
    zenbîl (A.) [ زنبيل ] zembil.
    zenbûrek (F.) [ زنبورک ] zemberek.
    zencebîl (A.) [ زنجبيل ] zencefil.
    zencî (A.) [ زنجی ] siyahî, zenci.
    zencîr (F.) [ زنجير ] zincir.
    zencîrî (F.) [ 1 [ زنجيری .zincirli. 2.zincirlik deli.
    zendeka (A.) [ زندقه ] zındıklık.
    zendost (F.) [ زن دوست ] zampara.
    zeneb (A.) [ ذنب ] kuyruk.
    zenehdân (F.) [ زنخدان ] çene.
    zeng (F.) [ 1 [ زنگ .zil. 2.pas.
    zengî (F.) [ زنگی ] zenci, siyahî.
    zengûle (F.) [ 1 [ زنگوله .çan. 2.çıngırak.
    zenne (F.) [ زنه ] kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı.
    zenperest (F.) [ زن پرست ] kadın düşkünü.
    zer (F.) [ 1 [ زر .altın. 2.akçe.
    zer’ (A.) [ زرع ] ekim.
    zerâfe (A.) [ زرافه ] zürafa.
    zerbâf (F.) [ زرباف ] sırmacı.
    zerd (F.) [ زرد ] sarı.
    zerdâlû (F.) [ زردالو ] zerdali.
    zerde (F.) [ 1 [ زرده .zerde. 2.sarılık. 3.safran.
    zerdûz (F.) [ زردوز ] sırmacı.
    zerefşân (F.) [ زرافشان ] altın saçılmış, altın yaldızlı.
    zerger (F.) [ زرگر ] kuyumcu.
    zerharîd (F.) [ زرخرید ] köle.
    zerîn (F.) [ زرین ] altından.
    zerk (A.) [ زرق ] deri altına verme, şırınga etme.
    zerrâ’ (A.) [ زراع ] ekici, çiftçi.
    zerrâk (A.) [ زراق ] ikiyüzlü.
    zerrât (A.) [ ذرات ] zerreler.
    zerre (A.) [ 1 [ ذره .en küçük parça, molekül. 2.azıcık, birazcık.
    zerreşikâf (A.-F.) [ ذره شکاف ] kılı kırk yaran.
    zerrin (F.) [ زرین ] altından.
    zevâl (A.) [ 1 [ زوال .yok olma, yok oluş. 2.batma. 3.öğle.
    zevâlnâpezîr (A.-F.) [ زوال ناپذیر ] yok olmayan, kalıcı.
    zevâlpezîr (A.-F.) [ زوالپذیر ] yok olucu, fani.
    zevât (A.) [ ذوات ] kişiler.
    zevâyâ (A.) [ 1 [ زوایا .açılar. 2.köşeler. 3.küçük tekkeler, zaviyeler.
    zevc (A.) [ 1 [ زوج .koca. 2.çiftin teki.
    zevcât (A.) [ زوجات ] nikahlı kadınlar, karılar.
    zevce (A.) [ زوجه ] nikahlı kadın, karı.
    zevceteyn (A.) [ زوجتين ] karıkoca.
    zevceyn (A.) [ زوجين ] karıkoca.
    zevciyet (A.) [ زوجيت ] eşlik.
    zevebân (A.) [ ذوبان ] erime.
    zevk (A.) [ 1 [ ذوق .beğeni, hoşlanma. 2.tat.
    zevkbahş (A.-F.) [ ذوق بخش ] zevk veren.
    zevrak (A.) [ زورق ] kayık.
    zeyl (A.) [ 1 [ ذیل .ek, zeyil. 2.etek.
    zeylen (A.) [ ذیلا ] ek olarak.
    zeyn (A.) [ زین ] süs.
    zeyn olmak süslenmek.
    zeytûn (A.) [ زیتون ] zeytin.
    zıdd (A.) [ ضد ] zıt, karşıt.
    zıddiyyet (A.) [ ضدیت ] zıtlık, karşıtlık.
    zılâl (A.) [ ظلال ] gölgeler.
    zıll (A.) [ ظل ] gölge.
    zımnen (A.) [ ضمنا ] bu arada, dolayısıyla.
    zımnî (A.) [ ضمنی ] dolaylı, üstü kapalı.
    zırh (F.) [ زره ] zırh.
    zırhpûş (F.) [ زره پوش ] zırhlı.
    zıyâ’ (A.) [ ضياع ] kaybolma.
    zıyâ’ (A.) [ ضياء ] çiftlikler.
    zî (A.) [ ذی ] sahip.
    zi’b (A.) [ ذئب ] kurt.
    zîbâyî (F.) [ زیبایی ] güzellik.
    zîbâ (F.) [ زیبا ] güzel.
    zîbak (A.) [ زیبق ] cıva.
    zîc (A.) [ زیج ] yıldız atlası.
    zifâf (A.) [ زفاف ] gerdek.
    zih (F.) [ زه ] kiriş.
    zîhayât (A.) [ ذی حيات ] canlı.
    zihgîr (F.) [ زهگير ] okçu yüzüğü.
    zihî (F.) [ زهی ] ne güzel, bravo.
    zihin (A.) [ ذهن ] zihin.
    zihn (A.) [ ذهن ] zihin.
    zihnen (A.) [ ذهنا ] zihin yoluyla.
    zihnî (A.) [ ذهنی ] sihinsel.
    zihniyyet (A.) [ ذهنيت ] düşünce tarzı, anlayış.
    zîk (A.) [ ضيق ] darlık.
    zîkıymet (A.) [ ذی قيمت ] değerli.
    zikr (A.) [ ذکر ] zikir, anma.
    zikr etmek anmak.
    zikr olunmak anılmak, zikredilmek.
    zîkudret (A.) [ ذی قدرت ] güçlü, kudretli.
    zillet (A.) [ ذلت ] düşkünlük, aşağılık, alçaklık.
    zilzâl (A.) [ زلزال ] sarsıntı.
    zimâm (A.) [ زمام ] yular.
    zimâmdâr (A.-F.) [ 1 [ زمامدار .yular tutan. 2.işleri yürüten, sorumlu.
    zîmedhal (A.) [ ذی مدخل ] müdahalesi olan.
    zimmet (A.) [ ذمت ] elde tutma zorunluluğu.
    zîn (F.) [ زین ] eyer.
    zinâ’ (A.) [ زناء ] zina, nikahsız cinsel ilişki.
    zinâkâr (A.-F.) [ زناکار ] zina eden.
    zencîrbend (F.) [ زنجيربند ] zincire vurulmuş.
    zencîrbend edilmek zincire vurulmak.
    zindân (F.) [ زندان ] hapishane.
    zindânî (F.) [ 1 [ زندانی .zindancı. 2.mahpus.
    zinde (F.) [ 1 [ زنده .diri, canlı. 2.sağlığı yerinde.
    zindegânî (F.) [ زندگانی ] yaşam.
    zindîk (A.) [ زندیق ] zındık.
    zînet (A.) [ زینت ] ziynet, süs.
    zinhâr (F.) [ زنهار ] sakın.
    zîr (F.) [ زیر ] alt, aşağı.
    zîrâ (F.) [ زیرا ] çünkü.
    zirâ’ (A.) [ 75-90 [ ذراع cm. lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak
    ucu arasındaki uzaklık.
    zirâ’at (A.) [ زراعت ] tarım.
    zirâ’î (A.) [ زراعی ] tarımsal.
    zirâ’at nezareti tarım bakanlığı.
    zîrdest (F.) [ زیردست ] el altındaki, emir altındaki, ast.
    zîre (F.) [ زیره ] kimyon.
    zîrek (F.) [ زیرک ] uyanık, zeyrek.
    zîrîn (F.) [ زیرین ] alttaki.
    zîrûh (A.) [ ذی روح ] canlı.
    zîrüzeber (F.) [ زیر و زبر ] altüst.
    zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek.
    zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak.
    zirve (A.) [ زروه ] doruk.
    zîşan (A.) [ ذی شان ] şerefli.
    zişt (F.) [ زشت ] çirkin.
    ziştî (F.) [ زشتی ] çirkinlik.
    zîvekâr (A.) [ ذی وقار ] ağırbaşlı.
    zîver (F.) [ 1 [ زیور .süs. 2.ziynet, takı.
    ziyâ’ (A.) [ ضياء ] ışık.
    ziyâdâr (A.-F.) [ ضيادار ] aşıklı.
    ziyâde (A.) [ زیاده ] fazla, çok.
    ziyâfet (A.) [ ضيافت ] şölen, ziyafet.
    ziyân (F.) [ زیان ] zarar.
    ziyânkâr (F.) [ زیانکار ] zarar veren.
    ziyâretgâh (A.-F.) [ زیارتگاه ] ziyaret yeri.
    zû’(A.) [ ضوء ] aydınlık, ışık.
    zu’bân (A.) [ ذؤبان ] kurtlar.
    zu’m (A.) [ زعم ] sanı.
    zuafâ’ (A.) [ ضعفا ] zayıflar.
    zucret (A.) [ ضجرت ] yürek daralması, iç sıkıntısı.
    zûd (F.) [ 1 [ زود .çabuk. 2.erken.
    zufr (A.) [ ظفر ] tırnak.
    zuhr (A.) [ ظهر ] öğle.
    zuhûr (A.) [ ظهور ] ortaya çıkma, görünme.
    zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak.
    zuhûrât (A.) [ ظهورات ] beklenmedik gelişmeler.
    zukâk (A.) [ زقاق ] sokak.
    zulm (A.) [ ظلم ] cefa, eziyet.
    zulm etmek zulüm yapmak.
    zulmânî (A.) [ ظلمانی ] karanlıkla ilgili.
    zulmet (A.) [ ظلمت ] karanlık.
    zulmetefzâ (A.-F.) [ ظلمت افزا ] karanlığı arttıran.
    zulümât (A.) [ ظلمات ] karanlıklar.
    zunûn (A.) [ ظنون ] zanlar.
    zûr (F.) [ زور ] güç.
    zurafâ (A.) [ 1 [ ظرفا .zarifler. 2.seviciler, sevici kadınlar.
    zûrbâ (F.) [ 1 [ زوربا .güçlü. 2.zorba.
    zûrmend (F.) [ زورمند ] güçlü.
    zurûf (A.) [ 1 [ ظروف .kaplar. 2.zarflar.
    zübde (A.) [ زبده ] öz.
    zücâc (A.) [ زجاج ] cam.
    zücâciyye (A.) [ زجاجيه ] cam eşyalar.
    zühd (A.) [ زهد ] zahitlik, aşırı sofuluk.
    zühhâd (A.) [ زهاد ] zahitler.
    zühre (A.) [ زهره ] Venüs, Çoban Yıldızı.
    zührevî (A.) [ زهروی ] cinsel ilişkiyle bulaşan.
    zühûl (A.) [ ذهول ] dalgınlıkla unutma.
    zükâm (A.) [ زکام ] nezle.
    zükûr (A.) [ ذکور ] erkekler.
    zülâl (A.) [ زلال ] berrak, saf.
    zülf (F.) [ زلف ] zülüf.
    züll (A.) [ ذل ] alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet.
    zülüf (F.) [ زلف ] zülüf, iki yandaki lüleli saç.
    zümre (A.) [ زمره ] grup, topluluk.
    zümûm (A.) [ ذموم ] yermeler, kötülemeler.
    zümürrüd (A.) [ زمرد ] zümrüt.
    zünbûr (A.) [ زنبور ] eşek arısı.
    zünnâr (A.) [ زنار ] papaz kuşağı.
    zünûb (A.) [ 1 [ ذنوب .suçlar, günahlar. 2.kuyruklar.
    zürâfe (A.) [ زرافه ] zürafa.
    zürefâ (A.) [ ظرفا ] zarifler.
    zürrâ’ (A.) [ زراع ] ekiciler, çiftçiler.
    zürriyyât (A.) [ ذریات ] soylar, zürriyetler.
    zürriyyet (A.) [ ذریت ] soy, zürriyet.
    züvvâr (A.) [ زوار ] ziyaretçiler.
    züyûl (A.) [ ذیول ] ekler, zeyiller.




  7. 63
    --->: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)
    Çok sağol paylaşım için



a dan z ye osmanlıca kelimeler,  gülgün isminin ebced değeri,  osmanlı kelimeleri a dan z ye,  adan zye türkçe sözlük,  a dan z ye türkçe sözlük,  a dan z ye osmanlıca terimler,  adan zye osmanlıca kelime ve anlamları