Mumine.com ve Konu Dışı Başlıklar Forumundan ""Dil Belası"" Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    ""Dil Belası""

    Reklam




    Belkide Amellerimizi tüketen, bizleri en çok ziyana uğratan bir melese "Dil Belası"
    Allahu Teala insana neden iki kulak, bir agiz vermis?
    Iki dinle bir konus diye….

    Ve bu dilin önüne de iki engel koymus, biri disler digeri de dudak.
    Onu korumamiz muhafaza etmemizin ehemmiyeti buradan anlaşılıyor olsa gerek.

    Sevgili Peygamber(a.s.m.) gıybeti : Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır! şeklinde kısa öz olarak tanımlar

    Gıybet olunan kimse, bedeninde, nesebinde, ahlakında, işinde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, hayvanında bulunan bir kusur, arkasından söylendiği zaman, bunu işitince üzülürse, gıybet olur. Gıybet haramdır ve Kul Hakkıdır.

    Kapalı söylemek, işaret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de, gıybettir.
    Rabbimiz, Hucurat süresinde " Birbirinizi gıybet etmeyiniz." buyurarak Gıybet edenin ölmüş insanın etini yemek gibi çirkin bir fiili işlemiş olduğu ve bunun çok çirkin bir hareket olduğunu bize bildirir.

    Ve büyüklerimiz bir misal getirerek Gıybetin ne kadar kötü olduğunu kul hakkı olduğunu şöyle dile getirirler.

    Bir kimse, nefsine, şeytana ve kötü arkadaşa uyup zina etmişse, sonra pişman olup bir daha yapmamışsa, Allahü teâlâ onun tevbesini kabul eder. Ama gıybet etmişse, söz taşımak suretiyle fitnelere neden olmuşsa tövbe etse dahi o gıybetini yaptığı insanın hakkına tecavuz ettiği için kul hakkına girmiştir ve helallik dilemesi gerekir ki tövbesi ancak makbul olsun. Bu suretle gıybetin zinadan daha tehlikeli olduğu dile getirilmiştir.

    Bu illetin devasını, çaresini Efendimiz (A.S.) şöyle ifade eder:

    “Allah’a ve ahiret gününe inanan ya hayır söylesin veya sükût etsin


    Paylaş
    ""Dil Belası"" Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Paylaşım için Allah razı olsun..fakat kafama takılan bir şey var.diyelim ki dile getirmiyoruz da içimizden ister istemez geçiyor o zaman ne olacak..bir yerde okumuştum yine diyorki aklınızdan geçirdiğiniz kötü niyetli düşünceler başınıza gelecektir.Mesela edep olarak tasvip etmediğim bi insan için''ne edepsiz''diye aklıma geliyor sonra bu düşüncenin başıma geleceği aklıma geliyor.içimden zikir yapıp bu mevzuyu unutmaya çalışıyorum.ama sonuç ne derece değişir bilmiyorum:S sizce?



  3. 3
    Selamün aleyküm Sevim kardeşim,aklınızdan geçen kötü düşüncelerin başınıza geleceğinizi nereden okudunuz,bilmiyorum ama size bu konu hakkında bilgiler paylaşmak istedim..inşallah yardımcı olmuştur.selametle inşallah..

    Aklımızı ve kalbimizi meşgul eden ahlaksız düşncelerden, edepsizliklerden kurtulabilmek için, kendimizce uygulayabileceğimiz şöyle kısa, net tavsiyelerde bulunur musunuz?

    Hayalden geçen kötü şeylerden dolayı günah işlemiş olmayız. Bir kimsenin karşı cinsi sadece hayal etmesi zina işlemek gibi değildir. Ancak, bu düşüncler hem hayal nimetini yanlış yerde kullanmamıza, hem de başka yanlışlara düşmemize neden olabilir, düşüncesiyle dikkatli olmak gerektiğini düşünüyoruz. En azından zaman ve hayal israfı vardır.

    İsra suresinin 32. ayetinde Cenab-ı Hak, "Sakın zinaya yaklaşmayın!" buyuruyor. Buradaki "yaklaşmayın" emrinden hareketle İslam fıkıh alimleri, insanı zinaya götürebilecek her türlü amelin yasak olduğunu ifade etmişlerdir. Müstehcen resim veya görüntelere bakmayı da bu kategori içinde mütalaa edebiliriz. Bu sebeple bu tür resimlere bakmak caiz değildir.

    Çünkü bütün günahlar ve ahlâkî bozulmalar müstehcene bakışla başlar, bakışın ısrarıyla gelişir, sonra fiilî günaha dönüşür. Üstelik gözler baktıklarının resimlerini de çeker, hayal arşivinde depo eder. Nereye gitse, nerede olsa artık çektiği bu resimler, hayal âleminde gözlerinin önündedir.

    Elimizde olmadan aklımıza ve hayalimize gelen görüntülerden sorumlu değiliz. Ancak bunları isteyerek yapmak, bizi başka kötülüklere yönlendirebilir ya da ruh halimize zarar verebilir. Ayrıca bilerek ve isteyerek bu gibi fantazilerle hayalimizi doldurmak, hayal nimetini yanlış yerde kullanmak anlamına gelecektir.

    Nefsin kötülüklerinden korunmak için şu tavsiyeleri dikkate almanızı öneririz:

    Nafile Oruç Tutmak:

    Oruç, şehvetin galeyanını durdurur, isteği azaltır, cinsel duygunun hiddetini kırar; aynı zamanda kendinin ilahi murakabe (kontrol) altında bulunduğunu hem ilham, hem takviye eder. Allah'tan saygı ile korkmayı hatırlatır. Böylesine güzel irşad Resülüllah (a.s.v) Efendimizin hadislerinde yer almıştır:

    "Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye güç getirip imkan bulabiliyorsa evlensin; çünkü evlenmek gözü haramdan sakınmaya, yummaya daha uygun, namus ve iffeti korumaya daha elverişlidir. Kim de evlenmeye güç getiremiyor, imkan bulamıyorsa, kendisine oruç tutmak gerekir; çünkü oruç, şehveti kesicidir."

    Cinsel Duyguyu Tahrik Eden Yayınlardan ve Sokaklardan Kaçınmak, Uzaklaşmak:

    İçinde yaşadığımız toplum ve çağda bir sürü bozuk, kirli ve gayr-i ahlaki basın ve yayınlarla gençliğin ruhu dejenere edilmektedir. Hiç şüphe yok ki, genç kimse, bu fitne saçan rezilliklerin peşine takılınca, derin bir bataklığa saplanıp kendini kaybetmekte, yolunu şaşırmaktadır. Ahlakı değişmekte, doğru yolundan sapmakta, acemi ya da yabani hayvan gibi ne yaptığını, nereye daldığını bilmez hale gelmektedir.
    Artık bu durumda terbiyecilere, eğitimcilere düşen görev, öğüt ve sıkı bir iş ve çalışma devresine girmek, uyarı ve sakındırıcı yollara başvurmaktır. Bu yalnız terbiyecilere vacib değil, aynı zamanda terbiye etme hakkını yüklenen, bu sorumluluğu duyan herkese vacibtir. Sık sık gençlerin kulağına: "Yarıçıplak kadınlara, kırıtarak gezen kadınlara, etini teşhir' edenlere bakmak; fotoromanlar okumak, şehveti tahrik edip iç duyguları harekete geçiren cinsel konulu kitapları okumak, yine insanı şehvet alemine götüren, duyguları bu doğrultuya çekip kamçılayan çalgıları, nağmeleri dinlemek, kafayı ciddi konulardan alıp havai şeyler peşine takmayı sonuçlandırır." diye fısıldamaları gerekmektedir.

    Çünkü bu tür yayınlar ahlakı bozmakta, anlayışı zayıflatmakta, hafızayı kısırlaştırmakta, cinsel duyguları harekete geçirmekte ve kişiliği kaybettirmektedir.

    Boş Vakitleri Yararlı Şeylerle Doldurup Değerlendirmek:

    Terbiyeciler ve eğitimciler, çocuk boş kalıp bir işle meşgul olmadığı zaman kötü yıkıcı düşüncelere, gerçekleşmesi zor hayallere dalar; cinsel konular üzerinde kafa yorup düşler kurar. Bu durumda eğer ergenlik çağına girmişse, ister istemez şehveti harekete geçer.

    O halde bu gibi hayal ve düşüncelere dalmasını önlemek için ne yapmak, nasıl bir çare bulmak lazımdır? Çare Şu Olabilir:

    Önce ergen olan çocuğa vaktini nasıl değerlendirebileceğini öğretmemiz, boş vakitlerini ne ile doldurup yararlı duruma getirmesi gerektiğini anlatmamız gerekmektedir.
    Vakti değerlendiren, boş zamanları yararlı şeylerle dolduran kitap, dergi, broşür ve benzeri birçok yayınlar vardır. Ayrıca bedeni güçlendiren, adaleleri kuvvetlendiren, insana sağlık kazandıran birtakım ölçülü spor hareketleri yapmalarını; ancak güvenilir, terbiyeli arkadaşlarla bu işi sürdürmeleri telkin edilir. Çok yararlı kitapları okumaya alışmaları ise bilgi ve kültürlerini artırıp genişletir. Bununla birlikte bazı el işleri, el sanatlarını öğrenmeleri, ahlakı güzelleştiren dini ders ve sohbetlere katılmalarını sağlamayı da ihmal etmemek gerekir.

    Bunlardan başka düşünceleri berraklaştırıp gıdalandıracak, ruhu arındıracak, bedeni kuvvetlendirecek, ahlakı yüceltecek şeylerle çocukların boş vakitlerini değerlendirmeye özen gösterilmelidir. Bunun için zihnin daima yüksek meselelerle meşgul edilmesi, aklın, kalbin ve duyguların olumlu ve faydalı çalışmalarda yoğunlaştırılması, yaratılış gayesinin daima hatırda tutulması, hayatın ve ölümün manasının devamlı olarak düşünülmesi, bütün vakit ve enerjinin sürekli ve başka şeylere yer bırakmayan yoğunluktaki faaliyetlere yönlendirilmesi, güzel hobi ve alışkanlıkların kazandırılması faydalıdır.

    İyi Huylu, Güzel Ahlaklı, Uyumlu Arkadaş Seçmek:

    Terbiyecilerin, eğitimcilerin önemle üzerinde duracakları bir husus da, ergenlik çağına girmiş bir çocuğa iyi ahlaklı, uyumlu arkadaşlar arayıp bulmak, seçip beğenmektir. Çocuk unuttuğu zaman ona hatırlatırlar, saptığı zaman ona doğru yolu gösterirler; düzenli olmaya çalıştığında ona yardımcı olurlar; başına bir dert, bir sıkıntı geldiğinde onu teselli edip iradesini güçlendirmeye çalışırlar.
    Denilebilir ki, sözünü ettiğin vasıfta arkadaş çok azdır; özellikle günümüzde bunlar parmakla gösterilecek kadar mahduddur. Öyle ama, hemen her mahallede ve yerde bu azları bulmak mümkündür, hepsi de simalarından tanınırlar, alınlarında secde eseri bulunuyordur; yüksek ahlaklarıyla diğer çocuklardan ayrılmakta ve ayırd edilmekteler. O halde bir gencin bu gibi arkadaş ve dostları bulup onlarla arkadaşlık kurması ne güzel olur! Böylece hayatın fitne ve fesadına karşı ona yardımda bulunurlar, sır vermeye layık güvenilir bir topluluk oluştururlar.

    Hiç şüphe yok ki, kişi yakın dostunun dini üzeredir; yakın arkadaş, kendi ölçüsündeki arkadaşına çoğu şeylerde uyar. Kuşlar ancak kendi şeklindeki kuşların kafilesinde yer alır. Resulüllah (a.s.v) Efendimiz ne doğru buyurmuştur:

    "Kişi yakın dostunun dini üzeredir. O halde sizden her biriniz kimi yakın dost ediniyorsa, ona dikkatle baksın." (Tirmizi)

    Bilinen bir gerçektir ki, ahlaksız, günahkar, asi ve müfsid kimseyle arkadaşlık eden kimseyi onlar eninde sonunda sapıklığa çekip götürürler; onu ancak derin çukurlara, bataklıklara iterler, onunla ancak kişisel çıkarlarından dolayı dostluk kurarlar, arkadaşlık ederler, ancak dünyevi yararlardan dolayı ona yaklaşırlar.

    O halde gençlerimiz, böylesine adi ve kötü arkadaş ve dostlardan sakınsınlar, şerli kişileri arkadaş edinmesinler. Salih bir dost, mümin bir cemaat bulmak ne saadet! Böylesine bir arkadaşlık ve dostluk her iki alemde mutluluğa ve ahirette kurtulmaya vesiledir. Allah (c.c.) kendi muhkem kitabında ne kadar doğru buyurmuştur:

    "O gün yakın dostlar birbirine düşmandır. Ancak takva üzere olanlar (Allah'tan korkup kötü kişilerden sakınan, iyileri dost edinenler) müstesna."
    (Zuhruf, 43/67)

    Son Olarak Da Şanı Yüce Allah (c.c.) Korkusu Şuurunu Uyandırmak:

    Herkesçe kabul edilen bir gerçek var ki, genç kişi vicdaninin derinliğinde, Allah'ın her an kendisini denetleyip gördüğünü, gizli açık her halini bildiğini, hain gözleri ve kalblerin gizli tuttuklarını da bildiğini düşünür ve bunun şuurunu taşırsa, çok sürmez kendi kendini denetlemeye başlar; bir işi, bir hizmeti noksan mı yaptı, aşırı mı giti? Sapıttı mı, kaydı mı? Üzerinde O yüce kudretin kendisini denetlediğine inanır, kusur ve günah işlediyse veya aşırı gittiyse Allah'ın bu yüzden kendisini hesaba çekeceği, sapıttığında veya kayıp yanlış bir iş yaptığında kendisini cezalandıracağı inancı hakim olursa, şüphe yok ki, bu genç kendini helak edici yollardan ve fiillerden çirkin işlerden alıkor; her türlü kötülükten ve terbiyesizlikten sakınır.

    Bilindiği gibi, ilim ve zikir meclislerine hazır olmak, farz ve nafile namazlara devam etmek; geceleri insanlar uyurken kalkıp teheccüd namazı kılmak; sünnet ve mendup oruçlara devam göstermek; Ashab-ı Kiram ile Selef-i Salihin'in hal tercümelerini, hizmetlerini, ahlak ve faziletlerini dinlemek; ahlaklı faziletli kişileri arkadaş edinmek; mü'min bir cemaatle irtibat halinde olmak; ölümü ve ötesini hatırlamak, bütün bunlar mü'minde Allah (c.c.) korkusunu, O'na karşı saygı ve sevgi duygusunu kuvvetlendirir. Allah'ın yegane denetleyici olduğunu idrak ettirir ve böylece Allah'ın azameti karşısında şuurlanmasını sağlar.

    O halde mü'min gence layık olan şudur ki:

    Ruhunda Allah'ın denetlemede bulunduğu inancını kuvvetlendirip sözü edilen yolda yürümek, Allah (c.c.) korkusunu O'na olan sevgi ve saygı havası içinde kalbin derinliğine indirmektir. Ta ki, bir sürü oyalayıcı, aldatıcı şeyler onu kendi yörüngesinden koparıp başka bir yörüngeye sokmasın. Dünya hayatının zineti onu fitnelere düşürmesin, sakıncalı ve haram olan nesnelere dalmasın. Böylece Allah'ın şu buyruğunu iki gözünün üstüne koyarak yolunu aydınlatsın:"Artık kim dünya hayatını seçerek tercih etmişse, elbette Cehennem onun varacağı yerdir. Kim de Rabbının (yüce) makamından korkmuş da nefsini havai şeylerden alıkoymuşsa, şüphesiz ki Cennet onun varacağı yerdir." (Naziât, 79/37-41.)

    sorularla islamiyet



  4. 4
    Aleyküm selam zeynep kardeşim..Bilgilendirmen için teşekkür ederim..Fakat kastettiğim şu.ben eczanede çalışıyorum.mesela bazen hiç yakışmayacak şekilde sakız çiğneyen,ya da eşini hor görüp saygısız davranan insanlarla karşılaşıyorum ve içimde kızıyor,eleştiriyorum bazen.sonra da bu kötü düşüncelerimiz hayatıma yansıyacağını ve bu şeyleri benimde yaşayacağımı zannediyorum.daha önceden dile dökülmeyen ve davranışlarla ortaya konmayan şeylerden dolayı günahkar olmadığımızı biliyordum..ama burada bir yazı okudum.şu örnek aklımda kalmış.bir üniversite kayıt sırasında bekleyen iki kişi arasında şu diyalog geçiyor;
    -yeni mi kayıt oluyorsunuz?
    -evet
    -siz?
    -benim onuncu(misal.tam vakti hatırlamıyorum)
    -sonra yeni kayıt olan kişi ''on yıldır bi okulu bitirememiş gibi olumsuz birşey düşünüyor.ve sonra o da okulu o eleştirdiği kişi kadar okuyor..
    bu gibi şeyler



  5. 5
    Sevim Kardeşim, bizler Musluman olarak Bütün insanlara sevgi nazarı ile merhamet nazarı ile bakmak zorundayız, Muhammedi ahlak bunu gerektirir.
    Buğzetmemiz gereken kişinin şahsı deği yapmış olduğu eyleme yönelik olmalıdır kardeşim.

    Sizin demek istediğinizi iyi anladım. şöyle cevap vermek isterim. Yanlış hatırlamıyorsam Hadis Meali olsa gerek buyurulur ki : : Eger ki Bir Müslüman Diğer Bir Müslüman Kardesini bir ayıbından yada hatasından dolayı Kınarsa o Musluman O olayı yasamadan Vefat etmez.

    Bize düşen kimseyi kınamamak, ayıplamamak, dua etmektir, gücümüz yetiyorsa elimizle yoksa dilimizle bunu düzeltmektir kardeşim.



  6. 6
    Alıntı Kaside Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bizler Musluman olarak Bütün insanlara sevgi nazarı ile merhamet nazarı ile bakmak zorundayız, Muhammedi ahlak bunu gerektirir.
    Buğzetmemiz gereken kişinin şahsı deği yapmış olduğu eyleme yönelik olmalıdır kardeşim.
    [/I][/B]
    anladım..Teşekkürler Allah razı olsun..




  7. 7
    Teşekkürler Kaside kardeşim Allahım imanınızı arttırsın inşallah.selametle kalınız...



  8. 8
    Çok güzel paylaşımlar,Allah razı olsun sizden.
    Ben de Sevim ablanın sorusu üzerine şunu söylemek istiyorum:İslam ahlakına göre bir Müslüman birinin aybını gördüğünde onu kendinde aramalı ve o kişiyi kınmamalıdır.Çünkü herkes kul ve her kul günaha girer.Bir gün o kınadığımız kişinin yaptığını yapmayacağımızı kimse garanti edemez.Ayrıca Kaside ablanın söyledikleri de çok güzel.


    NOT:
    Paylaşımlarımızda kaynak belirtmeyi ihmal etmeyelim.Kaynak yoksa "alıntı" yazalım inşAllah.


    Selam ile kalın inşAllah...



  9. 9
    Rabbim tüm kardeşlerimizden razı olsun
    Kaynak olarak Hüccetül İslam İmam GAZALİ'nin (R.A.) "DİL BELASI" adlı kitabıdır.
    Okumanızı tavsiye ederiz.



  10. 10
    Allah razı olsun.Yazının altına ekleyebilirsiniz düzenle seçeneğinden.



  11. 11

    Cevap: ""Dil Belası""

    Lokman Hakîm:
    “Sabır ve sükût, ne kadar büyük fazîlet ise, onlardan faydalanan da o kadar azdır.” buyurmuştur.
    Sükût, âlimlerin süsü, câhillerin örtüsüdür. Sükûtun engin ve sâkin limanına sığınan insanlar, pek çok tehlikeden emîn olurlar. Bilhassa haset ehlinin zehirli ve yakıcı oklarına mâruz kalmaktan kurtulurlar.


    Muminem Cevap: ""Dil Belası""

dil belası oku,  fitne belası,  dil belası ile ilgili sohbetler,  dil belası ile ilgili sohbet ,  dil belası imam gazali oku