İslam Dini ve İman Bölümü ve İman Forumundan Kur'an'ın delil talebine verdiği önem Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kur'an'ın delil talebine verdiği önem

    Reklam




    Kur'an'ın delil talebine verdiği önem


    Bu bölümde; Kuran’ın delil talebine verdiği önemi ve delillerden yüz çevirmenin zemmini işleyeceğiz. Aslında bu konu hakkında hususi bir kitap yazılabilir. Zira Kuran, baştan sonra iman hakikatlerinin ispatından bahseder. Kim Kuran’ı eline alarak sadece mealini bile okusa, bu sözümüzü tasdik edecektir. Çünkü Kuran, kâinatı iman hakikatlerine delil yapar. Güneşten, yıldızlardan, bulutlardan, yağan yağmurdan, esen rüzgârdan ve daha birçok eşyadan bahseder, daha sonra da bunlardan iman hakikatlerine pencereler açar. Zikrettiği eşya ile Allah’ın varlığını, ahiretin tahakkukunu, Kuran’ın hak kelam olduğunu ve diğer iman hakikatlerini ispat eder. Dolayısıyla, “delile ihtiyacım yok” demek, bütün bu ayetleri manasızlıkla itham etmek olur. Bilakis delile çok ihtiyacımız var ki, Cenab-ı Hak, kelamında baştan sonra iman hakikatlerinin delillerinden bahsediyor. Elbette bu, bir ihtiyaca binaendir.
    Şimdi delillerden yüz çevirmeyi zem eden ve delilin imanı ziyadeleştirdiğine işaret eden ayetlerden bir kısmını beraber inceleyelim:
    1. Ayet:
    “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlardan yüz çevirerek üzerinden geçerler” (Yusuf 105)
    Bu ayet-i celiledeki “ayetten” maksat; Allah'ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarına ait olan delillerdir. Zira çiçeklerden ağaçlara, karıncadan yıldızlara kadar her şey, Allah'ın varlığına bir delildir ve O’nun birliğine şehadet ederler. Mezkûr ayette; bu delillerden yüz çevirerek üzerinden geçenler kınanmıştır. Acaba, “delile ihtiyacımız yok” diyenler, bu zemmin şumuline dâhil değil midirler? Yani üzerine bastığı ot bile, elli beş lisan ile Cenab-ı Hakkın varlığını haykırmakta iken, bu haykırışa kulak kapayanlar ve bu kulak kapamayı da sözde imanlarının kuvvetine verenler, bu ayetteki zemden hissedar değil midirler?
    Allah-u Teâlâ bu ayette açık bir şekilde; yerde ve gökte bulunan delilleri okumamızı bizden istemekte ve yüz çevirmemizi de kınamaktadır. O halde bir müslümanın ilk işi; bu delilleri okumayı öğrenmek, delillerden yüz çevirme fiilini terk etmek ve bu sayede ayetteki zemme muhatap olmaktan kaçınmaktır.
    2. Ayet:
    “Onların gözleri üzerinde bir perde vardır.” (Bakara 7)
    Ayette geçen “gözdeki perde” tabirini İmam-ı Maturidi şöyle izah eder: Bu perde, hakiki bir perde değildir. Kişi, âlemdeki delilleri görüp, medlule, yani kendisine delalet edilen Allaha intikal edemediği için, gözünde bir perdenin olduğu kabul edilmiştir.
    Demek bu perde; başta Allahın varlığı ve birliği olmak üzere, iman hakikatlerini ispat eden delilleri okuyamamaktır. O halde kim, “delile ihtiyacım yok, şüphem yok ki delile ihtiyacım olsun” diyerek, eşyadaki delilleri okumaktan yüz çevirir ve bir çiçekten, kelebekten, kuştan veya herhangi bir eşyadan Allah’ın varlığına ve diğer iman hakikatlerine pencereler açamazsa, “onların gözünde bir perde vardır” ayetinle belirtilen zümreye dahil olur. Allah bizi, bu zümreye dahil olmaktan muhafaza etsin!
    O halde bir müslümanın ilk işi; gözündeki perdeyi kaldırmak ve yırtmaktır. Bu da ancak delilleri talep etmek ile olur.
    3. Ayet:
    “Bir zamanlar İbrahim: ‘Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!’ demişti. Allah-u Teâlâ; ‘yoksa inanmadın mı?’ buyurdu. İbrahim; "inandım, fakat kalbimin mutmain olması için istiyorum" dedi.” (Bakara 260)
    Acaba İbrahim (as) gibi ulu-l azim bir peygamber bile, kalbinin mutmain olması için, öldükten sonra dirilmeye dair bir delili Cenab-ı Haktan isterse, bize ne oluyor da delil talep etmeyi terk ediyor ve “şüphemiz yok ki, delile ihtiyacımız olsun” diyebiliyoruz. Acaba imanımız, Hz. İbrahim’in imanından daha mı yüksek ki, o delile ihtiyaç duyarken, biz delille uğraşmayı malayani biliyoruz?
    Şık ikidir: Ya imanımız Hz. İbrahim’in imanından daha yüksek ki; O, delile ihtiyaç duyarken, biz duymuyoruz. Yada imanın mahiyetinden habersiz olarak nefsin maskarası olmuşuz, bizimle dilediği gibi oynuyor?
    Cevabı size bırakıyoruz!
    4. Ayet:
    Bakara suresinin 260. Ayetinde Üzeyir (as)’ın bir kıssası zikredilir. Kıssanın özeti şöyledir:
    Üzeyir (as) virane bir şehre gelir ve "ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?" der. Allah-u Teâlâ’da O’na bir delil göstermek için O’nu öldürür ve tam yüz sene bu hal üzere bırakır ve daha sonra tekrar diriltir. Bu yüz senede yiyeceği ve içeceği bozulmamış ama eşeğinin kemikleri çürümüştür. Geçen yüz sene, Üzeyir (as)’a bir gün gibi gelmiştir. Ancak eşeğinin çürüyen kemiklerini gördüğünde yüz sene ölü olarak kaldığını anlamıştır. Allah-u Teâlâ, Üzeyir (as)’ın "ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?" sözüne bir cevap olması için, gözü önünde eşeğini tekrar diriltir. Kemikler, Allah’ın emriyle bir araya gelir ve ete bürünerek eski halini alır. Yüz sene önce, "ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?" diyen Üzeyir (as), eşeğinin gözü önündeki haşrini gördüğünde şöyle der: “Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir."
    Kıssanın tafsilatını ilgili ayet-i kerimenin tefsirine bakarak öğrenebilirsiniz. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz nokta şurasıdır: Üzeyir (as) iki farklı söz söylemiştir. Birincisi, şehre girdiği an söylemiş olduğu; "ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?" sözüdür. İkinci sözü ise, eşeğinin tekrar diriltilmesini gördüğü an söylediği; “şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir" sözüdür. Birbirinden farklı bu iki söz, delilin kıymetini ve imanın delil ile ziyadeleştiğini ispat eder.
    Zira “işitmek, görmek gibi değildir.” Yani görmekte öyle bir kuvvet vardır ki, işitmekte bu kuvvet yoktur. Bunun gibi, deliller ile takviye edilmiş bir imandaki kuvvet de, delilsiz imanda yoktur.
    Başta dediğimiz gibi, Kuran’ın delile verdiği önem ve delillerden yüz çevirmeye ait zemmi hakkında hususi bir kitap yazılabilir. Biz bu dört delille iktifa ederek, meselenin detayını Kuranın manasına havale ediyoruz.


    Paylaş
    Kur'an'ın delil talebine verdiği önem Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Dünyada milyonlarca ilim bulunmaktadır bunların kaynağı Allahu tealadır. Allahu teala insanların araştırıp öğrenmesini ister fakat bazı şeyler doğrudan görülmez bunu görmek için bazı delillere bakmak yeterli iken bazı insanlar baktığı halde görmezler.