Diğer Kategoriler ve Zekat Fitre Sadaka ve İnfak Forumundan Cömertlik ve Infak Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Cömertlik ve Infak

    Reklam




    Cömertlik ve Infak

    Îmânin ilk meyvesi merhamettir. Merhametin en belirgin alâmeti ve en olgun tezâhürü de “infak”tir. Infak malin ve canin Allâh’a adanisidir. Beseriyetin fazîlet zirveleri olan peygamberler ve onlarin vârisleri olan âlimler ârifler ve velîlerin hayatlari sayisiz merhamet ve infak menkibeleriyle doludur.

    Hayirda Yarisin...

    Birgün Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sabah namazini kildiktan sonra ashâbina dönüp:

    “–Içinizde bugün oruçlu olan var mi?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh-:

    “–Yâ Rasûlallâh! Dün gece oruç tutmak aklima gelmedi onun için simdi oruçlu degilim.” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radiyallâhu anh- ise:

    “–Ben dün gece oruç tutmayi düsündüm ve sabaha oruçlu çiktim.” dedi.

    Rasûl-i Ekrem Efendimiz yine:

    “–Içinizde bugün hasta ziyâretinde bulunan var mi?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh-:

    “–Yâ Rasûlallâh! Sabah namazini yeni kildik ve yerimizden ayrilmadik nasil hasta ziyâret edebilelim ki?” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radiyallâhu anh- ise:

    “–Duydum ki kardesim Abdurrahman bin Avf rahatsizlanmis. Mescide gelirken bakayim durumu nasil olmus diye ona bir ugrayiverdim.” dedi.

    Yine Fahr-i Kâinât Efendimiz:

    “–Içinizde bugün bir yoksulu doyuran var mi?” diye sordu. Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh-:

    “–Yâ Rasûlallâh! Sabah namazini yeni kildik ve henüz yerimizden ayrilmadik.” dedi. Hazret-i Ebû Bekir -radiyallâhu anh- ise:

    “–Mescide girdigimde ihtiyâcini arz eden birini gördüm. Oglum Abdurrahmân’in elinde bir parça arpa ekmegi vardi. Onu alip yoksula verdim.” dedi.

    Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    “–Seni cennetle müjdelerim (ey Ebû Bekir)!” buyurdu.

    Hazret-i Ömer derin bir iç çekerek; “Âh cennet!” dedi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- onun da gönlünü alacak bir söz söyledi:

    “–Allah Ömer’e rahmet eylesin Allah Ömer’e rahmet eylesin! Ne zaman bir hayir yapmak istese Ebû Bekir muhakkak onu geçer.” buyurdu. (Heysemî III 163-164. Ayrica bkz. Ebû Dâvûd Zekât 36/1670; Hâkim I 571/1501)

    Bu hadîs-i serîften almamiz gereken en büyük ders her an Allâh’in rizâsina vesîle olacak bir amel arayisinda olabilmektir. Zîrâ âyet-i kerîmede:

    “Bir (hayir) isini bitirince hemen (baska bir is veya ibâdete) koyul ve yalniz Rabbine yönel.” (el-Insirâh 7-8) buyrulmustur.

    Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da bir defâsinda:

    “–Ölüp de pismanlik duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmus; o pismanligin sebebi soruldugunda da:

    “–(Ölen) muhsin (ihsan sâhibi sâlih) bir kisi ise bu hâlini daha fazla artiramamis olduguna; sâyet kötü bir kisi ise kötülükten vazgeçerek hâlini islah etmedigine pisman olacaktir.” cevâbini vermistir. (Tirmizî Zühd 59/2403)

    Rabbimiz râzi oldugu sâlih kullari hakkinda âyet-i kerîmede:

    “…Onlar hayirda birbirleriyle yarisirlar...” (Âl-i Imrân 114) buyurmaktadir. Iste bu hayir yarisinin mü’minlerde tabiat-i asliye hâline gelmesi sarttir. Mü’min esen meltemler gibi müsfik yagan yagmurlar gibi cömert olmali her an etrafina huzur bahsederek Hakk’in rizâsini aramalidir.

    Bu sebepledir ki Hak dostlari da cömertlikte bereketli irmaklara benzerler. Onlar uzun yollar boyunca binbir canliya; insana hayvanâta agaca kusa güle sümbüle huzur bahsederek akip giderler. Gerçek infak da; ihlâs merhamet ve digergâmlik dolu bir gönülle bütün mahlûkâta yönelmek sûretiyle Allah rizâsinin aranmasidir. Baskalarinin mahrûmiyetini telâfî için bütün imkânlarla muhtaçlarin yardimina kosmaktir.

    Rabbimiz aslinda insanlik serefinin en tabiî bir îcâbi ve merhametle yogrulmus selîm vicdanlarin en asil bir ifâdesi olan infâki ictimâî ibâdetlerin en mühimlerinden biri kilmistir. Süphesiz ki bu O’nun müstesnâ lutuflarindan biridir. Yâni Rabbimiz kullarina lutfettigi nîmetlerin cüz’î bir kisminin bir sükür ifâdesi olarak yine kendisine takdîm edilmesini irâde buyurmus buna mukâbil infâki; günahlara keffâret vesîlesi ve ebedî saâdetin en mühim ecir kapisi eylemistir.

    Dîni Yücelten Haslet: Cömertlik

    Infak ibâdetinin îfâsi için gerekli olan yegâne gönül sermâyesi “cömertlik”tir. Cömertlik tohumunun atilmadigi gönül bahçelerinde infak meyvelerinin hâsil olmasini beklemek beyhûdedir.

    Hadîs-i serîfte cömertligin ilâhî muhabbet ve yakinliga vesîle olduguna söyle isâret buyrulmaktadir:

    “Allah Teâlâ cömerttir ihsan sâhibidir; cömertligi ve yüksek ahlâki sever…” (Süyûtî el-Câmiu’s-Sagîr I 60)

    Îmânin lezzeti olan cömertlik halkin da Hakk’in da sevgisini celbeder. Nitekim hadîs-i kudsîde buyrulur:

    “Bu dîn (yâni Islâm) Zâtim için seçip râzi oldugum dîndir. Ona ancak cömertlik ve güzel ahlâk yakisir. Müslüman olarak yasadiginiz müddetçe onu bu iki hasletle yüceltiniz!” (Heysemî VIII 20; Ali el-Müttakî Kenz VI 392)

    Cömertlik Allâh’a ve âhirete kâmil mânâda îmânin bir neticesidir. Hazret-i Ali -radiyallâhu anh- bunu ne güzel ifâde buyurur:

    “Îman bir agaç gibidir: Kökü yakîn dali takvâ nûru hayâ meyvesi cömertliktir.”

    Seyh Sâdî-i Sîrâzî de:

    “Cömert kimse meyve veren bir agaç gibidir. Cömert olmayan insan da dagdaki odun gibidir.” diyerek bu güzel hasletten mahrûmiyetin; atese atilacak bir odun olmakla esdeger olduguna isâret etmistir.

    Iki Büyük Illet: Israf ve Cimrilik

    Israf kendine harcamak; cimrilik ise kendine biriktirmektir. Ikisi de bencillik ve hodgâmliktir. Cenâb-i Hak bu sekilde bir kullugu reddetmektedir. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:

    “Eli boynuna bagliymis gibi cimri olma! Elini büsbütün açip isrâfa da kaçma!..” (el-Isrâ 29)

    “Onlar verdikleri zaman isrâf etmezler; cimrilik de etmezler; ikisi ortasi bir yol tutarlar.” (el-Furkân 67)

    Imam Gazâlî Hazretleri “israf ile cimrilik arasindaki denge hâlini cömertlik” olarak târif etmistir.

    Servetin hakkini vermek; onu men edilen yerlere harcamamak ve iki büyük tehlike olan israf ve cimrilikten uzak durmakla mümkündür. Zenginligin âfeti; hirs tamah ve cimriliktir. Bunun çâresi de cömertliktir.

    Diger taraftan cömertligin âfeti ise israftir. Yâni cömert olayim derken ölçüsüzce saçip savurmak nîmeti lüzumsuz yerlere sarf etmektir.

    Ancak infak bahsinde suna da dikkat etmek gerekir ki israf çok harcamak demek degildir. Yersiz ve gereksiz harcamanin azi da çogu da israf iken yerinde ve isâbetli bir harcama çok da olsa israf sayilmaz bilâkis takdîre sâyân olur. Hazret-i Ebû Bekir -radiyallâhu anh-’in bütün malini Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’a getirip infâk etmesi bunun en güzel misâlidir.

    Öte yandan cimrilik de az miktarda vermek degil imkâna göre verilmesi gereken nisbette vermemektir. Zîrâ herkes imkâni nisbetinde mes’ûldür.

    Seyh Sâdî bu hakîkati ne güzel îzah eder:

    “Hak Teâlâ kimseye iyilik kapisini kapatmamistir. Sunu bil ki herkesin iyiligi kendi kudretine göredir. Bir zenginin hazinesinden bir kantar altin vermesi bir fakirin el emeginden bir kirat vermesi kadar olamaz. Çekirge ayagi karincaya agir yüktür.”

    Yermük Harbi’nde üç sehîdin son nefeslerinde büyük bir fedâkârlikla birbirlerine devrettigi lâkin neticede ortada kalan bir bardak suyun infâki belki birçok büyük zannedilen infaklari asmistir. Zîrâ orada mühim olan bir bardak su degil sergilenen gönül zenginliginin ihtisâmidir.

    Bu bakimdan az miktarda vermek cimrilik olsaydi cömertlik sirf varlikli kimselerin bir imtiyâzi olurdu. Halbuki zenginlik veya fakirlik bu dünyâdaki imtihan sirrinin berâberinde getirdigi bir takdîr-i ilâhîdir. Kulun varlikli veya muhtaç olmasi kendi irâdesine bagli degildir. Bu yüzden cömertlik veya cimrilik mal-mülk ve servet meselesi degil bir gönül meselesidir.

    Yâni imkâni kit bir mü’min de pekâlâ cömert olabilir ve olmalidir da. Îmânimiz da her hâlükârda cömert bir kul olmamizi gerektirir. Zîrâ cömertlik veya cimrilik sahip oldugumuz imkânlardan ne miktarda degil ne nisbette infâk edebildigimize baglidir.

    Nitekim Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- zengin-fakir her mü’mini infâka tesvik eder; bir hurmadan baska bir seyi olmayan için; “Yarim hurmayla da olsa cehennem atesinden korununuz onu da bulamazsaniz güzel ve hos bir söz ile korunun.” buyururdu. (Buhârî Edeb 34)

    Bu husustaki nebevî telkin ve tesviklerden birkaç misal:

    “Yâ Âise! Yarim hurmayla bile olsa fakiri geri çevirme.” (Tirmizî Zühd 37)

    “Din kardesinin yüzüne gülümsemen sadakadir.” (Tirmizî Birr 36)

    Yine Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- sahâbenin fakirlerinden Ebu’d-Derdâ -radiyallâhu anh-’a; “Çorba pisirdigin zaman suyunu çok koy ve komsularina bak onlar(in muhtaç olanlarin)a da ver.” buyurmustur. (Ihyâ I 626)

    Kasvet-i Kalbin Ilâci: Cömertlik ve Infak

    Her ibâdetin gönle kazandirdigi apayri güzellikler fazîletler ve mânevî kazançlar vardir. Insanoglunun ham vasiftan kurtulup olgun bir mü’min olmasinda bu mânevî kazançlarin ehemmiyeti pek büyüktür.

    Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh- buyurur ki:

    “Namaz seni yolun yarisina; oruç tam Melik’in kapisina iletir. Sadaka ise Melik’in huzuruna çikarir.”

    “Infak” kelimesinin tasidigi mânâ iyi tahlil edilirse bu ibâdetin bir hikmetinin de insani ruh sahsiyet ve karakter bakimindan maddenin esâretinden kurtararak mâneviyâti maddiyâta hâkim kilmasi oldugu görülür. Bu yönüyle ibâdetler içinde infâkin rûha sagladigi belki de en büyük fayda “vicdan huzûru”dur.

    Ali Isfehânî -rahmetullâhi aleyh- bu hakîkati ne güzel ifâde eder:

    “…Âfiyet ve günahsiz olmayi aradim; zühdde yâni süphelilere düsmek korkusuyla mübahlarin çogunu terk etmekte buldum. Kolay hesâbi aradim susmakta buldum. Rahat ve huzûru aradim; cömertçe infâk etmekte buldum.”

    Zîrâ her mü’min çevresinden mes’ûldür. Muhtaçlarin mazlumlarin feryatlarina bîgâne kalamaz. Yine o karanlik bir gecenin mehtâbi gibi nurlu hassas rakik digergâm merhametli cömert ve infak heyecâniyla dolu olmalidir.

    Cenâb-i Hak rizkin temininde mahlûkâti birbirine vesîle kilmistir. Dolayisiyla muhtâci gözetmek Allah Teâlâ’nin bizlere olan ihsanlarindan onlara pay ayirabilmek büyük bir fazîlet ve ilâhî bir lutuftur. Muhtaçlarin feryatlarina tesellî olmadikça mü’minin rûhu da tesellî bulamaz.

    Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:

    “Sunu iyi bil ki bedenden maldan mülkten kaybetmekte ziyâna ugramakta rûha fayda vardir onu vebâlden kurtarir. Mal; bagislamakla infâk etmekle görünüste elden çikar gider ama onu verenin gönlüne yüzlerce mânevî hayat gelir!”

    Dünyâ serveti; en yakinlardan baslayip toplumdaki âcizlere kimsesizlere gariplere yardimda bulunmak sûretiyle vicdan huzûruna ve âhiret saâdetine ermek için kazanilmalidir. Kazançta niyet bu olursa dünyevî endiselerin gönüllerde meydana getirdigi katilik kasvet buhran ve sikintilarin yerini tatli bir huzur ve sükûnet hâli alir.

    Günümüzün en büyük hastaliklarindan biri olan kalp katiliginin devâsini Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’dan dinleyelim:

    “Eger kalbinin yumusamasini istiyorsan fakiri yedir yetimin basini oksa!..” (Ahmed bin Hanbel II 263)

    Hazret-i Mevlânâ da âdeta bu hadîsin serhi mâhiyetinde söyle buyurur:

    “Fakr u zarûret içinde bogulan gönüller dumanla dolu bir eve benzer. Sen onlarin derdini dinlemek sûretiyle o dumanli eve bir pencere aç ki onun dumani çekilsin ve senin de kalbin rakiklesip rûhun incelsin.”

    Iste cömertçe infaklarin rakiklestirdigi olgunlastirdigi huzurlu ruhlar yaptiklari infaklarin ilâhî muhâfazaya da vesîle oldugunu müsâhede etmenin sürûrunu yasarlar. Bunun için de cân u gönülden infâka yönelirler.

    Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur:

    “Kildigin namaz sana çobanlik eder; seni kötülüklerden kurtlardan kurtarir! Verdigin zekât kesene bekçilik yapar onu korur! Altin; zekât vermekle hiç eksilmez; aksine fazlalasir artar!”

    Hakîkaten de infâk edilen mal eksilmez kaybolmaz bilâkis infaktaki ihlâs nisbetinde bereketlenir. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz bütün malini infâk edip maddî bakimdan defâlarca bitme noktasina gelmesine ragmen Rabbimiz’in lutfuyla tekrar tekrar servet sahibi oldu. Zîrâ Allah yolunda infâk edilen mal tipki budanan bir agacin daha canli ve verimli bir hâle gelmesi gibi bereketlenir. Âyet-i kerîmede buyrulur:

    “Mallarini Allah yolunda harcayanlarin hâli yedi basak bitiren ve her basaginda yüz dâne bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. Allah ihsâni bol olan hakkiyla bilendir.” (el-Bakara 261)

    Infak edilmeyen mal ise dura dura bozulan kokusup kirlenen suya benzer. Seyh Sâdî ne güzel söyler:

    “Para yigmakla yükselecegini sanma. Duran su fenâ kokar. Bagislamaya çalis. Akan suya gök yardim eder. Yagmur yagdirir sel gönderir onu kurutmaz.”

    Hazret-i Mevlânâ da bu gerçegi söyle ifâde eder:

    “Ekin eken önce ambari bosaltir ama sonra hâsilâti pek çok olur. Tohumu ambarda tutan ise sonunda onu farelere yem eder.”

    Verilen zekât ve sadakalar geriye kalan mali temizler. Ayrica veren için belâlara karsi mânevî bir zirh olur. Nitekim hadîs-i serîfte buyrulur:

    “Sadaka vermekte acele edin. Çünkü belâ sadakanin önüne geçemez.” (Heysemî Mecmau’z-Zevâid III 110)

    Kur’ân-i Kerîm’de 200’den fazla yerde infâkin emir ve tesvik edilmesi Rabbimizin kullarina olan sonsuz merhametinin bir neticesidir. Zîrâ Hak Teâlâ kullarini infak ibâdetini îfâ etmeye çagirirken aslinda kullarini infâkin mânevî feyz bereket ve huzurundan lâyikiyla istifâde etmeye dâvet etmis olmaktadir.

    Ihtiyaç Fazlasini Ver

    Kalpler muhabbetle Hakk’a râm oldugunda zühd hâli baslar. Mal ve servet gözden ve gönülden düser ancak Hakk’a yakinliga vesîle olabildigi nisbette deger kazanir. Allah rizâsini dileyen mü’min sâde ve gösterissiz bir hayat yasayip kifâyet miktariyla yetinmeyi bilir ve infâk edebilmenin yollarini arar.

    Kur’ân ve Sünnet iklîminde yetisen sahâbe nesli de fetihler neticesinde Medîne’ye akan ganîmet mallariyla zenginlesmelerine ragmen lüks ve saltanata meyletmediler. Mütevâzi yasantilarini evlerinin sâde dekorunu degistirmediler. Gelen mali infâk etmek sûretiyle hakîkî zenginligin vicdan huzurunu ve gönül saltanatini yasadilar. Zamanimizin amansiz hastaliklarindan biri olan asiri tüketim oburluk lüks ve gösteris sahâbe neslinin tanimadigi bir hayat tarzi idi. Zîrâ onlar; “yarin nefislerin varacagi konagin kabir olacagi” suuruyla yasiyorlardi.

    Imam Mâlik Hazretleri zamaninin halîfesine yazdigi bir mektupta der ki:

    “Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh- on defa haccetti. Benim bildigime göre yasantisini kifâyet miktarina indirerek bir hac süresince ancak 12 dinar harcardi. Çadirda degil agaç gölgesinde konaklardi. Süt kirbasini boynunda tasirdi. Çarsi pazar dolasir oradakilerin hâlini-hatirini sorardi.” (Kâdi Iyâz Tertibü’l-Medârik s. 271)

    Yâni Hazret-i Ömer -radiyallâhu anh- iktisâda riâyet ederek ve kendi ihtiyaçlarinda kifâyet miktariyla yetinerek haccini îfâ ederdi. Böylece malinin arta kalanini da infâk ederdi. Zîrâ Cenâb-i Hak infâkin ölçüsünü “ihtiyacin fazlasi”1 olarak beyân etmistir. Buna göre cömertligin asgarî ölçüsü malin fazlasindan kendine lâzim olmayani vermektir.

    Bu hususta Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- da söyle buyurmustur:

    “Ey Âdemoglu! Ihtiyacindan fazla olan malini sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. Ihtiyacina yetecek kadarini elinde tutmandan dolayi ayiplanmazsin. Iyilige geçimini üstlendiklerinden basla. (Unutma ki) veren el alan elden üstündür.” (Müslim Zekât 97. Ayrica bk. Tirmizî Zühd 32)

    Demek ki sahsî harcamalarda “ihtiyaç” miktârini asmamak ihtiyaç miktârini da insaf sinirlari içerisinde belirlemek ve bu sinirin disina tasan imkânlari infakta degerlendirmek îcâb eder.

    Cömertligi Artirma Gayreti

    Ahmed bin Ebû Verd -rahmetullâhi aleyh- Hak dostlarinin hâlini söyle hülâsa eder:

    “Üç sey vardir ki bunlar bir velî kulda arttikça güzel hâlleri de artar:

    1. Makâmi yükseldikçe tevâzûsu artar.

    2. Ömrü uzadikça hizmeti artar.

    3. Mali çogaldikça cömertligi artar.”

    Hak dostlarindan Ramazanoglu Mahmud Sâmi Hazretleri de öyle bir infak heyecani içindeydi ki yaptigi hayir ve infaklari hiçbir zaman kâfî görmez çalistigi is yerine giderken dolmusa verecegi parayi bile infâk edebilmek için Karaköy’den Tahtakale’ye kadar yürüyerek giderdi. Yâni kendi ihtiyacindan dahî fedâkârlikta bulunarak infâkini artirmaya çalisirdi.

    Zîrâ infâk edilen mal veya imkânlar ebedî saâdetin sermâyesidirler. Hazret-i Mevlânâ bu saâdete nâiliyetin yoluna isâret etmek üzere söyle nasihat eder:

    “Bu dünyada yedigin ve içtiginden bir miktarini hayrin için azalt ki ileride Kevser havuzunu bulasin. Vefâ topragina bir yudumcuk döken kisiden devlet avi nasil kaçabilir?..”

    Bugün de sahsî rahat ve konfordan evlerin dekorundan ve günlük harcamalardan yapilacak küçük fedâkârliklarla bile olsa bu yüce ahlâki herkes mümkün oldugu kadar yasamaya çalismalidir. Zaten toplumdaki muhtaçlarin muzdariplerin mazlumlarin hâli vicdâni olanlar için yeterli bir ibret tablosudur. Bu ibretle hareket eden varlikli kimseler kendilerine mahsus bir lüks ve rahatlik arayisindan uzak dururlar. Fakat bu hakîkatlerden gâfil kalarak kendileri için asiri masraf yapanlar “kendi malim degil mi istedigim gibi harcarim” düsüncesizligiyle saçip savuranlar Kur’ânî ifâde ile; nankör seytanin arkadaslaridirlar.2

    Cimrilik Körlügü!..

    Gerçek bir infâk ehli olabilmek için ihsan kivâminda yâni Cenâb-i Hakk’i görürcesine bir kulluk hayati sarttir. Her zaman ve mekânda ilâhî kudret ve azameti görebilmek gönül gözünün açik olmasina baglidir. Gerçek cömertlige erebilmek için yapilan infaklarin da âhiretteki mükâfâtini görürcesine saglam bir îman lâzimdir. Bu hakîkati Hazret-i Mevlânâ söyle dile getirir:

    “Hazret-i Peygamber buyurdu ki:

    «Kiyâmet gününde verilecek karsiligi iyiden iyiye bilen; bir verdigine karsilik on verilecegine inanan her zaman cömertligini türlü sekilde artirir durur.

    Cömertlik bütün karsiliklari görmektir. Bu yüzdendir ki cömertlik ümit ve nese getirir. Ve verdigi seylerin kayboldugu korkusunu giderir.»

    Cimrilik ise Peygamberimiz’in müjdeledigi mükâfatlari görmemektir. Inciyi görmek dalgici sevindirir. Bu duruma göre dünyada hiç kimsenin cimri olmamasi gerekir. Çünkü hiç kimse karsiligi olmadikça oyuna giremez.

    Demek ki cömertlik gözden geliyor elden degil. Is gören gözdür görüstür. Gözü görenden baskasi cimrilikten kurtulmadi.”

    Hakîkaten de cimrilik; hem hayatin âkibeti olan ölüm ve sonrasina karsi bir kalp körlügüdür hem de her seyi yaratip kullarina lutfeden Rabbimize karsi dehsetli bir nankörlüktür.
    Hazret-i Mevlânâ’nin îkâzi ne müthistir:
    “Irmak kiyisinda oturup da suyu esirgeyen irmagi görmeyen kör bir kisidir.”
    Rabbimiz âyet-i kerîmelerde biz kullarini böyle bir gönül körlügüne ve nankörlüge dûçâr olmaktan açikça îkaz buyurmaktadir:
    “Size ne oluyor ki Allah yolunda infâk etmiyorsunuz? Oysa göklerin ve yerin mîrâsi Allâh’indir…” (el-Hadîd 10)

    “…Göklerin ve yerin hazineleri Allâh’a âittir. Fakat münâfiklar bunu anlamazlar.” (el-Münâfikûn 7)

    “Iste sizler Allah yolunda harcamaya çagriliyorsunuz. Içinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse ancak kendisine cimrilik etmis olur. Allah zengindir siz ise fakirsiniz...” (Muhammed 38)

    Yani kimin mülkünde yasiyoruz kimin verdigi rizikla riziklaniyoruz ve neticede kimin malini kimden esirgiyoruz?!.
    Süphesiz ki mülkün gerçek sahibi Allah’tir. O bize nîmetlerini emânet olarak veriyor. Kul bir emânetçi ve tasarruf memuru hükmündedir. Fakat tasarrufundan mes’ûl bir memur… Kendisine varlik emânet edilen kul ayni zamanda yoksulun ve muhtâcin da emânetçisidir. Bu suura sahip olan etrâfina bîgâne kalamaz.
    Infâk Et ki Sana da Infâk Edilsin...

    Allâh’in mahlûkâtina merhamet ve infak Allâh’a muhabbetin en güzel göstergesi lutfettigi nîmetlerine karsi da en güzel bir sükür ifâdesidir. Rabbimizin lutuf ve merhametine muhtaç oldugumuz kadar biz de O’nun muhtaç kullarina ve bütün mahlûkâtina karsi cömert ve lutufkâr olmak zorundayiz. Zîrâ onlar bizler için bir imtihan mevzuudurlar.

    Hadîs-i kudsîde buyrulur:

    “Ey Âdemoglu! Infâk et ki sana da infâk edilsin!” (Buhârî Tevhîd 35)

    Yine bir hadîs-i serîfte Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- buyururlar ki:

    “Infâk et sayip durma Allah da sana karsi nîmetini sayip esirger. Parani çömlekte saklama Allah da senden saklar.” (Buhârî Zekât 21; Müslim Zekât 88)

    Yâni Allâh’in râzi oldugu güzel bir mü’min olabilmek için O’nun bize ihsân ettigi gibi biz de O’nun muhtaç kullarina cömertçe ikrâm etmekle mükellefiz.

    Rabbimiz kalblerimizden îman vecdini ruhlarimizdan cömertlik nesesini vicdanlarimizdan infak huzurunu eksik etmesin!

    Âmîn...

    Dipnotlar: 1) Bkz. el-Bakara 219. 2) Bkz. el-Isrâ 27.



    Paylaş
    Cömertlik ve Infak Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İnfak eden insanların cömert olması hasebiyle onların gönülleri de alçak olur.İnsanların her zaman yardımlaşma ve iyilikte yarış etmeleri gerekir.Her kes gücü orantısında fakirleri sevindirmelidir.



efendimiz hayirda yarisin