Diğer Kategoriler ve Zekat Fitre Sadaka ve İnfak Forumundan Zekatın Şartları Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Zekatın Şartları

    Reklam




    Zekatın Şartları

    Zekâtla ilgili fıkhî bilgi ve tartışmaların başında, zekâtın kimlere hangi şartlarda farz olduğu ve verilen zekâtın geçerli olabilmesi için ne gibi şartların gerektiği hususu yer alır Ancak buna geçmeden önce konuyla ilgili bazı temel terimlerin açıklanmasında fayda vardır

    Zekâtın vücûb sebebi zenginliktir Artıcı vasıfta belirli bir miktar mala mâlik olan kimse zekât açısından zengin sayılır Zenginliğin ölçüsü sayılan miktara ve alt sınıra “nisab” tabir edilir Borcundan ve tabii ihtiyaçlarından fazla nisab miktarı artıcı mala sahip olan ve bu malının üzerinden bir kamerî yıl geçen kimse zekât ödemekle mükellef olur

    Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir

    Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir

    Görüldüğü gibi zekâtın farz olabilmesi için hem mükelleflerle ve hem de mallarla ilgili şartlar vardır Aynı şekilde bu farzın edasının sıhhati için de birtakım şartlar aranmaktadır

    A) YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
    Bir kimsenin zekâtla yükümlü (mükellef) tutulabilmesi için gereken şartlar, ilmihal dilinde, vücûb şartları veya zekâtın farziyetinin şartları olarak da anılır Zekâtla yükümlülük için gereken şartların bir kısmı mükellefte, bir kısmı da malda aranan bazı özelliklerdir

    a) Mükellef ile İlgili Şartlar
    Zekât, İslâm’ın beş esası arasında yer alan bir ibadet olması sebebiyle, namaz ve oruçla mükellefiyette söz konusu olan şartlar, ilke olarak, zekâtta da aranır Ancak zekât, sosyal yardımlaşma ve dayanışma içeriği de taşıyan malî bir mükellefiyet olması ve üçüncü şahısların haklarını da ilgilendirmesi sebebiyle, diğer ibadetlerde aranan akıl ve bulûğ şartının bunda aranıp aranmayacağı tartışma konusu olmuştur

    Zekât bir ibadet sayıldığı için, öteden beri, zengin gayri müslim vatandaşların, zekâtla yükümlü olmaları hiç gündeme gelmemiş, bunun yerine onlardan başka isimler altında başka vergiler alınmıştır
    Çocuk ve akıl hastalarının “öşür” denen toprak ürünleri zekâtından sorumlu olduklarında görüş birliği bulunmakla birlikte, bunların zekâta tâbi diğer mallarından zekât alınıp alınmayacağı konusunda farklı iki görüş ileri sürülmüştür Ebû Hanîfe akıllı ve bâliğ olmayanları, toprak ürünleri ve kamu hukukunun bir parçası olarak alınan zekât türü hariç, zekâtla mükellef tutmamıştır Fakihlerin çoğunluğuna göre ise akıl hastalarının ve çocuğun malları zekâta tâbidir Bu borcu veli ve vâsileri öderler Zekât vekâletle yerine getirilebilen malî bir ibadettir Veli zekâtta çocuğun ve akıl hastasının vekilidir Bu vecîbeyi yerine getirmede onun yerini almaktadır, dolayısıyla onlar adına zekât verir

    Bu iki farklı görüşten, çoğunluğun görüşü daha güçlü ve tercihe şayan görünmektedir Çünkü zekât netice itibariyle zenginliğin borcudur, topluma karşı bir yükümlülük mahiyetindedir ve sosyal adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektedir

    b) Mal ile İlgili Şartlar
    Kur’an zekâta tâbi olan mallara genel olarak temas etmiş (bk et-Tevbe 9/103), Hz Peygamber de hadislerinde hangi malların ne şartlar içinde zekâta tâbi olacaklarını belirtmiş, zekât memurlarına vermiş olduğu tâlimatlarda bu mallardan nasıl ve ne şekilde zekât tahsil edileceğini öğretmiştir Zekâtla ilgili olarak daha sonraki dönemde oluşan fıkıh doktrini de Hz Peygamber ve sahâbe dönemindeki bu uygulama örnekleri etrafında gelişmiştir Bunun sonucu olarak, bir malın zekâta tâbi olabilmesi için “tam mülk olma”, “artıcı özelliğe sahip olma”, “nisaba ulaşmış olma”, “tabii ihtiyaçlardan fazla olma”, “üzerinden bir yıl geçmiş olma” gibi şartların arandığı görülür Ancak bu şartların gerekliliğinin Kur’an’da veya Hz Peygamber tarafından açıkça zikredilmediğini, fakihlerin ilk dönemlerdeki zekât tahsil örnek ve usullerinden bu sonucu çıkardıklarını burada belirtmek gerekir Zekât konusundaki klasik fıkıh doktrini bu metotla ve böyle bir süreçte oluşmuştur

    İslâm hukukçularının “mal” kavramıyla ilgili görüşleri, İslâm toplumunun ekonomik gelişim seyriyle âdeta paralellik arzeder Hanefîler’e göre mal, insanın mâlik olduğu ve kendisinden âdete uygun olarak yararlandığı her şeydir Fakihlerin çoğunluğu menfaatleri “mal” kabul ederken Hanefîler karşı görüştedir Ancak zekât hukuku bakımından Hanefîler’in görüşü daha ağırlıklı görünmektedir

    1 Tam Mülkiyet Bir malın zekâta tâbi olabilmesi için şart olan “tam mülk (el-milkü’t-tâm)” tabirinden maksat o malın, hem kendisinin (ayn) hem de menfaatlerinin, sahibinin tasarruf salâhiyet ve kudreti altında bulunmasıdır Yani mal, mükellefin fiilen elinde veya onun tasarrufu altında bulunacak, ona başkalarının hakkı taalluk etmiş olmayacak, o maldan ortaya çıkacak fayda mükellefe ait olacaktır

    Tam mülk olma şartının zekâta tâbi mallarda aranmasının başlıca sonuçları şunlardır:

    Fakihlerin çoğuna göre;
    1 Belirli sahibi olmayan mallar zekâta tâbi değildir Buna göre halkın yararına sunulan, herkesin istifade ettiği mallar, devletin zekât, vergi ve başka gelirlerinden elde ettiği mallar belirli bir mâliki olmadığı için, zekâta tâbi değildir Bu mallar bütün topluma aittir ve onlardan bir kısmı da fakirdir

    2 Fakir, yetim ve kimsesizlerin doyurulması, okutulması, cami, mescid, yol, köprü yapımı gibi amaçlarla hayır kuruluşlarına vakfedilen mallar zekâta tâbi değildir Ancak oğluna, ailesine veya falanın oğullarına gibi belirli bir kişi veya kişilere yapılan vakıflar böyle değildir Böyle vakfedilen mallar zekâta tâbidir Çünkü bu durumda vakfedilen malın mülkiyeti vakfedenden vakfedilene geçmekte ve onda sürekli kalmaktadır

    3 Hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz gibi haram yollarla kazanılan -haram mal- zekâta tâbi değildir Çünkü âlimler haram malı, elinde bulunduranın mülkünü kabul etmemişler, onda tasarrufu yasaklamışlardır

    Tam mülk olma şartının Hanefîler’e göre başlıca sonuçları:
    1 Elde bulunmayan ve ele geçeceği de umulmayan malda zekât yoktur Kimi Hanefîler’e göre ise faydalanılmayan malda da zekât yoktur Bu ikinci görüşe göre inkâr edilen, gasbedilen, düşman tarafından alınan, kaybolan, denize düşen, sahraya gömülüp yeri unutulan, devlet tarafından müsâdere edilen mallar tekrar sahipleri tarafından ele geçirilmedikçe zekâta tâbi değildir Çünkü bu mallarda elde bulundurma ve tasarruf imkânı yoktur Yani tam mülkiyet yoktur Tam mülkiyetin tanımına ilişkin bu görüş farklılığı, ilk imamlardan nakledilen “Mâlü’d-dımâr’da zekât yoktur” sözünde geçen “mâlü’d-dımâr” tabirinin tefsirinden kaynaklanmıştır

    Şâfiîler’e göre ise, malın elde bulunmayışı zekât ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz Buna göre gasbedilen, kaybolan, çalınan, denize düşen vb mallar, sahibinin eline geçince tahakkuk eden bütün zekâtları verilmelidir

    2 Ebû Hanîfe’ye göre kocasından vadeli mehrini almadıkça kadın zekâtla mükellef değildir Çünkü o mehre nikâh akdi ile mâlik olmuştur, fakat bu noksan mülkiyettir Kadın mehri teslim almakla ona tam mâlik olur

    3 Borçlu, borcuna karşılık olan malından dolayı zekât mükellefi olmaz Elinde olan bu malın mâliki değildir

    4 Rehin olarak verilen maldan dolayı da mal sahibi zekâtla yükümlü olmaz Çünkü bu mala mâlik olsa da zilyed değildir Mal, borcu karşılığı rehin alanın elindedir

    5 Satın alınıp da teslim alınmamış mallar zekâta tâbidir Çünkü alıcı, satım akdi sonucu bir mala tam mâlik olmuştur Malın elinde olmaması zekâtın alıcıya farz olmasına mani değildir

    6 Malı yanında olmayan yolcu zekâtla mükelleftir Çünkü o, vekil aracılığı ile malında tasarrufta bulunabilir

    Alacağın Zekâtı: Malın tam mülk olması şartının tabii bir sonucu olarak, bir kimsenin başkasının zimmetindeki alacağı için zekât verip vermeyeceği veya hangi şartlarda vereceği fakihler arasında tartışma konusu olmuştur
    Fakihlerin çoğunluğuna göre alacaklar iki ana gruba ayrılır: a) Tahsil edileceği umulan alacaklar, yani ödeme imkânına sahip ve borcunu da kabul eden kimsedeki alacaklar zekâta tâbidir Alacaklı, her sene diğer malları ile birlikte bu alacağının zekâtını da öder b) Tahsil edileceği umulmayan alacakların ise, ancak elde edilince zekâtı verilir Elde edilince, geçmiş bütün yılların zekâtı ödenir diyenler de, sadece son bir yılın zekâtı ödenir diyenler de vardır Hanefî müctehidlerine göre, elde edilmesinin üzerinden bir yıl geçmedikçe bu alacağın zekâtı ödenmez





    Paylaş
    Zekatın Şartları Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Zekâtın rüknü, yani onun yapısından bir parça teşkil eden unsur, zenginlik ölçüsü sayılan miktardaki maldan zekât borcunu çıkarmak ve onu hak sahibine temlik ve teslim etmektir

    Zekât; müslüman, hür, akıllı, bâliğ, tabii ihtiyaçlarından fazla artıcı vasıftaki mala tam bir mülkiyetle mâlik olan ve bu mâlik oluşunun üzerinden bir (ay) senesi geçen kimselere farzdır Bu farzın sahih olarak ödenebilmesi için de ehline verilmesi ve verilirken de niyet edilmesi gerekir

    Allah cc razı olsun...