Kur'an-ı Kerim ve Tefsir Forumundan Tefsir ekolleri ve tefsir çeşitleri nelerdir, Peygamber Efendimiz, Sahabe, Tabiin ve Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tefsir ekolleri ve tefsir çeşitleri nelerdir, Peygamber Efendimiz, Sahabe, Tabiin ve

    Reklam




    Tefsir ekolleri ve tefsir çeşitleri nelerdir, Peygamber Efendimiz, Sahabe, Tabiin ve sonraki dönemler hakkında bilgi verir misiniz?


    İndiği dönemden günümüze kadar gençliğini ve tazeliğini muhafaza etmiş olan yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim, aslı olduğu gibi muhafaza edilen tek mukaddes kitaptır. Çünkü o, İlâhî koruma altındadır.


    Müslümanlar, ilk günden itibaren Kur’ân'ı anlamak için gayret sarfetmişlerdir. Onu en başta, vazifelerinden birisi de Kur’ân'ı tebyîn olan Hz. Peygamber'den (s.a.s.) sorarak öğrenmişler, daha sonra gelenler sahabeden, arkadan gelenler sahabeden öğrenenlerden, daha sonrakiler ise kendi gayret ve uğraşıları, tedarüs ve tezakür yolları ile öğrenmişler ve anlamaya çalışmışlardır. Asırların geçmesiyle, Kur’ân'ı anlama, yani tefsîr metodları da değişmiştir. Başlangıçtan zamanımıza kadar lugat, belâgat, edeb, nahiv, fıkıh, mezheb, felsefe, tasavvuf ve daha pek çok yönlerden tefsîrler meydana getirilmiş, bu farklı tefsîrler farklı usûller takip etmiştir. Hedef, okuyup anlaşılması ve ona göre yaşanması için gönderilen bu ilâhî kitabın her seviyeden insanın anlayışına sunulması ve ondaki mânâ zenginliklerinin ortaya çıkarılması olmuştur.


    I. TEFSÎR TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ


    A. Tefsîr'in Istılahî Mânâsı


    Âlimler, ıstılahî açıdan çeşitli tefsîr tariflerinde bulunmuşlardır:


    "Tefsîr, Allah kelâmının açıklamasıdır." yahud "Tefsîr, Kur’ân lâfızlarının ve mefhumlarının açıklayıcısıdır." (el-Hûlî 1995, 13)


    Diğer bir tarife göre ise; "tefsîr, insan gücü ve Arapça dil bilgisinin verdiği imkân nispetinde Kur’ân metninin mânâsından bahseden bir ilimdir." (Kâtip Çelebi 1971-72, 1/427)


    Tefsîrin âlimler arasındaki yaygın anlamı: "Kur'ân-ı Kerim'in mânâlarını keşfetmek, ondaki müşkil ve garîb lâfızlardan kastedilen şeyi beyan etmektir." (Lisanü'l-Arab; Tâcü'l-Arûs; Zerkeşî 1972, 2/147; Zerkanî, 1/471) Ancak bu mânâda tefsîr kelimesi yalnız Kur’ân'a has bir açıklama olmayıp, ilmî, edebî ve fikrî eserlerdeki açıklama ve izahlar için de kullanılır. Beyân ehline göre tefsîr kelimesi, kapalı ve anlaşılmaz olan sözün kapalılığını giderip açıklayacak şekilde sözü uzatıp fazlalaştırmaktır. (Tehavenî 1984, 2/1115-1116)


    "Tefsîr; insan gücünün yettiği kadarıyla Kur’ân-ı Kerim'de Allah'ın muradını araştıran bir ilimdir". (el-Beyumî, 3/4)


    Tefsîr ilminin konusu, bütünüyle Kur'ân âyetleridir. Bu ilmin gâyesi; gerek bu dünyada, gerekse âhirette kişilerin selâmete ve saadete ulaşmalarını sağlamak için Allah'ın kitabını onun ifâde etmek istediği maksada yakın olarak anlamak, anlatmak ve faydalı sonuçlar çıkarmaya çalışmaktır.


    B. Kur’ân-ı Kerim'in Tefsîrine Duyulan İhtiyaç


    Kur’ân-ı Kerim, "mânâsı açık bir Arapça ile" (Şuarâ Sûresi, 26/195) Cenab-ı Hak tarafından Peygamberimiz’e vahyedildi.


    Selîkaları bozulmadığı için, Kur’ân'ın indiği devrin Arapları lûgat bakımından Kur’ân'ı anlıyorlardı. Ancak, lûgavî mânâları bilmekle birlikte, lâyıkıyla anlayamayacakları meseleler de vardı. Hadislerden de anlaşılıyor ki, Kur’ân-ı Kerim'deki bazı kelime ve âyetler hususunda bazı sahabiler, gerek Hz. Peygamber'e ve gerekse âlim sahabilere müracaat ederdi. Bir taraftan müteşabih âyetler, diğer taraftan Arap alfabesinin o zamanki büyük noksanlığı olan hareke ve noktaların bulunmayışı, nihayet muhtelif kıraatların mevcudiyeti, Kur’ân-ı Kerim'in bazı yerlerini tefsîr etmek ihtiyacını zaruri kılmıştır. (Okiç 1995, 144-145)


    Kur’ân, mü'minlerin şahsî ve içtimaî hayatlarını düzenlemek gayesiyle teşriî hükümler vaz’ ediyordu. Bu hükümleri istinbat etmek, sadece Arapçayı bilmekle mümkün olmaz. Onda müteşâbih âyetler, müphem bırakılan hususlar, tahsisi murad edilen umumî hükümler vardır. Bu sahalarla alâkalı âyetleri lâyıkıyla anlamak, o mevzularda yüksek bir ilmî seviyeye bağlıdır. Bir kısım mühim vasıflarını hulâsa ettiğimiz böyle bir kitabın, herkes tarafından kolayca ve incelikleriyle anlaşılması elbette kolay değildir. Bu sebeple Ashab-ı Kiram, umumiyetle Kur’ân'ı en iyi anlayan insanlar idiyse de, içlerinde, tabiatıyla, seviye farkları vardı. Kur’ân'la meşguliyet, Peygamber’le müsâhebet, aklî muhâkeme kabiliyeti, Arap dili ve şiirine vukuf, tarihi malûmat derecelerine göre Kur’ân hakkındaki bilgileri de farklı oluyordu. Temâyüz ettikleri sıfatlarına rağmen en ileri gelenlerinin dahi anlayamadıkları âyetler oluyorduı. Bundan dolayı Kur’ân'ın açıklanmasına ihtiyaç vardı. (Yıldırım 1983, 17-20)


    Ayrıca Dîn-i İslâm, yalnız bir zamana, yalnız Arap kavmine mahsus değil, bütün müstakbel zamanlara, kavimlere de şâmil, umumî bir dindir. Binaenaleyh, Kur’ân'ın mânâsından her Müslüman kavmin bihakkın istifâde etmesi bir vecîbedir. Bu istifâde ise, ancak tefsîr vâsıtasıyla kâbil olabilir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerim'in güzelce anlaşılması için salâhiyet sahibi, dinî ilimlerde ve sâirede mütebahhir olan İslâm âlimleri tarafından tefsîrler yazılmasına dâimâ ihtiyaç vardır. (Bilmen 1973, 1/105-107)


    C. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) Kur'ân'ı Tefsîri


    Yüce Allah'ın rahmet ve hikmeti, ilahî Kitabı insanlara vahiy sûretiyle göndermeyi iktiza ettiği gibi, vahye mazhar olan Peygamber'in de onu bizzat açıklamasını istemiştir. Allah'ın kitabının mânâ ve ahkâmını, Peygamber'in izah etmesi bundan dolayı gereklidir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim'deki hakikatleri bize en iyi öğretecek, bizzat kendisine kitap gelen mümtaz zât Hz. Peygamber'dir (s.a.s.). O, Kur’ân tefsîrinin aslı ve esasıdır. Zira Kur’ân O’na indirilmiştir. O, mutlak olarak Kur’ân'ı insanlar içinde en iyi bilen ve en iyi anlayandır. Bu bakımdan O, mübelliğdir ve tebyinle mükelleftir. Bu hususlar âyetlerde açık olarak belirtilmiştir. (Maide Sûresi, 5/67; Nahl Sûresi,16/44; Nisâ Sûresi, 4/105)


    Hz. Peygamber'in (s.a.s.) tefsîri, Kur’ân'ın mücmel olan âyetlerini tafsil, umumî hükümlerini tahsis, müşkilini tavzih, neshe delâlet etme, müphem olanı açıklama, garip kelimeleri beyan, tavsif ve tasvir ederek müşahhas hâle getirme, edebî incelikleri muhtevî âyetlerin maksudunu bildirme gibi belli başlı kısımlara taalluk eder. (Yıldırım 1983, 31)


    Ahkâma, âhiret ahvaline, kısas ve ahbâra ait bazı hususlar vardır ki, Kur’ân'da zikredilmezler. Bunların tefsîri Peygamberimize bırakılmıştır. "Biz sana da Kur’ân'ı indirdik. Tâ ki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın." (Nahl Sûresi,16/44) âyetiyle, Hz. Peygamber açıklamakla mükellef kılınmıştır. O’nun beyanı kavliyle, fiiliyle ve ikrarıyla olurdu. (a.g.e., 33-34)


    Kur’ân'daki hükümlerin ekserisi küllî olduğundan, o küllî hükümleri izâh ve açıklamak için dâima Sünnet'e ihtiyaç duyulmuştur. Başlangıçtan beri Sünnet, İslâm teşrî'nin ikinci kaynağı olmuştur. (Cerrahoğlu, 1/46-47)


    Allah Resûlü’nün Kur’ân'ı tefsîr ettiğini, muhtelif hadis mecmualarındaki rivâyetlerden öğrenmekteyiz. O'nun bu tefsîri, hadis mecmualarının "Kitâbu't-Tefsîr" bölümünü oluşturmuştur.


    D. Sahabe Devrinde Tefsîr


    Paylaş
    Tefsir ekolleri ve tefsir çeşitleri nelerdir, Peygamber Efendimiz, Sahabe, Tabiin ve Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Tefsir ilminde, “Hazret-i Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin tamamını mı, yoksa bazısını mı tefsir etmiştir?” konusu çok önemlidir. Bu husus, tefsir âlimlerince farklı şekillerde değerlendirilmiştir:

    Resulüllah’ın “aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm” Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını tefsir ettiğine kâil olanların başlıca delilleri şunlardır[1]:

    1. Hazret-i Peygamber’in tebyîn[2] ile mükellef olduğu,

    2. Sahâbe-i kirâmdan gelen rivâyetlere göre, onların on âyeti ilim ve amel yönünden tam öğrenmeden, diğerlerine geçmemeleri[3],

    3. Bir millet, konuştuğu lisan ile[4] kendine bir kitap indirilsin de dünya ve âhiret saâdetini temin eden bu kitabı okuyup anlamasın! Bunun âdeten mümkün olmadığı,

    4. Hazret-i Ömer’in “Ribâ âyeti son inen âyetlerden olduğundan, Peygamber “aleyhi’s-selâm” onu tefsir edemeden vefât etmiştir.” demesinden, Resulüllah’ın mezkûr âyet dışında, diğer bütün âyetleri tefsir ettiğinin anlaşıldığı[5] gibi delillerdir.

    Ancak bazı tefsir âlimleri bu delilleri incelediklerinde şu değerlendirmeyi yapmışlardır:

    a. Hazret-i Peygamber, bir âyeti, gerektiğinde açıklıyordu. Bu da ya sahâbenin kendilerine müşkil gelen bir âyeti sordukları veya bizzat kendisi lüzum gördüğü zaman oluyor; böylece tebyîn vazifesini yerine getiriyordu[6]. Eğer Kur’ân’ın bütün müşkil, garîb ve muteşâbih lâfız ve âyetleri açıklanmış olsaydı, Hazret-i Ömer وفاكهة واباً âyetindeki[7] اباً kelimesinin manasını anlamakta güçlük çekmez[8] ve İbn Abbâs, kıyametin ne zaman vuku bulacağı[9] ve ruhun mahiyeti gibi hususların tevilini, Allah’tan başka kimsenin bilemiyeceğini[10] ifade etmezdi.

    b. Sahâbe-i kirâmın on âyeti iyice öğrenmeden diğerlerine geçmemesi, onların öğrenme metodları ile ilme ve amele gösterdikleri hassasiyetin, çok önemli bir örneğini ortaya koymaktadır. Yoksa “Onlar, Kur’ân’ın bütün müfredat ve ter- kiplerinin tefsirini, Hazret-i Peygamber’den öğreniyorlardı.” denilemez. Zaten sahâbe, Resulüllah’ın nübüvvet nurundan aldıkları feyz ve bereketin bir sonucu olarak, kendilerinden sonra gelen müfessirlerin ilmî tartışma konusu yaptıkları birçok mesele üzerinde durmaya bile gerek duymamışlardır. Elbette bu husus, onların iman ve teslimiyetlerinin, en üst derecede olduğunu göstermektedir.

    c. Sahâbîler, Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorlar, manasını da anlıyorlardı; ancak Kur’ân, çeşitli ilim ve edebî özelliklere sahip olarak, kendine hâs, en vecîz ve belîğ bir uslûpla nâzil olduğundan, yalnız lügat bilgisiyle, onun tamamını anlamanın mümkün olamıyacağı izah istemez bir gerçektir. Onun için sahâbe-i kirâm, kendilerine müşkil gelen âyetlerin manasını, Hazret-i Peygamber’den soruyorlardı. Bu da onların, her lâfız için Resulüllah’a müracaat ettiklerini göstermez.

    d. Yukarıda zikredilen Hazret-i Ömer’in sözünden mefhûm-ı muhâlefet yoluyla bir mana çıkararak, bununla, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının Peygamber “aleyhisselâm” tarafından tefsir edilmiş olduğu kanaatine varmak, her şeyden önce, yukarıda ifâde edilen “Hazret-i Ömer’in bir âyeti tam olarak anlamakta zorluk çektiği[11]” ile ilgili beyanına ters düşmektedir.

    “Peygamber “aleyhisselâm”, Kur’ân âyetlerinin çok az bir kısmını tefsir etmiştir.” diyenlerin delilleri de şunlardır[12]:

    1. Hazret-i Âişe’den “Resulüllah, Kur’ân’dan Cibrîl’in kendisine öğrettiği bir kaç âyetten başkasını tefsir etmezdi.[13]” şeklinde bir rivâyet nakledilmiştir,

    2. Hazret-i Peygamber’in, bütün âyetleri ayrı ayrı tefsir etmesinin güç olduğu açıktır ve bu mümkün de değildir[14]. Ancak birkaç âyeti açıklamıştır. Çünkü yüce Allah, kullarının Kitâb üzerinde düşünmeleri ve ondan istinbatta bulunmaları için Resulüne, âyetlerin hepsinde kasdolunan murâdı açıklamayı emretmemiştir.

    3. Eğer Resulüllah “sallallahü aleyhi ve sellem”, Kur’ân-ı Kerîm’in bütün kelimelerini tefsir etmiş olsaydı, İbn Abbâs “radıyallahü anh” için “Allah’ım, onu dinde fakîh kıl ve ona te’vîli öğret![15]” şeklinde dua etmesinin hikmeti kalmazdı.

    Bu deliller de tefsir âlimlerince şöyle değerlendirilmiştir:

    a. Hazret-i Âişe’den gelen mezkûr rivâyetin, senet yönünden muallel olduğunu, Taberî[16] kaydetmektedir. Böylece, yalnız bu habere istinaden, bir hüküm istinbâtına gitmenin, hadis usulü ölçüleri çerçevesinde, sıhhatten yoksun olacağı açıktır. Şayet Taberî’nin tespitinin hatalı olduğunu, yani bu hadisin rivâyet zincirinin sıhhatli olduğu kabul edilirse, o takdirde İbn Atıyye’nin, söz konusu hadisi, gayb ile ilgili bilgilerle açıkladığı[17] gibi anlamakta bir engel bulunmamaktadır.

    b. Hazret-i Peygamber’in, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını açıklamasının imkân dâhilinde olmadığı düşünülemez. Bazı sahâbenin, kendilerine müşkil gelen âyetlerin manalarını sordukları gibi, bütün âyet-i kerîmelerin manasını sormuş olsalardı, Resulüllah “aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm”, âyet[18] iktizasınca, hepsini beyan etmek durumundaydı.

    c. Rasulüllah’ın, İbn Abbâs’a yaptığı duaya gelince; bu, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının tefsir edilmediğine delil olsa da, çok az bir kısmının açıklandığını da ispat etmemektedir[19].

    Böylece, Kur’ân âyetlerinin tefsirine müteallik birbirine oldukça uzak olan bu iki görüşün delilleri, genel olarak görüldükten ve bunların değerlendirilmesi verildikten sonra, Hazret-i Peygamber’in, bu konuda, şu esaslar çerçevesinde hareket ettiğini söylemek, ilmî ve tarihî gerçeklere daha uygun düşmektedir:

    1) الا و أنى قد اوتيت الكتاب و مثله معه Hadis-i nebevîye[20] göre, Peygamber’e tilâvet olunan vahyin yanında, onu beyan ve tefsir eden “sünnet”in de ilham suretiyle verildiği sabittir[21].

    2) التفسير على اربعة اوجه: وجه تعرفه العرب من كلامها وتفسير يعذر احد بجهالته و تفسير يعلمه العلماء و تفسير لا يعلمه الاّ اللّه Taberî’nin İbn Abbâs’tan naklettiği bu rivâyet[22], Resulüllah tarafından, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamının tefsir edilmediğine bir delildir. Bu haberin, hemen hemen aynı manayı veren merfû şekli ise şöyledir:

    عن عبد اللّه بن عباس ان رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلم قال: أنزل القرآن على اربعة احرف: حلال و حرام لا يعذر احد بالجهالة به و تفسير تفسره العرب و تفسير تفسره العلماء و متشابه لا يعلمه الاّ اللّه و من ادعى علمه سوى اللّه فهو كاذب [23].

    3) Kütüb-i Sitte’den Sahîhân ve Sünenü’t-Tirmizî’nin tefsir bölümleri ile Tefsîru’t-Teberî ve İtkân’da[24] zikredilen tefsirle ilgili müsned hadisler nazar-ı dikkate alındığında sünnetin, Kur’ân âyetlerinin hepsini mufredât ve terkip olarak tefsir edecek yekûna ulaşmadığı görülecekse de, bir kaç hadisten ibaret olmadığı, yani sünnetin tefsirle ilgili kısmının büyük bir yekûn tuttuğu gün gibi açıktır.

    Burada hemen ifade edilecek olursa, Taberî ve İtkân’daki bu hadislerin cerhe tabi tutularak, bazısının sahîh olmadıklarının ispatlanması mümkün ise de, çoğunun sakîm olduğunu kim iddia edebilir? Şayet bu konuda ilmî bir araştırma yapılsa ve bazı hadislerin muallel olduğu ortaya konsa bile, cerh ve tadîl de kullanılan ölçüler, genellikle her muhaddise göre farklılık gösterdiğinden, böyle bir araştırmanın, genel ve bağlayıcı nitelikte olamayacağı açıktır. Çünkü bu hadisler, sahîh hadislerin şartlarını kapsamış olarak, Taberî ve Suyutî’ye kadar ulaşmıştır.

    4) Hazret-i Peygamber, yukarıda zikredilen belgelerde de görüldüğü şekilde, “Arap dilini konuşanların kolayca anlayabileceği âyetler” ile “müfredat”ı ve ancak Allahü teâlâ’nın bildiği “kıyametin vuku zamanı” gibi hususları tefsir etmemiştir.

    5) Buna karşılık Resulüllah “aleyhisselâm”, gerekli gördüğü veya bir soru ile karşılaştığı zaman, Kur’ân-ı Kerîm’de “mücmel”i beyan[25], “müşkil”i tavzih[26], “umumî lâfzı” tahsis[27], “mutlak”ı takyîd[28] etmek gibi tefsirlerde bulunmuştur.

    6) Sünnet bazı durumlarda, “nesh”i beyan etmiştir[29]:

    ان اللّه قد اعطى لكل ذى حق حقه فلا وصية لوارث

    7) Mekhûl, Kitâb’ın “sünnet”e olan ihtiyacı, sünnetin Kitâb’a olan ihtiyacından fazladır[30] diyerek, sünnetin Kur’ân’ı tefsirdeki önemini belirtmiştir. Yoksa, Kur’ân-ı Kerîm ile sünnet mukayese edilerek, sünnete üstünlük tanıma yönüne gidilmemiştir. Ahmed ibn Hanbel de, “Sünnet, Kur’ân’ı beyan eder.” buyurmuştur[31].

    Kaynak: 2005, Etem Levent, Hasan-ı Basrî’nin Hayatı, Öğretim ve Tefsir Yöntemi. Arı Sanat Yayınları, İstanbul.

    ————————————–

    1. Bk. Zehebî, et-Tefsîr ve’l-mufessirûn, I,49-10.

    2. Nahl, 16/44.

    3. Taberî, Câmiu’l-beyân, I,27; Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, I,39.

    4. Yûsuf, 12/2; Zuhruf, 43/3.

    5. Suyûtî, el-İtkân, II,205.

    6. İsmâil Cerrahoğlu, Kur’ân Tefsirinin Doğuşu ve Buna Hız Veren Âmiller, Ankara 1968,s.42-44.

    7. Abese, 80/31.

    8. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXX,38-39; Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, XIX,233; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, IV,473; Mukaddimetân (nşr. Arthur Jeffery), s.183.

    9. Mukaddimetân (nşr. Arthur Jeffery), s.262.

    10. Taberî, Câmiu’l-beyân, I,26; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I,346; Mukaddimetân (nşr. Arthur Jeffery), s.115.

    11. Taberî, a.g.e., XXX,38-39.

    12. Zehebî, et-Tefsîr ve’l-mufessirûn, I,51.

    13. Taberî, Câmiu’l-beyân, I,29; Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, I,31; Mukaddimetân (nşr. Arthur Jeffery), s.263.

    14. [1] Bu bir iddiadır. Aşağıda (Delillerin değerlendirilmasi yapılırken) buna cevap verilecektir. E. L.

    15. İbn Abdi’l-berr, el-İstîâb (İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe ile birlikte), II,352; İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, II,331; Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, I,33; Suyûtî, el-İtkân, II,187.

    16. Taberî, a.g.e., I,30.

    17. Mukaddimetân (nşr. Arthur Jeffery), s.262.

    18. Nahl,44.

    19. Zehebî, et-Tefsîr ve’l-mufessirûn, I,53.

    20. Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, I,37-38; Zerkeşî, el-Burhân, II,176.

    21. Kurtubî, a.g.e., I,39.

    22. Taberî, Câmiu’l-beyân, I,26; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, I,346.

    23. Taberî, a.g.e., I,26.

    24. Suyûtî, el-İtkân, II,191-205.

    25. Kurtubî, Tefsîru’l-Kurtubî, I,38-39.

    26. Bakara, 2/187; Kurtubî, a.g.e., II,320.

    27. En’âm, 6/82; Kurtubî, a.g.e., VII,30.

    28. Mâide, 5/38; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, II,56.

    29. Kurtubî, a.g.e., II,263.

    30. Kurtubî, a.g.e., I,39.

    31.
    Kurtubî, a.g.e., I,39.



tefsir ekolleri ve tefsir çeşitleri nelerdir,  tefsir çeşitleri nelerdir,  tefsir türleri ,  tefsir çeşitleri,  tefsir çeşitleri ve örnekleri,  kaynak ve yöntem bakımından tefsir çeşitleri,  tabiin tefsiri