Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Timsahlarda Sıradışı Kan Dolaşımı Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Timsahlarda Sıradışı Kan Dolaşımı

    Reklam




    Mirac BEKDEMİR



    Televizyonlarda seyrettiğimiz belgesel*lerde sık gördüğümüz bir sahne vardır: Göç eden hayvanların güzer*gâh*larında, su içinde pusuya yatıp uzun süre orada avını bekleyen ve oradan geçmekte olan bir hayvanı boynundan yakalayıp suyun içine çeken timsahlar... Bu hayvanlar; insanlar ve diğer birçok kara canlısı gibi akciğer solunumu yaptıkları ve solumak için havadaki serbest oksijene ihtiyaç duydukları hâlde nasıl oluyor da, iki saate yakın bir süre, su altında nefes almadan kalabiliyor?

    Sürüngenlerden olan timsahların solungaçları olmadığı gibi deri solunumları da yoktur; çünkü derileri kalın ve hava geçirmez keratin bir zırhla kaplıdır. Her canlıya ihtiyaçlarına uygun anatomik ve fizyolojik hususiyetler bahşeden Allah (celle celâlühü), timsahlara da su içinde uzun müddet kalmalarını kolaylaştıran bir sistem ihsan etmiştir.

    Timsahlara; kertenkele, kaplumbağa ve yılan gibi diğer sürüngenlerden farklı bir kalb yapısı ihsan edilmiştir. Diğer sürüngenlerin kalbleri, iki kulakçık ve bir karıncık olmak üzere üç odacıktan yaratılmıştır. Sağ kulakçık vücuttan gelen kirli kanı, sol kulakçık akciğerlerden gelen temiz kanı toplardamarlardan alarak ortak karıncığa aktarır. Ancak karıncık bir tane olduğu için kirli ve temiz kan burada birbirine karıştığından, vücutlarına oksijen nispeti düşük, karışık bir kan pompalanmaktadır. Sürüngenlerin vücut ısısı, dış çevrenin sıcaklığına bağlı olarak azalır veya artar. Kışın sıcaklık sıfır olduğunda veya eksiye düştüğünde vücut ısısı düşer ve metabolizmaları neredeyse durma noktasına yaklaşacak şekilde yavaşlar. Bunun neticesinde kış uykusu başlar. Havalar ısındığında ise, dış sıcaklığa bağlı olarak sürüngen ve kurbağaların vücut ısısı yükselir ve kış uykusundan uyanırlar. Bu özelliklerinden dolayı bu canlılara soğuk kanlı hayvanlar (vücut sıcaklığı değişken) denir.

    Timsahların kalbleri, diğer sürüngenlerden farklı olarak kuşlar ve memeliler gibi dört odacıklıdır. Sağ karıncıktan, kirli kan temizlenmek üzere akciğerlere, sol karıncıktan ise temiz kan vücuda pompalanır. Böylece temiz ve kirli kan, kalbde karışmaz. Ancak enteresan olan husus, kalbde birbirine karışmayan temiz ve kirli kanlar, kalbden çıkar çıkmaz sağ ve sol aort arasına hususi olarak yerleştirilmiş bir delik vasıtasıyla (foramen panizza) karıştırılır.

    Normalde kalbde karışmayan kanların, bir delik vasıtasıyla karıştırılmasının hikmeti ne olabilir? İki aort arasındaki bu delik, bir kusur olabilir mi? Çalışmalar neticesinde bu deliğin bir anomali yani bir kusur olmadığı, tam aksine timsahın hayat tarzına uygun bir metabolizmanın gereği olduğu anlaşılmıştır.

    Kuşlar ve memeliler gibi dört odalı kalbe sahip omurgalılar ile sıcakkanlı omurgalıların, metabolizma hızları ve kan basınçları yüksektir. Zîrâ bu canlılar, günlük faaliyetlerinde harcadıkları enerjiyi, ancak böyle hızlı bir metabolizma ve temiz kanla gelen yüksek oksijenle karşılayabilir.

    Timsah gibi iri bir hayvanın metabolizması da, memeliler gibi yaz kış yüksek hızda olsaydı, o da devamlı olarak beslenmek ve oksijen almak mecburiyetinde kalacaktı. Ayrıca düşmanı da fazla olmayan timsahlar, çok hızlı ve aktif metabolizmaları yüzünden aşırı çoğalarak birçok türün yok olmasına sebep olabilecekti. Timsahlarda kalbin vücut ağırlığına nispetinin (% 0,15) diğer memeli ve kuşlara (% 0,40-% 0,50) göre daha düşük olması, onun hareketlerinin bir memeli veya kuş kadar hızlı olmamasına vesile olur. Her şeyi hikmetle yaratan Rabb'imiz, iki damarı birbirine karıştıran küçük bir delik yaratarak, timsahın kanındaki oksijen nispeti ve metabolizma hızını düşürmüştür. Böylece timsahların aşırı çoğalma ihtimali ortadan kalkmıştır.



    Memelilerde sadece sol, kuşlarda sadece sağ aort yayı varken; timsahlarda sağ ve sol olmak üzere iki aort yayı vardır. Sol aort, kalbin sol karıncığından temiz kan alarak çıktıktan sonra foramen panizza deliğinde bir miktar kirli kanla karışsa bile, temiz kanı bağırsaklara, mideye, dalak ve karaciğere getirir; çünkü timsahın sindirim sisteminin çalışması için temiz kana ihtiyacı vardır. Sağ karıncıktan çıkan kirli kan ise, bir taraftan temizlenmek için akciğer arterine giderken, sağ aorttan gelen temiz kanla karışarak diğer organları besler. Böylece daha az hareket etmesine vesile olacak diğer organlara da az oksijenli kan gönderilmiş olur.

    Timsahlar su altındayken kalbde karışmayan temiz ve kirli kan, kalbden çıkışta karışarak hat değiştirir ve temiz kan taşıyan damarlar, kirli kan taşır hâle gelir. Acaba timsahların su altında kanlarının akış yönünün değişmesinin sebebi nedir? İşte tam da bu noktada timsahların kan dolaşımındaki sıra dışı sistem, devreye girmektedir. Yeryüzünde sadece timsahların kalblerine verilmiş iki anatomik özellik, onların su altında nefes almadan durabilmelerini sağlar. Su altında akciğerler devre dışı kaldığı için, kanın büyük bir kısmı akciğere gönderilmez ve kalbe gelen kirli kan, vücuda pompalanır. Bu iki özellikten birisi olan foramen panizza, burun deliklerindeki sensörlerden gelen bilgilerle su altına inildiğinde daralmakta (kapanmamakta), kara ortamında ise açık bulunmaktadır. İki aort yayı, kalbden çıkar çıkmaz panizza kanalıyla bağlandıktan sonra, kalbin uzağında, vücudun alt kısımlarında tamamen birleşir (anastomosis).

    Diğer bir özellik ise, dişli bir kapakçıktan kaynaklanır. Pompalanan kanın geri gelmesi, sağ karıncıktan çıkan akciğer atardamarının ucunda bulunan, pasif olarak çalışan, ince, yaprak şeklindeki bu kapakçıkla engellenir. Böylece kalbde tek yönlü akış sağlanmış olur. Bağ dokusundan düğümler taşıyan bu kapakçıklar, suya dalma ânında daralır ve kanın büyük nisbette akciğerlere gitmesi engellenir. Böylece kan, sağ aort yayından sistemik dolaşıma yeniden dağılır.

    Timsahlar karada aktifken, kan dolaşımı kuşlar, memeliler ve insanlarınki gibidir. Kirli kan temizlenmek üzere akciğere gönderilir. Fakat tek fark; soldan çıkan aortun sağa, sağdan çıkan aortun ise sola dönmesidir. Temiz kan, sadece sağ aorttan değil aynı zamanda panizza kanalıyla sol aorttan da geçmekte, böylece vücuda iki hattan dağılmaktadır. Ancak, panizza kanalının açık olması her iki hattın kullanılması için yeterli değildir. Aynı zamanda sol karıncıktaki kan basıncının daha fazla olması gerekir. Böylece sol aorttaki yüksek basınçlı temiz kan, panizza kanalından sağ aorta geçer ve yukarıdan baskı yaparak sağ aortun ucundaki kapakçığı kapatıp kirli kanın bu hatta geçişini önler. Neticede temiz kan, her iki aort yayından vücuda hızlıca yayılırken temiz ve kirli kan birbirine karışmaz.

    Özetle karada kirli ve temiz kan, kalbde aşağıdaki yolu takip eder:

    Kirli kan; vücut, alt ve üst ana toplardamar, sağ kulakçık, sağ karıncık, akciğer atar damarı, akciğerler.

    Temiz kan; akciğer toplardamarı, sol kulakçık, sol karıncık, sağ aort ve panizza kanalı ile sol aort (her iki aort yayı da faaldir), vücut Timsahlar, su altına indiklerinde burun deliklerindeki sensörler yardımıyla panizza kanalı daralır. Ayrıca kanı temizlemek için akciğere götüren atardamarın ucundaki dişli kapakçıklar da sıkışır. Bu dişli kapakçık çalışırken kirli kan, artık çalışmayan akciğerlere büyük oranda gönderilmez. Dişli kapakçık aynı zamanda sağ karıncıkta kan basıncını yükseltir. Bu basınç artışı, akciğer dolaşımındaki artan direnç ve sistemik dolaşımdaki düşen direncin yardımıyla, sol aortun ucundaki normal kapakçıklar açılır. Neticede kara ortamında temiz kan taşıyan sol aort, artık kirli kanı taşımaya başlar (hat değişimi olur).

    Hat değişiminin sağladığı en büyük fayda, kalbe gelen kirli kanı, ikinci defa farklı bir hat olan sol aort yayından vücuda yeniden göndermektir. Böylece akciğerler by-pass edilmiş ve vakit kaybı önlenmiş olur. Her ne kadar panizza kanalıyla sol aorttaki kirli kan, sağ aorttaki az miktar temiz kanla karışsa da, bu kanalın timsah su altındayken yaptığı esas görev, sol aorttan giden kirli kanın bir kısmını sağ aort yayına geçirerek kalbi ve beyni besleyen arterlere kan akıtmaktır ki; bu sayede hayatî organlar kansız kalmaz.

    Ayrıca timsahlar su altındayken kirli kan, temizlenmesi için akciğerlere gönderilmez. Ancak kandaki mevcut oksijen, ihtiyacı olan dokulara hat değişimiyle hızlıca ulaştırılabilir. Dokularda kısmî oksijen basıncı düştüğünde, kirli kandaki karbondioksitin taşınmasında vazifeli bikarbonat iyonu da artar. Dokularda oksijensiz solunum artar. Dolayısıyla lâktik asit miktarı yükselir ve pH düşer. Bu da hemoglobine bağlı oksijenin serbest bırakılmasını kolaylaştırır. Böylece kirli kanda hemoglobine bağlı oksijen, dokulara yüksek verimlilikte kullandırılır. Bu arada su altındaki hareketsiz timsahın düşen vücut ısısının da tesiriyle metabolizması yavaşlamış, oksijen ihtiyacı da iyice azalmıştır. Kanda depolanmış oksijen, timsah su altındayken yaklaşık iki saat yeterli olmaktadır. Fakat bu rezervler tükenince, avlarını kaçırma pahasına dahi olsa timsah, nefes almak için su üstüne çıkmak mecburiyetinde kalır.

    Su altında hat değişimi, yavaşlayan kan akışı, düşen vücut sıcaklığı ve metabolizma hızı gibi mekanizmaların hikmetli işleyişi sayesinde, timsahlar, sakin bir hayat yaşarlar. Aynen uyku hâlindeki insan gibi timsahlar, kendilerine lutfedilen bu harika sistemle dakikalarca su altında kalabilir. Bu mekanizma, timsah sadece su altındayken değil, kara ortamında pasifken veya ağır bir beslenme sonrasında da kullanılır.

    Netice olarak timsahlar, kendilerine bahşedilen bu hususiyetleriyle hem karada hem suda yaşayabilmekte ve bulunduğu ortama uyum sağlayabilmektedir. Bir taraftan da sıradışı hususiyetleriyle bize, sonsuz irade ve ilim sahibi Rabb'imizi hatırlatırlar.




    Paylaş
    Timsahlarda Sıradışı Kan Dolaşımı Mumine Forum

paniza kanali,  panizza kanalı ne işe yarar,  timsahlarda panizza kanalı,  timsahların dolaşım sistemi,  timsahlar vucut ısısı,  timsah laktik asit,  timsah kan dolaşımı