Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan İlim Meclisinde Bulunmak Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    İlim Meclisinde Bulunmak

    Reklam





    Bir ilim meclisinde bulunuyorken, ondan faydalanmayı düşün, orayı lüzumsuz görme, birinin yanılmasını bekleme, bu rezillerin işidir. Böyleleri hiç bir zaman ilimden hisse alamazlar. Faydalanmak niyetiyle bulunursan her halde kazançlısın. Eğer bu niyetle gitmeyeceksen evinde oturman daha selamettir. Oraya varırsan, şu üç şeye riayet et ki bunun dördüncüsü yoktur.
    1 - Cahiller gibi dinle, mecliste bulunmaktan ecir ve sevap kazanırsın.
    2 - Fuzuli şeylerle meşgul olmadığından takdir edilirsin.
    3 - Meclistekilerin sevgisine mazhar olmaktan takdir edilirsin.
    Eğer bunları yapmazsan öğrenmek isteyenin sorusunu sor, güzellik kazanırsın. Bunun beşincisi ise ilmini artırmaktır. Öğrenmek isteyenin sorusu bilmediğini sormaktır, bildiğini sormak akılsızlıktır, hafifliktir, fuzuli konuşmak ve faydasız yere zaman kaybetmektir. Belki bundan düşmanlık ta doğabilir. Sonra bunlar fuzuli şeylerdir, fuzulilik sevimsizliktir. Sorduğun şeye yeterli cevap aldınsa sözü orada kes, uzatma! Yeterli cevap verilmedi ya da verilen cevabı anlamadınsa, anlamadığını söyle, açıklamasını iste, açıklama yapmaz veya önceki sözünü tekrarlarsa orada kal, üzerine varma, aksi halde soğukluk doğar, eline de bir şey geçmez.
    Bunun bir üçüncü şıkkı vardır ki, o da bilen birinin müdahelesi şeklidir. Bunun da yolu, açık delil ile itiraz etmektir. Eğer bu hususta hazırlığın yoksa, yapacağın şey sözünü tekrarlamaktan ibaretse, ya da hasmın muarazanı değerlendirmeyecekse susacaksın. Zira bu muarazadan lafı kabartmaktan başka fayda temin edemiyeceksin, ne bir şey öğretmiş ne de bir şey öğrenmiş olacaksın, belki düşman kazanmış olacaksın, kim bilir ne zararlara maruz kalacaksın. Sen sen ol da inada ve kibir yarışma kalkışarak hasmı yenme havasına kapılma. Eğer bunda ilim hakim değilse hakim olacak inat ve kibir yarışıdır ki bunların her ikisi de ahlaksızlığın ve dinî zafiyetin delilidir. Bunlar da akıllı ve faziletli kişinin işi değildir.
    Birinden dokunaklı bir söz duyar ya da bir mektup alırsan, sakın öfkeyle kalkıp galip gelme hırsıyla karşı çıkmadan önce kesin delillerle yerini tesbit et. Şayet beğendiğin bir söz ise yine yerini kesin olarak tesbit etmeden önce doğrulayıp güzel göstermeye kalkışma. Zira her iki durumda da nefsine zulmetmiş ve hakikatten uzaklaşmış olursun. Fakat sağlam bir kalp ve fikirle yönel, kabul veya reddetmeden önce incele, kabul etmekle veya reddetmekle ne kazanacak veya ne kaybedeceksin bunun hesabını yap.
    Sendeki çoğa göz dikmeden kendisindeki az ile yetinen, zenginlikte seninle eşit olmuştur, sen istersen Karun kadar zengin ol. Eğer kazanmak için senin iştah kabarttığın şeylere tenezzül etmiyor, kendini koruyorsa senden zengindir. Dünya işlerinde senin eğildiğin kimselere el açıp eğilmiyorsa senden çok daha azizdir.
    Hayrı öğrenip onunla amel etmek insanlara farz kılınmıştır. Bu ikisini birleştirebilen iki fazilete birden sahip olmuştur. Öğrenmiş te onunla amel etmemişse, öğrenmekle güzel iş yapmıştır, amel etmemekle de kötülük etmiştir, iyiyle kötüyü karıştırmıştır. Bu, hem öğrenmeyen ve hem de amel etmeyenden iyidir. Burda durumu daha kötü olan, öğrenmenin yolunu kapatarak mani olandan daha az kötüdür. Eğer serden uzak durandan başkası şerri nehyetmeyecek ve hayrı işleyenden başkası hayrı emretmeyecek olursa, peygamberlerden başkası ne şerri nehyeder ve ne de hayrı emreder. Bunun aksi görüşte olanın, tabiatı bozuk, görüşü fesattır.
    Ebu Muhammed der ki -Allah ondan razı olsun- burada bir adam itiraz etti ve dedi ki:
    Hasan (r.a) dedi ki:
    Bir şeyi nehyeden kimse o şeyi asla işlemez, bir şeyi de emrettiyse onu da mutlaka yapar, işte hikmet te budur. Ve denildi ki, bir alim için en çirkin şey, bir şeyi emrettiği halde kendisinin yapmaması, ya da bir şeyi nehyettiği halde kendisinin işlemesidir. Ebu Muhammed der ki, bunu söyleyen yalan söyledi, bundan daha şerlisi, hayrı emretmeyecek ve kendisi de yapmayacak, şerri nehyetmeyecek ve kendisi de işleyecek olmasıdır. Ebu'l Esved Düelî şöyle demiştir:
    (Şiir)
    Senin işlediğin şeylerden başkalarını nehyetme, bu senin için büyük ayıptır.
    İlk önce nefsinden başla onu azgınlığından vazgeçir.
    Onu yaptıktan sonra sen artık hekimsin.
    İşte o zaman vaazın da kabul görür peşine de düşülür ve ilminden de istifade edilir.
    Ebu Muhammed der ki; Ebu'l Esved bunu söylerken şunu kastetmiştir:
    "Kötülüğü başkalarına nehyedip kendin işleme"
    Bu doğrudur ve kabahati kat kattır. Cenab-ı Hak da:
    "İnsanlara iyiliği emrediyor da kendi nefsinizi unutuyor musunuz?" (2/44)
    Ebu'l Esved'in dediğini böyle anlamak gerekir.
    Ama birisi kötülüğü nehyedecek, sen de ona nehyedemezsin diyeceksin, bu bir aşağılıktır, kötülüktür, biz bundan Allah'a sığınıyoruz. Bunu ancak kendilerinden hayır beklenmeyenler yapar.
    İmam Hasan'dan sahih olarak sabit olan şöyledir; Birisinin "Şer işleyen kimsenin o şerri nehyetme hakkı yoktur" dediğini işitmiş ve şöyle müdahele etmiştir:
    Böyle konuşanların zafer kazanmasını İblis ne kadar isterdi ki, hiç kimse şerri nehyetmesin ve hayrı emretmesin. Hasan çok doğru söylemiş, bizim de biraz önce söylediğimiz budur. Allah bizleri hayrı gören, işleyen, nefsine istikamet veren kimselerden eylesin. Kusuru olmayan kimse yoktur, kendi kusurunu araştıranın başkalarının kusuruyla uğraşmaya zamanı kalmaz.
    Allah bizleri Rasûlullah'ın sünnetinde yaşayıp o yolda can vermeye muvaffak kılsın! Amin
    Şair der ki:
    Takva olmadığı halde takvayı emreden, insanları tedavi eden hasta doktor gibidir.
    Ben de derim ki; Kötülüğü gördüğü halde önlemeye çalışmayan, hastayı gördüğü halde müdahele etmeyen cimri doktora benzer. (Selahaddin Kip)



    Paylaş
    İlim Meclisinde Bulunmak Mumine Forum

ilim meclisinde bulunmanın fazileti,  ilim meclislerinde bulunmanın fazileti,  ilim meclisinin fazileti,  ilim meclisinde bulunmak,  ilim meclislerinin faziletleri,  ilim meclisinde bulunmanın sevabı