Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Fasit Ahlakın Tedavisi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Fasit Ahlakın Tedavisi

    Reklam





    Kendini beğenen, ayıplarının keffaretini ödesin, faziletleriyle gururlanıyorsa, ahlakî zaaflarını düşünsün, eğer kusurlarını göremez de hiç kusuru yok zannederse, onun musibeti ebedidir. İnsanlar içinde noksanı en çok olan, ayıpta en büyük, akılda en zayıfıdır. Aklı zayıf olan da cahildir. Bu ikisinden daha büyük ayıp ta yoktur. Zira aklı olan, ayıplarını görür ve onları gidermek için gayret gösterir. Ahmak; nefsinin ayıplarını göremeyendir. Bu da ya cehaletten veya düşüncesizlikten ileri gelir. Ama ayıplarını, hüner ve maharet olarak kabul ediyorsa, bu yeryüzünün en büyük ayıbıdır. Nice insanlar vardır ki zinaları ile iftihar ederler. Niceleri vardır ki, livata ve hırsızlıklarıyla, zulüm ve tecavüzleriyle öğünürler, bu gibi utanç verici şeyleri yapmalarını kuvvet telakki ederler.
    Şu muhakkaktır ki, hiç bir insan (peygamberler müstesna) hata ve noksanlıktan hâlî değildir. Kusurunu göremeyen, düşüktür ki, hafiftir, zayıftır, rezil ve hasistir. Aklı, iyiyi kötüden ayıramıyor, anlayışı, rezaleti bıraktırmaya yetmiyor. Bulaştığı aşağılığın farkında olmadan, onlarla iftihar etmeye kalkışmaktan aşağı densizlik düşünülebilir mi? Bunlar kendi ayıplarını düşünsünler, dünya ve ahirette kendilerini ilgilendirmeyen başkalarının ayıpları ile uğraşmaktan vazgeçsinler.
    İnsanların ayıplarını duymakta bir menfaat bilmiyorum. Ancak, bunu duyanlar, bunlardan ibret alarak kendilerini bu ayıplardan uzaklaştırırsa menfaati budur. Bu da, Allah'ın inayet ve kuvveti ile olur.
    İnsanların ayıplarını konuşmak büyük ayıptır. Bundan sakınmak vacipdir. Ancak, bu ayıplara yeltenen, bir hataya düşmek üzere olan birini vaz geçirmek veya bunlarla mübtela olan birinin gururunu kırmak için yüzüne söylenebilir, gıyabına değil.
    Kendini beğenmiş birine; "yerini bil!" dediğinde, bununla kusurunu hatırladı ve toparlandı ise, fazlaya gitme, görevini yaptın. Daha fazla ayıplarını sayıp dökecek olursan, rezaleti basitleştirmiş ve şer ehlini taklit etmiş olursun. Şer ehlini değil, hayır ehlini bile taklit hoş görülmedi. Böylelerine nasihatta bulunuyorken, daha büyük şahsiyetlerden örnek ver ki, sen de kendi gururunu kırmış olursun. Kimseyi hafife alma. Muhakkak insanlar arasında senden daha kıymetlileri vardır. Sen haksız olarak birini hafife alırsan, onlar haklı olarak seni hafife alırlar. Allah Teala "Kötülüğün cezası kötülüktür" buyurur. Böylece kendi kendini hafife almış, belki hakikatta Allah tarafından cezalandırılmış olursun ve sendeki fazilet te söner.
    Eğer sen aklını beğeniyorsan, düşün, nice yanlış düşüncelerinle ve yanlış planlarınla, nice hatalara düştün, nice beklediklerini bulamadın, düşüncelerinle nice yanlış işler yaptın, hesapların yanlış çıkarak beklemediğin neticeler aldın. Demek ki noksanın var. Bunları tarttığın zaman belki isabetinden daha fazla hataların çıkacaktır. Peygamberlerden başka bütün insanlar böyledir. Allah'ın salatı ve selamı onlar üzerine olsun!
    Eğer ilminle gururlanıyorsan, bil ki o senin şahsına ait hususiyetin değil, yalnız Allah Teala'nın vergisi ve ihsanıdır. Sen onunla Allah'a isyan etme. Hiç haberin olmadan, Allah Teala seni bir illetle mübtela eder de bütün bildiklerini ve hıfzettiklerini unutturur. Abdulmelik bin Tarif bana şunu anlatmışlardı:
    Bu zat, çok zeki ve alim idi, bir işittiğini bir daha işitmeye lüzum kalmadan hıfzederdi. İşte bu zat, deniz yolculuğunda büyük bir korku geçirmiş ve bildiklerinin çoğunu unutmuş ve bir daha zekasını toparlayamamıştır. Bana da bir hastalık geldi, bir çok ezberlerimi götürdü, aradan seneler geçtikten sonra ancak toparlandım.
    İlim üzerine nice düşkünler vardır ki, ders yapmak ve aramakla bulamıyorlar. Eğer bu yanlız çalışmakla olsaydı daha çok çalışanlarda daha çok olurdu. Görülüyor ki ilim, Allah vergisidir, bunun üzerine şükrederek çoğaltmak yerine, bunu vesile ederek gururlanmak yersizdir. Sonra senin bilmediklerin yanında bildiğinin, hatta mütehassıs bulunduğun daldaki bilmediklerin yanında bildiğin çok azdır. Binaenaleyh, sen bilmediklerini düşenerek noksanını gör, bu daha evladır. Senden daha çok şeyler bilenleri düşün, kendini küçük bulacaksın. Eğer bildiğinle amel etmiyorsan, ilmin lehine değil, aleyhine şahit olacak, o zaman, bilmenden bilmemen daha hayırlı olur. Cahilin hali senin halinden daha selamettir. Öyleyse gururun düşsün. Sonra belki, senin gururuna vesiyle olan öyle önemli ilimler de değildir, belki şiir veya müziktir, benzeridir. Dünya ve ahirette makbul olacak kıymetli ilim ehline bak, onların değerinde değilsin.
    Eğer şecaatınla (yiğitliğinle) gururlanıyorsan, bak, Allah'ın sana ihsan ettiği bu nimeti nereye sarf ediyorsun? Eğer masiyette kullanıyorsan sen ahmaksın, nefsim yok yere harcıyorsun. Eğer taatta kullandıysan, gururunla ifsad ediyorsun. Bir gün yaşlanacak, yiğitliğin de gidecek, çocuklardan ve zayıflardan sayılacaksın.
    Ben şecaat erbabı arasında kendini beğeneni, diğer gruplara nisbeten daha az gördüğüm için, onların nefislerindeki nezahatin ve yüksekliğin delili olarak kabul ettim.
    Eğer cemiyyetteki yetkinden ve makamından dolayı gururlanıyorsan, düşün, belki senin ayarında olan kişiler ve muhaliflerin basit insanlardır. Onlar da senin gibidirler, ama gerek ahlakındaki düşüklükten, gerek nefsindeki hasislikten veya aşırı rezaletlerinden senin kadar olamamışlardır. Ama senin yeryüzünde bulunduğun makamın bir benzeri bulunmaz da sen tek insansan ki bu da çok uzaktır. Yer yüzünün tümünü imar etmiş birini bilmiyoruz. İbn Semmak'in Harun-u Reşid'e söylediği şu sözleri düşün. Harun-u Reşid onu huzuruna çağırmıştı, orada iken Harun-u Reşit, içmek üzere bir bardak su almıştı. İbn Semmak o suya işaret ederek şöyle dedi. "Ey Mü'müminlerin Emiri! Şayet bu suyu içmekten men edilirsen, bir bardak suyu ne ile alırsın? Harun-u Reşid
    - "Bütün mülkümle' diye cevap verdi. İbn Semmak:
    - "Peki bu suyun vücudundan çıkması engellenirse, bunun çıkması için ne kadar verirdiniz?" deyince, halife yine
    - "Tüm mülkümü" diye cevap vermişlerdi. O zaman İbn Semmak şöyle dedi:
    -Ey Müminlerin Emiri! Bir içim suya veya bir su dökümüne müsavi olmayan mülküne mi gıpta ediliyor?" demişti.
    Allah rahmet etsin, İbn Semmak nasıl da doğru söylemiş? Sen müslümanların başısın ama, işte Sudan'ın başında da siyahi, avret yeri açık ve cahil bir adam var, Senin mülkünden daha geniş bir mülke sahiptir. Eğer desen ki, "Ben bu makama liyakatla geldim", ben de yemin ederim ki, bununla gururlanıyorsan, liyakatla gelmedin. Zira gururun rezalettir. Eğer makamınla adil değilsen halinden utan, o rezalettir onunla gururlanılmaz.
    Eğer zenginliğinle gururlanıyorsan bu daha kötüdür. Senden nice zenginlere bak, düştüler de yerle bir oldular. Senden daha zengin olanın haline gıbta etme. Mal ile gururlanmak ahmaklıktır. Malın yerinde ve zamanında hakkı ödenmiyorsa, faydalanılmayan taştan ibarettir. Sonra mal gelip geçicidir. Bir zaman senin elinde bulunan malın bizzat kendisini başkasının elinde görürsün, belki bu düşmanın da olabilir. Bununla övünmek hafiflik, gurur ise zayıflıktır.
    Eğer güzelliğinle gururlanıyorsan, düşün, bugün bizim ortaya koymaktan utandığımız ve sizin de o yaşa vardıktan sonra görmekten utanacağınız bir durum alacaksınız. Bu kadar yeter.
    Başka insanların, dostların seni medhetmelerinden gururlanıyorsan, düşmanlarının seni kınamalarını düşün. O zaman gururun kalkar. Eğer düşmanın yoksa, o zaman sende hayır yoktur. Düşmanı olmayandan daha düşük insan yoktur. Ancak, Allah korusun, insanın kıskanılacak hiç bir nimete nailiyyeti yoksa başka...
    Eğer ayıplarını küçük görüyorsan, bak ki, senin ayıbın başka birinde olsa da, sen de onu görsen, utanılacak şeymiydi? Bunu düşünürsen sende de en ufak temyiz kabiliyeti varsa, noksanını anlarsın.
    Şunu da bil ki, tabiatların terkibi, ahlakın tekamülü, nefiste bunları taşıyan unsurların imtizacı keyfiyetlerinden malumatın varsa, yakînen bilirsin ki, faziletlerin senin hasletlerinden değildir. Onlar Allah'ın ihsanlarıdır. Onları senden başkasına da verse, senin gibi olur. Bunları kendine mal edersen helake gidersin. Bunlarla mağdur olacağına bunları sana veren Allah'a şükret ve bunların senden alınmasından kork! Nice güzel ahlaklar fakirlik, hastalık, korku, sinir bozukluğu ve yaşlılık yüzünden değişir ve bozulur, gider. Sana verilinden mahrum kalana acı, hibe eden Allah'a isyanı yüzünden sendeki nimeti kaybedenlere taarruz etme. Senin nimete nailiyetini kendinden bilir, vereni ihmal edersin de dünyada da, ahirette de helake gidersin! Allah korusun!
    Benim bir zaman dalağım büyüdü ve hastalandım her zaman sıkıntı ve sabırsızlığa mübtela oldum, nefsim daralıyor huzursuz oluyordum. Daha önceki ahlâkımdaki genişlik değişti. Anladım ki, dalak genişlik sağlıyor, onun bozulması ahlâkı daraltıyor.
    Eğer asaletinle gururlanıyorsan bil ki bu hal diğerlerinden daha da açınılacak bir haldir. Zira senin gururlandığın bu halinden sana ne dünyada ve ne de ahirette bir fayda yoktur. Ne karnını doyurur ne de açığını örter. Sonra bak, asalette senin seviyende, belki daha da ileride olanlar ki, içlerinden Peygamber çıkmış fazıllar çıkmış sahabeler çıkmış, alimler, padişahlar, kisralar, kayserler ve büyük islam halifeleri çıkmış ailelerden niceleri bugün hasislikte köpekler mesabesindedir. Rezaletin en alçak derecesine düşmüşlerdir. Çeşitli kalıplara girmiş, denâetin çeşitlerini sergilemiştir. O hal de, senin seviyende ve daha üstte bulunduktan sonra, bugünkü duruma düşen kimseler gibi olmakla gururlanma. Sonra senin şimdi onlarla iftihar ettiğin ecdadının geçirdikleri hallerini biliyor musun? Belki de fasıktılar, içkici, zinacı, oyuncak ahmaklardı, gün onlara fırsat verdi, zulüm ve haksızlıklarla meydana hakim oldular, geride kalanlara kötü örnek ve hatıralar bıraktı gittiler. Bunların hesabını verdikleri gün çok pişman olacak ve günahların altında ezileceklerdir. Bunlarla iftihar ediyorsan bunlar öğünülecek şeyler değil, bilakis utanılacak ve küçük düşürecek şeylerdir.
    Eğer faziletli insanların evladı olarak iftihar ediyorsan, bu fazilette sizin hisseniz yoksa, ne kadar da acı mahrumiyettesin. Kendi iyiliğin yoksa, onların fazileti sana ne kazandırır ki? Bütün insanlar Adem Aleyhisselamın evladı, onu Allah kudretiyle yarattı cennetine yerleştirdi. Meleklere o'nun için secde ettirdi, fakat evlatları arasından bunlardan faydalanan ne kadar az. Her türlü ayıp onlardadır. İçlerinde fasıkı var, faciri var, kafiri var. Aklı başında kimse bunları düşününce kendisinin kazandığı fazileti ve kendisinin yaptığı iyiliği yoksa, bunlardan kendisine bir fayda gelmeyeceğini anlar, bunlarla öğünmek komşunun malı ile, başkasının makamı ile, yarışı kazanan başka birinin atı ile öğünmek gibidir. Bu gibilere misal olarak, "Babasının zekasıyla süslenen aptal gibi" derler.
    Bu gibilerle iftihar eden, bunları vesile ederek öğünüyorsa, bunun düşüklüğü kat kat olmuştur. Zira, bu iftiharı ile aklının kendisinden ayrılığından haberi yoktur. Bu doğru üzerinde öğünürse böyledir. Eğer bir de yalan üzerine öğünüyorsa, var düşün halini. Hz. Nuh'un oğlu, Hz. İbrahim'in babası, Resulün amcası Ebu Leheb, insanlar içinden en şereflilerin hatta insanların kendilerine tabi olmakla şeref kazandıkları en büyük insanların en yakın kimseleriydi ama bundan fayda görmediler. Bazen de nikahsız doğmuş adamlar dünya riyasetinde en üst makamları ihraz ettiler; Ziyad ve Ebu Müslim gibi kendilerini sevmek ve eserlerine iktida etmekle Allah'a yakınlık kazanılan, nice fazilet erbabı da vardır ki, babaları belli değildir. Ancak onların isimlerini bu gibi yerde zikretmek onlara saygısızlık olacağından zikretmiyoruz.
    Eğer cismindeki kuvvetinle gururlanıyorsan, düşün ki, katır, eşek, öküz senden daha kuvvetli ve tahammüllüdür.
    Eğer ataklığınla gururlanıyorsan, köpek ve tavşan senden daha atiktir. Bir konuşanın, konuşamayan bir hayvanın üstün olduğu hususiyetle öğünmesi çok acayip değil midir?
    Kendini diğer insanlardan daha faziletli kabul eden baksın, karşılaştığı üzüntü, düşme, ağrı, çıban ve musibetlerde sabırsızlanıyorsa, bilsin ki, nice musibetlere ve illetlere müptela olan, fakat halleri mütevazi olduğundan kimselerin farkına varmadığı çilekeşler senden efdaldır. Eğer sabrediyorsa, bilsin ki bu konuda da birinci kendisi değildir. Ya bunlardan geride veya bunlar seviyesindedir, fazla değildir. Sonra Allah'ın kendisine ihsan ettiği nimetlerden zenginliğinin, makamının, nüfuz ve itibarının yanında, yaşantısını ve tutumunu bir kontrol etsin, adaletini ve zulmünü yoklasın. Eğer bu nimetleri kendisine ihsan eden Allah'a karşı ve içinde yaşadığı nimetlere karşı adaletinde kusur görürse kendisinden daha geniş imkanlar içinde yaşayıp onların hakkını ödeyen ve adaletine riayet eden insanların kendisinden efdal olduğunu anlasın. Eğer kendini adaletli bulursa, bilsin ki, adaletle gurur bir arada olmaz. O, eşyanın ölçüsünü ahlakın kıymetini bilir ve itidalden ayrılmaz. Kendim beğenen bir tarafa iltizam eder, iltizam ahlaksızlıktır.
    Allah'ın bir insana ihsan ettiği nimetten, hizmetçisine ve maiyyetindeki görevlilere karşı haşin davranmak nefsin hasisliğinden, himmetin düşüklüğünden ve akim zayıflığındandır. Zira himmeti yüksek olan akıllı kişi kuvvetiyle emsalinden üstün olur, rakiblerinden kendini korur. Ama karşı koyma imkanından yoksun olanların üzerine yüklenmek tabiatta düşüklük, ahlakta rezalet, himmetten yoksunluktur, acizliktir. Bunu yapan, fare, pire veya kehle öldürdüm diye öğünen gibidir. Bu hasislik yeter.
    Nefsi terbiye etmek aslanı terbiye etmekten zordur. Aslanı kendisi için tahsis edilen bir yere kapatır hapsedersen, şerrinden emin olunur. Ama nefis hapsedilse de şerrinden emin olunmaz.
    Kendini beğenmenin birbirine yakın ve çoğu kez insanların birini diğerinden ayıramayacakları halleri ve dereceleri vardır. İnsan var, kendinde olan açık faziletten böbürlenir. İnsan var, ilmiyle büyüklenir. İnsan var, yaptığı işleriyle insanlar üzerine öğünür durur. İnsan var, görüşünün üstünlüğü ile kendini uçurur. İnsan var nesebiyle şımarır. Kimi gururundan gözü kararır, kimi makamı ile tepeden bakar. Kendini beğenmenin en az derecesi, kendini gülmekten, hafif hareketlerden, fazla konuşmaktan nazlanarak gösterilen gururdur. Kimi insan ilmiyle büyüklenir üstünlük arar, kimi görüşüyle gururlanır başkalarını görmez, kimi nesebiyle gururlanır kendisini şişirir, kimi makamı ile gururlanır kendisini toplumun üstünde görür. Bunlar arasında en az ayıplanacak kimse, az gülerek, az hareket ederek, gereksiz yerde konuşmayarak gösterilen gururdur. Bunun ayıbı da diğerlerine nisbeten azdır. Eğer bunları, kendine düşeni yapmak fikri ile yapsaydı, öğülmeye değer fazilet sayılırdı. Ancak kendini beğenmek ve insanları hafife almak için yapıldığından düşmüştür.
    Ameller niyyetlere göredir. Biri bir iş murad eder de bunun gösteriş için olmadığını ispatlayan hal görülmezse belki insanların hafife almasına ve kötülemesine vesile olur, belki onların el ve dilleriyle eğlenmelerine zulüm ve tuğyanlarıyla tecavüzlerine yol açar. Bu işi murad eden de aklıyla bunun altından, kalkmazsa diliyle kendini methetmek suretiyle müdafaa eder, kendisiyle eğlenen insanlarla istihza eder.
    Bazen de insan, kendini beğenmeye vesiyle olacak hiç bir şeysi yokken gurur gösterir. Bu, bu sahada görülen garipliklerdendir, halkımız bu hale (temetrük) der.
    Çok kere kadınlarda ve onların aklına yakın erkeklerde görülür ki, öğünülecek ilimden şecaattan, himmetten, asaletten zenginlikten bir şeyleri olmadığı halde kendi kendini beğenirler. Kaldı ki bu işlerde bir paylarının olmadığını biliyorlar. Çünkü bunları taşlanan deliler de anlar ama çoğu zaman aklı zayıf olanlar, ilimden hiç bir payı olmadığı halde ilmin sonuna ulaştığını zannedenler vardır.
    Bunu karıştıracak insan ilimden birez pay almış, akıldan zayıf, en yüksek tepeye çıktığını tevehhüm eder, hayaller. Ya da asaletten bir damar varsa, zulme de dayanmışsa, kendi seviyesinde görmediği insanlara tepeden bakar. Firavun'un oğlu ancak o kadar gururlanırdı. Ya da binicilikte biraz mahareti varsa Hz. Aliyi kaçırır, Zübeyir'i esir eder, Halid'i öldürür. Ya da toplum içinde birazcık sayılır tarafı varsa, İskender'i hiçe sayar. Mali durumu günlük nafakasından biraz artıyorsa, güneşin iki tarafını ele geçirmişçesine bir tavır takınır. Bunlar gariptir, ancak bunlardan daha garibi, ilimde, nesebde, malda, makamda ve cömertlikte hiç mi hiç payı olmadığı halde, birilerinin koltuğuna sığınmış, zayıf bulduğu insanları ezer, bir meziyetinin olmadığını kendisi de bildiği halde havalarda yaşar, bunlar daha acaiptir.
    Bazı insanlara usulen sormuş ve demiştim ki; "Neden siz kendinizi yükseklerde tutuyor da, diğer insanları küçük görüyor sunuz?" Ancak şöyle cevap verebilmişlerdi; Biz hür'üz köle değiliz. Ben dedim ki, "bu gördüğün insanların çoğu, bu fazilette sizinle ortaktır, onlar da sizin gibi hürdür, köle değildir. Hem onlar senden selahiyetlidir, senin ve diğer bir çok insanın üzerinde tasarruf yetkileri vardır", fazla bir şey söyleyemedi. Bunları bu duruma getiren sebepleri araştırdım, topladığım haberlerden edindiğim intibam şudur:
    Bunlar kendilerinde bir takım kabiliyet taşıdıklarına inanıyorlar, ellerine imkan ve fırsat verildiği takdirde bir çok başarılar gösterecek, ülkeler idare edecek, faziletler gösterecek ve iyilikler yapabileceklerini hayal ediyorlar, işte onların gözünü kapatan bulut bu kendilerini beğenmeleri de bundandır.
    Kendini beğenme konusu üzerine söylenecek söz çoktur, tartışma alanıdır, fakat faziletten bir pay yoktur. İnsan faziletten yoksun olduğu nisbette fazilete hakim olduğunu zanneder, sonra bu zan kanaat haline dönüşür ve kendini kemal mertebesinde görür. Ancak akıl ve temyiz sahibi insanlar bu gibi kuruntulara kapılmaz. Devamlı mecnun ve ayıkmayan sarhoş, sağlıklı ve uyanık insanları, cahil biri hükemayı ve faziletli alimleri, çocuklar yetişkin insanları, aklı kıt sefihler akıllı insanları alay konusu yapabiliyor,onlarla alay ediyorlar. Kadınlar şahsiyetli insanları eksik görebiliyorlar. Yani insanların aklı noksan oldukça kendilerinin daha çok kamil olduğunu zannediyorlar ve akıllılara hor bakabiliyorlar.
    Diğer faziletlerde böylesi yoktur. Bu hususiyetlerden tamamen yoksun olan bunların ayıp olduğunu bilir. Ancak bunlardan biraz payı olan az da olsa bir hisse sahibi olduğunu hesap ederek yanılıyor. Temyizde biraz payı olan az da olsa bir hisse sahibi olduğunu hesap ederek yanılıyor. Temyizde biraz zayıf oldu mu, artık bir hastalıktır tutturur devam eder. Bu hastalığın ilacı, fakirlik ve gözden düşmektir. Bundan başka bu hastalığa ilaç yoktur. Bu hastalık ilacını bulamazsa insanlar üzerinde son derece tehlikelidir. Zira bu hastalığa mübtela olanlar, her insanı kötüler, ırzları eleştirir, toplumları istihza eder, hakka yanaşmaz, fuzuli işlerde ve sözlerde vakitlerini harcar, atışmayı sever, şöhrette yarış içinde, en küçük sebepler yüzünden atışmak döğüşmek ister.
    Bazen de bu hastalık gizli olarak devam eder de, maldan mevkiden bir fırsat bulduktan sonra kendini gösterir. Bundan kurtulmaya aklı yetişmez.
    Karşılaştığım garipliklerden biri de şu idi; Aklı zayıf biri, toplumda ve mahfellerde, çocuğuna ve eşine olan meftüniyetini ifade ederken, çocuğu için "benden akıllıdır" der, ben de tebrik ederdim. Eşini methediyorken, onun güzelliğinden süsünden, sihhatinden bahsederken, onunla evlenmek isteyen biri olsa ondan fazlasını söylemezdi. Bu kabil öğünmeler ancak aklı zayıf kimselerde görülür. Öğünmek ayıptır.
    Sakın öğünmeye kalkışma, seni her dinleyen seni tasdik etmez doğru da söylesen. Belki senden işitilen o söz ilk defa senin kınanmana sebebiyet verir. Bir kimseyi de yüzüne medhetme, bu zayıf insanların şarlatanlığıdır. Huzurunda veya gıyabında kimseyi kötüleme, seni onlarla uğraştırmayacak nefsinle meşguliyetin olsun! Fakirlik gösterme, bununla ya yalancı ya da hakir olursun, Allah'a karşı nankörlük etmiş olmanın dışında bir menfaat ta edinemezsin, ya da sana acımayacak birine şikayette bulunmuş olursun. Zenginliğinden de bahsetme, dinleyenlerin ümidini kendine bağlarsın, Allah'a şükrünü artırmaz, Allah'a muhtaç olduğunu, başkasından müstağni olduğunu hatırla. Bu durum sana hem değer kazandırır hem de gereksiz tamahtan kurtulursun.
    Akıllı kişi aklının, temyizinin ve vicdanının kabul ettiği şeyden ayrılmayandır.
    İnsanların kendisinden bir şeyler beklemesine sebebiyet veren, onlara vermekten başka çaresi yoktur, onları doyurma imkanı da olmadığına göre, ya kınanacak ya da kendisine düşman olacaklar. Birine bir şey vereceksen kendisi istemeden ver ki hem daha çok makbule geçer hem de daha büyük insanlık olur.
    Hasette görülen acaipliklerden biri de, bir insanın ilimden garip bir şey söylediğini duyar da, önceden hiç söylenmemiş ve işitilmemiş de olsa, "O, yeni söylenmiş söz değildir" der. Başkasının sözü açıklanırken, önceden söylenmiş ve duyulmuş da olsa; "Bu söz ilk defa söyleniyor." der.
    Tabiatı pis olana hikmet kâr etmez. O herkesi kendisi gibi pis tabiatlı zanneder. Ben bir kavim ile karşılaştım, tabiatları düşük ve pis, nefislerinde bütün insanların kendileri gibi pis tabiatlı olduğunu tasavvur ediyor. Birinin, onların rezalitinden harhangi bir suretle salim kalacağını kabul edemezler. Tabiatın fesade uğramış olmasının en fenası da budur. Bu hâl hayır ve faziletten de uzaktır, bu hastalığa mübtela olanın afiyeti de beklenilmez. Allah bizleri mu'af eylesin! Amin.
    Adalet; her korkanın sığındığı bir kaledir. Zalim de olsa, başka türlü de olsa, zulme uğradığını gören her kes adalete davet eder, o zaman zulmü kötüler, adaleti kötüleyen kimseyi göremezsin. Tabiatında adaleti seven bu kalenin içindedir.
    İhanet; (Ucuz göstermek ve küçük düşürmek) hiyanetin türlerindendir, zira ihanet etmeden, hiyanet oluyor. Seni hafife alan insafta hiyanet etmiştir. Her hiyanet eden ihanet etmiyor, her hain de ihanet etmiyor. Malı hafife almak mal sahibini hafife almaktır, kabahattir.
    Başka hallerde kabahat olan şey şu iki halde güzeldir: Kınamada ve özür dilemede; iyiliklerini saymak ve kendine iyiliğini hatırlatmak. Bu haller dışında, bunların her ikisi de son derece kabahattir.
    Tabiatın, kabahata meyletmesi ayıp değildir, ister en büyük ayıp ve son derce rezalet olsun. Bunları sözüyle ve filiyle izhar etmesi ayıptır. Yoksa tabiatı meylettikten sonra, aklıyla meyline karşı çakarak ona galib gelmek, aklın kuvvetidir ve fazilettir.
    Haramda hiyanet, kanda hiyanetten daha şiddetlidir. Irz, maldan daha kıymetlidir. Kerem sahibine layık olan, malıyla cismini, cismi ile nefsini, nefsi ile ırzını ve ırzıyle dinini korumaktır. Din ile hiç bir şey korunamaz. Hiç bir şey adına dinden taviz verilemez. Irzda hiyanet, malda hiyanetten büyüktür. Zira fazilet erbabından da olsa az-çok ırzda hiyanet etmeyen az bulunur. Ama az veya çok ta olsa faziletten uzak olanlardan başkası bu hiyanete bulaşmaz.
    İnsanların halinde geçerli olan kaide şudur:
    İşlerinin çoğunda yalan söylüyor ve yalanı iptal ediliyor, çürütülüyorsa, böyleleri din işinde kullanılmamalıdır.
    Bu sıfatta olanların din işinde kullanılması caiz değildir.
    Taklitçi olan aklının ucuzlamasına razı olmuştur. Ama malın ucuzlaması kendine çok ağır gelir. Böylece iki hatayı birden işlemiş oluyor. Mala kıymet vermek himmetin ucuzluğundan ve nefsin düşüklüğündendir. Bu tutumu ile kişi nefsini ucuzlattı, himmette zafiyetini gösterdi.
    Faziletin ne olduğunu bilemeyen, Rasûlullah'ın (sav) emrettiği şeylere itimad etsin, o bütün faziletleri kendisinde toplamıştır.
    Nice korkunç şeyler vardır ki, ondan sakınmak onun başa gelmesine sebep olmuştur. Nice sırlar vardır ki gizlenmekte gösterilen aşırı titizlik yayılıp duyulmasına sebep olmuştur. Nice yan çizmeler ve kaçınmalar vardır ki, ısrarla bakmaktan daha çok şüphe çekmektedir. Bütün bunlar tutum ve davranışta itidal haddini aşarak fazlaya gitmekten ve aşırı davranışlardan ileri gelmektedir.
    Fazilet; ifrat ile tefrit arasında orta halli ve mutedil hareket etmektir. Haddi aşacak kadar ileri gitmek ne kadar anormal ise, normalin gerisinde kalarak sınıra varmamak ta o kadar anormaldir. Bunun her iki tarafı da kötülenmiştir. Bu iki sınır arasında aklı korumak fazilettir. Aşırı derecede açılarak düşmektense, ihtiyatlı hareket ederek tutumluluk göstermek daha isabetlidir.
    Hayret edilecek şeydir ki, fazilet sevimlidir ve taşınması ağırdır. Rezalet ise kabahattir ve taşınması hafiftir. İnsaf etmek isteyen hasmına bakacağı yerde kendisine baksın, o zaman yanıldığını ve haksızlığını görecektir.
    Akıllılık dostu düşmanı tanımaktır. Ahmaklık, dostunu düşmanından ayıramamaktır. Zalim olduğu için düşmanına teslim olma, kendisine de zulmetme. Adalette dostunla düşmanını eşit tut. Yakınlık göstereyim diye düşmanına yaklaşma, bu ahmakların işidir.. İnsanların kendisini sevmesini isteyen, dostunun ve düşmanının hakettikleri yerlerini verendir. Düşmana yakınlık göstermek, size karşı cephe alanların işini kolaylaştırır, gözlerinde küçük düşürür, döğüşmelerine imkan hazırlar, dostlarının güvenini sarsar, onları da düşmanlarının safına katar.
    Not: Adalette müsavi tutulsa da, sevgi ve karşılıklı münasebette dostun yerini korumanın lüzumu beyan edilmiş, düşmana karşı itidal tavsiye edilerek mazbut bir tutum gösterilmek istenmiştir. (Mütercim)
    Hayrın başı, düşmanını şerrinden emin etmek ve ondan gelecek zulüm yüzünden onu terketmektir. Düşmana yaklaşmak zevali yaklaşmış ahmakların işidir. Şerrin başı da, dostunun güvenini kazanamamaktır, onu uzaklaştırmak ise, ahmakların işidir, şekavettir. Düşmana yakınlık hilim değildir, ondan sakınarak selamette kalmak hilimdir.
    Ele geçen fırsat değerlendirilmeyince kaçar ve bunun üzüntüsünü en uzun çeken de insanoğlu olur.
    İnsanlardan gelecek hastalık, yırtıcı hayvanlardan, zehirli yılanlardan gelecek tehlikeden daha büyüktür, zira olardan sakınmak mümkündür ancak insanlardan gelecek tehlikeden sakınmak asla mümkün değildir.
    İnsanları mağlup eden nifaktır, iki yüzlülüktür. Buna rağmen, insan kendisine münafıklık yapmayana yer vermez.
    Biri kalksa dese ki, tabiatta benzerlik vardır, yuvarlaktır, zira uçlar birleşiyor. Bu söz, doğruluktan uzak değildir. Biz de zıtların neticede eşit olduğunu görüyoruz. Adam sevincinden da üzüntüsünden de ağlıyor. Aşırı dostlukla aşırı düşmanlık bir yerde birleşiyor. Adam düşmanını araştırır, dostunu da araştırır. Eğer burada sabır ve insaf gösterilmezse aradaki bağlar kopar.
    Şunu insafla kabul etmek gerekir ki, bir tabiata mağlup olan biri ne kadar ihtiyatlı davranmak istese yine de tabiatına mağlup olur, o yönüyle yaklaşanların hilesine yenilir.
    Bir insanın üzerinde şüphelerin çoğalması onu yalancılığa götürür, zira çok yerde özür beyan etme mecburiyetinde kalacak ve bu durum kendisini zorlayacak, yalan söylemesini kolaylaştıracaktır.
    Tabiatında doğruluk olan insanın üzerine en adil şahid kendi yüzüdür. Zira o, bir yalan söylediği ya da söylemeyi düşündüğü anda dilinde kekemelik ve sözlerinde tutarsızlık olacak, bir birini bozacaktır.
    Doğru sözü geri almanın musibeti, ondan doğacak musibetten büyüktür.
    İnsanlar arasında birilerinin ayıplarını en çok dilleriyle büyütmeye çalışanlar, onların hatalı işlerini en çok kolaylaştıranlar olacaktır. Bizim bu sözümüzü doğrulayan durum şudur; kadınlı erkekli bir arada ve bir takım basit işlerde çalışan insanların gayet rezilce laf atışmaları, düşük sözlerle bir birlerine küfretmeleridir. Onlar en çirkin sözlerle atışırlar, utanılacak ayıplarla suçlanırlar.
    İnsanlar dostlarıyla karşılaştıklarında sıkıntılarını atarlar. Gözlerin birbirine bakışması kalbleri ıslah eder. Dostunun düşmanınla görüşmesini yersiz görme! Aksi halde senden soğuyabilir.
    İnsanlara en çok ağır gelen şey, korku, keder, hastalık ve fakirliktir. Bunlar arasında nefse en çok ağır gelen şey dostu kaybetme endişesi ve istenmeyen şeyle karşılaşma korkusudur. Sonra hastalık, sonra korku, sonra fakirliktir. Bunun delili ise, korkuyu gidermek ve emniyeti temin etmek için malın tamamı harcanabilir, hastalığını gidermek için malını da, korkuyu da bertaraf edebilir. Sağlığını kazanmak ya da korumak yolunda malının tamamını harcayabilir. Endişeyi gidermek için korkuyu göze alabilir. Acılar arasında en keskin olanı, belirli bir azada olan acı ve devam eden sancıdır.
    Kerem sahibi nefislerin en çok korktuğu şey, ırzlarına gelecek ve dinlerine dokunacak nakışlıktır. Şahsiyetsiz insanlara da en hafif gelen şeydir.
    Şiir:
    Faziletlerin esası, adalet, anlayış, cömertlik ve güçtür.
    Diğerleri bunlardan mürekkeptir.
    Kim bunları kazanırsa insanlar içinde baştır.
    Bu baş ile de içinde yaşadığı işlerin karışığını açacak, vuzuha kavuşturacaktır

    ibn hazm



    Paylaş
    Fasit Ahlakın Tedavisi Mumine Forum