Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Kardeşlik, Sadâkat ve Nasihat Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Kardeşlik, Sadâkat ve Nasihat

    Reklam





    Kusurunu söyleyen, hayatına yardımcı oldu. Seninle ilgilenmeyen, seni terketti, hafife aldı. Dostun kınaması eritmeye benzer, ya temizlenir kalıba girersin ya da uçarsın. Seni ilgilendiren sırrı senden saklayan kardeşin, senin sırrını ifşa edenden daha büyük hıyanet etmiştir. Zira sırrını ifşa etmekle yalnız sana hiyanet etmiş oluyorken, seni ilgilendiren sırrı gizlemekle hem kendisi sana karşı hiyanet etmiş, hem de başkalarının hiyanetine uğramana zemin hazırlamıştır.
    Seni aramayanın peşine düşme, bu sana ancak zarar ve mahcubiyet getirir.. Seni arayanı sen terketme, bu bir nevi zulüm ve iyiliği karşılıksız bırakmaktır, bu ise hoş değil bilakis kabahattir.
    İnsanların içine karışmak zorunda kalan kimse, her karşılaştığı kimselere her düşündüğünü söylemesin, fırsat kollayan düşmanı ve her sabah açık tarafını arayan ve hiyanet düşünen kardeşlerin var olacağını unutmasın. Onların kötü işi, kendisini gören düşmanın işi gibidir. Eğer bundan sağ selamet kurtularsa Allah'a hamdetsin. Başka türlü olursa, alman tedbirlerden zarar görmez, öldürücü üzüntüden kurtulursun. Bununla beraber, kötü muamele yapmayasın ki, kendin için kötü düşünenlerin şerleriyle karşılaşmayasın. Ama burası çok zor ve sıkıntılı yoldur. Bu yoldan selametle geçerek, temiz olarak Rabbine kavuşabilen kimse gerçekten dininde ve dünyasında fevz ve kurtuluşa ermiştir. Bu yollardan geçinceye kadar basiretli kişinin yürüyüşü ve saksağan kuşunun uyanıklığı lazımdır. Bu da senden küçük olanların sırrını ifşa etmemek ve kardeşlerine veya başkalarına lüzumsuz yere açılmamakla mümkündür, hatta en samimi dostlarına dahi açılmayacaksın.
    Sana emniyet edilen her hususta emin olacaksın, üzerinde titreyeceğin şeyde mecbur kalmamış kimseye emniyet etmeyeceksin, buna mecbur kaldığın zaman da ihtiyatlı davranacak ve Allah'a güveneceksin.
    Malını ve hatırını, sana güvenerek gelenden esirgemiyeceksin, bunu senden isteyemese bile, sana muhtaç olan ve menfaatini dokundurabileceğin yerde, bu imkanın sende olduğu bilinmese bile faydalı olmaktan geri kalma. Bunu yaparken de Allah rızasından başka bir gayen olmasın. Hatta senin iyiliğini gören kimsenin senin aleyhinde olabileceğini, belki ilk zararını göreceğin kimse olma ihtimalini hesaba katarak iyiliğini yap. Bazı kötü tabiatlı kimseler, şiddetli kıskançlıklarından kendilerine iyilik eden kimselerin üstünlüklerine tahammül edemezler. Sen herkese iyilik düşün, muameleleri güzelleştir, ancak iyilik düşündüğünü açıklama. Böyle yaparsan günlerin ve gecelerin geçmesiyle bazı zamanlarda yıpransan bile yine rahat ve salim olarak yaşarsın.
    Her hangi birilerine nasihat ederken, kabul edilmesi şartıyla yapma. İyi niyyetle giriştiğin işte, anlaşılman şart değil, karşılık şartıyla hibe etme, bunları faziletinin icabı, borcun olarak kabul ettiğin nasihat ve şefaatin gereği oduğu için yap.
    Dostluğun gereği bunun iki tarafına riayettir ki, dostun üzüntüsünden üzüntü ve sevincinden sevinç duymaktır, bundan aşağı düşerse dostluk sayılmaz. Bazı insanlar dost olmadığı halde dost görünür. Burada karşılıklı anlayış aranır. Bazı insan kendisini sevmeyeni sever. Bu çok kere baba-evlat, kardeş-kardeş ve karı-koca arasında olur, bazan da sevgi aşk derecesine varır. Bunda sadık kalan, nasihatçı olduğu müddetçe dosttur. Her nasihatçı dosttur, ama her dost nasihatçı değildir.
    Nasihatin hududu; birinin zarar görmesinden duyulan üzüntünün belirtilmesidir, isterse o zarar gören bundan anlamadan sevinç duysun. Birinin menfeatından sevinç duymasıdır, isterse menfaat gören anlamadığı için üzüntü duysun. Bu, dostluğun şartlarından fazla olarak, nasihatin şartıdır.
    Dostlukta samimiyetin en son mertebesi, dostluktan başka bir sebep ortada yokken nefsiyle ve maliyle sana katılması ve başkalarına seni tercih etmesidir. Eğer ben böyle birini denememiş olsaydım zamanımızda böylesi dostluğun olamayacağım söylerdim. Fakat her gün ayrılmaya sebep olacak şeyler varken dostluğu devam ettirecek dostlar cidden azdır.
    Fazilet olduğu halde, rezalete benzeyen tek şey varsa o da, dost ve kardeşlerin sayısını çoğaltmaktır. Bu fazilet üstüne fazilettir. Çünkü bunları kazanmak için, vekar, cömertlik, sabır, vefakârlık, yardımseverlik, nefiste ve malda fedakarlık, iffet, yeri gelince onları savunmak, bildiğini esirgemeden öğretmek gerekir ki, bunların hepisi çok sevilen ve arzu edilen hallerdir.
    Ancak biz bunları söylerken, dünyanın dönüşüne göre yön değiştiren ve bazı arzularını gerçekleştirmek için dost görünen, dalkavukluğu, veya içki kumar masalarında, masiyet ve kabahatların peşinde, insanların ırz ve namuslarını kirletmek arzusunda bir araya gelerek beraber görünenleri kastetmiyoruz. Bunlar dost değildir. Bunları bir araya getiren rezalet ellerinden gittiği takdirde, kendileri biribirine düşerler, halleri tersine döner.
    Biz dostluk deyince, yalnız Allah için biriribini sevenleri kastediyoruz. İşte bunlardan suduru muhtemel olan çeşitli kusurlarına muttali olduktan sonra onlarla dost kalmak veya bunlardan birinin ölümü, gaflet ve İhmali, ayrılması veya içlerinden birinin hiyanetine uğranması karşılığında kemiklere kadar tesir edecek üzüntülere katlanmayı göze almak faziletin kemâlidir.
    Rezalet içinde fazilete benzer bir şey varsa, o da insanın yüzüne karşı methedilmesini sevmesidir. Yüze karşı methi kabul etmek hafifliktir. Ancak bir yerde de faydalıdır ki, şerri azaltır, hayrı çoğaltır, methedilen ahlakı işitenler de benimser. Ben şöylelerini tesbit etmişimdir; adam düşük ahlaklı ve insanlar arasında dedi kodu ile yaşarken, dini anlayışı güzel iyi bir insanla karşılaşmıştır, o da ona nasihat babında onun iyilik sever birisi olduğunu, bazı güzel meziyetler taşıdığını söylemiştir, o da fasıklıklarından bir çoğunu bırakmıştır.
    Bazı nasihatlar vardır ki nemimeye benzemesi işi zorlaştırıyor.
    Bir insan, kendisine zulmeden veya hile yapan birinin zemmini yapıyorken, işiten başka biri bu durumu gizlerse, zulmü gizlemiş olur, bu ise zulümdür, kötü bir şeydir. Şayet açıklarsa, henüz sabit olmamış bir mesele hakkında birine eziyet etmiş olacağından yine zalim konumundadır. Zalimden, yaptığından daha fazlasiyle kısas istemek haksızlıktır. Bu gibi durumlarda akıllı kimsenin yapacağı şey, söylenen sözü muhafaza etmek, hakkında söylenilen kimseye ulaştırmamaktır. Hile konusunda ise, kendisinin işittiğini muhafaza ederken, aradaki hilenin azalması için yetecek miktarda hissettirir.
    Nemime ise, duyurulan kimsenin zararına olmadığı halde, her hangi bir söz işiten kimsenin bu sözü, hakkında söylenen kimseye duyurmasıdır.
    Nasihat ikidir; başta dini konular için farzdır, ikincisi, hatırlatmak ve uyarmaktır. Bunun üçüncü derecesi, kınamak ve dokundurmaktır. Bunun ötesi tekmelemek ve tokatlamaktır ki, bunun açacağı yara belki daha da büyük olur. Ancak mesele dinî olunca, nasihati tekrarlamak vacibdir, beğenilse de beğenilmese de... Nasihat eden bundan eza duysa da duymasa da...
    Birine nasihat ederken gizli söyle, açıktan değil, işaret ederek anlat, başkasının yanında olmasın. Açıkça söylenmediğinde anlamayacak durumdaysa, dolaylı yoldan duyur. Muhakkak kabul edilecek diye nasihat etme, bunlara riyaet etmezsen, sen nasihatcı değil, emrine itaat edilmesini isteyen bir sultan durumuna girer zalim olursun. Dini vecibeyi yerine getimek isteyen nasihatçı kardeş olmaktan çıkarsın. Bu ise dostun dostuna karşı takınacağı bir tavır değil, sultanın ra'iyyesine ve efendinin kölesine karşı takınacağı tavırdır.
    Nefsinin yapabileceğinden fazlasını kardeşine teklif etme, sonra zalim olursun.
    Kazandığını bir gün kaybedeceğini bilerek kazanmaya çalış, bir işin başına geçerken, bir gün o işten ayrılacağını düşünerek ele al, yoksa yolunuda şaşırır, kendine de zulmetmiş olursun.
    Kendilerini üstün tutulmaya haklı gören ve başkalarının nimetleri ile tercih edilmelerini isteyen kimselerin bu tutumlarına karşı müsamaha göstermek ve bunları görmemezlikten gelmek mürüvvet te değil fazilet te değil. Belki pintilik ve acizliktir. Bunlara tevessül edenler için de şımarıklıktır. Onlar müsümaha gördükçe, bu mezmum fillerinde devam, çirkin ahlakta ısrar ederler. Müsamaha gösterenler de onlara yardımcı ve destekçi olarak etrafa karşı haklı göstermiş olurlar.
    Müsamaha, insaf ehline, müsamaha ve tercih gösterenlere yapıldığı zaman mürüvvet olur. Fazilet erbabı bu gibilerine müsamaha ile muamele yapmalıdır. Hele bunların buna muhtaç oldukları ve dar durumda bulundukları zamanlarda muhakkak gösterilmelidir.
    Ama biri kalksa da şöyle dese; Mademki sen müsamahayı ve kusurları görmemezlikten gelmeyi ortadan kaldırıyorsun, kardeşlere karşı bunlar kaldırılırsa, dostlarla düşmanlar arasında ne fark kalır. Halbuki muamelede bu tutum fesattır.
    Biz de deriz ki tevfik Allah'tandır: Müsamahayı, görmemezlikten gelmeyi ve başkalarını tercih etmeyi teşfik eden sözlerle, bir takım çıkarcı ve vurguncuların faydalandırılması kast edilmedi, gerçek kardeşlere karşı müsemaha, kusurlarını görmeme ve kendi nefislerinden önce tercih edilmeleri tavsiye edilmiştir. Bunlar arasında fark vardır.
    Fark şudur:
    Dostlar biribirine karşı aynı duygudadırlar. Bunlardan hangisinin durumu ve ihtiyacı diğerinin fedakarlığına lüzum gösterirse, karşılıklı fedakarlığı yaparlar. Dostluğun ve mürüvvetin hükmü budur. Ama bir taraf muhtaç olduğunda diğer taraf her türlü fedakarlığa koşuyorken, karşı taraf muhtaç duruma düştüğü takdirde, arkadaşı onu terk ediyorsa, bu kardeşlik te değildir dosluk ta... Bu ancak çıkarcılıktır, kapıp kaçmadır. Elbette böylelerine müsamaha göstermeye gelmez. Dostluğun ölçüsü karşılıklı anlayıştır. Her ikisinin de zaruret ve ihtiyaç durumları eşit bulunduğu takdirde her ikisi de kendi nefsinden önce kardeşinin ihtiyacına koşuyorsa, gerçekten dostturlar. Bir taraf kardeşinin ihtiyacına koşuyorken diğer taraf buna aldırmamakta direniyorsa bu dostuk değildir ve öylelerine dostça muamele etmeye değmez. Ama sırası geldiğinde, iki taraftan da bu anlayış görülüyorsa, bunlar dosttur. Dostluklarını devam ettirmelidirler.
    Birinin işini yapmak istediğin vakit, isterse iş sahibi bunu senden istemiş olsun, isterse kendiliğinden başlamış ol, işi, iş sahibinin isteğine uygun yap, senin istediğin gibi değil. Yoksa hiç yapma. Bunun aksini yaparsan, iyilik değil kötülük etmiş olursun, teşekkür değil zemm hakkedersin, bu iş dostluğu değil düşmanlığı gerektirir.
    Dostuna, kendisini üzecek veya haberdar olduğunda kendisine fayda temin etmeyecek şeyleri nakletme, bu rezillerin işidir. Bilmediğinden dolayı zarar görecek şeyi de kendisinden gizleme, bu ehli şerrin yapacağı iştir.
    Sende olmayan şey ile metholunmakdan sevinme, aksine bununla üzüntün olsun. Zira bununla noksanlığın sana duyurulmuştur. Maskaralığa ve istihzaya alınmışındır, bundan ancak aklı kıt ahmaklar memnunluk duyar.
    Sende bulunmayan kusurlarla kınanmadan üzülme, bilakis memnun ol. Bununla insanlar arasında faziletin yayılır.
    Sende fazilet varsa sevin, ister medhetsinler, ister etmesinler. Ayıpların üzerine üzüntü duy, insanlar seni ister kınasınlar ister kınamasınlar.
    Dostunun eşi hakkında kötü söz duyan, bunu asla söylemesin, hele bunu söyleyen kişi ayıp araştıran, insanları eleştiren, dedikoducu, kendi emsalini insanlar arasında çoğaltmak suretiyle kendini gizlemeye çalışan tipten olursa, insanlar arasında böyleleri çoktur.
    Hulasa şudur ki insan hakk olan sözden başkasını söylemesin. Biri aleyhinde söz söyleyen, bu sözün hakk veya batıl olduğunu bilemez ancak, dini yönden söz taşımanın yeri çok büyüktür. Böyle bir sözün bir cemaat tarafından söylendiğini ve bir insan sözü olmadığını görür, halk arasında yayıldığını ve asıl olduğunu da bilir fakat arkadaşına bunu kabul ettirebilecek durumda değilse, münasip bir lisanla, yalnız kendi aralarında anlatsın. "Kadınlar çok çeşittir, evine gelenlere dikkat etmen uygun olur, şu şu işlerden sakın..," vb. Eğer arkadaşı bu nasihati kabul eder de gerekli tedbiri alırsa bundan nasihatçı kazançlıdır. Eğer aldırmaz da bildiğine giderse, o zaman da tek kelime ile bir daha bundan bahsetmeden, dostluğunu sürdürür, nasihatini kabul etmemiş olması, dostuğunu kesmeyi gerektirmez. İşin hakikatini bizzat görse de arkadaşını da buna vakıf edebilecek durumda olursa, durumu haber vermek ve arkadaşını hakikata vakıf etmek için yardımcı olmaya borçludur. Arkadaşı bundan gayret duyar, kıskandığını gösterirse, arzusu tahakuk etmiş olur, fakat bundan da gayret ve kıskançlık duymadıysa artık onun arkadaşlığını bırakır, onun dostuğunda hayır yoktur. Bir adamın gizli gizli birinin evine girmesi onun sui haline delalettir. Başka delil aranmaz. Bir kadının bir erkeğin evine bu şekilde girmesi de böyledir. Bunlar üzerine başka delil aramak hafifliktir, böyle bir kadından her halükârda ayrılmak vacipdir. Bunlardan kaçmak, sakınmak vacibdir. Böye bir kadını yanında tutan, kendini deyyusluktan kurtaramaz.

    ibn hazm



    Paylaş
    Kardeşlik, Sadâkat ve Nasihat Mumine Forum