Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Nefsini bilen Rabbini bilir" sözünü nasıl anlamalıyız? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Nefsini bilen Rabbini bilir" sözünü nasıl anlamalıyız?

    Reklam




    Nefsini bilen Rabbini bilir" sözünü nasıl anlamalıyız?

    Yazar: Alaaddin Başar (Prof.Dr.) 2010-05-12
    “Kendini bilen Rabbini bilir.” anlamına gelen rivayetinin hadis olup olmadığı konusunda tartışma vardır. İbn Teymiye bunun mevzu olduğunu söylerken, İbn Arabî bunun hadis olduğunu ve keşfen bunun sahih olduğunu gördüğünü söylemiştir. Edebu’d-din ve’d-dünya kitabında benzer bir hadise yer verilmiştir. (bk. Aclunî, 2/262)

    Okyanuslarda milyarlarla ifade edilemeyecek kadar çok balıkları birlikte yaratan ve yaşatan Rabb’inin bu haşmetli icraatını hayretle seyreden insan, satın aldığı birkaç balık için evinde bir akvaryum hazırlar. O da kendi âleminde o balıklara merhamet etmekten, onların yemlerini vermekten, akvaryumun bakımını yapmaktan bir haz duyar.

    Zemin yüzünü çiçeklerle, ağaçlarla donatan Rabb’inin bu rahmet saçan icraatlarını ibretle seyreden insan, kendi bahçesine, yine O’nun terbiye ettiği fidanları diker ve onların bakımını yapmaktan bir zevk duyar.

    Semanın yıldızlarına bakar, o da kendi evinin tavanını avizelerle donatır. Her bir meyve ağacını ayrı bir fabrika olarak seyreder. Bu sessiz, mükemmel ve mütevazi fabrikaların bedeline, o da haşmetli, gürültülü ama neticesi onlarla kıyaslamayacak kadar cılız birtakım fabrikalar yapar. Onun fabrikalarında da basit maddeler terbiye görerek mükemmelleşir ve kıymet kazanırlar; ama otları yün haline getiren koyun fabrikasına karşılık, o sadece hazır yünleri kumaş haline getiren fabrikalar kurabilir.

    Misâlleri çoğaltabiliriz. Her misâl, insanın, “esma-i İlâhiyeye ait garaibin fihristesi... hem şuun ve sıfat-ı İlâhiyenin bir mikyası olduğu” hakikatına bir başka açıdan baktırır. Bütün bunlar birlikte düşünüldüğünde, “nefsini bilen, Rabbini bilir” hadis-i kudsîsinin hakikati bir derece anlaşılır.

    Cenâb-ı Hak ibadet için, marifet için yarattığı bu sevgili kuluna kendisini tanımasına yardımcı olacak sıfatlar ve haller takmış. Ve o sevgili kul, sonradan yaratılan o sınırlı kudretine bakarak Halık’ının ezelî ve sonsuz kudretini bir derece bildiği gibi, merhametini, gazabını, şefkatini de ölçü tutarak Halık’ının sıfat ve şuunatını bir derece tefekkür edebiliyor. Ve insan bu haliyle bir fihriste, bir harita gibi Rabb’inin isim, sıfat ve şuunatını gösterebiliyor.

    Bir harita bir ülkeyi tarif eder ama, o haritadaki şehirlerde insanlar yaşamaz, denizlerinde su bulunmaz, ırmaklarında yüzülmez, ormanlarında gezilmez. O sadece bir surettir, bir fihristedir, bir gölgedir. O beldeyi gösterir, fakat o beldenin özelliklerini taşımaz.

    Bu noktadan gâfil olmamak şartıyla, insanın, birçok sıfat, his ve şuunatı taşıyan manevî simasında İlâhî sıfatlardan ve şuunattan haber veren bazı işaretler bulmak mümkün...



    Paylaş
    Nefsini bilen Rabbini bilir" sözünü nasıl anlamalıyız? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Nişabur Sofileri arasında bulunan Kassar'ın ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak Nişabur'da doğduğu ve 884/885 yıllarında yine bu beldede öldüğü bilinmektedir. Hayatı boyunca nefsiyle mücadele eden ve insanlara hizmeti kendine şiar edinen Hamdun Kassar der ki:
    "-Nefsimi, Firavunun nefsine tafdil etmem, çünkü ikiside nefistir. Fakat gönlümü Firavunun gönlüne tafdil ederim." Bu sözlerle de Hamdun'un nefsine karşı tutumu açıklığa kavuşur. Çünkü AHZAB SURESİNDE geçen şu ayeti kerimeye, içtenlikle bağlıdır:
    "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik. Onlar yüklenmekten çekindiler. Endişeye düştüler. İnsan ise yüklendi. O, pek zalim, pek cahildir." AHZAB SURESİ ,ayeti kerime: 72, meali.
    Allah emanetini yüklenen kişinin nefsine zalim, masivaya cahil olması en tabii şeydir. Onun için Hamdun Kassar nefsine zalimdi ve masivaya cahil olmayı yeğ tutuyordu.
    Hamdun Kassar'ın tarikat silsilesi Hz. EBUBEKİR SIDDIK'a dayanmaktadır. Silsilesi şöyledir: HAZRETİ MUHAMMED-HAZRETİ EBUBEKİR SIDDIK-CÜBEYR İBNİ MUT'İM İBN NEVFALÜL KUREYŞİ-MUHAMMED İBN CÜBEYR'ÜN NEVFELİ-EBUBEKİR İBNİ MÜSLİM İBNİ ABDULLAHİZ ZEHERİ-EBU İYAZ İBNİ MANSUR İBNİL MUAMMER-ÜS SÜLEMİYYÜL'KÜFİ-EBU ALİ FUZEYL İBNİ İYAZ'İL KÜFİ-FETH İBNİ ALİYYÜL MAVSILİ-EBU'L HÜSEYN SALİM İBNİ HÜSEYN'İL BARUSİ-EBU SALİH HAMDUN İBNİ AHMET İBN AMMAR'ÜL KASSAR.
    Hamdun Kassar, Ebu Türabi Nahşebiye de müritlik yapmıştır. Ayrıca devrin büyük veli ve bilginlerinden Salim İbni Hüseyn'ül BARUSİ ile sıkı ilişkileri olmuş, ona müritlik ve öğrencilik yapmış ve BARUSİ kendisine hilafet ve icazet vermiştir. En çok değer verdiği hocası ve şeyhi NAHŞEBİ yolu ile silsilesi İBRAHİM ETHEM'e dayanmaktadır.
    "-Ne zaman yolda bir sarhoş görürsün, iki tarafa sallanır, sen de sallan. Ta ki nefsine kibir ve ucub gelmesin. Ve O'na küfretme, onu tenkit etme. Sen de O'nun o müptela olduğuna uğramayasın."
    diyebilen yüce Hamdun etrafında fazileti telkin eder ve melametin sorumluluktan kaçınma olmadığını, bilakis tamamen sorumluluk olduğunu anlatır. Çevrasine şöyle nasihat ederdi: "-Bir hal ki sende var ve bunun halk arasında faş olmasını istemezsin, yayılmasından dolayı rahatsız olursun, başkalarının da sırları böyledir. Başkalarına ait kulağına gelen her hangi bir sırrı sen de sakla, hiç kimseye söyleme. Söylediğin takdirde elbet o da senin gibi incinir ve rahatsız olur." Ne zaman kişiye, halk'a vaaz ve nasihat etmek gerektiği sualine şu cevabı verdi:

    "-Tanrının farzlarından bir farzın yerine getirilmesi ilminde taayyün ettiği veya bir insanın, yüce Tanrının kendisini bidatten kurtaracağını umduğu halde, bidat içinde öleceğinden korktuğu vakit, caiz olur."

    Hamdun Kassar adaletin örneği idi. Bir arkadaşına ölümüne kadar yardım için koşmuş, başında durmuş, hizmet etmişti. Adam ölünce hemen başucunda yanan kandili söndürdü. Orada bulunanlar itiraz ederek: "Böyle ölüm anlarında kandil sömndürülür mü? Asıl şimdi yanması lazım. Onun için yağı arttırılır, söndürülmez" dediler. Hamdun Kassar, onlara şu cevabı verdi:

    "-O sağ olduğu sürece yağ onundu. Şu andan itibaren yağ varislerinin oldu."

    Nefislerine hiç önem vermeyen melametiler faziletin Allah'a ait olduğunu kabul eder ve iyişliklerini gizlemeye azami dikkati gösterirlerdi. Zira iyilik ve faziletleri anlaşılırsa itibar görecekleri, bunun ise nefislerine hoş geleceğini düşünürlerdi.



  3. 3
    Hamdun Kassar'ın mürit ve halifelerinden Ebu Muhammed Abdullah bin Münazil her şeyi hoş görür,herkese hoş görü ile muamele ederdi amma melamiliğin sünneti Peygamberi ile varolduğuna inanır ve bunu sık sık tekrar ederdi. "- Yüce Tanrı ziyan ettirmeye yakalatmadan hiç kimse farzları ziyan etmez ve bidatlere de tutulmak üzere olmadan hiç kimse de sünnetleri ziyan etmek vebalini yüklenemez... Bir kimse,Peygamber aleyhisselamın sünnetini terk ederse,bil ki,o kişi farizayı da terk eder. Sünneti terk eden mübtedi ise tamu iti olur." derdi.

    Nişabur'da yaşayan ve orada faziletin örneği olarak ömür süren BİN MÜNAZİ'in bütün sözleri hikmetti ve halk onu dinlemekten sonsuz haz alırdı.

    "- Vakitlerin yekreği odur ki nefs,senin üzerine galip olmaya. Vaktlerin şomlusu odur ki nefsine mağlup olmasın."

    "- Ben şol kişiye taacüb ederim ki hayadan söz söyleye, Tanrı'dan utanmaya."

    "- Fakr, dünya ve ahiretten kesilip Tanrı'yı istemektir."

    "- Kul kendine hizmetkar isterse, ipi elden verir kulluk hududundan çıkar."

    "- Malum ola ki istiğfardan yekrek makam yoktur."

    İbni Münazil 950 yılında Nişabur'da öldü. Vefat olayı şöyledir. Bir gün kendisini ziyaret eden bir dostu (Senin imanın dürüst ve akıbetin hayırdır) dedi.

    Bu sözü tevekkülle dinleyen Abdullah bin Münazil; (- İmdi bundan böyle bana dirlik gerekmez) diyerek düştü ve o anda ruhunu Allah'ına teslim etti.



nefsini bilen rabbini bilir sözünden ne anlamalıyız,  kendini bilen rabbini bilir ayet,  nefsini bilen rabbini bilir ayet