Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Tasavvufun Kaynağı Nedir - Tasavvufun Kaynağı Hakkında Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tasavvufun Kaynağı Nedir - Tasavvufun Kaynağı Hakkında

    Reklam




    Tasavvufun Kaynağı Nedir - Tasavvufun Kaynağı Hakkında - Cenabı Peygamberimiz ve Tasavvuf - Tasavvufda Peygamber Sevgisi

    Herşeyiyle örnek olan Cenabı Peygamberimiz insanlığın merkezidir..Merkezin yönü elbette olmaz..Peygamber döneminden sonra zuhur eden, mezhep, meşrepler, tasavvuf yolu peygamberimizn ameli hayatını, ibadet dünyasındaki huşu ve muhabbeti yakalamak ve aynen olduğu gibi hayata aksedebilmek adına sistemleşmiştir..Hepsinin yönü de Cenabı Peygamberdir...Hepsi Peygamberi yaşantıda vardır...Amaç da bu yaşantıyı kazanabilmektir...
    Namazın şartları vucubiyetini mezheplerden, mezhep imamlarından öğrendiğimiz gibi bu ibadetlerin içini dolduran huşuyu, huzuru da meşreplerden yani tasavvuf yolundan meşk ediyoruz....İslamın özünü, ibadetlerin ahkamını, Cenabı hakka yakınlığı hayatımıza kazanma yolunu sağlar mezhep ve meşrepler...İslama sonradan katılmayın İslamda var olanı hayata geçirmek adına sistemleştirilmş halidir..Haddi zatında bu müminler için kolaylıktır...
    Tasavvufun başlangıcı Resulullah Aleyhisselâm'ın ve Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtının yaşayışlarında görülmektedir. Bazılarının zannettiği gibi tasavvufî yaşantı Resulullah Aleyhisselâm'dan sonra başlamış olmayıp, doğrudan doğruya onun zuhuru ile ortaya çıkmıştır.
    Kaynağı Kur'an-ı kerim ve Hadis-i şeriflerdir. Asr-ı saâdet'te tasavvuf adı ve mutasavvıf adı ile anılan zümre yoktu.
    İslâmî ilimler ilk devirlerde bir bütündü. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf gibi bölümlere ayrılmış değildi. Bugünkü şekliyle bir Tefsir, bir Hadis ilmi yoktu, itikadî ve fıkhî mezhepler de yoktu. Bu tasnifler daha sonraki yıllarda ortaya çıkmıştır.
    Ashâb-ı kiram Tarikat-ı aliye'nin ne olduğunu bilmiyordu, amma yaşıyordu. Peygamber Efendimizin sohbetinde kendilerine icabeden herşey veriliyordu. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimizin aralarında bulunması ve sohbeti onları yetiştiriyordu. Ashâb-ı suffa da aynı şekilde yetişiyordu. Herkes nasibi kadar alıyordu. Kimisi çok alıyordu, kimisi az alıyordu. Hele bunların arasında bir zümre vardı ki; "Seninle beraber olanlardan bir taife de -gece- kalkıyorlar." (Müzemmil: 20) âyet-i kerime'sinde belirtildiği üzere, fazla ibadetleriyle seçilmişlerdi.
    İlk devirlerde zühdî bir hareket tarzında başlayan tasavvuf; İslâm dininin kendi bünyesinde doğmuş, gerçek canlılığının ve tazeliğinin bir devamı niteliğinde gelişmiştir. Tasavvuf ismiyle zuhuru, hicrî ikinci asrın ortalarına rastlamaktadır. Tarikat kelimesi ise tasavvufun sistemleşmesinden sonra kullanılmaya başlamıştır.
    Zühd hareketi "Mutasavvıfe" adı ile bir topluluk meydana getirince tasavvuf sistemleşmeye başladı. Fakihler nasıl ki fıkıh ilmini, kelâmcılar kelâm ilmini sonradan meydana getirdilerse; başlangıçta sadece hareket halinde beliren tasavvuf da öteki, İslâmî ilimler gibi, sonradan bir ilim haline geldi.
    İslâmiyetin ilk zamanlarında nefislerini riyâzat ve zâhidliğe vakfedenlere "zâhid, âbid" gibi isimler verilirdi.
    Tasavvufun zuhuru ile şeriat ilmi iki kısma ayrılmıştır :
    a) Fukahâ ve ehl-i fetvaya mahsus olan ahkâm-ı âmmedir ki, ibadât ve muamelâttan ibarettir.
    b) Tasavvuf ehline ait mücahede, muhasebe-i nefs, bunlardan hasıl olan zevk, vecd haletleri, bunları ifade için kullanılan ıstılâhat ve izahattır. Daha ziyade zevken anlaşılabilen bu haller için"Men lem yezuk lem ya'rif" yani "Tatmayan bilmez" derler. Hazret-i Mevlâna'ya "Âşıklık nedir?" diye sordukları vakit: "Benim gibi ol da öğrenirsin" demiştir.
    Bedenî ameller için hükümler konduğu gibi, kalbî ameller için de hükümler kondu. Böylece "Tasavvuf ilmi " doğmuş oldu.
    Namaz, oruç ve diğer amellerin zahirî bir şekli varsa ve bunlar zahirî fıkhın mevzusunu teşkil ediyorsa; yine bu ibadetlerin aynı şekilde huzur ve huşu gibi bâtınî bir şekli de vardır. Bu da bâtını fıkhın yani tasavvufun mevzusunu teşkil eder.
    Fıkıh konularının dört mezhep imamı tarafından toparlanıp sistemleştirildiği ve bu imamların adları ile anılmaya başlandığı gibi; zikrin cehri kısmını Abdülkadir Geylâni -kuddise sırruh- Hazretleri, hafi kısmını ise Muhammed Bahaüddin Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri sistemleştirmişlerdir. Bundan sonra çeşitli kollar zuhur etmiş ise de, hepsinin aslı birdir. Tarikat-ı Muhammediye'dir. Gaye, Allah-u Teâlâ'yı en güzel şekilde zikretmek ve O'na kulluk yapmaktır.



    Paylaş
    Tasavvufun Kaynağı Nedir - Tasavvufun Kaynağı Hakkında Mumine Forum

tasavvufun kaynakları nelerdir,  tasavvufun kaynağı nedir,  tasavvuf kaynakları nelerdir,  tasavvufun kaynağı,  tasavvuf kaynağı nedir,  peygamberimiz ve tasavvuf,  tasavvufun kaynagı nedir