Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Tasavvuf ehlinin Özellikleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tasavvuf ehlinin Özellikleri

    Reklam




    TASAVVUF EHLİNİN ÖZELLİKLERİ



    Haris el-Muhasibi (rahmetullahi aleyh) , tasavvuf ehli, büyük bir zattır. Bir gün onun hakkında Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi aleyh) ’e şöyle dediler:


    — Haris el-Muhasibi tasavvuf ile alakalı mevzulardan bahsediyor.


    Bunlara ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden delil getiriyor.


    Onu dinlemek istemez misin?


    Ahmed bin Hanbel:


    — Evet, dinlemek isterim, dedi. Nihayet bir gece yanına gitti. Gece sabaha kadar sohbetini dinledi. Haris el-Muhasibi ve yanında bulunanlarda, dinen münasip olmayan bir şeye rastlamadı.


    Ahmed bin Hanbel, burada gördüklerini şöyle anlatmıştır:


    “Akşam ezanı okununca öne geçip namaz kıldırdı. Namaz kılındıktan sonra yemek yedi. Yemeğe oturdular. Haris el-Muhasibi hem konuşuyor hem yemek yiyordu.


    Zaten yemek yerken güzel şeylerden bahsetmek, sünnete de uygundur. Yemek yedikten sonra ellerini yıkadılar. Sonra, beraberce oturdular.


    Herkes yerini alınca: ‘Bir suâli olan var mı?’ diye sordu. Riya, ihlâs ve muhtelif hususlarda, sualler sordular. Suallere cevap verdi. Ayrıca delillerini de söyledi. Bu sırada gece bir hayli ilerlemişti. Birisine Kur’an-ı Kerim okumasını söyledi.


    Kur’an-ı Kerim okundukça ağlıyor, inliyor ve gözyaşları döküyorlardı. Kur’an-ı Kerim okuması bitince, Haris el-Muhasibi hafifçe dua yaptı, sonra namaza kalktı.” Sabah olunca, Ahmed bin Hanbel, Haris el-Muhasibi’nin faziletli bir zat olduğunu söyledi ve: “Hakikatin başı onların yanındadır.” buyurdu. Oğluna da şöyle nasihat etti: “Oğlum bu insanlardan ayrılma, onlarla beraber ol; bütün emirlerin başı (Allahu Zülcelal’in tanınması, zühd, vera ve güzel ahlak) bunlardadır.”


    Ahmed bin Hanbel (rahmetullahi aleyh) bir mezhep kurucusu büyük bir âlim olduğu halde, tasavvuf ehline karşı böyle güzel bir itikadı vardı.


    Siz, bizim zamanımızdaki bazı insanların ve bizden önceki insanların tasavvuf hakkında ileri geri sapıkça konuşmalarına bakmayın. Mezhep kurucusu olan Ahmed bin Hanbel gibi zatlar, yatsı namazının abdesti ile sabah namazını kılıyorlardı.


    Gecelerini devamlı ibadetle geçiriyorlardı.
    Kalpleri ve beyinleri münevverdi, nurluydu. Bu zamandaki tasavvuf karşıtı insanların kalbi de beyni de paslıdır. Kalbi ve beyni paslı olan bu insanlar, ilimden ve Kur’an’dan ne anlıyorlar ki tasavvuf ehli hakkında hüküm vermeye çalışıyorlar?


    Hâlbuki kalbi ve beyni münevver olanlar, tasavvuf ehli hakkında hep güzel sözler söylemişlerdir.


    Bizlere, Sâdâtı Kiram’ın himmeti altında, onlarla beraber yaşamayı nasip ettiği için Allahu Zülcelal’e yüz bin defa hamd-ü senalar olsun.Çünkü onlar, bize ışık ve rehber olmuşlardır.


    Allahu Zülcelal’in dostları avcı gibidirler.


    Avcı, ava gittiği zaman, nasıl bir şey avlıyorsa; Evliyalar da şeytanın pençesinde olan Allah’ın kullarını, Allahu Zülcelal’in yanına getirirler. Bir insan, ömrü boyunca sadece bir kişinin hidayetine vesile olsa, onu şeytanın ağzından kurtarıp alsa, o kimsenin hayrı bitmez.



    Resulullah’a yakın olan kimseler


    Seyyid Abdullah Hasan (rahmetullahi aleyh) şöyle anlatmıştır:
    “Bir gün ceddim, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ’i rüyamda gördüm:


    — Ya Resulellah! Kıyamet gününde sana en yakın olan kimdir? diye sordum.


    Buyurdu ki:


    — Dünyayı arkasına atan, ahireti daima iki gözünün önünde tutan ve günahlarından tertemiz olarak huzura gelendir.


    Ahiret daima gözümüzün önünde olursa sürekli hayırlı ameller yaparız. Kendimizi günahlardan muhafaza ederiz.


    Çünkü kıyamet gününde:


    “Bütün ahireti ve dünyanın hepsini sana verelim, buna karşılık bir günah işle!” deseler yine de günah işlemeyiz.


    Çünkü orada hakikati göreceğiz. “Günahlardan tertemiz olmuş bir halde huzura gelme”nin manası tövbedir.




    Cennet ve cehennemin olduğunu daima duyuyoruz. Ama duymakla görmek aynı şey değildir. Tabii olarak görmek daha farklıdır.


    Mansur bin Ammar şöyle demiştir: “Ben, hem duydum hem de kitaplarda gördüm ki, Malik cehennemin bekçisidir.


    Allahu Zülcelâl cehennemi onun emrine vermiştir.


    Yine Allahu Zülcelâl Malik’e, cehenneme girecek olan insanların sayısı kadar da el vermiştir. Her insanı bir eliyle zincirler, ayağa kaldırır, oturtur.Malik cehenneme bakınca, onun heybetinden cehennem ateşi birbirini yer.


    Hâlbuki cehennem, simsiyah ve insanın bakamayacağı kadar dehşetli ve heybetlidir.” İşte, Allahu Zülcelal’in azabı böyle şiddetlidir. Biz daima cehennem, ateş, azap diyoruz ama oradaki ateş, bize sanki dünyadaki ateş gibi geliyor.



    Tabi görmekle, duymanın tesiri bir değildir. Onun şiddeti ancak, görüldüğü zaman anlaşılır. Allahu Zülcelâl, kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize, razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Âmin)



    ALINTI: İLİM MECLİSİNDEN SOHBETLER



    Paylaş
    Tasavvuf ehlinin Özellikleri Mumine Forum

tasavvuf ehli