Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Tasavvuf ve veliye dair..((vasıflar)) Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tasavvuf ve veliye dair..((vasıflar))

    Reklam




    Tasavvuf ve Velî'ye Dâir ..

    Tasavvuf yolu, manevi güzellikleri kazanmak için insanlara ilaçtır. Velî de kendisi ile oturup kalkana Allah’ı anmayı, İslâm’ı yaşamayı, bütün mevcudata Allah’ın azameti nazarıyla bakmayı kazandırır. Yalan yerine doğruluğu, şehvet yerine iffeti, gazap yerine şecaati telkin eder.


    Velî o insandır ki, asırların içindeki fitne devirlerinde insanları fitnelerden uzaklaştırır. Her haliyle islâmî ahlâkı taşır. Musibet ve hadiseler karşısında duası makbuldür. Yakîni o kadar fazladır ki, ölmeden ahireti görmüş, yaşarken kabre girmiş gibidir. Velî o kimsedir ki, Allah Tealâ’nın yarattığı şeylere tefekkürle bakar. Gerek kainatın yaratılışında, gerek insanların fıtratında çirkin, abes ve kötü bir şey görmez. Her yaratılan şeyin bir hikmeti, her canlının güzel bir tarafı olduğunu düşünür.

    Birinden dinledim: “Dünyayı hastane, insanları hasta kabul ediyorum.” dedi. Yalan söyleyen, kul hakkı yiyen, karısına ve çocuklarına hakaret eden de hasta. Güvenilir bir insan değilse, o da hasta. Nefsin hastası. Şifası Kur’an’da, yolu Peygamber’de, işi nefsi terbiye etmekte. Dünya hastane, insanlar hasta olunca ayıplanacak kimse kalmaz ki... İnsanlara merhamet gözü ile bakan, onların hasta olduğunu anlarsa, horlamaktan ve hakaretten vazgeçer.

    Tasavvuftaki hizmetin gayesi, insanları insanlığa, müslümanlara kazandırmaktır. Vahdete, dine, imana, muhabbete çevirmektir. Onun için dikkat edin: Tanıştığınız insanların çoğu sizi seviyorsa ehl-i saadetsiniz. Sizin için, “Bıktık, usandık!” diyorlarsa ehl-i şekavetsiniz.

    Mümin o kimsedir ki, tebessümle güler, kalbi mahzundur. Akibetinden, tanıştığı insanları memnun edemeyişinden, ana-babasını razı edemeyişinden, helali-haramı seçemeyişinden mahzundur, üzüntülüdür. Merhameti ve affı çok, gazabı yoktur. Mümin kardeşinin ayıbını örter. Müminin bir ayıbını örtenin Allah Tealâ mahşerde bin ayıbını örter.

    Velilerde kemalât hak olduğu gibi keramet de haktır. Velilerin kemalâtına şu ayet-i celileler şahittir:

    “Bilesiniz ki Allah’ın velilerine korku yoktur; onlar üzülmezler. Onlar Allah’a inanmış, O’na karşı gelmekten sakınmışlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.” (Yunus, 62-64)

    “... Zekeriya mabede onun yanına her gidişinde önünde bir yiyecek bulurdu. ‘Ey Meryem, bu sana nereden geldi?’ diye sorardı. (Meryem de) ‘Bu Allah tarafındandır.’ cevabını verirdi. Doğrusu Allah dilediği kimseyi hesaba sığmaz bir şekilde rızıklandırır.” (Âl-i İmran, 37)

    Ayrıca Kehf Suresi’nde Ashab-ı Kehf ile ilgili ayetler de Allah dostlarının kemalâtına delildir.

    “Velî” kelimesinin Arapça dilbilgisi kaidesine göre iki manası vardır. Birincisi ‘alîm’, ‘kadîr’ gibi mübalağalı ism-i faildir. Bu takdirde velî, günah işlemeden ibadet ve taatı devamlı olan kimse demektir.

    İkinci mana da, ‘katîl’ ve ‘cerîh’ kelimeleri gibi meful, yani edilgen manadadır. Bu durumda ise Cenab-ı Hakk’ın bütün günah çeşitlerinden devamlı surette koruduğu; ibadet ve taatlerine devamlı olma muvaffakiyetini verdiği kimsedir. Yani velîyi Allah seçer ve onu günahlardan muhafaza eder. Velî ismi şu ayetlerden çıkmıştır:

    “Allah iman edenlerin velîsidir...” (Bakara, 257)
    “Allah salihleri kendisine velî edinir...” (Araf, 196)
    “Sizin veliniz ancak Allah, Onun Rasulü ve iman edenlerdir.” (Maide, 55)

    Buradaki velî dost anlamındadır. Lügat manası itibariyle ise velî yakın olan demektir. Kime? Allah’a ve İslâm’a...



    alıntı


    Paylaş
    Tasavvuf ve veliye dair..((vasıflar)) Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Hamdun Kassar (ks)
    Nişabur Sofileri arasında bulunan Kassar'ın ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak Nişabur'da doğduğu ve 884/885 yıllarında yine bu beldede öldüğü bilinmektedir. Hayatı boyunca nefsiyle mücadele eden ve insanlara hizmeti kendine şiar edinen Hamdun Kassar der ki:
    "-Nefsimi, Firavunun nefsine tafdil etmem, çünkü ikiside nefistir. Fakat gönlümü Firavunun gönlüne tafdil ederim." Bu sözlerle de Hamdun'un nefsine karşı tutumu açıklığa kavuşur. Çünkü AHZAB SURESİNDE geçen şu ayeti kerimeye, içtenlikle bağlıdır:
    "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ve teklif ettik. Onlar yüklenmekten çekindiler. Endişeye düştüler. İnsan ise yüklendi. O, pek zalim, pek cahildir." AHZAB SURESİ ,ayeti kerime: 72, meali.
    Allah emanetini yüklenen kişinin nefsine zalim, masivaya cahil olması en tabii şeydir. Onun için Hamdun Kassar nefsine zalimdi ve masivaya cahil olmayı yeğ tutuyordu.
    Hamdun Kassar'ın tarikat silsilesi Hz. EBUBEKİR SIDDIK'a dayanmaktadır. Silsilesi şöyledir: HAZRETİ MUHAMMED-HAZRETİ EBUBEKİR SIDDIK-CÜBEYR İBNİ MUT'İM İBN NEVFALÜL KUREYŞİ-MUHAMMED İBN CÜBEYR'ÜN NEVFELİ-EBUBEKİR İBNİ MÜSLİM İBNİ ABDULLAHİZ ZEHERİ-EBU İYAZ İBNİ MANSUR İBNİL MUAMMER-ÜS SÜLEMİYYÜL'KÜFİ-EBU ALİ FUZEYL İBNİ İYAZ'İL KÜFİ-FETH İBNİ ALİYYÜL MAVSILİ-EBU'L HÜSEYN SALİM İBNİ HÜSEYN'İL BARUSİ-EBU SALİH HAMDUN İBNİ AHMET İBN AMMAR'ÜL KASSAR.
    Hamdun Kassar, Ebu Türabi Nahşebiye de müritlik yapmıştır. Ayrıca devrin büyük veli ve bilginlerinden Salim İbni Hüseyn'ül BARUSİ ile sıkı ilişkileri olmuş, ona müritlik ve öğrencilik yapmış ve BARUSİ kendisine hilafet ve icazet vermiştir. En çok değer verdiği hocası ve şeyhi NAHŞEBİ yolu ile silsilesi İBRAHİM ETHEM'e dayanmaktadır.
    "-Ne zaman yolda bir sarhoş görürsün, iki tarafa sallanır, sen de sallan. Ta ki nefsine kibir ve ucub gelmesin. Ve O'na küfretme, onu tenkit etme. Sen de O'nun o müptela olduğuna uğramayasın."
    diyebilen yüce Hamdun etrafında fazileti telkin eder ve melametin sorumluluktan kaçınma olmadığını, bilakis tamamen sorumluluk olduğunu anlatır. Çevrasine şöyle nasihat ederdi: "-Bir hal ki sende var ve bunun halk arasında faş olmasını istemezsin, yayılmasından dolayı rahatsız olursun, başkalarının da sırları böyledir. Başkalarına ait kulağına gelen her hangi bir sırrı sen de sakla, hiç kimseye söyleme. Söylediğin takdirde elbet o da senin gibi incinir ve rahatsız olur." Ne zaman kişiye, halk'a vaaz ve nasihat etmek gerektiği sualine şu cevabı verdi:

    "-Tanrının farzlarından bir farzın yerine getirilmesi ilminde taayyün ettiği veya bir insanın, yüce Tanrının kendisini bidatten kurtaracağını umduğu halde, bidat içinde öleceğinden korktuğu vakit, caiz olur."

    Hamdun Kassar adaletin örneği idi. Bir arkadaşına ölümüne kadar yardım için koşmuş, başında durmuş, hizmet etmişti. Adam ölünce hemen başucunda yanan kandili söndürdü. Orada bulunanlar itiraz ederek: "Böyle ölüm anlarında kandil sömndürülür mü? Asıl şimdi yanması lazım. Onun için yağı arttırılır, söndürülmez" dediler. Hamdun Kassar, onlara şu cevabı verdi:

    "-O sağ olduğu sürece yağ onundu. Şu andan itibaren yağ varislerinin oldu."

    Nefislerine hiç önem vermeyen melametiler faziletin Allah'a ait olduğunu kabul eder ve iyişliklerini gizlemeye azami dikkati gösterirlerdi. Zira iyilik ve faziletleri anlaşılırsa itibar görecekleri, bunun ise nefislerine hoş geleceğini düşünürlerdi.