Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Tarikatlar-İnsanın cenneti kazanması için mutlaka tarikate ve ya cemaate mensup olmas Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Tarikatlar-İnsanın cenneti kazanması için mutlaka tarikate ve ya cemaate mensup olmas

    Reklam




    İnsanın cenneti kazanması için mutlaka tarikate ve ya cemaate mensup olması gerekli midir?

    Müslümanın gerçek mürşid ve rehberi Kur’ân-ı Kerim ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Bir Müslüman bu iki mukaddesi kendisine rehber alıp kılavuz edinirse sırat-ı müstakimi bulmuş, kendisine doğru bir yol çizmiş olur.

    Zaten bunları rehber almayan insanın olsa olsa rehberi ve yol göstericisi şeytandır. Çünkü, kâinatta iyi ve kötülerin temsilcisi vardır. Üçüncü bir yol yoktur. Bir insanın rehberi, ya iyi ve iyilerin temsilcisi olan Peygamber Efendimizdir, ya da kötü ve kötülüklerin temsilcisi olan şeytan ve onun fahrî yardımcılarıdır.

    Bununla birlikte başta sahabiler olmak üzere müçtehidler, veliler İslâm ulemâsı da insanlara hak ve hakikatı gösteren, doğru yolu işaret eden rehber ve kılavuzlardır. Bunlar zaten ilim ve irfanlarını Kur’ân’dan, Peygamberden (a.s.m.) almaktadırlar. Ve birçokları yüzlerce, binlerce insanın hidâyete ermesine vesile olmuş, hizmet etmiş, dünya ve âhiret saadetine ermesine yardımda bulunmuşlardır.

    Meselâ İmam-ı Âzam, İmam-ı Şâfii, İmam-ı Gazâlî, Abdülkadir Gaylânî, İmam-ı Rabbanî, Şah-ı Nakşıbend, Mevlâna ve asrımızda da Bediüzzaman Said Nursî bu mürşid ve rehber şahsiyetlerden bir kısmıdır. Bu mübarek zatların hayatları, hizmetleri incelenirse, büyüklükleri ve İslâm tarihindeki yeri kolayca görülecektir.

    Evet, bir Müslüman bu zatların sözlerini, kitaplarını, hal ve hareketlerini, devam etmiş oldukları zikir ve evradı okuyabilir, taklid edebilir ve böylece İslâmî yaşayışını zenginleştirip nurlandırabilir. Böylece bu zatlar insana mürşid olur, rehber olur.

    Bu zatları kötü gören, bir peygamber mirasçısı oldukları için imkân nisbetinde taklid etmeyen, tanımayanların da olsa olsa yol göstericisi şeytan ve kötü kimseler olur. Çünkü, bir Müslüman onları Kur’ân’a ve Peygambere uydukları için sevmekte, kitaplarını okumakta, istifâdeye çalışmaktadır.

    Mehmed Paksu


    Paylaş
    Tarikatlar-İnsanın cenneti kazanması için mutlaka tarikate ve ya cemaate mensup olmas Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ALINTIDIR
    Mürşit kelimesini; irşad olmuş, olgunlaşmış, kemale ermiş ve insanları irşad etme, olgunlaştırma selahiyetine sahip kur’anın zahirine ve batınına vakıf kamil öğretmen, yol gösterici şeklinde mütalaa edebiliriz.

    Kimilerine göre, ALLAH ile kul arasına kimse giremez, dolayısıyla mürşide tabiyet şirktir. Kimilerine göre, “olsa da olur olamasa da olur” kabilinden bir mesele. Kimileri ise bu meseleyi olmazsa olmazlar arasında mütalaa ediyor.

    Herkes konuyla alakalı bir şeyler terennüm ediyor. Peki; kur’an zaviyesinden meseleye bakıldığında, ortaya nasıl bir tablo çıkıyor, dinin sahibi olan HAK teala bu konuda ne diyor. Her halde dini hassasiyeti bulunan her insan için cevap bulması gereken en önemli soru bu.

    Arz edildiği gibi zanlara dayalı olan, bana göre, sana göre, falancaya göre, gibi mülahazaları bir kenara bırakıp, HAK TEALA’nın ezeli kelamına dair ve söz konusu meseleye matuf ne buyurduğuna bakalım…

    EN’AM 38’de, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in: Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

    KEHF 54’te, Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur'âni lin nâsi min kulli mesel(meselin), ve kânel insânu eksere şey'in cedelâ(cedelen).

    Ve andolsun ki; bu Kur'ân-ı Kerim'de, insanlara bütün meseleleri (misalleri) açıkladık. Ve insan, konuların çoğunda cidalleşen (kavga eden)dir.

    ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen likulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne): Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab'ı, müslümanlara (Allah'a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

    Diye buyurarak, HAK TEALA her şeyi bayan ettiğini, bir şey eksik bırakmadığını nazara veriyor ve hakikatleri bulmanın yolunun kur’an’a müracaat olduğunu söylüyor. Nitekim ayeti kerimede: Ve Kitab'ı sana, “hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi” onlara beyan etmenden (açıklamandan) ve âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyerek mü'min olan) bir kavme hidayet ve rahmet olmasından başka bir şey için indirmedik.(nahl 64)

    Diye buyrularak,ihtilaflı konuların kur’an terazisinde tartılıp, kaç ayar çıktığına bakılması gerektiği salık veriliyor. Bu bağlamda diyebiliriz ki; mutlak manada bağlayıcılığı olan, kur’anın hükmüdür.

    Bu mukaddime niteliğindeki açıklamalardan sonra konuyla alakalı ayetleri irdelemek yerinde olacaktır.

    AL-İ İMRAN 112’de Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi…Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç.

    Ayeti kerimede dikkat edilmesi gereken nokta, hablin minallâhi: Allah’ın ipine ifadesinin yanında , ve hablin minen nâs: ve insanlardan bir ipe tutunanlar ifadesinin geçmiş olmasıdır. Yani zillet damgası yemiş olan ekseriyetin içinde, bundan beri tutulan, zillet damgası yememiş hakkın teveccühüne mazhar bir gurup var ki; onlar, ALLAH’ın ipine ve insanlardan bir ipe sarılanlardır…

    Demek ki insanlardan bir ipe sarılmamızı da istiyor HAK TEAL, demek ki ALLAH ile kul arasına birilerini bizzat ALLAH sokuyor. Fakat ALLAH’ın istediği, tayin ettiği birileri…

    Yeri gelmişken, “ALLAH ile kul arasına kimse girmez” mülahazasının ne ALLAH TEALA’nın ne de Peygamber efendimizin (sav)’in söylediği bir söz olmadığını belirtelim inş… Peki ALLAH teala söylememişse, HZ PEYGAMBER söylememişse kim söylemiştir!?Lafı fazla dolandırmaya gerek yok bu iblisin onlarca yutturmacalarından biri…



    İnsanlardan bir ip diyor ALLAH TEALA ama bununla bırakmıyor.

    . KEHF 17’DE …men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden). : …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

    Bu insanlardan olan ipin bir veli mürşit olması gerektiğini söylüyor. Çünkü ayeti kerimede kimi delalette bırakırsa, sadece onlar(delalette kalanlar) için bir veli mürşit bulunmadığını, yani (mefhumu muhaliflini düşünürsek), hidayete erecek, hidayeti isteyen herkes için bir veli mürşit bulunacağını söylüyor. Bu sadedi izah babında;

    MAİDE 35’te; Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

    Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

    ALLAH’a ulaştıracak vesileyi, ALLAH’tan istememizi, HAK cc emrediyor. ALLAH.’a ulaşmak hepinizin bildiği gibi, kur’anın izahına göre hidayettir.

    O halde cümle şöyle oluyor: SİZİ HİDAYETE ERDİRECEK VESİLEYİ ALLAH’TAN İSTEYİN…

    Anlıyoruz ki, hidayete erdirecek bir vesile süz konusu ve bu vesileyi kendi kafamıza göre, tombaladan veya zar atarak seçmemize ALLAH teala müsaade etmiyor,benden istiyeceksiniz diyor. Keza secde 24’te

    Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne). Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

    Demek oluyor ki; hidayete erdiren imamlar var,bunlar ALLAH’ın emriyle hidayete erdiriyor ve ALLAH cc onları kendisinden istememizi emrediyor

    Hz.Peygamber efendimiz; “benden sonra imamlar gelece, onları arayıp bulun, anlara tabi olmayan cahiliye hükmü ile ölür.” Mealinde pek çok beyanatta bulunmuştur. Buhari-müslim- Tirmizi gibi kaynaklarda geçer…

    . Rad süresi 7’de Allah teala ;

    innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin). Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde).

    Diye buyurarak,bütün kavimlerde hidayetçi olduğunu söylüyor. Her yüz yılda mutlaka farklı ümmetler vardır(ki ümmet topluluk demektir) . Bu zamanda da bir çok ümmet ve topluluk vardır. HAK teala her ümmet, her topluluk için hidayetçi olduğunu ve o vesileleri kendisinden istememiz gerektiğini emir buyuruyor. Dahası KASAS süresi 50. ayeti kerimede;

    …ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).

    … Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez

    Ayeti kerimede, hidayetçiye tabi olmayan kişilerin; kendi hevalarına tabi olan, yani; ben böyle anlıyorum, bana göre böyle gibi mülahazalarla, Allah’ın hakikatlerini kendi anlayışına göre yorumlayan ve bu düşüncesini esas alan kişilerin vartaya düşen zalimler olduğunu söylüyor..Bu bağlamda hevaya tabi olmamanın tek yolu hidayetçiye tabi olmak, ilmi ondan almaktır, zira Allah teala, dini istediğimiz gibi yorumlama veya istediğimiz kişiyi din öğrenilecek makam olarak görme yetkisini vermemiştir. Çünki hacC süresi 8’de

    Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).

    Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.

    Allah teala; Allah, din, diyanet hakkında hakkında ahkam kesen, mücadele eden, fakat buna liyakati olmayan kimselerden bahs ediyor.Kim bunlar:Bir ilme,bir hidayetçiye ve nurlu bir kitaba sahip olmayanlar.

    Peki dini öğrenmek için ne yapıcağız? Yukarıda belirtilen adreslere gideceğiz. Hidayetçi, mürşit ve imamlar’a… ENBİYA 7’DE ise ZİKİR EHLİ olarak adlandırılıyor fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun. Zikir ehlinin kim olduğu AL-İ İMRAN süresindeki iki ayetle ulul elbab olarak izah ediliyor.

    AL-İ İMRAN 7: Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

    Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbi olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkur edebilir).


    --------------------------------------------------------------------------------

    AL-İ İMRAN 190:İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

    Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

    AL-İ İMRAN 191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

    Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

    Çok geniş bir konu olmakla beraber, bütün detaylarıyla ele almak, okuyucuyu sıkabilir düşüncesiyle, birkaç ayet daha verip bitirmek istiyoruz .

    Bütün sahabeninde mürşit olduğu, bütün tabiinin el öperek onlara tabi olduğu ve 4 büyük mezhep imamızında mürşidlerine tabi olduğu konularına girmiyoruz bile…

    CİNN 14:Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).

    Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).

    ALLAH teala kim teslim olmak,İslam dinini yaşamak istiyorsa irşadı, yani irşatçısını, yani mürşidini arar diyor.Zira irşad mürşitle, mürşide tabiyetle mümkündür, mebsuten mütenasiptir. Kehf 17’de veli mürşit dendiğini söylemiştik. Yani tabiyet yoksa irşad olmakta yoktur.

    MÜ’MİN 38:Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi).

    Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."

    Amenu olan adam diyorki; irşad olmak istiyorsanız bana tabi olun. Bu, amenu olan adam sıradan bir insan değil, bir mürşid. Tabiyet asıldır bu SÜNNETULLAHtır ve ALLAH’ın sünnetinde değişme olmaz…

    KEHF 66:Kâle lehu mûsâ hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimmâ ullimte ruşdâ(ruşden).

    Musa (A.S) ona şöyle dedi: “Rüşde ulaşmak üzere, sana öğretilen (ilmi ledun) den bana öğretmen için, sana tâbî olabilir miyim?”

    Hz Musa bir peygamber ve ilmi ledün öğrenmek için, Hızır as’a tabi oluyor. Halbuki Allah’tan vahi alan bir ulul azim peygamber.

    AHZAB 62:Sunnetallâhi fîllezîne halev min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen).

    Daha önce geçmiş olanlar hakkında (da), Allah'ın sünneti (kanunu) budur. Ve Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın.



    TEVBE 119:Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn (sâdikîne).

    Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.

    Bu sadıklar ezelde Allah’a verdikleri bütün sözleri yerine getiren, teslimi külli ile teslim olmuş kamillerdir.

    İSRA 80:Ve kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrece sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen nasîrâ(nasîren).

    Ve de ki: “Rabbim beni sıdk ile dahil et ve beni sıdk ile çıkar. Ve bana senin katından (gizli ilminden) bir yardımcı sultan kıl

    Peygamber efendimiz Allah’tan kendi katından bir yardımcı sultan istiyor, bu sultan Cebrail as…

    Allah ile kul arasına kimse girmiyordu, fakat işler biraz karıştı gibi!!!

    RAHMAN 33:Yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin).

    Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).

    Ruhun göğün 7 katını aşması ancak bir sultan,yani mürşitle mümkündür Kulluğun bu metafizik boyutunu göremeyenler, mürşidin ne olduğunu da bilemezler.

    NİSA 75:Ve mâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîlillâhi vel mustad’afîne miner ricâli ven nisâi vel vildânillezîne yekûlûne rabbenâ ahricnâ min hâzihil karyetiz zâlimi ehluhâ, vec’al lenâ min ledunke veliyyâ(veliyyen), vec’al lenâ min ledunke nasîrâ(nasîran).

    Ve size ne oluyor ki Allah'ın yolunda ve "Ey Rabbimiz! Halkı zâlim olan bu kasabadan bizi çıkar ve katından bir velî ve katından bize bir yardımcı kıl (gönder)." diyen zayıf ve aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?

    Allah’ın katından bir veli ve yardımcı isteniyor. Bu veli ve yardımcıların kim olduğunu, yukardaki ayetler her halde izah etmeye yeter …



  3. 3
    Müslümanın gerçek mürşid ve rehberi Kur’ân-ı Kerim ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Bir Müslüman bu iki mukaddesi kendisine rehber alıp kılavuz edinirse sırat-ı müstakimi bulmuş, kendisine doğru bir yol çizmiş olur.

    Zaten bunları rehber almayan insanın olsa olsa rehberi ve yol göstericisi şeytandır. Çünkü, kâinatta iyi ve kötülerin temsilcisi vardır. Üçüncü bir yol yoktur. Bir insanın rehberi, ya iyi ve iyilerin temsilcisi olan Peygamber Efendimizdir, ya da kötü ve kötülüklerin temsilcisi olan şeytan ve onun fahrî yardımcılarıdır.

    Bununla birlikte başta sahabiler olmak üzere müçtehidler, veliler İslâm ulemâsı da insanlara hak ve hakikatı gösteren, doğru yolu işaret eden rehber ve kılavuzlardır. Bunlar zaten ilim ve irfanlarını Kur’ân’dan, Peygamberden (a.s.m.) almaktadırlar. Ve birçokları yüzlerce, binlerce insanın hidâyete ermesine vesile olmuş, hizmet etmiş, dünya ve âhiret saadetine ermesine yardımda bulunmuşlardır.
    Hicran kardeşim Mehmet Paksu bu konuya
    güzel bir açıklama yapmış
    tşklr



  4. 4
    tarikat dersi isteyen varsa bana ulaşabilir.gündüz ve gece dersi olmak üzere iki tane.ve çok feyizli.isteyen bana ulaşabilir.



  5. 5
    Kayıtsız Üye
    Ders almayi senden öğrenecek değiliz Rabbimizle aramiza sizin gibileri koymaya da hic niyetimiz yok!



diyanetin mensub olduğu bir tarikat varmıdır,  cemaate mensup olmak