Diğer Kategoriler ve Tasavvuf Forumundan Tasavvuf-Evliyaullah, Rabıta ve Hadis-i Şerfilerle+Alimlerin Görüşleriyle Tasavvuf Hakkında Kısa Bilgi
  1. 29

    Reklam

    Reklam




    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - TARİKATİN LUZUMU

    İmam Mâlik Hazretleri radıyallahu anh buyurmuş ki:

    "Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır. Ve kim tasavvuf ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur." (İmam Malik Hazretlerinin bu sözünü, Abdulhak Dehlevî, Merec-ül-Bahreyn isimli kıymetli kitabında, Ahmed Zerrûk'dan alarak nakletmiştir)

    Bunu şöyle anlayabiliriz:

    Fıkıhsız Tasavvuf zındıklıktır; dinsizliktir, İslam'dan uzaklaşmaktır.. Mesela bir salik, iman edilecek hususların aksine inanıyorsa; günahı günah, haramı haram; hayrı hayr şerri şer bilmiyorsa Mürşidinin yolundan çıkmış İblis'in yoluna girmiş demektir.. İblis'e uyan hiç felah bulabilir mi? Onun son durağı Cehennem'dir.. Çünkü onun kılavuzu İblis olmuş idi..

    Tasavvufsuz Fıkıh ilmi de insanı fıska götürür; yani nefsi terbiye olmadığı için insan günahkarlıktan kurtulamaz, Allah'ın her şeyi bildiği ve gördüğü hakikatine hakkel yakin bağlanamaz (ihsan derecesini elde edemez); yine mesela ilim ibadet kibrine ve varlığına, "ben biliyorum" vartalarına düşer..

    Günahlardan kurtulamayan kimsenin Allah muhafaza hali perişan olur.. Kalbi tamamen kararabilir.. Allah'a itaatinden tat bulamaz olur.. Allah'a sevgisi zayıflar ve giderek ölür.. Aldanması kolaydır, firaseti söndüğü için tehlikelere hazırlıksız ve göremeden yakalanıverir..

    Kibir ve benliğe gelince, bu sıfat sahiplerinin de Cehennem'e girmeden Cennet'e çıkamayacağı bildirilmiştir.. Allah cümleyi korusun..


    ***

    Abdulhakim El-Hüseyni Hazretleri buyuruyor ki:

    ...

    Binaenaleyh Ârif Sehreverdî ve Beyazıd-ı Bestâmî gibi zevat şöyle dediler:

    "Men teşerra' ve lem yetesavvaf fekad tefesseka ve men tesavvaf ve lem yeteşerra' fekad tezendeka" "Kim şeriatı tutup tarîkatı bırakırsa fâsık, kim de tarîkatı tutup şeriatı bırakırsa zındıktır."

    Yani şeriatın mücerred bir zâhirden ibaret olduğunu iddia eden fâsıktır; mücerred bâtın diye iddia eden de zındık ve münafıktır. Zira birinci ve ikinci itibarla iç ve dış yüz birdir.

    "Ve men cemaa beynehumâ fekad tehakkaka":

    Kim ki şeriat ve tarîkatı birleştirdi ise şübhesiz o hakîkate kavuşmuştur.


    (Hak Dilaram Kaynak olarak belirtmiş: Edeble Varış Lutufla Dönüş Dilara Yayınları.. Hak Dilaram Abi senden aldığım görüşler, Üstaz Hazretlerinin bizzat kaleminden çıkma mı? Yoksa farklı yazarlar var mı?)




  2. 30
    Reklam




    HADİS-İ ŞERİFLERLE TASAVVUF - CİBRİL HADİSİ

    Arada geçmişti; Rasih Alimlerinin İslam'ın ve Tasavvuf'un dereceleri hakkında varid olduğunu bildirdikleri Cibril Hadis-i Şerifi şudur:

    Ömer bin Hattab radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

    Bizler bir vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında idik. Ansızın, bembeyaz elbiseler giymiş, saçları son derece siyah ve üzerinde seferin eseri olmadığı ve bizden hiçbir kimsenin onu tanımadığı bir adam içeriye girdi.

    Nihayet Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yayında oturdu. Dizlerini Onun dizlerine dayandırıp diz çöktü. Ellerini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dizleri üzerine koydu. Ve şöyle dedi:

    "Ya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem), bana imandan haber ver." Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "İman Allah Teala'ya, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe inanmandır. Bir de kaderin hayrına ve şerrine inanmandır." buyurdu. Adam:

    "Doğru dedin. Öyleyse bana İslam'dan haber ver." dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "İslam, Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve hakikaten Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisi şehadet etmendir. Namazı yerli yerinde kılmandır. Zekatı ( müstahakkına) vermendir. Ramazan orucunu tutmandır. Beyti (Muazzama'yı) haccetmendir, eğer ona güç buluyorsan. " buyurdu. Adam:

    "Doğru dedin. Öyleyse bana İhsandan haber ver. " dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

    "İhsan, gerçekte senin Allah Teala'yı görür gibi ibadet etmendir. Şayed sen O'nu görmezsen, gerçekte O seni görüp durur." buyurdu.

    ...

    Hazreti Ömer buyuyur ki; Biraz sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

    "Soranın kim olduğunu bildin mi?" buyurdu. Dedim ki:

    "Allah ve O'nun Rasulu daha iyi bilir." Bunun üzerine:

    "Gerçekte o Cibril idi. Dininizi size öğretmek için gelmişti." buyurdu.


    (Müslim 7-10; Buhari 50)




  3. 31

    --->: Tasavvuf-Evliyaullah, Rabıta ve Hadis-i Şerfilerle+Alimlerin Görüşleriyle Tasav

    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - SADIKLAR İLE OLMAK

    Üstaz İsmail Çetin Hazretleri buyuruyor ki:

    Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun

    ...

    Şefaat etmek izni Ona vermiş olduğun, yardım etmek ve şefaat etmek iznini taşıyan rahmet nebisi Hazreti Muhammed Sallalahu Aleyhi ve Sellem'in beraberliği ile Sana yöneliyorum. Bu izinden dolayı Seni çağırdığım gibi Onu da çağırıyorum.” Ve Tevhidden dönerek : “ Ya Resulallah, beraberliğinle, şefaatinle Rabbime yöneldim.” Burada Peygamber'in beraberliğine ve şefaatçi olduğuna inandığı halde, bu defa vesileden tevhide döner: “Allah'ım O Peygamber’i hakkımda şefaati makbul olan şefaatçi kıl” der.

    Burada iki teveccüh var:

    1. Allah'a yönelmek,

    2. Peygamber'e yönelmek,

    Allah'a yönelmek tevhid, Peygemberi'ne yönelmek tevessüldür.

    Tasavvuf dilinde birinciye murakabe, ikinciye rabıta denilir. (En-Nisa suresi 64 ve El-Maide 35. ayetleriyle alakali İbni kesir c/2 s/306. Alusi cüz 6 s. 35 Keşşaf c.1 s.538, Tefsir-i Hatib c.1 s.307 ve sair tefsirlere bakınız; vesileden maksadın salih amel ve salih zevat olduğunu görürsünüz.)

    Bu hususta hiçbir tefsir diğerine muhalefet etmemiştir. Ehli Sünnetin dışındaki tefsirler müstesna..


    ***

    Peygamber Efendimize yönelmek için O'nun vasıflarının tamamını görmek ve bilmek icap eder.. Rabıta eğitiminin Şeyh ile başlamasının hikmeti şudur ki; Resulullah Efendimizin aleminde fani olmuş olan bu Kamil Mükemmil Zat, Resulullah Efendimize kamil manada yönelmenin ve bağlanmanın bütün hususiyetlerini tabi olanlara öğretir.. Böylece Hakiki Rabıta için Mecazi Rabıta köprüsünü kullanmış olur.. Evliyaullah'a olan sevgi Resulullah Efendimize olan sevgi ve alakaya göre mecaz sayılır.. Resulullah Efendimize olan sevgi ve alaka da Allah'a olan sevgi ve irtibata göre mecazdır.. Yani Geçici Rabıta, Hakiki Rabıtaya aracı; hakiki Rabıta da Murakebeye (Tevhide) aracıdır..

    Nitekim; "Beni seven sana tabi olsun" emr-i şerifi ile "Kulum beni sev, sevdiklerimi sev", "Allah için sev" emr-i şeriflerinin bu manayı da içerdiğini Evliyaullah ifade etmiştir..

    Böylece Allah'a giden yolda mürid, her biri birbirine iletmeye ve ulaştırmaya yarayan iki köprü kullanır.. Nihayetinde Allah'a sadık olacak hale ve dereceye ulaşmış olur.. "Sadıklarla olun" emrinin sırrı burdadır..

    Üstaz Hazretleri, "Sadıklarla" beraber olun Ayetini açıklarken Peygamberimize yönelme (tevessül ve Rabıta) bahsini açıp peşinden Salih Zatlardan bahis etmiş.. Üstaz Hazretlerinden anladığım acizane yukardaki ifadelerim oldu, yanlışlığım var ise düzeltilmesini rica ederim..




  4. 32
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - ALİMLERİN TASAVVUFA İHTİYACI

    İmam Kuşeyrî rahimehullah diyor ki:

    "İslam devam ettiği müddetçe asırlardan hiçbir asır şu sûfiyye tâifesinin şeyhlerinden boş kalmaz; mutlaka her asırda Tevhid ilmini güzel bilen, kavmin imamlarından bir şeyh bulunur. Elbette o vakitte yaşayan ulemâ kendilerine teslim olurlar, ona boyun eğerler, onunla bereketlenirler. Onlarda bir meziyet olmasaydı, bunca ulemâ kendilerine teslim olmazlardı, bilakis onlar ulemaya teslim olacaklardı. (Tıpkı İmam Şâfiî'nin, ümmi bir çoban olan Şeybân-ı Râî Hazretlerine bağlanması, teslim olması gibi..)"

    er-Risalet-ul-Kuşeyriyye s.198, Netâic-ul-Efkâr'ın kenarında Ahkâm-ud-Delâle alâ Tahrîr-ir-Risâle c.4 s.206





  5. 33
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - TARİKATSİZ HAKİKAT OLMAZ

    Erzincanlı Nakşi Büyüklerinden Abdurrahim Reyhan Hazretleri buyuruyor ki:

    "En büyük nimet de bizim için; Cenâb-ı Hak bir kulu marifetullaha ulaştırırsa, kul için en büyük nimet odur. Çünkü marifetullaha Nebiler ulaşmıştır. Nebilerden başka Velilerin hepsi ulaşamamıştır. Ama her Veli hakikata ulaşmıştır: Hakikata ulaşmadıktan sonra veli olamaz. Muhakkak ki şeriati - tarikati geçmiştir, şeriati - tarikati yaşamıştır, üçüncü basamağa çıkmıştır, hakikat üçüncü basamak. Fakat dördüncü basamağa her veli de basamamıştır.

    Şeriat tarikat yoldur varana
    Hakikat marifet andan içerü

    Yunus Emre Hazretleri..

    Şeriat-tarikat bir yol ise, tarikat Allah’a giden bir yoldur. Bu yolun zahirde vasıtası şeriattir: Emr-i bil Maruf / Nehy-i anil Münker. Çünkü bak "Hak talibi, cismiyle şeriatte - aklı ruhuyle tarikatta olacak."

    Cismi ile şeriatte demek, “emr-i bil maruf nehy-i anil münker”, bunu tatbik edecek. Emredilen ibadetleri işleyecek. Şeriatteki, tarikatteki işlenmesi gereken neyse bunları yapacak. Bir de Allah’ın emirleri tutulacak, yasaklarından kaçınılacak. Şeriat bu. Tabi Allah’ın emrettikleri tutulacak, nehyettiklerinden kaçılacak.

    Ama tarikat ise aklı ruhuyla... Aklı ruhuyla, daima yani Akl-ı Meadı, daima ahireti dünyadan fazla sevecek, ahirete daha çok çalışacak, ahireti unutmayacak. Veyahut ta Allah’ı hiç unutmayacak yahut da Rabıtasını unutmayacak.. Hak olan şeyleri... Çünkü:

    Hak ile sevdiğimin var mı vebali

    buyuruluyor Kelâm-ı Kibarda... Bir Evliyaullahı da Allah için sevmiştir, Onu sevmekte vebal yok, O’nu sevmekte sevap var. Anlaşıldı mı efendim. Onun için aklı ruhuyla tarikatte...

    Bir de ruhu ile tarikatte demek yani onda bir sevgi, bir muhabbet: Allah aşkının, Peygamber aşkının, Mürşid aşkının kalbinde tecelli etmiş olduğu o sevgiyi muhafaza etmektir. Onu büyütmektir, çoğaltmaktır. Bu ne oluyor? İşte cismani, cismi ile şeriatte.. Madem ki tarikat Allah’a giden bir yoldur, bunun zahirde vasıtası, bu yolun vasıtası şeriattir. Batındaki vasıtası da aşktır, muhabbettir. Bunlar birleşir. Şeriat, tarikat yoldur varana... Yani şeriati tarikati birleşecek. Birleşecek ki o yol bitsin, o yolculuk yapılsın. O yolculuğu bitirirse hakikate ulaşıyor. O yolu yürüyor, bitiriyorsa hakikate ulaşır. Orda da bir üstünlük elde ediyorsa, bir makbuliyet kazanıyorsa, ordan marifetullaha geçiyor."




  6. 34
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - TARİKAT TEFEKKÜRÜ ve YOLA ÇIKANA ŞEYHİN LUZUMU

    Şeyh ibn Ataullah, Hikem'inde şöyle der:

    "Fikir (tefekkür) kalbin gayblık alanında yolculuğudur. Fikir kalbin ışığıdır, söndüğünde kalbin de aydınlığı kalmaz. Fikir iki türlüdür: teyidin ve imanın fikri, müşahadenin ve tecellînin fikri (buna rabıta da dahildir); ilki imtihana çekilenler için, ikincisi de tecellî ve basiretin ruyet ve iç müşahade ehli (ehli tarik) içindir."

    Şeyh el-Kamil, Seyyidi Muhammed îbn el-Habib şöyle demiştir:

    "Mürid, irade'den gelir ve ihlas'a dayanır. Mürid'in hakiki anlamı, kendi iradesinden soyunan ve Allah'ın kendisi için istediğini isteyendir. Bu da Allah'a, o şanı büyük olana ibadet etmekle olur. Çünkü O, 'İnsanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım' buyurmuştur. Mürid - içerde nefs ve şeytanın sözü geçtiğinden - nefsini disiplin altına almada zayıf düştüğünde kendini Şeyh'in iradesine ve O'nun gücünün korumasına bırakır. Buna karşılık O da, Allah'ın izni ve bağışıyla etkili olan himmeti ve sözleriyle müridine, Allah'a itaat ve ibadet etmesinde yardımcı olur. Böylece bir mürid, zamanın şeyhlerinden hangisi kendisine uygunsa O'na bağlanmalıdır."

    Seyyidi Abdülvahid ibn Aşir şöyle der:

    "Mürid, onu yolculukta tehlikelerden koruyan ve nasıl davranılacağını bilen bir şeyhten ayrılmaz. Mürid, şeyhi gördüğünde Allah'ı hatırlar ve sonra Şeyh o kulu Mevla'sına yöneltir."

    Yine İbn Ataullah, Hikem'inde buyurmuştur:

    "Hali seni değiştirmeyen ve konuşması seni Allah'a yöneltmeyenle birlikte olma! "





  7. 35
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - MÜRŞİDSİZ KEMAL HASIL OLMAZ

    Bayburtlu Dede Paşa Hz. buyuruyor ki:

    "Esma ile halk olunan ruh velayet makamıdır. Sıfatla halk olunan ruh nübüvvet makamı. Zatından adalet buyurulan ruh Ruye’tullah makamı, fenafillah makamı. İnsanlarda bu mevcutsa evliyaullahın hizmeti öyle. Evliyaullahın hizmeti: Ruh-u Revani, kendi velayeti neyse tamamiyle velayetini ruha tanıttığı gibi; bir talebe hocasından tekmil icazetini alırsa o da hocası gibi başlar icaz etmeye. O kemâlı aldığı gibi vucuda Allah’ın akıl kabul etmez bir iltifatı oluyor. Ama sıfat makamı da: Habibinin vucudda şerefi olmasa eğer ne olursa olsun insanlar hiç feyizyâb olamazlar.

    Bir insan Fünun-u zaman olsa mürşidsiz, bir müridin makamına dahil olamaz. Evet, emin ol, kanaat buyur: Ağır bir kelâmdır ama, mürid şüphesiz Tecelli-i Zatı görecektir. Haşa ilim tekdir olunmaz. Biz onların ayak turabıyız (toprağıyız), lakin bak İmam-ı Azam Hazretleri gibi bir alim buyurdu ki: “Ömrümün nihayetinde tarikata girmeseydim helak olacaktım.” Bunu Dar-ı Bekaya teşrif edeceği zaman buyurdu.

    Tevazu ona derler ki: Bir insan hakikatine malik olur. Hakikatin aslı ne ile olur? Bir insan bir hocadan ilim tahsil etmese ilim sahibi olur mu? Bu aslın hocası da Mürşid-i Kâmil imiş. Mürşid-i Kâmilde velayet nur-u hakikatı tamamen var. Hakikatinde bir mahviyet var.




  8. 36
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - ZAHİR OLMADAN BATIN OLMAZ!

    Hace Muhammed Lütfi Hz. nazmen buyuruyor ki:

    İlm-i Ledün mektebinde Men Aref dersi var. Kullukta devam etmek ise bize fermandır!
    Sen emrolunduğun gibi hizmetinde daim ol. Bize Kâmil İman, emre ferman-berlik etmektir.
    Ehl-i İmanın kendisine uyduğu Hz. Muhammed’e uymak bizim için her derde derman olur.
    Şüphesiz batının zarfı şeriattir. Bize İslâm’ın şartlarına uymak Emr-i Kur’andır.

    ***

    "Şeriati terk edersen, tarikati red edersen hakikati bulamazsın! Hakikati bulamayanın da imanı hakikate ulaşmaz.. (Hakkel Yakin imana erişemez).."




  9. 37
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF - LAF İLE TASAVVUF OLMAZ

    Seyyid Abdülkadir Geylani Hazretleri oğluna şöyle vasiyet etmiştir:

    Tasavvuf öyle bir haldir ki o hale kimsenin laf ile varması mümkün değildir. Onun için bir fakire rastlarsan, ilmine dayanarak onunla münakaşa etme, itirazda bulunma. Gönlünü almaya bak.

    Şunu iyi bil ki tasavvuf sekiz hal üzeredir: 1. Merhamet ve şefkat, 2. Doğruluk, 3. Sadakat, 4. Cömertlik, 5. Sabretmek, 6. Sır tutmak, 7. Fakirliğini ve acizliğini bilmek, 8. Rabbine şükretmek




  10. 38
    ALİMLERİN GÖRÜŞÜYLE TASAVVUF

    Erzincanlı Terzi Baba Hazretleri nazmen buyuruyor ki:


    "Allah'ın aslanı Hz. Ali efendimiz buyurmuş ki 'İlim kalbde bir noktadır.' İlim bu ilme derler ki sahibini ihya eder (diriltir, kalbinindeki ilmin noktasını buldurur ve kalbini canlandırır)"

    Şeyh Ahmed Kamil Hazretleri nazmen buyuruyor ki:

    "Öyle geriden bakıp durma da bir Mürşid-i Hak emrine gir! Sürüsünden (etbaından, cemaatinden) ayrılma; ayrılma da senin aslını sana bildirsin; o zaman anlarsın "İnsan" ne demektir.."

    Yunus Emre Hazretleri:

    Yol odur ki doğru vara, göz odur ki Hakkı göre
    Er odur ki alçakta dura, yüceden bakan göz değil

    Tersalar tövbeye gelir / Taht sahipleri zebun olur / Dağlar taşlar secde kılar / Görünce dervişleri


    (Tersa: Hıristiyan, Rahipler Zebun: zayıf, güçsüz, aciz, zavallı Nitekim dervişler elinden hidayet bulan diğer din mensublarının menkibeleri çoktur.. Tahtı terk edenler mesela; İbrahim Edhem Hazretleri.. Nitekim, çok akıllı, çok güçlü ve çok sevilen bir Padişah olan İbrahim Edhem Hazretleri tacını tahtını terkederek Tasavvufa girmiş, bir meşayihin eşiğinde boynunu acziyetle eğmiş olanlardandır..)

    Kuddusi Baba Hazretleri nazmen buyurdu ki:

    "Ey salik (tarikat yolcusu), Sulük hallerini yola gidip gelen Mürşidden sor. Eğer gavvas (dalgıç) olam dersen bu deryaya dalandan sor..




  11. 39
    HADİS-İ ŞERİFLERLE TASAVVUF YAŞANTISI


    2658. [4:326, Hadîs No: 5473]

    Hz. Ali (r.a.) rivayet ediyor:

    İlm-i ledün aziz ve celil olan Allah'ın sırlarından bir sır, hükmünden bir hükümdür. Allah onu kullarından dilediğinin kalbine bırakır

    (Deylemî'nin Müsnedü'l-Firdevs'inden)


    Hafti Savti olmayan bir Mektebe girip
    Hızr ile hem dem olmayan derviş midir?


    Hafti savtı yani söz ve harf olmayan ya da kağıtsız kalemsiz.. Hızr yani Mürşid-i Kamil..

    Evet.. Ehlullah böyle ifade etmiş nazm ile.. İlm-i Ledün okunmadan, bilinmeden insan derviş olamaz.. Dervişlik şudur ki; insan, Allah için dünya ve ahiret nimetlerinden vazgeçer; kalbinde Allah'tan gayrı hiç bir arzu ve istek bırakmazsa işte onlar derviş oluyor.. Bunlar Allah'ın sevgisinden, O'nun rızalığından daha büyük bir nimet tanımıyorlar..

    Yazılanları, çizilenleri anladığımızda ortaya çıkan şudur: "Dünyada da ahirette de dervişlikten daha yüksek ulaşabileceğimiz bir makam yok!" Hatta Niyazi Mısri Hazretleri de ifade etmiş:

    Savmı Salat Hacc ile sanma biter zahid işin
    İnsan-ı Kamil olmaya lazım olan irfan imiş..


    Savm, oruç; Salat, namaz; Hacc bildiğimiz Hacc ibadeti.. İnsan-ı Kamiller derviş sıfatında olan kimselerdir.. O nedenle derviş denildiğinde, insan-ı kamil; insan-ı kamil denildiğinde derviş olarak anlaşılmasında mahzur yok.. Bu kelamı inşallah yanlış anlayan olmaz.. Burada Niyazi Mısri Hazretleri diyor ki: "Ey Müslüman, tamam Allah'ın kıymetli emirlerini yerine getirdin.. Çok kıymetli olanı yaptın, yasaklarından kaçındın.. Ama derviş olmak için, insan-ı kamil olmak için bu temelin üzerine İlm-i Ledün de okumalısın.. Yoksa ibadetin de emelin de yakinin de kemal mertebesine, önceki mesajlarımda yazdığım ihsan ve ihlas mertebelerine ulaşamazsın.." İrfan dediği, İlm-i Ledündür.. İlm-i Ledün de Hz. Ali Efendimizin Resulullah Efendimizden bildirdiği gibi kalb ilmidir.. Allah'ın kullarına büyük bir lutf u ihsanıdır.. İlm-i ledün, Hızır AS.ın, Musa AS.'a talim ettiği ilmin adıdır.. Bu ilim Allah'ın katından bir ilim.. Bu ilim kitaplarda değil, sadırlarda yazılıdır.. Peygamber Efendimizin "Rabbım sadrıma ne koyduysa, yar-i garim Ebu Bekir'in sadrına da onu aktardım" buyurduğu ilim işte kalb ilmidir.. Ledün ilmidir.. Tarikatlerde yol kat etmiş olanlara verilen talim de bu ilimdendir.. Sadırdan sadıradır.. Gönülden gönüledir..

    Bu ilmin ele geçmesi için Hızır AS.'a, yani bir Mürşid-i Kamile ihtiyaç vardır.. Hocasız, Mürşidsiz bu pek kıymetli ilimden hiç kimse hisse sahibi olamamıştır..

    ***

    25- (2689) Bize Muhammed b. Hatim b. Meyimin rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Beliz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Vûheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süheyl babasından, o da Ebû Hürcyre'den, o da Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

    «Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'nın bir takım seyyar fazla melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar. Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar. Onlar da : "Senin yeryüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana tesbih ediyor, tekbîr, tehlilde bulunuyor, sana hamd ediyor ve senden istiyorlar", cevabını verirler. Teâla Hazretleri : "Benden ne istiyorlar?" diye sorar : "Senden cennetini istiyorlar", derler. "Onlar benim cennetimi gördü mü?" der. "Hayır yâ Rabbî!" cevabını verirler. "Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar?" der. Melekler : "Senden eman dilerler", derler. "Benden neden eman dilerler?" Diye sorar. "Senin cehenneminden yâ Rabbi!" diye cevap verirler. "Onlar benim cehennemimi görmüşler mi?" der. "Hayır!" cevabını verirler. "Acaba cehennemimi görmüş olsalar ne yaparlar?" der. "Senden mağfiret dilerler", derler. O da: "Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve onları eman diledikleri şeyden kurtardım", buyurur. Bunun üzerine melekler: "Ya Rabbi! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçerken onlarla beraber oturdu", derler. Teâla Hazretleri: "Onu da affettim. Onlar öyle bir cemaat ki onlarla düşüp kalkan şaki olmaz", buyurur.»

    Bu hadîsi Buhâri Kitâbu'd-Deavatn'da tahric etmiştir.

    Bakınız, İlm-i Ledün öğrenmek için Tarikat okullarına yazılmak gerekir.. Buradaki mana mecazidir; yani bir Mürşid-i Kamilden tarikat ve ders talimi alıp onun meclislerine, ona bağlı olanların ve onun izini takip edenlerin meclislerine devam etmek icap eder.. Bu meclislerde ne yapılır? Allah için oturulur, Allah için konuşulur, Allah için susulur.. Allah'tan ve Resulullah'tan bahisler ile sohbetler edilir.. Allah ve Resulü hayırla ve muhabbet ile yad edilir.. Allah zikri yapılır.. İşte böyle bir meclis zikir meclisidir.. Bu meclislerde Allah'tan ve Resulünden başka bir yabancıya yer yoktur.. Siyasetten, ticaretten, aldıdan verdiden, borçtan harçtan, şundan bundan bahis edilmez.. Sadece ve sadece Allah.. Bu meclisler o yüzden zikir meclisidir.. Hadis-i Şerife baktığımızda mübarek Resulullah Efendimiz ne müjdeliyor:

    Bu mecliste olanlara rahmet yağıyor.. Bu meclislere melekler doluşuyorlar.. Bu meclistekilerin ne muradı var ise Allah onlara ihsan ediyor.. Hiç birini geri çevirmiyor.. Hatta, hasbel kader, geçiyorken uğramış birine dahi bütün bu nimetleri ihsan ediyorlar! E bakınız, ne diyor sonunda:

    Orada, öylesine bulunan kimseleri kastederek "Onu da affettim. Onlar öyle bîr cemaat ki onlarla düşüp kalkan şaki (Cehennemlik) olmaz.."

    Bütün bu nimetlerinden dolayı Allah'a ne kadar hamd etsek, ne kadar şükretsek gine eksik kalır, gine layıkıyla yapamayız.. Gece gündüz başımız secdede teşekkürler etsek yine bu nimetlerin karşılığını ödeyemeyiz.. Allah Teala dilediğine keremiyle lutf eder..

    __________________
    ...



tasavvuf alimleri,  rabıta ismail çetin,  evliyaullah ile ilgili ayetler,  tasavvuv alimleri ,  rabıta ile ilgili cibril menkıbesi,  evliyaullah