Makale ve Şiirler ve Sohbetler ve Vaaz Konuları Forumundan Vaaz ve Sohbet Konuları: İslamda Dünya ve Ahiret Dengesi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Vaaz ve Sohbet Konuları: İslamda Dünya ve Ahiret Dengesi

    Reklam




    İSLÂMDA DÜNYA ve AHİRET DENGESİ


    Bizi yoktan var eden ve yaşatan Allah'tır Yüce Allah; Vücudumuzu, gören gözler, işiten kulaklar ve konuşan dil gibi mükemmel organlarla donattı Diğer canlılardan farklı olarak bize akıl verdi ve varlıklar arasında seçkin bir duruma yükseltti Bunlardan başka, yaşayabilmemiz için teneffüs ettiğimiz havadan, içtiğimiz suya kadar sayısız nimetler verdi
    Ayrıca bizi yalnız bırakmadı, Peygamberler ve kitaplar göndererek dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösterdi Bütün bu iyiliklere karşılık Allah bizden kendisini tanımamızı ve ona ibadet etmemizi istemektedir
    Öyle ise, bizi yoktan var eden ve sayılamayacak kadar nimetler veren Yüce Allah'a karşı teşekkür etmek ve emrettiği ibadetleri seve seve yapmak gerekir
    Yaradılışımızın gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir
    Gaye olarak Allah (cc)’a ibadet etmeyi belirleyen Kur’an, dünyayı bu gayenin gerçekleşeceği mekan olarak seçmiştir[1] Dünyanın geçiciliğini şu ayette olduğu gibi vurgulamak suretiyle; dünyanın ahiret için bir yatırım yeri olduğunu belirtmiştir:
    “Bu dünya hayatı, bir oyundan, eğlenceden ve geçici bir zevkten başka birşey değildir; ama ahiret hayatı Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar için çok daha güzeldir Öyleyse aklınızı kullanmaz mısınız?”[2]
    İnsanlar, ebedi olan alemde güzel bir yer edinebilmek için bu dünyada denenmektedirler Dünya hayatı, ahiret için bir hazırlık dönemidir, insanlık için bir imtihan salonu ve geçici bir misafirhanedir Dünya sonlu ve yok olucu; ahiret ise kalıcı ve sonsuzdur Ahireti hedefleyen kimse dünyayı da elde eder, ama gayesi yalnızca dünya olan kimsenin ahirette alacağı hiçbir şey yoktur
    İslâm’ın ana hedefi, insanlığın dünya ve ahiret saadetini temin etmektir İslâm'a göre asıl hayat, ahiret hayatıdır
    İslâm'da dünyanın ihmal edilmemesi, dünyadan alınacak nasibin unutulmaması, ama gerçek hayat olan ahiretin ön plana alınması emredilmektedir
    Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de: “Allah’ın sana verdiğinden(O’nun yolunda harcayarak)ahiret yurdunu araAma dünyadan da nasibini unutma Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez” buyurulmaktadır[3]
    Ahiretin ön plana alınması, ahireti kazanmamıza vesile olacağı gibi, dünya hayatımıza bambaşka bir güzellik ve yepyeni bir anlam kazandıracaktır
    Ahiret hayatını, sorguya ve hesaba çekileceğini, yaptıklarından ve söylediklerinden sorumlu tutulacağını bilen kişinin dünya hayatı planlı, programlı ve dengeli olacaktır Sorumlu ve olgun kişilerin yaşadığı dünya, gerçekten "huzur içinde yaşanacak" dünya olacaktır
    İslâm bir taraftan dünyayı ihmal etmemeyi, diğer taraftan da ahiret hayatı için hazırlıklı olmayı tavsiye etmektedir Çünkü İslâm’a göre dünyanın da ahiretin de kazanıldığı yer burasıdır
    "Dünya, ahiretin tarlasıdır" [4]
    "Dünyasını ahireti için, ahiretini ise dünyası için terk eden kimse, hem dünyası, hem de ahireti için çalışmadıkça sizin hayırlınız olamaz Zira dünya, ahirete erişmek içindir" [5]
    Bu hadis-i şeriflerin apaçık anlamı şudur: Dünya olmadan ahiret olmaz
    Resûlullah (sas)'ın şahsî hayatına baktığımızda, O'nun, cihanşümul bir peygamber ve de İslâm devletinin başkanı olduğu halde, din ve devlet işlerinin yanı sıra dünya ile ilgili her işi yaptığını; söz gelişi sökük diktiğini, ayakkabı tamir ettiğini, hayvanları otlatıp süt sağdığını, ticaretle uğraştığını, savunma amacıyla hendek kazdığını, mübarek omuzları kanadığı halde cami inşaatı için taş ve kerpiç taşıdığını vs görürüz Fakat O, yaptığı iş ne olursa olsun hep itidal prensibine bağlı kalmış, bunun tabiî sonucu olarak da, dünya ile ahiret hayatını ilgilendiren işlerin ifasında, ifrat ve tefrit denen beladan daima uzak olmuştur
    Resûlullah (sas)'in, dünya hayatını ihmal etme ve üstelik sağlıklarını hiçe sayma pahasına kendilerini nafile ibadete adayıp her gece uyumadan namaz kılmaya, yılın her gününde oruç tutmaya ve evlenmeyerek kadınlardan uzak kalmaya niyet eden ve bu suretle sözde kendi sünnetini yaşamaya özenen kimselere karşı gösterdiği tepki bilinmektedir O'nun bu tepkisini yansıtan ve bahsi geçen kişilerin yüzlerine karşı söylediği o anlamlı sözler şöyledir:
    "Ben, Allah'dan, hepinizden daha çok korkarım, O'ndan hepinizden daha fazla çekinir ve sakınırım Lakin ben, (nafile) orucu hem tutarım, hem de tutmam, (gece) namazını hem kılarım, hem de kılmam uyurum Hanımlarla da evlenir (ve birlikte olurum) Kim benim bu sünnetimden yüz çevirir (ve kendine göre bir yol izlemeye kalkarsa), biliniz ki o, benden değildir" [6]
    Şüphesiz bu hadis, ilk bakışta Allah ve Resûlü adına dünyamızın, maddî varlığımızı doğrudan ilgilendiren sağlığımız ile fıtrî ve tabiî olan istek, arzu ve ihtiyaçlarımızın ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etmektedir Ancak onun ifade ettiği ikinci bir husus daha vardır, ki o da dinin, züht ve takva adına zorlaştırılamayacağıdır Çünkü İslâm, makul ve tabiî bir dindir ve ayrıca O'nda zorlama [7]ve zorlaştırma da yoktur
    Dinde zorluğun olmadığına ve zorlaştırmacı tutum ve davranışlardan uzak durulması gerektiğine dair Resûlullah (sas)'ın pek çok hadisi vardır Bu manada Sevgili Peygamberimiz şöyle buyururlar:
    “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" [8]
    "Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın Zira siz ibadetten usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz Allah'a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır"[9]
    Hayat, insana bir gün hesabı verilmek üzere emanet verilmiş bir sermayedir Dünya tarla, ahiret harman, Cennet ve Cehennem de o harmanın ambarlarıdır Herkes harmanının konulduğu ambarda olacaktır
    İslâm dininde insanın lüzumsuz sarfedilecek bir dakikası dahi yoktur Sevgili Peygamberimiz de hadis-i şeriflerinde “İki gününü birbirine eşit geçiren aldanmıştır” [10] buyurarak bu konuya açıklık getirmiştir
    Enes (ra) şöyle anlatır: “Hz Peygamber, Tebuk’tan döndüğünde Sa’d bin Muaz el-Ensarî kendisini kar-şıladı Rasulullah ona: “Bu elinde gördüğüm ne-dir?” diye sordu Sa’d: “O kürek ve çapa izidir Çapa ya--pıp ailemin nafakasını karşılıyorum” dedi Rasu-lullah, Sa’d’in elini öperek: “Bu, ateş değ-meyecek bir eldir” buyurdu[11]
    İnsan çalışır, dinlenir, eğlenir, yer, içer, uyur ve gezer ama boş vakit geçirmez Boş zaman, ölü geçen vakit olmamalıdır Peygamberimiz: “İnsan-ların çoğunluğunun aldandığı iki nimet vardır;sağlık ve boş vakit” buyurmuştur[12]
    Bütün bu tavsiyeler, zamanın boş geçirilmemesine, en iyi şekilde değerlendirilmesine yönelik uyarılarıdır Bu itibarla zamanı iyi değerlendirmek, anı boş geçirmemek ve bugünün işini yarına bırakmamak gerekir
    İslâm’da yerinde saymak, donukluk ve aynı nok-tada iki gün süreyle yetinmek zarar sayılmıştır Her gün bir önceki günden daha ileriye gitmeyi he-defleyen, yaşadığı her günü daha verimli kılan kim-senin başarısı tartışılmaz Bu gayret ve çabayı top-lumsal olarak gösteren bir ulusun dünyada öncü ol-ması kaçınılmazdır
    Mevlânâ şöyle demiştir:
    “Her gün yeni bir yerden geçmek ne iyi,
    Her gün yeni bir yere konmak ne güzel,
    Bulanmadan, donmadan akmak ne âlâ,
    Dün, dünle gitti cancağızım,
    Düne ait neler söylemek gerekiyorsa, söylendi
    Bugün, yeni şeyler söylemek lazım”
    İler-lemenin tek yolu, ge-rilemeyi bırakmak ve iki günü eşit olmaktan çı-karmaktır Miskin, tembel, pa-razit ve asalak yaşa-mak doğru değildir
    Peygamberimiz (sav): “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış” buyurmuştur[13]
    Dünya ve ahiret dengesi sağlanmalıdır Biri di-ğerine engel olmamalıdır Bir lokma, bir hırka an-layışı İslâm’ın özüne uymaz Allah’ın yarat-tık-la-rının en üstünü olan insan, üzerinde yaşadığı dün-ya-yı imar etmeli, çalışmalı ve üretme-lidir Baş-kasına el açmak ve zillete girmek mekruhtur Ça-lışmak, ka-zanmak ve helal yemek farzdır

    "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver" [14]
    "Bize, bu dünyada da iyilik yaz, ahirette de" [15]

    [1]“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat,51/56)
    [2] En’am, 6/32
    [3] Kasas, 28/77
    [4] el-Aclunî, Keşfü’l-hafa, I/412, H No:1320
    [5] A Himmet Berki, 250 Hadis, s 156, H, No: 191,DİB yayınları, Ankara 1974
    [6] Buhari “Nikah”, 1; Müslim, “Nikâh”, 5
    [7]Bakara,2/ 256 “Dinde zorlama yoktur Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır O halde kim
    tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır Allah işitir ve bilir”
    [8] Buhari, “İlim”, 11, “Edeb”, 80; Müslim, “Cihad”, 8
    [9] Buhârî, “İman”, 16, “Ezân”, 81, “Teheccüd”, 18, Libas 43; Müslim, “Salât”, 283, (782); Muvatta,
    “Salâtu'l- Leyl”, 4, (1, 118); Nesâî, “Kıyâmu'l-Leyl”, 1 (3, 218); Ebu Dâvud, “Salat”, 317, (1368)
    [10] Keşfu’l-Hafa, c2, s123,HNo:1406
    [11] İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî temyizi’s-sahâbe,Kahire 1328, II, 38
    [12] Buhârî, Rikâk, 1; Tirmizî, Zühd, 1; İbni Mâce, Zühd, 15; Dârimî, Rikâk, 2; Müsned, I, 258, 344
    [13] Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabad, 1344, III, 19
    [14] Bakara,2/201
    [15] Araf, 7/156



    Paylaş
    Vaaz ve Sohbet Konuları: İslamda Dünya ve Ahiret Dengesi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Dünyanın güzelliklerine aldanmamak ahiret için çalışmak gerekir. Fakat her iki dünyayı dengede tutarak bu dünyadaki hayatımız için yaşarken Allah'ın emir ve buyruklarını da yerine getirerek dengede tutmuş oluruz.



konularına göre vaazlar,  islamda kadın vaaz,  ahirete hazırlık vaaz,  dünya ile ilgili sohbetler,  dünya ahiret dengesi vaaz,  dünya hakkında sohbet,  dünya ahiretin tarlasıdır vaaz