Makale ve Şiirler ve Sohbetler ve Vaaz Konuları Forumundan Ali Küçük Hoca ile Bir Söyleşi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Ali Küçük Hoca ile Bir Söyleşi

    Reklam




    Ali Küçük Hoca ile Bir Söyleşi


    GENÇ TEFEKKÜR -Ali Küçük Hoca kimdir kendinizi bize tanıtır mısınız? Neler yapıyorsunuz?
    ALİ KÜÇÜK: -Konyalıyım 1953 yılında Konya’nın Çumra kasabasında bir köyde dünyaya geldim. İlk, orta ve yüksek öğrenimimi Konya’da tamamladım. Kendimi tanımaya başladığım günlerden itibaren -Allah razı olsun- bana şuur veren hocalarımızın yönlendirmesi ile kulluk kitabımız Kuran’ı Kerimi tanımaya yöneldim. Ulaşabildiği bütün Türkçe- Arapça tefsir kitaplarından bir de Kuran’ın ilk müfessiri olan Peygamber Aleyhisselam’ın hadislerinden doğru bir biçimde Allah’ın ayetlerini öğrenmeye ve onları kendi dirilişime sebep kılmaya, (sonradan en yakınlarımdan başlamak kaydıyla) ulaşabildiğim insanlara kendi dirilişime vesile olan Allah’ın ayetleri ile tebliğe başladım. Uzun yıllar öğrendiğim



    Kuran -sünnet bilimlerini insanlara anlatmaya çalıştım. Çevremdeki bu işe istek duyan Müslümanlar, yaptığım sohbet



    ve konuşmaları kasede dönüştürdü ve sesli yayın halinde Türkiye’nin birçok yerine ulaştırdı. Birçok mahalli radyo ve televizyonlar o konuşmaları verdiler. Yıllar sonra TV ve radyolardan bizim sohbetlerimizi izleyen onlarla Kuran Sünnet öğrenmeye çalışan Müslümanlar, son zamanlarda şöyle bir öneri ile geldiler yanıma: “Hocam bunları bir kitaba dönüştürseniz de kalıcı olsa, gelecek nesillere intikal etse” diye. Bu benim aklımdaydı, çünkü ısrarla Müslümanlara “Kuran okuyun” diyordum. Dün de bugün de tüm dünya Müslümanlarının yanlışlıklarını ikiye ayırıyorum. Birincisi Kuran’ı yani vahyi az bilme yanlışı, ikincisi sünneti doğru anlayamama. Yanlışları çoğaltabiliriz. Sayabildiğiniz kadar sayın, pek çok hatalarımız var aslında Ama Kuran’ı ve sünneti az bilme hatamızı bir düzeltebilirsek öteki dediğimiz hatalarımızın da kendiliğinden düzelebileceğine inanıyorum. Müslümanlara yılardır “okuyun… okuyun…okuyun… kulluk kitabımız Kuran’dır. Allah’ın bizden istediği Müslümanlık Kuran’da ve sünnette anlatılmaktadır ve dünyamızı -ahiretimizi cennete çevirmek istiyorsanız kuran- sünnetin hakkını verin” diyordum. Benim ısrarla okuyun dediğimde Müslümanlardan birçokları “biz anlayamıyoruz, yazılan tefsir kitapları çok ağır, kitabi cümleler kullanıyorlar, anlayamıyoruz moralimiz bozuluyor geri zekalı mıyız diye üzülüyoruz, kitabı kapatıyoruz” diyorlardı. Şunu kafaya koymuşum yıllar öncesinden, öyle bir tefsir yazalım ki konuşma diliyle olsun, kitabi cümlelerden olsun, yalın olsun, herkesin anlayabileceği netlikte olsun, herkesin okuduğu zaman kendi dünyasında bulabileceği örnekler olsun istedim ve bu minvalde bir kitap yazayım dedim. Son zamanlarda Müslümanların zorlaması ile bir kamçı oldu ve başladım Elhamdülillah. Bundan üç yıl önce yirmi ciltlik bir tefsir kitabı yazdım ve üçüncü baskısını yaptık Elhamdülillah. Müslümanlar okuyorlar, alıyorlar öyle bir çalışmamız oldu. Sünnet adına yaptıklarımı yazıya geçireyim diye düşümdüm. Besairun Hadis diye İmam Nevevi’nin kırk hadisini şerh ettim. Bu kırk hadisi nasıl anlayacağız, hayatımıza nasıl aktaracağız örnekleriyle bastırdık. Allah izin verirse önümüzdeki yaz Besairun Kuran- 2 diye ikinci cilt çıkacak. Bunda da bir kırk hadis şerhi çıkacak böylece altı cilde ulaşacağız. Böylece Müslümanların Kuranla düşünür Sünnetle düşünür hale gelmeleri sağlanacaktır. Ümmetin gündemine vahyi oturtmak için bir çaba sarf ediyoruz şüphesiz, bizim dışımızda da bu iş için uğraşan Müslüman kardeşlerimiz var Rabbim onları da beni de muvaffak kılsın. Piyasada Kuran ve Sünneti yalın olarak anlatan pek fazla kişi yok Rabbim bunların sayısını çoğaltsın.
    GENÇ TEFEKKÜR: -Kuran’da insana yüklenen tanım nedir?
    ALİ KÜÇÜK: -Kuran insana kul der, insan kuldur ve Allah’ın istediği, o kulun kulluk bilincini takınarak Müslüman olmasıdır. Müslüman kelimesinin üç öğesi var: teslim eden teslim alan ve teslim edilen şey. Teslim eden kuldur, Teslim alan Allah’dır. Teslim edilen şey de iradedir. Bir insan kendi iradesinden vazgeçer ve Allah’ın iradesine teslim olur, yani boynundaki kulluk ipinin ucunu Allah’a verir “bu ipin sahibi sensin Yarabbi! Beni böyle bir iple dünyaya getirdiğine göre, yani beni kul olmaya müsait yarattığına göre, bu ipin sahibi sensin al Yarabbi! Senin elinde bulunsun, çektiğin yere götüreceğim, senin arzularını bir bir yerine getireceğim.” Boynundaki kulluk ipinin ucunu yani –iradeyi- Allah’a teslim eden kişi teslim eden anlamında Müslüman denir. Bunun bir ikinci anlamı da teslim eden Allah’dır teslim alan kuldur. Teslim edilen şey de tekalifi iradedir. Yani sorumluluktur, emanettir. Allah bize emanet kulluk göndermiş. Allah bize emanet iman göndermiş, Kuran göndermiş, peygamber göndermiş ve böylece teslim eden Allah’dır teslim alan kuldur. Allah’ın kuluna teslim ettiği şey de emanettir. Bu emaneti Allah, göklere teklif etmiş, yere teklif etmiş, dağlara teklif etmiş “ istemeyiz Yarabbi” demişler. Allah diyor ki; bunu insan yüklendi. İşte Müslüman kelimesinin ikinci manası da Allah’dan emaneti teslim alan anlamında bir ifadedir. Allah insanı kul olmak ve Müslüman olmak üzere yaratmış işte kulluğunun bilincine varan ve Allah’a teslim olan birinci anlamı ile iradesini Allah’a teslim eden yada ikinci anlamı ile iradesini Allah’dan teslim alan anlamında insan müslümandır. Onun dışında Kuran’da insanın başka bir özelliği yoktur. Bir çok özellikleri sayılmış acelecidir, kıskançtır, yorulandır, gazaplanandır, cahildir, cahilin cahilidir diye. Bu tür farklı özellikleri anlatılmıştır ama en güzel özellikleri ile insan kuldur. Allah ile sürekli iletişim halinde olmak zorundadır insan. Güç kaynağı ile irtibat halinde olmak zorundadır. Kul olmak zorundadır. Kulluğunun bilincine varmak zorundadır. İradesini yok farz edip, Allah’ın iradesine teslim olmak zorundadır. Allah’ın kendisi için seçimini seçim bilmek zorundadır. Çünkü insanın bilgisi kıttır. Allah çok az bir bilgi vermiştir. Bilgi kaynaklarımızın tümü Allah’tandır. Dolayısı ile kişi Allah bilgisine sahip çıkmalı, ama maalesef bakıyoruz ki bugün insanlar insan bilgilerine değer verdikleri kadar Allah bilgilerine değer vermiyorlar. Mesela bir bilgisayarı öğrenmek için zaman ve para harcayan insan Kuran ve vahiy öğrenmek için ne para ne de zaman harcıyor. Halbuki insan Allah bilgisi ile insandır. Ademe Allah vahiy göndermeseydi, bize Allah kendi bilgisini açmasaydı şu anda cahilin cahili idik. Allah bilgisi ile biz insan olduk ve Allah’a kulluğumuzun bilincini takınmak zorundayız.
    GENÇ TEFEKKÜR:-Kuran’da aradığımız her şeyi bulabiliyor muyuz? Bulamadığımızda ne yapmalıyız?
    ALİ KÜÇÜK: -Kuran’da her şey var, ama bize lazım olan her şey var. Mesela bir boyacı dükkanına gitsek boya yapacağım bana ne lazımsa ver dersek ne verir? Boya ile alakalı ne varsa onları bize verir. Kuran’da her şey var derken otoban, ray, tren var mı Kuran’da diye sormanın anlamı yok. Kulluk adına bize lazım olan her şey var. Kuran’ı sadece vahyin kendisi zannetmeyelim. Vahiy Allah’tan inendir, o da sadece kuran değildir sünnet de onun bir parçasıdır. Yani bakıyoruz ki Kuran’da salat kelimesi var ne demek salat? Dua demek Kuran’a bakarsak sadece dua etmek yeterli. Ama bir de sünnete baktığımız zaman peygamber Efendimizin hayatına baktığımız zaman rukulu, secdeli, tahiyyetlı, zammi süreli, bir namaz türü görüyoruz. Bu Kuran’da yok, yani Kuran’da yok diye biz şimdi namazı red mi edelim? Böyle bir şey yok mu diyelim? Salât sadece duadır deyip, günde beş vakit
    dua edip işi bitirelim mi? Rükusuyla secdesiyle tahiyyatıyla bir namaz türü var ki onu peygamber aleyhisselamın sünneti açıklamaktadır. Kimi Müslümanlar “hayır efendim Kuran bize yeter, bizim başka bir kaynağa ihtiyacımız yok” derse o zaman dinin yarısı gider. Kuran bize yeter diyenler şunu demek istiyorlar; “ işte bu ayetten ben böyle anladım, şöyle anladım.” Eğer herkes kendi anlayışını din haline getirirse yeryüzünde birçok din çıkar ortaya. Hangisinin doğru olduğunu da bilemeyiz. Senin ve benim nasıl anladığımdan önce bu ayet peygamber Efendimize gelmiş, sahabeye gelmiş, peygamberimiz ve sahabiler ayetleri hayatlarında uygulamışlar, pratize etmişler. Bu ayeti nasıl anlayacağımızı peygamberimize sormak zorundayız, asrı saadete gitmek zorundayız. Mesela canlı bir tane tartışma söyleyeyim; kimileri diyorlar ki “kuranda başörtüsü ayeti yoktur” nerden çıkarıyorsunuz? Nisa suresindeki ayetler, Ahzap süresindeki ayetler başörtüsünü anlatmıyor mu? Tamam gidelim asrı saadete, sen böyle diyorsun ben de asrı saadete giderim bakarım Peygamber Efendimizin hanımlarının başlarına, örtülü mü? Tesettürlü bir kıyafetleri var mı? var tamam kardeşim başkalarının anlayışı beni bağlamaz. Neden? Çünkü Kuran benden önce onlara geldi, benden önce onlar anladılar, hayatlarına aktardılar, dolayısıyla Kuran’da her şey olmayabilir. Mesela Cuma ve Cuma hutbesi yoktur Kuran’da. Ne yapalım? Zekâtın kimlere verileceği, nasıl taksim edileceği yoktur Kuran’da. Yani Kuran’da pek çok hüküm yok diye eğer biz tamamen onları reddetmeye kalkarsak dinin yarısı gitmiş olur. Öyleyse Kuran ile birlikte sünnet de bizim için delildir. Sünneti diskalifiye etmeye hakkımız yoktur.
    GENÇ TEFEKKÜR: -Kuran ile aramızda bazı mesafeler var. Kuran’ı okuyoruz ama etkilenmiyoruz, niye etkilenemiyoruz, bu mesafenin nedeni nedir? Sorunumuz nedir bizim?
    ALİ KÜÇÜK:-Bir kere maddeler halinde sıralamaya çalışalım. Birinci madde okuma dediğimiz eylem. Belki de Allah ve Resulünün istediği şekilde değildir. Problem oradan kaynaklanıyor olabiliyor. Tamam okuyalım Kuran okunsun peki nedir okuma? Okuma işlemi, fiiline -okuma eylemine yüklenecek anlama göre okumanın insana faydalı yada faydasız olduğu bir nokta olarak açığa çıkar. Bakın eğer bütün azalarımızla anlayarak okuyorsak bu Allah ve Resulünün anladığı tarzda bir okumadır. Bir hadisi şerifte peygamberimiz, Kuran okuma dört azanın birlikte gördüğü bir işlevdir: Göz görür dil telaffuz eder, akıl tercüme eder ne anlama geldiğini anlar, kalbe indirir kalb de tavır alır. İşte İslam peygamberi buna okuma diyor. Peki kalp nasıl tavır alır? Mesela cennet ayetleri geldi, müjde ayetleri geldi, kalp coşar taşar kabına sığmaz bir hale gelir veya cehennem ayetleri mi geldi? Ateş mi, azap mı? Kalp korkar ürperir titrer veya Yahudilerin Üzeyir Allah’ın oğludur gibi, Hıristiyanların İsa Allah’ın oğludur gibi, Allah’a müşriklerin iftiraların gündeme getirildiği gibi bir ayet grubu mu geldi? Kalp onlar adına Allah’tan özür dileme makamında bulunur. Nasıl söylediler Yarabbi bunu sana? Nasıl layık görebildiler? Ben onlar adına senden özer dilerim diye kalp o anda onlar adına özür dileme makamında bulunur. Şimdi bakın bir adam Kuran okuyor: gözü gördü ayetleri, dili de harfleri mahrecinden çıkardı okudu. Ama akıl tercüme etmedi kalp de tavır almadı ise, iki aza işlev gördü öteki iki aza işlev dışı bırakıldı ise, İslam peygamberi buna okuma demiyor. Şu anda toplumun yüzde doksan dokuzu bu tür bir okumadan yana bu okumanın zerre kadar onlara bir faydası olmayacaktır. Çünkü kuran anlaşılsın diye gelmiştir. Anlaşılsın, kalp tavır alsın ve sonra tüm azalar da onu eyleme dönüştürsün diye Kuran gelmiştir. Ama insanlar maalesef şu anda anlamadan okumadan yana bir tavır sergiliyorlar. Kuran okuma da Allah’ın ve peygamberin istediği anlamda bir Kuran okuma olmuyor. İkinci konuya temas edeyim: bir kere Müslüman’ın Kuran’a tavrı, “kulluk kitabı hayat programına” gözüyle bakmıyorsa, ondan istifade imkanı olmayacaktır. Bakın şu anda insanların bakışlarına? Nasıl bakıyorlar? Kimileri ürkek bir tavır sergiliyorlar, Efendim biz kim? Kuran’ı anlamak kim? Bunu ancak büyük zatlar anlar. “Biz aciz kullarız, bırakın Kuran’ı anlamayı onu elimize almaya bile layık değiliz” diye ürkekçe bir tavır takınıyorlar. Haşa biz nasıl anlayalım diye, bakın bu anlayış bir kişinin Kuran’dan istifade etmesine engeldir. Kuran’a böyle saygı duyulmaz ki! Aman kaldıralım çoluk çocuğun eli değmesin! Evlerimizin en üst noktasına koyalım diyorlar. Ama bu böyle Kuran’a saygı olmaktan çıkar. Allah “indirdik” diyor. Bu bir rütbeyi aşağı indirmektir, melekut semasından kullarım istifade etsin diye indiriyor. Biz ise onu kaldırmaya çalışıyoruz, yukarı kaldırmaya çalışıyoruz, bu Kuran’a hürmet değildir. Böyle yaptığımız sürüce bizim Kuran’dan istifade imkanımız olmayacaktır. Kimi Müslümanlar diyorlar ki ya Kuran gelinin çeyizine konabilecek bir kitaptır yada düğünde dernekte nişanda okunabilecek bir kitaptır. Kimileri de medresede Kuran’ı Arapça bir araştırma kitabı gibi algılamaktadır, yani kuranı didik didik inceliyor. Ama Allah bu ayette bizden ne istiyor diye kendine sormuyor, bunu dert edinmiyor. Kimileri de bir sureyi gördü mü? diyor ki “ben bu sureden doçent olurum, prof olurum” diyor yani onu yükselmek için kullanıyor. Ama o surede Allah benden ne istiyor bunu kendine dert edinmiyor, kimileri de işin var, aşın var, çekim var, senedim var deyip, başımı kaşıyacak vaktim yok zamanım yok diyorlar. Böylece Kuran’dan uzaklaşıyorlar. Şimdi bu mantıkla bir kişinin Kuran’dan anlaması mümkün değildir. Çünkü Allah Kuran’da diyor ki; “bu kitap Kuran muttakiler için hidayet rehberidir, yol göstericidir.” Yani bir insan önce muttaki olup sonra ben bunsuz yapamam demeli, bu benim yol rehberimdir, ben bunsuz hayatıma çeki düzen veremem, ben bunsuz hayatımı tanzim edemem, ben bunsuz cennete ulaşamam, Rabbimin rızasını alamam demeli ve benim bu kitaba ihtiyacım var demelidir. Yani boş bir kafa ile herhangi bir şeye fetva bulmak maksadı ile değil de boş bir kafa ile olaya yaklaşmalı ve Rabbim dediyse Rabbim istediyse doğrudur mantığı ile yaklaşmalı. İşte o zaman Kuran bize bir şeyler söyleyecektir. Bize yol tarif edecektir. Hem dünya hayatını, hem ölüm öncesi hayatlarını düzenlemek üzere gelmiş olan bir kitaptır Kuran. Ama insanların vahye, Kuran’a bakış açıları çok ters. Önceki kitapların hepsini şeytan bozdurdu. Maide ve Ali İmran suresindeki ayetler anlatıyor ki; önceki kitapların korunmasını Allah bizzat kendi üzerine almadı o kitapları peygamberlere ve o yolun yolcusu alimlere bırakmıştı. Samimi olanlar hayatta iken Tevrat İncil ve Zebur da korundu, onlar okudular, uyguladılar. Uygulanmayan bir kitap demode olmak zorundadır. Bakın burayı unutmayın! Öyle bir an geldi ki, Yahudi bilginleri içinde yaşadıkları siyasal sistemlerin hatırına kimi ayetleri uygulamadan kaldırdılar. Aman çatışma içine girmeyelim, aman sorgulanmayalım diye. Tevrat’ın kimi ayetlerini gündemden kaldırdılar, uygulamadılar ve Tevrat demode olup gitti. Bakın Kuranı Kerim inmeye başlayınca, şeytan “hele bir insin daha öncekilere yaptığım gibi ben bunlara da aynısını yaparım” dedi. Kuran’da bir ayet var şöyle sesleniyor bize: “şüphesiz ki Kuran’ı biz indirdik onu koruyacak olan a biziz” diye. Allah önceki kitaplara tanımadığı şansı, Kuran’a tanıyıp onun korumasını bizzat kendi üzerine aldığını beyan edince, şeytan yüzüstü yere düştü, rezil ve perişan bir konuma düştü ve “eyvah” dedi “demek ki önceki kitaplara oynadığım oyunun aynısını ben bu kitaba da oynayamayacağım” dedi. Allah bu kitabın korumasını bizzat kendi üzerine alınca, ben bir şey yapamayacağım dedi. Sonra kendisi eğer ben Kuran’ı bozamayacağım ona bir halel getiremeyeceğim o zaman ben de Kuran’ın müntesiplerinin Kuran’a bakışlarını bozayım dedi ve gerçekten bu konuda muvaffak oldu. Kuran’ı bozamadı ama kuran müminlerinin kitaba bakışını bozdu, ama inşallah son zamanlarda bu tabular yıkılmaya başladı. Müslümanlar kitaplarına sahip çıkıyorlar Allah’ın istediği şekilde bir bakış açısı ile bakıyorlar bunun ucu göründü Allah’ın izni ile bunun sonu gelecektir.
    GENÇ TEFEKKÜR-Nesih ve Mansuh nedir bunu örneklendirebilir misiniz?
    ALİ KÜÇÜK-Kardeş bu konu çok ihtilaflı bir konu burada bu işin içinden de çıkacağımıza inanmıyorum. Ama ben kafamdakileri birkaç cümle halinde söyleyeyim. Kimisi diyor ki nesih önceki kitaplarda var.
    GENÇ TEFEKKÜR:-Önceki kitaplar derken?
    ALİ KÜÇÜK-Söyleyeyim inşallah! Şimdi sıraya göre söyleyecek olursak Tevrat var, daha önceleri suhuflar var. Bir dönem insanlar Tevrat’la amel etmiş sonra İncil geliyor İncille Tevrat’ın hükmü son bulmuş oluyor, artık bitmiş oluyor. Yıllarca Hıristiyanlar Yahudilere nesih konusunu anlattılar. Allah dilediği ile bir başka kitabı ile bir önceki kitabının hükmünü kaldırır. Allah bir ayetle bir başka ayetin hükmünü kaldırır. Yıllarca Hıristiyanlar bunu Yahudilere anlattılar. Yahudiler de Hıristiyanlara olur mu öyle şey dediler. Allah önceki fikrinden vazgeçsin mesela insan yanlış yapar ve bu yanlışından döner ama Allah için öncesi sonrası yok ki, diyorlar olmaz diyorlar, nesih olayı yok diyorlar. Hıristiyanlar yüzyıllarca hayır Allah dilerse bir önceki kitabını bir sonraki kitabı ile onun hükmünü kaldırır dediler sonra Kuran geldi. İkisinin de nesh olduğunu söyleyince bu sefer de yıllarca Yahudilere savunmaya çalışan Hırıstiyanlar şu anda Müslümanlara diyorlar ki ya olur mu böyle bir şey? Allah önceki fikrinden vaz geçer mi diye? Bize Hıristiyan dünyası itiraz ediyor, siz yıllardır Yahudilere İncilin Tevrat’ın hükmünü kaldırdı dediniz. Biz de şu anda Kuran, hem Tevrat’ı hem İncil’in hükmünü kaldırdı diyoruz. Şu anda ülkemizde bir ceza yasası var; bir insan bir adam öldürse beni iki bin yıl önceki yasalarla yargılayın diyebilir mi? Hayır diyemez neden? Çünkü onlar şu an demode olmuş durumdadır. Şu anda ne var gündemde? Şu andaki yasalar var şu anda diyoruz ki “gündemde kuran var” diğerleri zaten tahrif olmuş. Zaten Rabbimiz onları koruma altına almamış, Kuran gelince hükümleri zaten ortadan kalkmış olacak onun için korumayı da bizzat Allah üzerine almamış kıyamete kader insanlar bu kitapla yani Kuranla amel edeceğine göre artık bu kitap bozulmayacak, ezilmeyecek. Çünkü başka bir kitap gelmiyor kitapların neshini böyle anlıyoruz.
    Kuran’da da var mı yok mu diyorlar. Kimileri var diyor var diyenlerin delilleri var. Mesela Müslümanlar önce Kabe’ye dönüyorlar namaz kılıyorlar. Sonra Kudüs’e döndüler bir süre namaz kıldılar, sonra üçüncü bir uygulama tekrar Kabe’ye dönün dedi. Allah yüzünüzü Mescidi Harama dönün dedi ve üç uygulama. İlk önceleri Kabe’ye dönüyorduk sonra Kudüs’e, Mescidi Aksa’ya döndüler. Sonra tekrar Kabe’ye? Neden böyle? denilirse Allah böyle istemiş. Peki başörtüsü niye var? Çünkü Allah böyle istemiş. Birilerinin Müslümanın dinini yargılamaya hakkı yok! Niye örtünüyorsunuz demeye hakkı yok! Kimsenin yargılamaya hakkı yok! Yargılayacaksanız buyurun Allah’ı yargılayın! Eğer yargılayabiliyorsanız! Biz suçlu değiliz suçlu arıyor iseniz Allah suçlu buyurun yargılama gücünüz varsa Allah’ı yargılayın! Yani şunu diyebiliriz bir Müslümanın hayatını belirleyen Allah. Kendi hayatımı ben belirlemediğime göre beni niye yargılıyorsunuz? Allah’ı yargılayın buyur gücünüz yetiyorsa!…
    GENÇ TEFEKKÜR:-hocam çok teşekkür ediyoruz.
    ALİ KÜÇÜK:-ben teşekkür ederim Allah hepinizden razı olsun inşallah…






    Paylaş
    Ali Küçük Hoca ile Bir Söyleşi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    paylaşm için teşekkürler Elmas



ali küçük vaazlar,  ali küçük hoca vaaz nerede,  ali küçük cuma vaazları,  ali kuçuk vaaz,  konyalı ali küçük hoca vaazları