Makale ve Şiirler ve Sohbetler ve Vaaz Konuları Forumundan Allah'a Kulluk Nasil Olmali? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Allah'a Kulluk Nasil Olmali?

    Reklam




    Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetlerde ve ırmakların başındadırlar (Onlara) "Selametle, güven içinde girin!" denilir" (Hicr; 45-46)
    Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ne yerde, ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de hariç olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitapta (yazılı) dır" (Sebe; 3)
    Dünyada ister günah olsun, isterse sevap olsun her ne yapmışsak, kıyamet gününde zerre kadar kaybolmamak şartıyla karşımıza çıkacaktır Peki kıyamet gününde Allah-u Zülcelal tarafından kendisine: "Selametle, güven içinde (cennete) girin!" denilmesini kim iste mez? Herkes ister Ama sadece istemek doğru değildir Onunda bazı şartları vardır
    Nasıl dünyadaki bazı nimetleri elde etmek için istemek yeterli gelmeyip, çaba göstermek gerekiyorsa; ahiretin nimetlerini kazanmak içinde yalnızca istemekle kalmayıp, biraz çaba göstermek lazımdır
    Bizden önceki insanlarda Allah-u Zülcelal'in kuluydular Allah-u Zülcelal'in yanındaki nimetlere öyle meraklıydılar ki, gece gündüz hiç akıllarından çıkmıyordu
    "Neden evlenmiyorsun?"
    Anlatıldığına göre, bir gün birkaç alim, Rabia-i Adeviyye'nin yanına gitti ve ona: "Neden evlenmiyorsun?" diye sordular Rabia-i Adeviyye onlara şöyle dedi:
    "Benim üç büyük derdim var Bunların sıkıntısından kolayca kurtulmamı garanti ederseniz, o zaman evlenirim Birincisi: "Acaba ben son nefesimde imanımı kurtarabilecek miyim?" O kimseler:
    "Biz bu sualin cevabını söylemekten aciziz" dediler Rabia-i Adeviyye tekrar:
    "Kıyamet gününde amel defterimi sağ tarafımdan mı, yoksa sol tarafımdan mı verecekler?" diye sordu O kimseler bu soruya da:
    "Biz bu sualin cevabını söylemekten aciziz" dediler Rabia-i Adeviyye tekrar:
    "Herkesin hesabı görüldükten sonra bir grup cehenneme ve bir grup cennete giderken, acaba ben hangi grupta bulunacağım?" diye sordu O kimseler şaşırarak:
    "Biz bu sualin cevabını da söylemekten aciziz" dediler Bunun üzerine Rabia-i Adeviyye onlara şöyle dedi:
    "O halde önümde böyle dehşetli günler varken ve bu günlere hazırlanmak elbette lazım iken, evlenmeyi nasıl düşünebilirim!"
    İşte herkes böyle olmalıdır Rabia-i Adeviyye'nin bu hali herkes için büyük bir derstir Eğer bunları dünyada biraz olsun düşünmeyip, önümüze her geleni yaparsak, kıyamet gününde perişan oluruz O gün pişmanlık günüdür O gün herkes pişman olacak ama o gün pişmanlık da fayda vermez
    Şeytanın belini kıran soru?
    Şeytanın belini kıran en büyük şey, insanın: "Acaba benim sonum ne olacak?" diye düşünmesidir Yani: "Sekarat esnasında benim halim ne olacak? Acaba dünyadan imanlı olarak mı, yoksa imansız olarak mı ayrılacağım?" diye düşünmek, lain şeytanın belini kıran en büyük haldir Çünkü böyle bir düşüncenin sahibi, daima Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak için gayret eder
    Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Ağız tatlarını bozan, bütün ümitleri kıran ölümü çok düşünün" (Tirmizi, Taberani, İbn Mace)
    Tabi ölümü düşünmek, sadece ölüm vardır diye düşünmek değildir Kendimizi o ölen kişinin yerine koymamız lazımdır "Bu ölen kişi benim Beni kabre koyup üzerime toprak attılar Buradan kalkamazsam benim halim ne olur?" diye düşünürsek, ölümü hatırlamış oluruz Böyle düşündüğümüz zaman çok pişman olacağız ve kendi kendimize:
    "Bundan sonra kalbimden bu dünyanın muhabbetini söküp atayım; zikir ve ibadetle daima Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak için gayret göstereyim" diyeceğiz
    Bir insan için en önemli şey akıbettir Onun için insan daima: "Acaba benim akıbetim ne olacak Dünyadan imanlı olarak mı, yoksa imansız olarak mı ayrılacağım?" diye düşünmelidir
    Bu düşünce insanın hatırından hiç çıkmamalıdır Çünkü bazı insanlar vardır ki, daima günahlarla meşgul oluyorlar Ama sonradan pişman olup öyle bir tevbe ediyorlar ve kendileri ile Allah-u Zülcelal'in arasını öyle bir düzeltiyorlar ki, bununla cenneti kazanıyorlar Ama bir kimse ibadet yaptığı halde sonradan bozulursa, bu hal onun için çok büyük bir tehlikedir Onun için lain şeytan demiştir ki:
    "İnsanlardan: "İşte bu amel beni kurtaracak!" demesini bekliyorum"
    "Bu amel beni kurtarır" dememeli
    Onun için insan ne amel yaparsa yapsın, hiçbir zaman bu yaptığı amele güvenmemelidir Bu şeytanın bir tuzağıdır Hz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kâinatın en efdali olduğu halde, Allah-u Zülcelal onu miraca çıkarırken:
    "Geceleyin kulunu, ayetlerimizden bir kısmını göstermek için Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir O, gerçekten işitendir, görendir" (İsra; 1) buyurarak, ne Peygamber ne de Resul dememiş, kul diye hitap etmiştir Kulluk, Allah-u Zülcelal'in yanında çok makbuldür

    Onun için Bayezid-i Bestami şöyle demiştir: "İnsanlar; 'Keşke Allah-u Zülcelal benimle hesap görmese, çünkü O'nun hesabından korkuyoruz!' diyorlar Ben de istiyorum ki Allah-u Zülcelal benimle hesap görsün" Yanında bulunanlar:
    "Senin güvendiğin şey nedir?" diye sorduklarında, Bayezid-i Bestami şöyle cevap vermiştir:
    "Benim bir güvencem yoktur Ama Allah-u Zülcelal'in benimle hesap görürken, bir sefer: "Ey Kulum!" demesi benim için kâfidir Bana: "Ey Kulum!" dedikten sonra, beni ister cennete koysun, isterse cehenneme koysun farketmez"
    İşte Allah-u Zülcelal'e kul olmak böyle kıymetlidir O'na kul olalım Bizi kurtaracak olan budur Onun için Allah-u Zülcelal'in kudret ve azamet sahibi olduğunu ve herşeyin O'nun elinde bulunduğunun idrakinde olmamız lazımdır
    Şeytanın hırsızlığı
    İnsanın çaresi, daima Allah-u Zülcelal'in yanındaki ecir ve sevaplara karşı meraklı olmaktır Allah-u Zülcelal insana, bu merakına göre salih amel yapmayı nasip etmektedir Bir kişi bir Evliyanın yanına giderek:
    "Benim evime hırsız girdi ve bütün eşyalarımı çaldı!" dedi Evliya o adama:
    "Allah-u Zülcelal'e şükret ve hamd-ü senada bulun ki, hırsız senin kalbine girip de imanını çalmadı O hırsızın çaldığı dünya malıdır Bir gelir, bir gider" diye cevap verdi
    Ne kadar da doğrudur Eğer biraz derin olarak düşünürsek, lain şeytan insanın kalbine girdiği zaman, kalbin içindeki imanı, Allah sevgisini, günahlardan muhafaza olma halini çalıp götürür Böyle olduğu halde hiçbir şey olmamış gibi davranıp, adi olan bir dünya malımız çalındığı zaman merak edip üzülüyoruz Halbuki biraz derin olarak düşünürsek, şeytan bizim kalbimize girip hırsızlık yapıyor ama bizim haberimiz olmuyor
    İlk önce kalbe giriyor ve iman ağacını yaş tutan, sulayan ve daima imanı kuvvetlendiren Allah-u Zülcelal'in zikrinin aşkını, muhabbetini çıkarıyor Daha sonra günahlardan muhafaza olma gücünü çıkarıyor ve insan günahlara gidiyor Vesvese ile bütün hayırlı olan halleri çalıyor ve yerine dünya muhabbetini koyuyor Ama maalesef bundan hiç haberimiz bile olmuyor
    Oysa zahiri olarak bir şeyimiz çalındığı zaman nasıl üzülüyor ve daha dikkatli hareket ediyorsak, manevi olan ve ebedü'l-ebed baki hayatımıza yarayacak olan şeyleri, lain şeytanın çalmaması için uyanık olmamız lazımdır Uyanık olup, çalındığını bilirsek bir daha çaldırmamak için daha dikkatli oluruz Ama -neuzübillah- bunun farkına varamazsak tâ kabre kadar öyle gideriz ve çok perişan oluruz
    Peki şeytan, kalbimizdeki zikrin aşkını, muhabbetini nasıl alıyor?
    "Senin zikir yapmaya vaktin yoktur Şu işini yap!" diyerek, elimizde sermaye olan vaktimizi boşa geçirtiyor ve zikir yapmamıza engel oluyor Oysa iman, yeşil bir ağaç gibidir Sıcak bir havada yeşil bir ağaca biraz su vermezsek, yavaş yavaş kuruyacaktır
    Buna bakarak iman ağacının kurumaması için hergün mutlaka Allah-u Zülcelal'in zikrini yapmamız lazımdır Çünkü günahların zulmeti o yeşil olan ağacımızın üzerine gelerek onu kurutuyor Onun kurumasını önlemek için kalbimizin üzerinde Allah'ın zikrini yaparsak kurumaz inşaallah
    Biz huzursuz olarak gafletle O'nun zikrini yapıyoruz; zannediyoruz ki, hiçbir şey olmuyor Eğer insan Allah-u Zülcelal'in zikrini huzurlu olarak yaparsa çok büyük kemalat sahibi olur
    Aynı şekilde Ahmed er-Rufai bazı zamanlarda kendi cemaatinin içindeyken, Allah-u Zülcelal'in tecelliyatı üzerine öyle geliyordu ki, kan pıhtısı gibi oluyordu Sonra yavaş yavaş eski halini alıyordu ve diyordu ki:
    "Vallahi, eğer Allah-u Zülcelal'in rahmeti olmasaydı, ben sizin yanınıza dönemezdim"
    İşte Allah-u Zülcelal'in zikri böyledir İnsanı bu şekilde Allah-u Zülcelal'e kavuşturuyor Onu yapmamak sanki ahirete inanmamak gibidir Hem kendimize hem de birbirimize Allah-u Zülcelal'in zikrini yapma hususunda daima tavsiyede bulunalım
    Bilhassa yalnız kaldığımız zaman zikir ve ibadet yapmak, Allah-u Zülcelal ile aramızdaki gizli olan hali düzeltmeye çalışmak çok kıymetlidir Veyahut da arkadaşlarımızla birlikte olduğumuz zaman, kimse kimsenin kalbini bilmediği için, Allah-u Zülcelal'e karşı olan manevi halimiz, kalbimiz, ruhumuz, sırrımız daima düzgün olmalıdır Samimi ve sadık olmalıdır
    Onun için Sehl bin Abdullah şöyle demiştir: "Kim Allah-u Zülcelal'e karşı gizli olarak hıyanetlik yaparsa, Allah o hıyaneti kıyamet gününde, hatta bu dünyada da açığa çıkarır"
    Yani insan ne yaparsa yapsın, onun içindeki gizli hali, zahiri vücudunda meydana çıkıyor Eğer bir kişi iyi bir kimse ise, Allah-u Zülcelal'e karşı samimi ise ve manevi olarak doğru ise; mutlaka onun ahlakını insanlar güzel olarak görürler Ama onun içi, Allah-u Zülcelal'e karşı hain ise, kendini her ne kadar iyi göstermeye çalışırsa da ara sıra içindeki kötülüğü meydana çıkar ve insanlar bunu görürler
    Çünkü Allah-u Zülcelal açığa çıkarıyor Zaten ahirette de zerre kadar hiçbir şey gizli kalmaz Yani insanın çaresi, kendisini Allah-u Zülcelal'e karşı sadık ve doğru yapmaktır İnsan, kalbinden dünyanın muhabbetini söküp attığı zaman, gece gündüz dünya ile meşgul olsa da, o dünya ona zarar vermez
    Çünkü kalp Allah-u Zülcelal'e bağlıdır Ama kalp dünyaya bağlı olduğu zaman, dünya ile bir saniye dahi meşgul olsa, zarar görür Kalp, Allah'ın nazargâhıdır Onu Allah-u Zülcelal'e bağlamak lazımdır
    Allah-u Zülcelal'in dostları manevi doktordurlar Onlar kalbi, nasıl dünyadan çözüp Allah-u Zülcelal'e bağlayacaklarını çok iyi biliyorlar Allah yüz bin defa onlardan razı olsun
    Kalbi Allah-u Zülcelal'e bağlamanın da bir takım alametleri vardır Kalp, Allah'a bağlandığı zaman, daima O'nun yolundan, aşk ve muhabbetinden bahseder Onun için bir adam bir Evliyanın yanına gelerek:
    "Allah'a nasıl kavuşulur?" diye sormuş Evliya ona: "Sana müjdeler olsun!" demiş, adam: "Niye?" diye sorunca Evliya şöyle cevap vermiştir:
    "O yolu soran kimse, o yola meraklı demektir Allah ona nasip edecektir inşallah!"
    Demek ki Allah'ın yolunu merak etmek, daima onunla meşgul olmak, Allah-u Zülcelal'in yanında çok makbuldür Sehl bin Abdullah şöyle demiştir: "Kim kalbini Allah-u Zülcelal'e teslim ederse, Allah-u Zülcelal onun âzâlarına sahip çıkar"
    İnsan kalbini Allah'a teslim ederse, O da o kimsenin gözlerine, ellerine, ayaklarına, diline yani bütün âzâlarına sahip çıkar Gözünün harama bakmasını engeller, dilinin haram konuşmasına engel olur Ayaklarının günah yerlerine gitmesine engel olur
    Kalp, bir şey değildir ki! Allah-u Zülcelal'in yaratmış olduğu bir et parçasıdır Peki neden onu Allah'a teslim etmiyoruz? Onu Allah-u Zülcelal'e teslim edip:
    "Ya Rabbi! Bu kalbi sen yaratmışsın Onu sana teslim ediyorum" diyerek, O'nun önüne koyalım O zaman Allah-u Zülcelal'in rahmeti kalbimize girer ve bütün âzâlarımız da Allah-u Zülcelal'e karşı teslim olur ve Allah-u Zülcelal'in yanındaki ecir ve sevaplara doğru gider
    Nefisle mücadele
    Esasen bizi mahveden şeytan ve nefstir Onun için Bayezid-i Bestami şöyle demiştir: "Ben nefsimi çağırıp; 'Gel, Rabbime gidelim' dedim Ama gelmedi 'Madem ki gelmiyorsun, sen kal ben gidiyorum' dedim"
    Tabi nefse sadece sen kal diye söylemek kolaydır Asıl önemli olan onu terkedebilmek, onun heva ve heveslerini bırakabilmektir Demek ki, onu terketmek Bayezid-i Bestami'ye göre kolaydı
    Onun için şöyle demiştir: "Ben bir gün rüyamda Allah-u Zülcelal'e dedim ki: "Ya Rabbi! Ben sana nasıl gelebilirim?" Allah-u Zülcelal buyurdu ki: "Ya Bayezid! Nefsini bırak öyle gel!"
    Bu zamanda nefsimizi yediriyoruz, içiriyoruz, rahat ettiriyoruz Hiç olmazsa biraz Allah-u Zülcelal'in ibadetini de yapalım Devamlı olarak nefsi doyurmak, ibadetin önünde büyük bir engeldir Çünkü denilmiştir ki: "Dünyada daima tok olan kimse, kıyamet gününde aç olur Dünyada aç olan kimse, kıyamet gününde tok olur"
    Yemek şehvetinin zararlarından bazıları şunlardır:
    a-Allah korkusu kalpden gider
    b-Mahlukata karşı merhamet duygusu kalbinden çıkar
    c-Fazla yemek insana bir ağırlık vererek, taat ve ibadetine mani olur
    d-Hikmetli sözleri duysa da, kalbi yumuşamaz
    e-Kendisi hikmetli sözleri konuşsa da, başkalarına tesir etmez
    Öyle ise hiç olmazsa, bir iki saat nefsimizi aç bırakalım En azından aç olduğumuzu hissedelim İnsan günde üç sefer yemek yerse aç kalmaz Ama bir sabah, bir de akşam yediği zaman, sabah yediği yemekten sonra, ancak akşama doğru aç olduğunu hisseder
    Hülasa; insan, Allah-u Zülcelal'e karşı sadık olup ve daima O'nun yanındaki ecir ve sevaplara karşı meyilli olursa, Allah-u Zülcelal ihlası da, sadakati de, doğruluğu da ona nasip edecektir
    Fatıma-i Nişaburi şöyle demiştir: "Sadıklar ve takva sahipleri bu zamanda bir derya içindedirler O deryanın dalgaları onlara çarpmaktadır O derya içinde boğulmuşcasına Allah-u Zülcelal'e dua ve feryad ederler"
    Böyle olduğu zaman, Allah-u Zülcelal o kimseyi günahlardan da muhafaza eder, ibadet yapmayı da nasip eder, zikir yapmayı da nasip eder Ama biz Allah-u Zülcelal'e yalvarmıyoruz ve istemiyoruz İstediğimiz zaman isteksiz bir şekilde istiyoruz Oysa samimi bir şekilde, mahzun ve çok kıymetli bir şeyimiz kaybolmuş da onu arıyormuş gibi istersek, Allah-u Zülcelal bize istediğimizi nasip edecektir inşaallah
    Bütün bu bilgiler, bizim manevi olan hastalıklarımıza ilaçtır Bu ilaçları bilip yapmamak, aynı bir kimsenin hastalığında ilaç alıp bir poşetin içine koyup hiç kullanmaması gibidir
    İlaçları kullanmayan hasta iyileşebilir mi? Onun için bu bildiğimiz ilaçları kalbimize, ruhumuza ve sırrımıza tatbik etmemiz lazımdır
    Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin


    Paylaş
    Allah'a Kulluk Nasil Olmali? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Allah'a kul olmak en başta samimiyetle olur. Bir yücenin her şeyin yaratıcısı olan rabbimizin huzuruna kabul edildiğimizi düşünerek kulluğumu en iyi şekilde yapmamız gerekmektedir.



allaha kulluk vaaz,  kulluk vaaz,  kullukla ilgili vaaz,  kulluk ile ilgili vaaz,  allah'a kulluk vaaz,  kulluk konulu vaaz dinle,  Allaha kulluk nasıl olmalı vaazı dinle