Mumine.com ve Sizden Gelen Sorular Forumundan 1. erkeklerin kadınlardan üstün tutulmasını anlamadım, ve 2. resim yasağı, bunlar güncel mi? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    1. erkeklerin kadınlardan üstün tutulmasını anlamadım, ve 2. resim yasağı, bunlar güncel mi?

    Reklam




    1. - "Kadın kocasına itaat etmelidir. Kocaya itaat ve kocanın haklarına riâyet etme hususunda Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır: "Cenâb-ı Hakkın, "erkekleri kadınlardan üstün tutması ve mallarını infak etmeleri yüzünden onlar, kadınlar üzerine reisdirler. Saliha kadınlar, Allah'a itaat ve tenhâ kaldıktan halde bile Allah'ın hıfziyle kocalarının haklarına riâyet edenlerdir." (Nisa sûresi/34)"
    -> kocalar (çalışmayan, maddi yardıma muhtaç) kadınlara baktığı içindir galiba. Artık eş değerde hatta kadının erkeğe baktığı bile oluyor. Altı çizili bölümü anlamadım, yardım edermisiniz?

    ve
    2. - "...meleklerin eve girmesine mâni olacak hallerden sakınmalıdırlar. Meselâ, resim olan eve melek girmez. Bunu bilerek, ona göre hareket etmelidirler.
    Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "İçinde resim veya heykel gibi bir şey olan eve melâike girmez." (Ramûz, c.2/470-8)"
    Bu eski şartlar için geçerlidir değilmi?


    Paylaş
    1. erkeklerin kadınlardan üstün tutulmasını anlamadım, ve 2. resim yasağı, bunlar güncel mi? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    NİSA SÜRESİ 4. AYETİN TEFSİRİ

    34. “Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkekle-rin, mallarından sarf etmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine kavvamdırlar. İyi kadınlar, gönül-den boyun eğenler ve Allah'ın korunmasını emret-tiği, kocasının bulunmadığı zaman da koruyandır. Serkeş-lik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihâyet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yücedir, Büyüktür.”

    Allah’ın bazısını bazısına (Cihad, imamet ve mîras gibi konu-larda) üstün kılması sebebiyle, bir de erkekler mallarından aile fertlerine harcama yaptıkları için, erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar. Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdirler.

    Dikkat ederseniz sûrenin başında Rabbimiz bizim hepimizin bir erkek ve dişiden yaratıldığımızı anlatmıştı. Sonra yine Rabbimizin izniyle evlenme hakkına sahip kılındığımız ortaya konulmuştu. As-lın-da birbirlerine haram olan erkek ve kadının Allah’ın belirlediği bi-çimde nikâh bağıyla bir araya geldikleri takdirde helâl yollarla birbirle-rinden istifade edebileceklerini, helâl yollarla birlikteliklerini sürdüre-bilecekle-rini anlatmıştı. Evet nikâhla, Allah’ın istediği biçimde hayatla-rını birleştirmiş bir kadın ve erkek huzur içinde birlikte yaşayabilecek-leri, birlikte Allah’a kulluklarını gerçekleştirebilecekleri, birlikte cenneti kazanabilecekleri bir aile yapısı oluşturmuşlardır. Allah onlara sevgile-rinin mey-vesi olarak nûr topu evlâtlar da verecektir.

    İşte elbette şimdi bu kadından, erkekten ve çocuklardan müte-şekkil bu aile yapısında, bu aile düzeninde Allah’ın istediği düzenin sağlanabilmesi ve Allah’a Allah’ın istediği kulluğun en güzel bir bi-çim-de icra edilebilmesi için bir reise ihtiyaç olacaktır. Zira toplum ola-rak yaşamak zorunda olan insan gruplarının en küçük biriminden en büyük birimine kadar intizamın sağlanabilmesi için mutlaka bir reisleri, bir idarecileri olacaktır. Hani Rasulullah Efendimiz iki kişi de olsanız yola çıkmışsanız mutlaka biriniz imam olsun buyuruyordu ya. Toplum için nasıl bu gerekliyse, toplumun en küçük birimi olan aile için de bu gereklidir. Mutlaka aile fertlerinden birinin reis olması gerekecektir.

    Öyle değil mi? Şu anda yeryüzünde hangi toplum neye ina-nırsa inansın Rabbimizin koyduğu bu genel yasanın dışına çıka-ma-maktadır. Rabbimiz insanların fıtratları gereği bunu bir sisteme bağlamıştır. İslâm’ın dışındaki toplumlarda da mutlaka bir reise bağ-lanma yasası var, ama onlar bu reisi seçme ve bu reise bağlanma konusunda kendilerince bir düzen oluşturmuşlar. Kendilerince koy-dukları kurallarla seçtikleri bir idarecinin, bir kralın, bir hükümdarın buyrukları altında yaşamak zorundadırlar.

    İşte devlet, toplum, kabile, aşiret gibi toplumsal olguların en küçük birimi olan aile için de aynı yasa geçerlidir. Bir ailede de mutlak sûrette bir reis olacak, bakın bu âyetinde de Rabbimiz buyuruyor ki ailede erkekler kadınlar üzerinde kavvamdırlar, reistirler. Bu tayini, bu tespiti bizzat Rabbimiz yapmıştır. İşte bakın bu âyetinde de Rabbimiz buyuruyor ki ailede erkek-ler kadınlar üzerinde kavvamdırlar, reistirler.

    Tabi şu anda dünyada bunun tartışması sürmektedir. Vahyi ta-nımayan ve feminizm hareketlerinden etkilenen dünyada şu anda er-kek kadın eşitliği üzerinde ısrarla durulmaktadır. Yürüyüşler yapılıyor, tartışmalar yapılıyor, hak arayışları sürüp gidiyor. Kâfir dünyanın dü-şünceleri İslâm dünyasına taşınmak isteniyor. Müslümanlar da kâfir dünyanın bu hareketlerinden etkilenerek kadın ve erkeği Allah’ın ve peygamberin yerli yerine oturttuğu konumundan, makamından farklı konumlara çekme ihtiyacı hissediyorlar.

    Dikkat ederseniz sûrenin başında Rabbimiz insanlığın atası ola-rak bir Adem’den ve hemen arkasından da Adem’e bir eşten söz etti. Adem’e bir Havva’dan söz edildi. Yâni yaratılan bu Adem’in yanı başında bir de Havva var. Bir kadın var. Çünkü Adem için Havva’sız bir hayat, hayat değildir. Havva Adem’i, Adem de Havva’yı tamamlar. Ne Adem’siz Havva, ne de Havva’sız Adem düşünülemez. Bunun için-dir ki kesinlikle İslâm kadınla erkeği karşı karşıya getirmez. İslâm ka-dınla erkeği böyle karşı karşıya getirmediği gibi asla kadın erkek e-şit-liği, kadın erkek eşitsizliği gibi zırvaları da gündeme getirmez. Hiçbir zaman konu etmez bunu. İslâm’a göre böyle bir problem yoktur. Yâni kadın erkeğe eşit midir? Değil midir? Nasıl eşit olur? Nasıl olmaz? Zerre kadar bunu problem etmez İslâm. Zira bu iki varlığı ayrı düşün-mez İslâm. Bu ikisi bir varlıktır. Bu iki varlığı ayrı ayrı düşündüğünüz zaman, ayrı ayrı hiçbirisi bir değer ifade etmez yâni.

    Meselâ yüz tane Adem insan değildir Havva’sız. Veya yüz tane Havva da insan değildir Adem’siz. Bu ikisini karşı karşıya getirmek ye-rine bu ikisini birlikte düşünmek zorundayız.

    Hadîselere kitap ve sünnetin gözlüğüyle bakmak zorunda olan bizler kesinlikle küfrün kendi içinde yaşadığı çelişkilerini İslâm’a taşı-mamalıyız. Bu konuyla alâkalı kâfir dünyanın çıkmazlarını İslâm’ın meselesiymiş gibi İslâm’a sokmamalıyız. İslâm’a göre kadın ve erkek ayrı ayrı varlıklardır ama ikisi birden insandır. Yalnız başına ne erkek insandır ne de kadın insandır. İkisi birlikte insandır. İşte problemi böylece çözümlemek zorundayız. Erkek ve kadını karşı karşıya ge-tirmek İslâm’ın ve Müslümanların problemi değildir.

    Meselâ bakın bir şehre yüz bin tane erkek yerleştirin, eğer orada kadın yoksa onlar öldükten sonra hayat bitecektir orada. Öy-ley-se orada insan yoktur demek zorunda kalacağız. Aksi de böyledir tabii. Yâni sanki kadınla erkek bir bütünün parçaları gibidir. Bir bütü-nün ikiye parçalanmış ve sonra da fonksiyonel olarak birleşmesi gibi-dir. Allah’ın da zaten erkeğin yanı başında hemen kadını da yaratma-sının hikmeti de buradadır. Başka bir âyetinde Rabbimiz:
    "Onda sükûnete eresiniz diye içinizden eşler yaratması da Onun âyetlerindendir."
    (Rum: 21)

    Onunla hayat bulasınız diye buyururken bu iki parçanın birbi-ri-nin tamamlayıcısı olduğunu anlatır. Hayat bulmak. Yâni bin erkek-ten bir insan dünyaya getirebilir misiniz? Veya bin kadından bir canlı çıkarabilir misiniz? İşte meseleye böyle bakmak zorundayız ve küfür dünyasının şirk dünyasının, Allah’ı tanımadan, vahye müracaat etmeden problemlere çözüm getirmeye kalkışan kâfirlerin ürettiklerini İslâm’a taşımanın hiç mi hiç anlamı yoktur bunu böylece bilelim in-şal-lah. Müslümanların böyle bir problemleri yoktur.
    Kadın ve erkeğin birlikte oluşturabilecekleri bir aile düzeninde ne kadın olmasa erkek yalnız başına bir ailedir, ne de erkek olmasa kadın tek başına bir ailedir. Neden bu böyledir? Çünkü Allah öyle bu-yuruyor. Kiminizi kiminizin üzerine üstün kıldık, kiminizi kiminize kav-vam kıldık.

    Bu üstün kılınma, kavvam kılınma, reis kılınma konusunu biraz açalım. Arkadaşlar, bu erkeğin kadınlar üzerine üstün kılınması, kav-vam kılınması erkeğin cennete gideceği, ya da önce cennete gi-dece-ği anlamına gelmiyor. Reislik durumuyla, önderlik haliyle erkek cennete gidecek, kadın gidemeyecek anlamına değildir bu. Peki nedir bu kavvam? Erkekler kadınlar üzerine kavvamdırlar. Peki nedir bu kav-vam oluş? Zalimdir! Despottur! Ezicidir! Aşağılayıcıdır! Horlayıcı-dır! Üsttedir! Alttadır! Yandadır! Kenardadır! değil. Ya ne? Hani İs-lâm’ın toplumun nüvesi dediği aile var ya, bunu bir birim kabul eder ya İslâm toplumda, işte o ailede erkeğe bir fonksiyon yükler ya İslâm, işte bu anlamadır kavvam. Yâni rol anlamına, şeref anlamına, kahır anlamına ve görev anlamınadır bu kavvam.

    Yâni kadınlar üzerinde bekçi ve muhafız anlamınadır bu kav-vam. Yâni kadınlar üzerinde hizmetçi olmadır bunun mânâsı. Ka-dın-ları eğitme, onları yetiştirme ve ateşten koruma görevidir. Kadınla-rın hayatına karışma ama onların Allah’ın emâneti olduklarını bilmedir kavvam. Veya onlardan sorumlu olma görevini üstlenmedir. Bakın bu kelime Nisâ sûresinde bir daha kullanılır:
    "Ey iman edenler! Hak üzere durup adâleti yerine getirmeye ça-lışan kavvamlar olun!"
    (Nisâ: 135)

    Yâni ey iman edenler, siz de toplumda bulunduğunuz ko-num-da, bulunduğunuz makamda kavvamlar olun! İnsanlara, hayvan-lara, bitkilere, hattâ taşlara cansız cemadatlara karşı kavvamlar olun. Onlar nerede kullanılmalıysa, hangi konumda tutulmalıysa onları o makamda tutarak kavvamlar olun! buyurulmaktadır.

    Öyleyse erkeklerin kadınlar üzerine kavvam oluşunu böyle an-lı-yoruz. Hani Rasulullah Efendimizin: “Seyyid’ül kavmi hadimu-hum” hadisinin muhtevası çerçevesinde anlıyoruz bunu. De-ğilse ka-dın erkek İslâmî sorumluluk noktasında aynı konumdadırlar. Allah’ın kendilerinden istediği emirler, farzlar ve haramlar hususunda insan olarak kadının erkekten hiçbir farkı ve eksikliği yoktur. Kur’an’ın ifade-sine göre zina eden, hırsızlık yapan bir kadın, bunları yapan er-kek gibidir. Her ikisine de aynı had cezası uygulanır. Yine saliha bir kadın salih bir erkek gibidir. Yaptıkları karşılığında her ikisine de ha-zırlanan cennet aynı cennettir. Erkeğin namazının, orucunun, sada-katinin ve iffetinin karşılığı kadınınkinin karşılığından faklı değildir.

    Yâni kullukları ve sorumlulukları açısından kadın ve erkek bir-birine eşittir. Lâkin aile içindeki müşterek sorumluluklarına gelince Rabbimiz her birine ayrı ayrı roller biçmiştir. İşte Rabbimiz tarafından kendilerine biçilen bu rol gereği olarak erkeğe şahsi ve malî konu-mundan ötürü bir imtiyaz vermiştir. Riyasete, imamete, reisliğe lâyık kılınmıştır.

    Öyle değil mi? Şu anda toplumda toplum üzerine reis olanların cennete gitmeleri, ya da cennete önce gitmeleri diye bir durum söz konusu değildir değil mi? Kim Allah’a daha iyi kulluk ederse, kim daha muttaki olursa ister reislerden olsun, isterse tebaadan olsun, ister ai-lenin reisi olan erkek olsun, isterse kadın, çoluk çocuk olsun cennete gidecek olan odur. Hattâ bir köle, bir câriye Allah’a en güzel bir kulluk yapar da ötekilerden önce cennete gider. Kadın kocasından daha gü-zel kulluk yapar, kocasından daha muttaki bir hayat yaşar da ondan önce cennete gider.

    Öyleyse bu üstünlük hiçbir zaman o anlama bir üstünlük değil-dir. Erkeğin kadın üzerine böyle kavvam oluşu cennet üzerinde böyle yasal bir hak kazanması anlamına değildir. Bu konuda kimsenin kimseye bir üstünlüğü, bir önceliği yoktur. Veya bu şeref ve fazilet olarak erkeklerin kadınlar üzerine bir üstünlük değildir.

    Ancak Allah hayatı böyle istemektedir. Hayatın yoğun işleri er-kekler üzerindedir. Sosyal hayatta çalışıp çabalayıp kadınının ve ço-cuklarının nafakasını, geçimini sağlama görevi erkek üzerindedir. Ge-rek kendi rızkını, gerekse kocasının ve çocuklarının rızkını temin yü-künü, ailenin geçimini sağlama yükünü Allah kadına yüklememiştir. Fiziki güçlülükleri ve dayanıklılıkları sebebiyle, durumlarına ve kapa-sitelerine göre Rabbimiz bu yükü erkeklere yüklerken kadınlara da durumlarına göre erkeklerin asla yapamayacakları bir görevi yükle-mektedir ki o da çocuk doğurma ve analık fonksiyonlarını icra etme işidir. Veya hayatta bir erkeğin dünya hayatına bağlanmasını, dünya hayatında doyuma ulaşıp sükuna ermesini sağlama görevidir.
    İyi kadınlar, saliha kadınlar gönülden Allah’a itaat eden, kocala-rının meşru isteklerine itaat eden, kendileri üzerindeki Allah’ın be-lirlediği Allah’ın haklarına hukuklarına, kocalarının haklarına hukuk-la-rına riâyet eden kadınlardır. Saliha kadınlar, Rasulullah Efendimizin bir hadislerinde de beyan buyurdukları veçhile:

    “En iyi kadın, gördüğünüzde sizi hoşnut eden, emirlerinizi dinleyen, evde olmadığınız zaman sizin malı-nızı ve kendi namusunu koruyan kadındır.”

    Allah ve Resûlünün beyanları gereği kadın kocasının meşru ar-zularına itaat edecek. Ama unutmayalım ki Allah’a itaat kocaya ita-atten önceliklidir. Allah’a itaat eden kocaya itaat edilir. Karısından Al-lah’ın istediklerini isteyen kocanın istekleri yerine getirilir. Allah’ın emirlerine aykırı isteklerde bulunan kocaya itaat yoktur. Allah’a isyan konusunda hiçbir beşere itaat yoktur. Allah’a isyan konusunda koca-nın arzularına, emirlerine itaat kadını günahkâr yapar. Meselâ kadının tesettürünü, namazını, orucunu engelleyen, onu günah işlemeye teş-vik eden bir kocanın bu emirlerine karşı çıkmayan kadın günahkârdır. Ancak nafile ibâdetlerden engelleme hakkı vardır kocanın.

    Demek ki saliha kadın, en iyi kadın Allah’ın haklarına, kocası-nın haklarına riâyet eden ve Allah onların kendilerini ve haklarını nasıl korumuşsa kendileri de gizliyi, görünmeyeni koruyan kadınlardır. Giz-liyi koruyan, gaybı koruyandır o kadınlar. Yâni kocaları yanlarınday-ken onların haklarını koruyup onlara Allah’ın istediği gibi davrandıkları gibi, kocalarının olmadığı ortamlarda da korunması gerekenleri ko-rur-lar. Allah’ın haklarını korurlar, ırzlarını, namuslarını korurlar, kocala-rı-nın mallarını korurlar, kocalarının sırlarını korurlar. Allah’ın kendile-rini muhafaza edip koruduğu gibi onlar da bunları muhafaza edecek-lerdir. Allah’ın kendilerini koruduğu gibi onlar da kendilerini koruya-caklardır.

    Sürekli Allah’ın emirlerine, yasaklarına riâyet ederek, Al-lah’ın hukukunu gözeterek Allah’ın koruması altında olacaklardır. Al-lah’ın hukukuna riâyet ederek Allah’ın koruması altında olan kimseyi Allah korur. Ama Allah’ın yasalarını çiğneyerek, Allah’ın emirlerine ters düşerek Onun korumasından çıkan kimseden Allah korumasını kaldırıverir. Bir kadın Allah’ın yasak kıldığı birtakım yerlere gider, bir-takım ilişkiler içine girerse Allah da onu korumasından çıkarıverir ve böyle bir kadının kendisini koruması da mümkün değildir artık. Onun başına her türlü belâ gelir.
    Eğer kadınların nüşûzundan korkarsanız. Nüşuz yükselmek, ha-valanmak demektir. Allah’ın bu takdirine, bu kavvamlık, bu reislik yasasına, bu itaat emrine karşı gelerek kendilerine kavvam olan ko-calarına karşı yükseklik, üstünlük taslamalarından, başkaldırmaların-dan, kocalarının meşru dairedeki emirlerini yerine getirmeme konu-sunda yüz çevirmelerinden, diretmelerinden, serkeşlik yapmaların-dan, itaatten çıkmalarından korkarsanız. İşte nüşuz budur.

    Onların size karşı itaatsizliklerini görürseniz, Allah’ın huku-ku-nu, sizin hukukunuzu korumaları konusunda veya Allah’ın koruma-sını istediği hem sizin hem de kendilerinin ırz ve namuslarını koru-maları konusunda bir korkunuz varsa. Tabii bütün bu konularda erkek de serkeşlik yaparsa aynı durum onun için de geçerlidir. Aynı yanlışı yapan erkekse o zaman aynı şeyler onun için de yapılacaktır. Peki ne yapılacakmış böyle bir durumda?
    Onlara vazedip öğüt verin. Evet böyle durumdaki kadın ve er-keklere ilk önce yapılacak şey onlara önce öğüt verip uyarmaktır. İşte bu, bu durumdaki kadınları ve erkekleri bu hastalıktan kurtarmak için Rabbimizin tavsiye buyurduğu ilk tedavi yöntemidir. Onlara Allah’tan korkmaları, Allah’ın yasalarına saygılı olmaları hatırlatılarak nasihatte bulunulacak. Eğer bu yöntem fayda vermişse ikinci usule adım atıl-mayacaktır. Ama bu birincisi kâr etmezse o zaman ikinci kademede:
    Onların yataklarını ayırın. Evet onların yataklarının ayrılması söz konusu olacak. Allah diyor ki yatakta onlardan uzak durun. Aynı odada, aynı yatakta yatmakla birlikte onlarla cinsel ilişkide bulunul-mayacak. Aynı yatakta sırtınızı dönüp yatın, onlarla konuşup, oynaşıp sohbet etmeyin. Dikkat ederseniz yataklarınızı ayırın, yahut da ya-tak-larınızdan uzak durun denmemiş de, yataklarınızda onlardan uzak durun denmiş. Aynı yatakta kadınla ilgilenmemek psikolojik olarak ona çok ağır gelecektir. Bu durum onun ağırına gidecek ve uslana-caktır. Eğer bu yöntem de kâr etmemişse o zaman üçüncü kademede Rabbimiz şöyle buyuruyor:
    Sünnette iz bırakmamak, yüzüne vurmamak ve takbih edip iz-zeti nefsini kırıp dökmemek kayd u şartıyla kadının dövülebileceği sı-nırlandırılmıştır. Ama unutmamalıyız ki bu dövme işi üçüncü merha-lede olacaktır. Birinci ve ikinci merhalede Rabbimizin anlattığı yöntem uygulanmadan direkt dövmek caiz değildir. Bir suç işleyince hemen dövmeye kalkışmak caiz değildir.

    Bugün kâfir ve müşrik dünya Müslümanları sorgularken diyor-lar ki bu Müslümanlar vahşi insanlardır, kaba ve barbardırlar bun-lar. Çünkü bu Müslümanlar hanımlarını dövüyorlar. Bu din de onun müntesipleri de işte böyle vahşi insanlardır demeye çalışıyorlar. İs-lâm’ın kadınlar için de erkekler için de ayrı cezaları vardır, meselâ ölüm cezaları vardır diyerek İslâm’ı ve Müslümanları çok kötü bir şe-kilde karikatürize etmeye çalışıyorlar hainler. Böylece Allah’ın dinini gönüllerden düşürmeye çalışıyorlar. Halbuki kimse kimseyi dövme-melidir, kimse kimseyi öldürmemelidir, kimse kimseye vurmamalı, haksızlık etmemelidir diyorlar. Halbuki kendileri sürekli dövüyorlar, sü-rekli öldürüyorlar ve zulmediyorlar alçaklar.

    Şu anda tüm dünyaya çok çağdaş ülkeler diye takdim ettikleri Amerika’sını, Almanya’sını, İngiltere’sini, Rusya’sını herkes biliyor. Demokrat dedikleri, insancıl dedikleri, adâletin, eşitliğin, insanlığın be-şiği dedikleri ülkeleri gözlemleyin. Gerek sosyal hayatlarında, gerek caddelerinde, gerek hapishanelerinde, nezarethanelerinde polislerin, askerlerin nasıl zalimce davrandıklarını göreceksiniz. Tüm dünyanın gözleri önünde nasıl insanları öldürdüklerini, nasıl zulmettiklerini, na-sıl yargısız infazların yapıldığını görürsünüz. Bunlar sadece televiz-yon-lardan ve filmlerinden intikal edendir. Bir de içlerine gidip de bizzat işlenenleri görseniz aklınız durur.

    Üç merhale anlatıyor Rabbimiz. Ama tabii bunların üçünün de aynı anda yapılması gerekmeyebilecektir. Yâni birinci merhalede so-nuç alınmışsa ötekilere gerek kalmayacaktır. İşte bunlar bizi bizden iyi bilen, bizi bizden daha çok düşünen, bize bizden daha merhametli olan Rabbimizin bizim mutluluğumuz için koyduğu yasalarıdır. Ve bu, bir iman meselesidir. İster bunlara aynen iman eder mü’min olursu-nuz, isterse reddeder kâfir olursunuz. Bu sizin probleminizdir.

    Bize gelince biz aynen Rabbimizin dediklerinin doğruluğuna iman ediyoruz. Kâfir ve müşrik dünya karşısında asla komplekslere kapılmadan Rabbimizden gelenlerin hak olduğuna iman ediyoruz. Kur’an ve sünnet doğrultusunda bir eğitimden geçmemenin, Allah’ı ve peygamberi tanımamanın verdiği cehalet ve sıkıntı ile kâfir ve müşrik dünyanın saldırıları karşısında Müslümanlığımızdan eziklik duyanlar-dan olmayalım inşallah.

    Yâni kâfir ve müşrik dünyanın empoze etmeye çalıştığı efendim, işte İslâm’da kadın hakları şöyledir, erkek hakları böyledir, mîras şöyledir, evlenme boşanma böyledir diyerek yaptıkları alçakça saldırılar karşısında aşağılık duygusuna kapılarak Allah’ın kitabını ve Resûlünün sünnetini değiştirmeye hiçbir zaman hakkımızın olmadığını bilelim. İşte çok rahat baş vuran herkesin anlayabileceği biçimde Kur’an nasları ortadadır. Peygamberimizin uygulamaları ayan beyan ortadadır.

    Öyleyse başka yerlerde hak aramaya, hukuk aramaya gerek yoktur. Tıpkı Allah düşmanı bu yahudi ve hıristiyanların yaptıkları gibi Allah’ın kitabını ve peygamberin sünnetini tahrif etmeye kimsenin hakkı yoktur. Zaten bunların tek dertleri budur. İsterler ki sizler de kendileri gibi kitabınızı değiştirip, peygamberinizin yolunu tahrif edip kendileri gibi sapıklığa düşesiniz, kendileri gibi kâfir olasınız.
    Eğer aldığınız bu tedbirler, uyguladığınız bu yöntemler sonu-cunda o kadınlar uslanıp ta size itaate, Allah’ın yasalarına iaate yönelirlerse artık onlar üzerine bir yol aramayın. Yâni artık onlara ezi-yet et-meyin, onlara iyi davranın. Unutmayın ki Allah Âlî ve Kebirdir. Allah çok yüce ve çok büyüktür.

    Arkadaşlar âyetin sonunda gelen bu ifadeler, Allah’ın gün-de-me getirdiği bu isimleri, bu sıfatları gerçekten erkeklere çok büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Hanımlarına karşı haksız yere zulmeden, onlara insanca davranmayan erkeklere çok büyük bir tehditte bulunu-yor Rabbimiz. Burada kendisinin çok âlî, çok yüce ve büyük oluşunu hatırlatması erkeklere şunu ihsas ettirmesi içindir: Ey erkekler! Ey ko-calar! Eğer şu anda Rabbinizin yaratışı gereği, Rabbinizin takdiri ge-reği fiziksel yönden kadınlardan üstün olduğunuz için onlara zulmet-meye kalkışırsanız, unutmayın ki Rabbinizin size Kâdir oluşu, sizin onlara kadir oluşunuzdan daha yücedir. Rabbinizin size güç yetir-me-si, sizin onlara güç yetirmenizden daha üstündür. Onun için sakın ha Allah’ın size verdiği gücünüze kuvvetinize güvenerek kadınlarınıza zulmetmeye, hayatlarını burunlarından getirmeye kalkışmayın. Al-lah’-ın bu tehdidinden korunmak için onlara insanca muamele edin. Onların da insan olduklarını unutmayın.

    Unutmayın ki şu anda siz o kadınların üzerindeyseniz, sizin üze-rinizde de Allah vardır. Efendileri olarak kadınlarınızdan Allah’a ve kendinize itaat isteyen sizler kendi efendiniz olan Allah’a ne kadar itaat ettiğinize bir bakın. Sizler efendiniz olan Allah’a nasıl davrandı-ğınıza bir bakın da efendisi olduğunuz kadınlarınızdan kendinize o tür davranışlar bekleyin. Unutmayın ki sizler efendinize ne kadar itaat ediyorsanız kadınlarınız da size ancak o kadar itaat edeceklerdir.

    Öyleyse kadınlarından, çocuklarından kendilerine itaat bekleyen ba-balar ve kocalar, efendileri olan Allah’a itaatlerini artırmalıdırlar ki be-rikilerden itaat beklemeye hakları olsun. Bir de sizler efendinize karşı kusurlar işleyip de özür dileyip tevbe ettiğiniz zaman, efendinizin size olan af ve mağfiret tavrına bakın da sizler de efendisi olduğunuz ka-dınlarınızın özürlerini, kusurlarını aftan yana, örtmeden yana olun. İşte Rabbimiz anlayabildiğimiz kadarıyla bunları diyor bu âyetinde bize.



  3. 3
    2. - "...meleklerin eve girmesine mâni olacak hallerden sakınmalıdırlar. Meselâ, resim olan eve melek girmez. Bunu bilerek, ona göre hareket etmelidirler.
    Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurduğunu nakletmektedir: "İçinde resim veya heykel gibi bir şey olan eve melâike girmez." (Ramûz, c.2/470-8)"
    Bu eski şartlar için geçerlidir değilmi?
    Bu hüküm kıyamete kadar geçerlidir.



daşşak resmi,  biz erkeği kadından üstün yarattık,  erkekler kadınlar üzerine kav,  biz erkeği kadından 1 derece üstün kıldık,  erkek taşak resmi,  biz erkekleri kadınlardan üstün kıldık,  erkeği kadına üstün kıldık