Mumine.com ve Sizden Gelen Sorular Forumundan Ayet açıklaması Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Ayet açıklaması

    Reklam




    selamun aleykum
    sizlerden bu ayetin hangisi oldugunu ve aciklamasini istiyorum Allah razi olsun

    eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır" buyurdun , dünyanın da bir aldatıcı olduğunu buyurdun, Habibin SAV dünya ve içindeki herşeyin lanetli olduğunu buyurdu (alim talebe zikir müstesna)


    Paylaş
    Ayet açıklaması Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    A.s

    1. TEGÂBUN - 14

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
    “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.” (Teğabün,64/14)

    Ayet-i Kerimede görüleceği üzere , düşman olan eşler ,çocuklar veya her ikisi içinde , onların İslam’a kazandırılmaları için affetmeyi , kusurlarını yüzlerine vurmamayı öğütlemektedir.
    Elmalı Hamdi Yazır bu Ayet-i Kerimenin tefsirinde Tirmizi, Hakim, İbn-ü Cerir ve daha başkalarından İbnü Abbas'tan şöyle rivayet ettklerini bildiriyor:
    'Bu âyeti bazı Mekkeliler hakkında nazil olmuştur ki, onlar müslüman olmuşlar ve Medine'ye Peygamber (s.a.v) 'in yanına gitmek istemişlerdi. Hanımları ve çocukları da onları bırakmaya razı olmadılar. Sonra kalkıp Resulullah'a geldiklerinde insanların dinî bilgileri kavramış olduklarını görünce zevcelerine ve çocuklarına ceza vermeyi düşündüler. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu âyeti indirdi. Elmalı özetle şöyle devam ediyor: “Ezvacınızdan, yani eşlerinizden ve çocuklarınızdan size bir düşman vardır. Kadın ve çocuklardan oluşan ailelerinizin tamamı değilse de içlerinden bazıları; yani bazı kadın, bazı çocuk veya bazı kadınla çocuklardan teşekkül eden bir takımı, size bilerek veya bilmeyerek bir nevi düşmandır. Bununla beraber sakınacağız diye tazyik edip de sıkmamalı, her kusurlarına aldırmamalıdır. Ve eğer affederseniz yani affetmek hakkınız olup tarafınızdan affı mümkün olan suçlarını bağışlarsanız -ki bunlar, size karşı yapılan ve başkalarını ilgilendirmeyen dünya işleriyle alakalı yahut da dinî konularda olup da tevbe ettikleri suçlardır affeder yüzlerine vurmaz, başlarına kakmaz ve ayıblarını, eksikliklerini örter, müsamaha gösterirseniz, şüphesiz Allah da gafurdur rahîmdir. O da sizin günahlarınızı rahmetiyle bağışlar.” (1)
    Evet, kötülüğün kökünü en keskin kılıçlardan daha güzel kesecek olan şey ihsanla muamelede bulunmak; Allah’ı görüyormuşçasına ya da en azından O’nun tarafından görülüyor olma şuuruyla kötülüklere bile iyilikle karşılık vermektir. Mesela; bir insan size, “falanın oğlu” dese ve babanızı inkar ederek hakarette bulunsa; size düşen vazife, onun babasını en güzel yanıyla zikrederek, “Sen şerefli bir babanın oğlusun, namuslu ve çok iffetli bir annenin çocuğusun. Seni de onlar gibi şerefli ve iffetli olarak biliyordum; nasıl oldu da ağzından böyle yakışıksız bir söz çıktı, anlayamadım” demekten öte mukabelede bulunmamaktır. Zannediyorum, sizin bu tavrınız muhatabınızı kendi saygısızlığının altında bırakacak ve meselenin büyümesine mani olacaktır. Bazen hasma karşı tebessüm etmek onu ve ondan gelebilecek zararı defetmeye kâfîdir.(2)
    Hazreti Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, hasmı mağlûp etmenin en kısa ve emin yolu, fenalığına karşı iyilikle mukabele etmektir. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edilse, aradaki husumet artar. Hasımlardan biri zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti devam eder. Fakat, eğer iyilikle mukabele edilirse, karşıdaki de pişman olur, belki dost halini alır. Öyleyse, mü’minler “Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” (Furkan, 25/72) ve “Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (Tegabün, 64/14) gibi Kur’an’ın kudsî düsturlarına kulak vermeli ve bu emirleri tatbik etmelidirler. (3)
    "Ey inananlar! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörür, bağışlarsanız muhakkak ki Allah da Gafûr ve Rahîm'dir (O da sizi bağışlar)". (Teğabun, 64/14) Ayetini özetlemek gerekirse ; mal ve evlat bir yönüyle potansiyel düşman, diğer yönüyle dosttur. Bunlar Allah yolunda değerlendirilebilirse, insan onlar vasıtasıyla hem dünyasını hem de âhiretini mamur edebilir. (4)

    Kafir akrabalara karşı bile , affedici olma ve onlarla Diyaloğu kesmeme şiarını emreden Ayetin yüklediği mana , insanları kazanma ve iman ilke müşerref olmalarına vesile olabilmektir.
    (1) Elmalı Hamdi Yazır , Teğabun(64/14) Tefsiri
    (2) M.Fethullah Gülen , herkul.org, 27.06.2005
    (3) Mektubat , Sayfa 256
    (4) Fethullah Gülen, Akademi, 30.09.2002

    2.Dünya'nın aldatıcılığı


    ''Aldatıcı' Kelimesi ile İlgili Ayetler

    Rahman ve Rahim olan 'ın adıyla
    Ey insanlar Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki (o gün hiç) bir baba çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz 'ın va'di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı(lar) da sizi ile aldatmasın. (Lokman Suresi 33)
    Ey insanlar hiç şüphesiz 'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da sizi ile ('ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi 5)

    Dünya bir aynadır. Aynanın rengi, büyüklüğü, çukur ve tümsekliğine, arkasındaki sırların dökülüp dökülmediğine göre şekil aldığı/yansıdığı, görüntüleri farklılaştırdığı görülür. Bir şeyin önemi, fazileti veya fenalığı, başka bir şeyle mukayese yapılarak anlaşılır. Dünya konusundaki değersizlik, kendi başına ifade edilirse yanlış olur. Dünya, Allah'ın imtihan alanı olarak yarattığı ve nice muhteşem sanatlarını sergilediği bir alan olduğu gibi; insanın da halifesi olduğu, sınav yeri olan, helâl nimetlerinden istifade edileceği, imar ederek gelişme ve kalkınmalarda bulunulacağı bir yerdir. Dolayısıyla kötü ve değersiz değildir. Ama âhiretle karşılaştırıldığında durum değişir. Âhiret devamlı ve dünyadaki eksik ve olumsuzlukların olmayacağı sonsuz bir mutluluk yeri olduğundan, âhirete göre dünya önemsizdir. Dünyayı değerlendirmede âhiret inancı temel ölçüdür. O yüzden âhirete inanmayanlar, onu başka bir şeyle karşılaştırma imkânından mahrum oldukları için veya yoklukla (ölüm, onlar için yok olmaktır) karşılaştırdıklarında câzip gelmekte ve dünyayı yalancı cennet gibi kabul etmektedirler.

    Dünyanın zemmi, başlı başına bir hayır değildir. Her konuda olduğu gibi dünya konusunda da ölçü: "Allah için sevmek, Allah için buğzetmek"tir. Eline geçmediği, sahip olamadığı için dünyayı kötüleyip tahkir eden kişi, erişemediği ciğere "pis" diyen kedi gibidir. Aslında eleştirisi, sevgisinden ileri gelmektedir. Yine, dünya, eline geçtiği halde, zaman akıp gidiyor, zamanla birlikte sahip olduğu dünyalıklar da azalıyor, eriyor diye teselli bulmak için kızdığından dünyayı kötülemek, dünyaya bağlılıktan kaynaklanmaktadır. Makbul olan tahkir, Allah için, Allah sevgisinden, âhiret sevgisinden ileri gelendir. İnsanın, Allah'ın mağfiretine, muhabbet ve ibâdetine engel olduğu için, dünyanın zarûrî işlerinin, kendisini uhrevî güzelliklerden alıkoyduğu için veya cennetin güzelliklerine nisbetle dünyayı basit görmek, makbul olan bakıştır. Nasıl ki, Hz. Yusuf'la güzel/yakışıklı bir adam karşılaştırılsa, çirkin göründüğü gibi, dünyanın kıymet verilen güzellikleri de cennetin güzellikleriyle mukayese edildiğinde "hiç" hükmündedir.


    3.
    Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Dünya melundur, içindekiler de melundur; ancak zikrullah ve zikrullaha yardımcı olanlarla, alim veya müteallim hariç."

    . İbni Mâce, Zühd 3


    Zikrullah'a yardımcı olanlardan maksat; zikrullah sınıfına giren, yani Allah rızası için yapılan, Allah'ın emri, Rasûlullah'ın sünnetine müteveccih olan her çeşit hayır amellerdir. İlim talebi, emr-i bil-ma'ruf ve'n-nehy-i ani'l-münker, sadakalar, sıla-i rahm gibi dinin teşvik ettiği ve Allah'ın hoşuna gidecek her çeşit 'iyi ameller'dir.

    Zikrullah ise, doğrudan Cenâb-ı Hakk'ın esmalarının anılmasıdır; ancak Allah'ın hoşuna gidecek şeyler yorum gerektirebilir. İki ayrı fiil mahiyetçe aynı olduğu halde, biri Allah'ın hoşuna giden sınıfına girer, diğeri ise girmez. Mesela Allah'ın rızası için sadaka vermekle, gösteriş için sadaka vermek, birbirinin aynısı olan iki fiildir. Allah (c.c), birinden memnun olacak diğerinden olmayacaktır. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz: "Sünnete uyarak yatan müminin uykusu da ibadettir" buyurmaktadır. Öyle ise, hayatını İslâm'ın getirdiği esaslara göre tanzim eden bir kula ibadetleri dışındaki bütün mubah amelleri de, Allah'ın hoşuna giden fiiller sınıfına girmektedir. Nitekim uykusu hakkında: "Müteakip gündeki kulluk vazifelerini yapabilmek için ihtiyacı olan istirahatıdır" denebilir. Rasûlullah (s.a.v.) sadece namaz için değil, namaz için gidiş ve dönüşte atılan her adımı, namaz kılmak için bekleyerek geçirilen her anı "ibadet" olarak değerlendirilmiştir.
    Selam ve dua ile...






  3. 3
    RAbbim sizden razi olsu cok guzel aciklamalar



insanları aldatmayın hangi sure kaçıncı ayet,  insanları aldatmayın suresi ve ayeti,  insanları aldatmayın ayeti ve suresi,  ayet ve açıklaması,  insanları aldatmayın hangi sure ve kaçıncı ayet,  insanları aldatmayın ayeti,  insanları aldatmayın hangi surededir