Mumine.com ve Sizden Gelen Sorular Forumundan ne yapayım sizcee? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    ne yapayım sizcee?

    Reklam




    selamun aleykum arkadaşlar benim 3 yaşında bir oğlum var. herşeye ağlıyor. bazen ağlama kırızlerine giriyor dakkalarca saatlerce ağlıyor . her şeyi ağlayarak istiyor.ne yapacagımı bilemiyorum. sohpetlere gidiyorum gittgime pişman oluyorum hiç durmuyor sürekli ağlıyor.bağırıyor ben ne yapmalıyım.çok bunalıyorum. sohpetlere gitmeyi çok istiyorum cocuk fitne olmasın genede gideyim diyorum. ama burnumdan geliyor ne yapatım sizcee..?


    Paylaş
    ne yapayım sizcee? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    aleykm slm kardesm bence önce bir doktoruna yeterli olmazsa cocuk psikologuna git derim ben ağlamanın sebebleri çok farklı olabilir.msjnda açık olarak bu sebebler yazmıyor.bu yüzden durum hakında bundan daha fazla yorum yapamiorm.allh yardm etsn



  3. 3
    ve aleykumusselam bacım ,ağlayarak bişe istiyorsa sizde verdiyseniz onu huy edenmiştir ve hep ağlayarak ister size huzur vermez benim yeğimde öle büyüdü ama hala ağlayarak istediğini yaptırıyor .Bu sorun sizde çözülür ağladı zaman vermeyin biraz ağlasın bişe olmaz baktı vermiyor birdaha ağlamaz deneyin

    bu konuda size yardımcı olcaktır. Bebeklerin Ağlaması - Bebekler Neden Ağlar?



  4. 4
    ben bebeğinizle kesinlikle inatlaşmayın derim.



  5. 5
    allah razı olsun yorumlarınız için.



  6. 6
    kardeşim gelişim psikolojisinde bi tabir vardır pekiştireç diye. Yani çocuğa pekiştireç verirsen o davranışı yapma olasılığı artar. Şayet bir şey istediğinde ağlayarak istiyorsa ve sen en sonunda istediğini yapıyorsan çocukta şu düşünce oluşur: ağlayarak herşeyi yaptırabilirim eeee devamı da malum herşeye ağlayan bir çocuk... bence ona şunu söyleyin: ağlarsan senin hiçbir isteğini gerçekleştirmem ... bu arada ilk zamanlar ağlaması artacak iyice şiddetlenecektir görmezden gelin ve zamanla bu davranış söner gider tabiii bu arada çocuğunuzun umarım bi rahatsızlığı yoktur.. karın ağrısı diş ağrısı... vb



  7. 7
    bence sen çocuğun ruhundan anlamıyorsun.önce çocuğunla hem dem ol.bir dediğini ,isteğini ikinci defa söylettirme.çocuğunun devamlı bir adım önünde ol.ağlayarak o seni yönlendirmeden gönüllü şekilde sen onu yönlendir. kendi çapında zor olmayan sorumluluklar ver.iş bitirici olmasını öğret.başarısızlıklarında çaktırmadan yardım et.başarısızlığını hissettirme.zaman içersinde cıtayı yükselt seviyesinin üzerine çok cıkma.zaman içersinde tek başına bırak işi kendi sonuçlandırsın.yavaş yavaş gelişimini uzaktan izle.yanlış yaparsa zaman zaman uyarıcı ve cezalandırıcı ol.ondan sevgi bağını asla koparma.



  8. 8
    hazeyn kardeş Allah ebeden razı olsun yorumunuz çok hoşuma gitti



  9. 9
    ŞİDDETİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
    Aile içi şiddet ortamında büyüyen çocuklarda görülebilecek olumsuzlukları şöylece özetleyebiliriz:

    I. Ya aşırı içe kapanık, ya da tam tersi; dik kafalı, haylaz, yaramaz ve saygısız

    tavır geliştirirler.

    II. Okul başarıları düşer.

    III. Hayat başarıları ve sosyal ilişkileri alabildiğine kötü etkilenir.

    IV. Kişilik bozuklukları gösterebilirler. (Yetersiz kişilik, Agresif kişilik, Psikopatik kişilik gibi.)

    V. Uyuşturucu, alkol ve sigara gibi kötü alışkanlıklara meyilli olurlar.

    VI. Cinsel sapıklılara düşebilirler

    VII. Şiddete meyilli olurlar

    VIII. Sağlıklı bir tanrı fikri benimsemede zorlanırlar.



    Aile içindeki bu şiddetten, en az anneleri kadar kötü etkilenenler çocuklardır. Kavga eden eşlerin, aşağılanan ve dayak yiyen annenin yanında yetişen çocukların hayatı kararır.

    Kocası tarafından ihmal edilmiş, aşağılanmış ve şiddete maruz kalmış annenin hırpalayarak yetiştirdiği çocukların kendileri de şiddete meyilli hale gelir. Bu, onların ileriki hayatlarında, eş ve çocuklarına karşı hırçın davranışlarının zeminini oluşturan önemli bir sebeptir.

    Şiddete maruz kalan kadının, o andan sonraki yaşamı etkilenir, ama şiddet ortamında büyüyen çocuklar, tüm hayatları boyunca bunun sıkıntısını çekerler.

    Çocukların geleceği ve dolayısıyla böyle çocukların çokluğu oranında toplumun geleceği kararır. Bu, ciddi ciddi üzerinde durulması ve tedbirler alınması gereken bir husustur. Çünkü, maalesef ,"çocuklar ve kadınla ilgili araştırmalar, aile ortamında akıl almaz ölçüde şiddet bulunduğunu gösteriyor." (95)





    Sevgisiz Büyüyen Zor Sever



    "Çocukluğunda sevgiye doymamış insanın dengeli bir kişilik geliştirmesi de başkalarını sevmesi de olanaksızdır. Kişi yeterince almadığını başkaları ile paylaşamaz.

    Çocuklukta sevginin anne baba gibi bir iki kaynaktan alınması önemlidir. Ayrıca sevgi ilişkisi sürekli olmalıdır. Çok değişik kişilerden gelen sevgi doyurucu olmaz. Sevgi gereksinimi çok değişik kişilerden ve düzensiz olarak karşılayan bir çocuk, güven duygusu geliştiremez. Akrabalar arasında elden ele gezen çocuklar, sevilseler de doyumsuz kalırlar. Sevgi konusunda bir başka gerçek daha vardır ki, o da sevilme gereksiniminin ömür boyu sürüdüğüdür. Sevgi açlık ve susuzluk gibi sürekli doyurulmak istenen bir duygudur. Hayatta sevgi yerine geçecek onun boşluğunu dolduracak başka bir şey gösterilemez. Ana kucağındaki yavru da seksen yaşına belmiş biri de onsuz edemez.

    İlk yaştan başlayarak anadan alınan sevgi gelişerek ve çevreye yayılarak zenginleşir. Azalmadan, biçim değiştirerek sürüp gider." (96)

    Sevgisiz büyüyen çocuklar çevresi ile sağlıklı, güvenli ve dengeli ilişkiler geliştirmekte zorlanır. Bunlar, büyüdükçe anne babadan uzaklaşmakla kalmaz, toplumla kaynaşmakta da zorlanır.



    Bu annenin ıstırapla bağrının yandığı gecede, inançlı ve idealist olmakla övünen pek çok insan rahat döşeklerinde tatlı hülyalara dalmak üzeredir.

    Halbuki bir zamanlar, gerçek idealistler denizaşırı ülkelerin çocuklarını bile kurtarmayı kendilerine misyon bilmişlerdi.

    J.B. de Halde, 1735’te Paris’te yayınlanan eserinin bir bölümünde Çin gibi uzak doğu ülkelerinde Müslümanların inançlarını yaymak için çocuklarını besleyemeyen fakir Mecusilerin çocuklarını ailelerine paralar da vererek aldıklarını ve onları İslam inancı üzere yetiştirdiklerini anlatır. Bu durum daha sonraki zamanlarda da devam etmişti.

    “Şan-Tung havalisinde büyük kayıplara sebep olan bir kıtlıkta on binin üzerinde çocuk satın almışlar, onları yetiştirmiş, daha sonra da evlendirerek şehirlerde evler inşa etmiş, köyler kurmuşlardı.

    1790 senesinde Kwan-Toung havalisi kıtlık yüzünden kırıldığı zaman Müslümanlar, çocuklarına bakamayacak kadar aciz ve fakir duruma düşen ailelerden binlerce çocuk satın almış ve İslam dini üzere yetiştirmişler. 1900 senesinde Çinliler tarafından Hıristiyanların katli ile sonuçlanan ayaklanmalar sırasında yetim kalan çocuklar yine satın alınarak yetiştirilmişlerdi.”(97)

    Şimdinin idealistleri ise Müslüman Türk çocuklarının Hıristiyan misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırılmakta olduklarından şikayetçi olmakla yetinirler.





    Şiddet, Çocuğu; Pasif, Kişiliksiz ve İkiyüzlü Yapar



    Şiddet altında ürkütücü bir otorite figürü ile karşı karşıya kalmış çocuk, ileride birbirinden farklı birçok normal dışı davranışlar sergilemeye namzettir.

    Zihinleri, otoriteye karşı ürkütücü imajlarla dolu olarak yetişen kişilerin bir kısmı bütün gücü temsil eden otoriteler karşısında çekingen, pasif ve ürkek bir tavır sergilerler. Şiddete maruz kalan insanlarda daha yaygın olarak gözlenen etki budur.

    Yöneticiler karşısında genel bir tavır halinde gözlenen ürkekliğin ve "sorgulamadan itaat etme" kültürünün temelini teşkil eden sebeplerden biri ve belki başta geleni bu olsa gerektir.

    Korku üzerine kurulu otorite figürü ile beyinleri köleleşmiş kişiler, zorba bir otorite ile karşı karşıya kaldıklarında iğrenç bir yaltaklanma da sergileyebilirler. Bunlar, yönetimin hışmından ve şerrinden korunmak ve menfaatlerini sürdürmek için ikiyüzlülüğü kendilerine uygun bir yöntem olarak benimsemişlerdir.





    Şiddet; Psikopat ve Terörist Gençler Üretir



    Şiddet ortamında büyüyenlerden bazılarının, pasif ve yaltakçı bir kişilik geliştirmesine karşılık, yetenekleri uygun olanlar ise, bu şuuraltı birikim ile bütün otoritelere karşı negatif ve saldırgan bir tutum içine girebilirler.

    Böyle bir genç, anne babasından öğretmenine, amirinden Tanrısına kadar otoriteyi temsil ve ifade eden her makama karşı dik kafalı, isyankar bir tavır içindedir. Bunlardan bir kısmı okul çetelerine, bazıları da toplumun geleneksel kültür örgüsü ve otoritelere karşı antisosyal gruplara katılarak, böylece isyankar duygularını tatmin etme yolunu bulurlar. Bu tavrın en üst ifadesi de terörist örgütlere katılarak, topluma ve yasal düzene karşı savaşmaktır.

    Bunlar, babalarına karşı olan hınçlarını toplumdan çıkarırlar.

    Hanımına ve çocuklarına şiddet gösteren baba ve çocuklarını korku ile terbiye etmeye çalışan anne; pısırık, pasif, kişiliksiz bir fert ya da bir psikopat terörist yetiştirmekte olduklarının farkında değillerdir. Onlar, bunun acısını yıllar sonra çekerler, ama acılarının sebebinin kendileri olduğunun farkında değillerdir.





    Şiddet, Otoriteden; Baba’dan ve Tanrı’dan Soğutur



    Şiddete maruz kalan ve korku ile büyütülen çocuklar üzerinde, onların kişiliklerini derinden etkileyen izler oluşur. İleriki hayatları bu menfi ortamın yıkıcı tesirinden kolay kolay kurtulamaz.

    Çocuğun psikolojik gelişiminde en önemli hususlardan biri ve belki başta geleni "beminseme" olgudur. Özellikle de otorite benimsemesi! Bu, onun tüm sosyal ilişkilerini ve başarılarını etkileyecek derecede önem arz eder.

    Otorite benimsemesi babadan yaratıcıya uzanan bir seyir takip eder. Somut olarak baba, soyut olarak da Tanrı otoritesi ile ilgili ilk telkin ve intibalar çocukluk çağlarında kişiliğe sinerek, hayat boyu sürer.

    Tanrı fikrinin yerleşmesi konusunda en etkin kişi annedir.

    Anne, sevgi üzerine değil de korku ve tehdide dayalı bir otorite telkininde bulunursa, çocuğa büyük kötülük yapmış olur. Özellikle çocuğa, kendisini saydıramayan anne, onu korkutmak için böyle bir yola başvurur. Çocuk en müsait çağında, sevgi ve güvene dayalı olumlu bir tanrı fikri ile tanışması gerekirken, tam tersi bir şekilde; yıkan, yakan, azap eden, ürkütücü, soğuk, olumsuz bir tanrı telkini ile karşı karşıya kalınca her şey ters gelişmeye başlar.

    Esas amacı çocuğu üzerinde otorite kurmak olan anne, amacına ulaşmak için, "öcü çağırma" yada babasına söylemeyle başlattığı tehdidini, Tanrı ile korkutmaya kadar vardırır.

    "Onu yapma!", "şunu elleme!", "öyle deme!", "Kur'an seni çarpar!", "Cehennemde yanarsın!", "Allah gözünü kör etsin!", "Allah seni kahretsin!" gibi tehdit ve telkinler, Yaratıcı Kudret ile ilgili ilk imajı oluşturur. Baba da; ceza veren, şiddet uygulayan, döven biri ise, annenin telkinleri ile çocuğun gözünde baba, Tanrı ve öcü eş anlamlı hale gelir.

    Bu öyle bir şartlanma oluşur ki; şiddet, ceza ve Cehennemle birlikte birçok ürküntü verici duyguları çağrıştıran “baba”, “din” ve “Allah” kelimesi her anıldığında stres yükler. İnsanların ekserisinin, Kur'an'dan, dinden ve Allah'tan bahsedildiğinde huzursuz olmalarının ardında, aile içi şiddet ve korkuya dayalı bu tarz bir Tanrı fikrinin telkin edilmiş olması yatar.

    Halbuki, gerçekte Tanrı, öylesine "çok seven ve sevilen"dir ki, 99 ismi arasında Kur'an'ın ifadesi ile "Vedud=en çok seven ve sevilen" olarak isimlendirilir. Körpecik dimağı ile çocuğun da, öncelikle Yaratıcı'yı bu vasfı ile bilmeye ihtiyacı vardır. Onun sağlıklı gelişimini ve özgüvenini sevgi üzerine kurulu bir otorite benimsemesi sağlayacaktır. Baba otoritesi de sevgi duygusu üzerine kurulmalı, İlah inancı da..!

    Çocuk için en büyük soyut otoriteyi "Tanrı" ve en yakın somut gücü "baba" temsil eder. Büyümek ve olgunlaşmak için, dengeli ve sağlıklı bir ruh hali geliştirmek için anneden alınması gereken sevgi yanında, babadan gelecek sevgiye dayalı güven duygusuna ihtiyaç vardır. Böyleyken, babadan sevgi yerine şiddet ve korku gelirse, çocukta, baba ve onun şahsında tüm otoritelere karşı ve en üstte Tanrıya yönelen negatif duygular oluşur.

    İyi analiz edilirse görülür ki, çoğu zaman, dinden ve Allah sevgisinden uzak kalmanın temelinde baba otoritesine karşı duyulan nefret yatar. Çünkü, babasına nefret duyarak büyüyen kişide, babasının şahsında tüm otoritelere karşı ve en büyük otorite olan Tanrıya ve Tanrıdan gelene karşı da nefret ve ürküntü duygusu geliştirir.

    Denebilir ki; ‘babasını inkar eden, Tanrısını; Tanrısını inkar eden, babasını inkar etmektedir.’





    Şiddet ya Ateist ya da Müşrik Yapar



    Şiddet ve korkutucu Tanrı fikrinin meydana getireceği anksiyete karşısında gelişen bir tavır da inkar (negasyon) mekanizmasını kullanmaktır. Tanrıyı, inkar ederek, yok farz ederek cezalandırılma korkusunun meydana getirdiği sıkıntı ve nahoş duyguların etkisinden kurtulmak, ateist olmak!

    Kişinin kafasında asla inkar edemeyeceği ve savaşamayacağı ölçüde büyük ama olumsuz bir tanrı fikri oluşmuşsa, o zaman bu çok güçlü ve reddi mümkün olmayan Tanrıya karşı kendisine yardım edecek, onu bu Tanrının elinden kurtaracak, bir “yardımcı, aracı ilah”a ihtiyaç duyar.

    Bu, kişiye sevgi gösterebilecek herhangi bir şahıs, bir lider, sevgili hatta bir genel kadın olabileceği gibi; cinselliğin, sıra dışı gençlik gruplarının, uyuşturucu kullanımının ya da "uç" inançların öne çıkarıldığı bir cemaat, tarikat, örgüt ve toplum dışı sapık bir grup da olabilir. Kişiliği tamamen pasifize eden bu sığınma olgusu, şahsın sığındığı yeri ya da objeyi hayatı pahasına müdafaa ettirir. Onsuz yaşamın asla düşünülemeyeceği bir haleti ruhiye oluşturur. Bu ise nihai tahlilde sığınılanı, bir “kurtarıcı ilah” edinmekten başka bir şey değildir.

    Cezalandırmak için fırsat kollayan, hınç dolu bir Tanrının gazabından kurtaracak, aralarını düzeltecek, barıştıracak bir vasıta, aracı, yardımcı bulduğuna inanan kimseyi, bu yardımcı tanrılardan soğutmak, koparmak kolay olmaz. Çünkü onlardan uzaklaşmak, onlarsız kalmak "korkunç Tanrı"nın gazabı ile doğrudan karşılaşmak demek olur ki, bunu hayal etmek bile kolay değildir.”(98)



    Şiddet, Felaketlere İmza Atmaktır



    Aile içi şiddetin çocuklar üzerinde meydana getireceği etkiyi ve bu etkinin oluşturacağı sonuçları ifade edecek tek kelime “felaket”tir. Bir baba, çocuklarına karşı elini kaldırdığında, çocuklarının gözü önünde annelerini dövdüğünde, bilmesi gerekir ki, anneye ve çocuklara uzanan o el; hem evlatları, hem kendisi, hem de toplum için büyük felaketlere imza atıyor.

    Gelecekte; uyuşturucu kullanan tinerci bir çocuk, yediği dayakların ve aşağılanmanın acısını toplumdan çıkarmaya çalışan bir psikopat, riskler ve tehlikeler karşısında kararsız, ürkek ve kişiliksiz bir adam, sevilmeyen ve sevmeyi de bir türlü başaramayan, karamsar, mutsuz ve intiharın eşiğinde bir genç kadın! Ve kim bilir daha neler!

    Canlı bombalar, Mavi Çarşı yangınları, İkiz kulelerin bilmem kaçıncı katında Sabancı cinayeti..!

    Yemek yediği ve yatak serip yattığı betonun altında cesetler gömülen hücre evleri! Ramazan sofrasında iftara beş kala tüfekle işlenen anne, baba ve abla cinayetleri..!

    Soygunlar, ırza geçmeler, terör örgütleri, alkol, uyuşturucu ve daha nice zincirleme felaketler...!

    Hepsi ve dahası..!

    Ve belki sonunda gözünü kırpmadan babasının boğazını kesen evlat!

    Evde hanımına ve çocuklarına karşı şiddet uygulayan baba, bütün bu felaketlerin altına imza atmış olduğunu bilmez bile..!



  10. 10
    Küçük demeyin, terbiye beşikten başlar,
    Hata, kızarak değil, öğreterek düzeltilir,
    Düşünceler, inandırılarak benimsettirilir,
    Aile içindeki geçimsizlik, çocuğu çok sarsar,
    Her kötü hareketine, hep göz yumulmaz,
    Aynı harekete bir iyi, bir kötü denilmez,
    Çok sertlik gibi, çok şefkat de zararlıdır,
    Hiçbir zaman onlara yalan söylenmez,
    Sözünden çok, yaptığına değer verilir,
    Kararlı olmak, çocuğu kötü hareketten korur,
    Onun yanında başkaları çekiştirilmez,
    Terbiyeden anne ve baba mesuldür,
    Çocuklar hiçbir zaman kötülenmez,
    Çocuğa verilen sözden dönülmez,
    Onlar yalancılıkla asla suçlanmaz,
    Sırlar onların yanında açıklanmaz,
    Kibirlenmesine göz yumulmaz,
    Samimi olduğunuza inandırılır,
    Konuşmaktan ziyade yaşatılır,
    Başkalarına yardıma alıştırılır,
    Sabırlı olmasına alıştırılır,
    Hayatın zorluğu öğretilir,
    Her isteği yapılmaz.




  11. 11

    --->: ne yapayım sizcee?

    Çocuğumuzun manevi eğitimi vazgeçilmezdir
    Manevi eğitim çocuğumuz için çok önemli ve vazgeçilmezdir. Manevi inançları olmayan çocuklar kendilerini eksik ve yalnız hissederler. Depresyona girme riskleri fazla, kendilerine güvenleri yetersizdir. Oysa, hayatın bir anlamı olduğuna inanmak rahatlatıcıdır.
    Maneviyat ebeveynlerden öğrenilir. Güven veren, uyumlu anne-babalar çocuklarına da inanç aşılarlar. Gördükleri ve hissedebildikleri ebeveynine güvenmeyi öğrenen çocuklar, göremedikleri bir varlığa inanmayı ve güvenmeyi de öğrenirler.

    Maneviyatın günlük aile yaşantısından ayrı bir şey olmadığını, aslında aile hayatının ta kendisi olduğunu bilmeliyiz. Aslında her an maneviyatla iç içe yaşıyoruz. Gökyüzünü, bulutları, ağaçları, bin bir renkteki çiçekleri, süt veren koyun ve inekleri çocuğumuzla birlikte seyredelim; tüm bunların nereden geldiğini ve bu nimetleri bize kimin ikram ettiğini konuşalım. Rabbimize şükredelim.

    Çocuğumuz günlük hayatın manevi boyunu bildiğinde, ruh sağlığı ve mutluluğu çok şey kazanacaktır.

    Onu dua etmeye, bir işei özellikle yemeğe ve yatmaya başlarken Allah’ın adını anmaya, verdiği nimetler için Rabbimizi şükretmeye, sevdirerek alıştırmalıyız.

    Bayramlara, kandillere, Cuma günlerine, Ramazan ayına özel önem verelim. Bu günlerde daha mutlu ve neşeli olalım. Dini faaliyet ve ibadetlerimize çocuğumuzu da katarak heveslendirelim, zevk almalarını sağlayalım.

    Unutmayalım ki inançlı çocuk, daha mutlu ve huzurlu çocuk demektir.

    İnançlı olarak yetiştirelim

    İnsanoğlu, kendisinden güçlü ve ulu bir varlığa inanmaya ihtiyaç duyar. Önemsiz endişelerimizi ve hayatın kısalığını, kainatın uçsuz bucaksız sonsuzluğuyla kıyasladığımızda; hayatın manasını, dünyada oluş sebebimizi, nereden gelip nereye gittiğimizi sorgulamaya düşünmeye başlarız. Çocuklar bu konuları sorgulamaya çok erken yaşlarda başlarlar. “Annemin karnında gelişmeye başlamadan önce ben neredeydim?” “Ölen büyük annem şimdi nerede?” gibi sorular sorarlar.

    Bu sorular üzerinde daha açık ve net düşünebilmeye başladıktan sonra, tatmin edici cevaplar isterler. Bu konularda onlar ile sohbet edelim. Meraklarını giderelim.

    Üstelik teknolojinin geliştiği günümüzde maneviyata daha çok muhtacız. Manevi inançları olmadan büyüyen çocuklar, hayatlarının herhangi bir amacı ve anlamı olmadığını düşünebilirler. Dini ve manevi inançları zayıf çocuklar, belirsizlik denizinde kaybolabilirler veya olmadık sapkın bir inanışa bağlanabilirler.

    Maneviyat, çocuklar tarafından görülemeyecek, ölçülemeyecek, ayarlanamayacak bir şey olduğundan, hayatın bu çok önemli boyutunu kaçırmamaları için yönlendirmeye ihtiyaçları vardır. Çocuklar hayata daha derin bir anlam katmak için manevi araştırmalara bizim sandığımızdan daha çok zaman ayırırlar: “Ben dünyaya nereden geldim, nereye gidiyorum?” “Hangi yolu izlemeliyim?”

    İşte manevi yönlendirme, çocukların kafalarında yer eden bu sorulara cevap verebilmeleri için bir plan ve yol haritası sunar. Aynı zamanda onlara güven, barış ve kişisel değer hissi verir.

    Sonra manevi değerleri ve inançları olan kimseler, karşılaştıkları problem ve rahatsızlıklarla daha kolay baş eder, kendini daha güçlü hisseder. Yalnız olmadığını, Allah’a dayanan insana, Allah’ın yardım ederek onu sahipsiz bırakmadığını düşünür. Allah’ın himayesine girerek rahatlar, moral bulur.


    Çocuklarımıza Allah sevgisi aşılayalım

    Çocuğumuzu Rabbimizin sevgisi ile yetiştirelim. Evladımız Allah’ın; seven, koruyan, affeden, merhametlilerin en merhametlisi olan, cezadan çok ödüllendiren Azamet sahibi bir İlah olduğunu öğrenmelidir.

    Bazı aileler, Allah korkusunu yanlış bir terbiye aracı olarak kullanmakta ve bu korkuyu, “söz dinlemeyeni Allah taş yapar!”, “yemeğini yemeyeni cehennemde yakar.”, “yalan söyleyenin dilini keser!” gibi cümlelerle çocuğun kafasına sokmaya çalışmaktadırlar.

    Bunun sonucunda, çocukta yanlış bir ilah kavramı tasavvuru oluşmakla kalmaz, aynı zamanda sürekli günahlarından dolayı kendini suçlayan ve aşağılayan bu çocuğun ruh sağlığı da bozulur.

    Çocuğumuzun sorularını basit, fakat doğru ve sade bir dille cevaplamalıyız. Allah’ın esirgeyen, bağışlayan, her şeyi yaratan ve bizleri koruyan tek ilah olduğunu çocuğa anlatmalıyız. Aşıladığımız Allah sevgisi, her türlü güçlüğü yenmede ona yardımcı olacaktır.

    Bir başka husus da, çocuklarımızla birlikte gezilere çıkarak tabiat güzelliklerini onlara göstermeli ve kainatı onlara tanıtmamızdır. Gökyüzünü, bulutları, ağaçları ve hayvanları beraber seyredelim; çocuğumuzla tüm bunların nereden tüm bunların nereden geldiği hakkında konuşalım. Hayvanat bahçesine götürerek Rabbimizin çeşitli yarattıklarını göstererek O’nun büyüklüğünü tefekküre teşvik edelim.

    Yine, dini bayram ve kandillere önem vermeli, ibadete özendirmeli, onunla beraber camiye gitmeliyiz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da anne/baba olarak uygun model olmalıyız.

    Ailesinde sıcak ve mutlu ortam olan çocuklar bu sıcaklığa uyar, anne-babanın ahlâkî ve geleneksel değerlerini paylaşırlar. Maneviyat, çocukların kendilerine ve kendi dışındaki ilişkilere güven duymalarını gerektirir; güven de hevesli, uyumlu ve karşılık veren ebeveynlerden öğrenilir.


    Muminem --->: ne yapayım sizcee?

  12. 12
    Çocuk eğitimi
    Çocuk, ana baba elinde bir emanettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher olup, mum gibi, her şekli alabilir. Küçük iken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun mahsûlü alınır. Neye meylettirilirse, oraya yönelir. Eğer hayrı adet eder, öğrenirse hayır üzerine büyür. Çocuklara imân, Kur'ân-ı kerîm ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünya saadetine ererler. Bu saadette anaları, babaları ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenalığın günahı, ana, baba ve hocalarına da yazılır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız. Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz. Öğretmez iseniz mesul olacaksınız.)

    (Çok müslüman evladı, babaları yüzünden Veyl ismindeki Cehenneme gideceklerdir. Çünkü, bunların babaları, yalnız para kazanmak ye keyf sürmek hırsına düşüp ve yalnız dünya işleri arkasında koşup, evladlarına müslümanlığı ve Kur'ân-ı kerimi öğretmediler. Ben böyle babalardan uzağım. Onlar da benden uzaktır. Çocuklarına dinlerini öğretmiyenler, Cehenneme gideceklerdir.)

    (Çocuklarına Kur'ân-ı kerim öğretenler veya Kur'ân-ı kerim hocasına gönderenlere, öğretilen Kur'ânın her harfi için on kerre Kâ'be-i muazzama ziyareti sevabı verilir ve kıyamet günü, başına devlet tacı konur. Bütün insanlar görüp imrenir.)

    (Bir insanın evladı ibadet edince, kazandığı sevab kadar babasına da verilir. Bir kimse,çocuğuna fısk, günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse babasına da, o kadar günah yazılır.)

    Kendinin yapması haram olan şeyi çocuğa yaptıran kimse haram işlemiş olur. Çocuklarına içki içiren, kumar oynamaya alıştıran, müstehcen neşriyatı okumasına sebep olan, yalancılık, hırsızlık gibi kötü huylara alıştıran, kıbleye karşı ayak uzatmasına sebep olan kimse, günah işlemiş olur.

    Dinimizin temeli; imânı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslâmiyet yıkılır yok olur. Allahü teâlâ Tahrim sûresinin 6. âyetinde buyuruyor ki:

    (Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz.)

    Kur'ân-ı kerimde, nefislerimizi ve aile efradımızı, yakıtı insan ve taş olan Cehennem ateşinden korumamız emredilmektedir. Elli-yüz senelik kısa bir hayat için evladı dünya felaketlerinden korumaya çalışıldığı gibi, ebedi felakete duçar olmaması için ahiretini de korumak lâzımdır. Bir babanın, evladını Cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, imânı ve farzları ve haramları öğretmekle ve ibâdete alıştırmakla ve kötü arkadaşlardan ve zararlı neşriyattan korumakla olur. Bütün fenalıkların başı, kötü arkadaştır. Kötü arkadaşları, onun küstah, yalancı, hırsız, saygısız ve korkusuz olmasına sebep olabilir. Senelerce de bu kötü huylardan kurtulamaz.

    Ne zaman çocukta iyi bir hareket görülürse, onu takdir etmeli, mükâfatlandırmalıdır. insanların yanında bazan onu övmelidir. (Amcası benim çocuğum böyle yaptı) diyerek iyiliğe teşvik etmelidir. Bir kabahat işler veya kötü bir söz söylerse birkaç defa görmezlikten gelmeli, (Onu yapma!) dememeli, azarlamamalıdır. Sık sık azarlanan çocuk, cesaretlenir, gizli yaptıklarını açıktan yapmaya başlar. Yaptığı kötü işlerin zararı, kendisine tatlı dil ile anlatılmalı, ikaz edilmelidir. Yapılan iş dine aykırı ise işin zararı, fenalığı ve neticesi anlatılarak, o kötü işe mani olmalıdır.

    Baba, baba olduğunu, büyük olduğunu hissettirmelidir. Anne, çocuğu babası ile korkutmalıdır.

    Her gün bir müddet oynamasına izin vermelidir ki, çocuk sıkılmasın, sıkılmak ve üzülmekten kötü huy hasıl olur ve kalbi körleşir.

    Hiç kimseden para istemesine müsaade etmemelidir. Fazla konuşmamasını, yemin etmemesini, büyüklere saygı göstermesini öğretmelidir. İyi insanların güzel hallerini anlatıp, onlar gibi olmaya, kötü insanların kötülüklerini anlatıp, onlar gibi olmamaya dikkat etmesi öğretilmelidir.

    Çocuğa her istediğini almak ve lüks içinde yaşatmak uygun değildir. Büyüyünce de her istediğini ele geçirmeğe çalışır. Fakat bunda muvaffak olamayınca sukût-ı hayale uğrar, isyankâr olur.

    Kendimiz helâl yediğimiz gibi, çocuklarımıza da helâl yedirmeliyiz. Haramla beslenen çocuğun bedenî, necasetle yoğrulmuş çamur gibi olur. Böyle çocuklar da pisliğe, kötülüğe meyleder. Sadece çalınan şeylerden başka haram yok zannetmemelidir. Helâl kazancı olan, alış-veriş ilmini bilmezse haram yer. Ödünç alıp vermede bile, bu işin nasıl yapılacağını öğrenmezse harama düşer.

    Çocuğa, israf etmemesini, kanaatkar olmasını öğretmelidir. Bazan da yavan ekmek yemeğe alıştırılmalıdır. Çocuğun kötü yerlere gitmesine mani olmalıdır. Çocuk kötülerin yanında ahlaksız, yalancı, hırsız ve hayasız olur.

    Baba, ne devamlı asık suratlı durmalı, ne de çocukla fazla yüz göz olmalıdır. Baba, konuşmasının heybetini korumalıdır. Çocuğa, babasının malı ile övünmemesi tenbih edilmelidir. Tevazu sahibi ve kibar olması öğretilmelidir. Başkalarından birşey almanın zillet olduğu, veren elin alan elden üstünlüğü bildirilmelidir. Hasisliğin (cimriliğin) çirkinliği öğretilmelidir. Başkalarının yanında edebli oturması, ayak ayak üstüne atmaması, laubali hareketlerden uzak durması telkin edilmelidir.

    Fazla konuşmaktan çocuğu men etmelidir. Fazla konuşmanın hayasızlığa yol açtığı, çenesi düşüklüğün kötülüğü belirtilmelidir. Çocuk nasıl olsa konuşmasını öğrenecektir. Maksat, ona icab edince susmasını ve büyüklerin sözünü dinlemesini öğretmektir.

    Doğru da olsa, çokça yemin etmesine müsaade etmemelidir. Herşeye yemin etmek, kötü bir alışkanlıktır. Büyüklere hürmet etmeyi, yerini onlara vermeyi ve herkesle iyi geçinmenin ehemmiyeti anlatılmalıdır.

    Çocuğu, daha küçükken namaza alıştırmalıdır. Büyüyünce namaz kılması zor gelebilir. Başkasının malını çalmayı, haram yemeyi, yalan söylemeyi gözünde çirkin gösterecek şekilde anlatmalıdır. Böyle yetiştirip buluğa erince, bu edeplerin sırlarını, inceliklerini ona söylemelidir. Her işi adet olarak yapmaması, niyetle, şuurla yapmasının lüzumu anlatılmalıdır. Meselâ, yemekten maksat, kulun Rabbine ibâdet etmesi, insanlara, vatanına, milletine faydalı hizmetlerde bulunması, insanların saadeti için çalışması olduğu öğretilmelidir. Dünyadan maksadın, ahiret için azık toplamak olduğu, zira dünyanın kimseye kalmadığı, ölümün çabuk ve ansızın gelebileceği anlatılmalı, (Ne bahtiyar o kimseye ki, dünyada iken ahiret azığı elde eder, Cennete ve Allahü teâlâya kavuşur.) demelidir.

    Küçük yaşında böyle terbiye edilirse, taş üzerine yazılan yazı gibi olur ve kolay kolay silinmez.

    Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

    (Bütün çocuklar müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonradan anaları, babaları hıristiyan, yahudi ve dinsiz yapar.)

    Görüldüğü gibi, hadîs-i şerifte müslümanlığın yerleştirilmesinde ve yok edilmesinde en mühim işin, gençlikte olduğu bildirilmektedir. O halde, her müslümanın birinci vazifesi, evladına İslâmiyeti ve Kur'ân-ı kerimi öğretmektir. Evlat, büyük nimettir. Nimetin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bunun için (Pedagogie), yani çocuk terbiyesi, İslâm dininde çok kıymetli bir ilimdir. İslâm dinine karşı olanlar, bu mühim noktayı anladıkları içindir ki, (Gençliğin ele alınması birinci hedefimizdir. Çocukları dinsiz olarak yetiştirmeliyiz) diyorlar. İslâmiyeti yok etmek ve Allahü teâlânın emirlerinin öğretilmesini ve yaptırılmasını engellemek için (Gençlerin kafalarını yormamalıdır. Din bilgilerini büyüyünce kendileri öğrenirler) diyorlar.

    Bugün, bütün hıristiyan memleketlerinde, bir çocuk dünyaya gelir gelmez, buna bozuk dinlerinin icaplarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, yahudiliği ve hıristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. Müslümanların imanlarını, dinlerini çalmak ve yok etmek ve onları da, hıristiyan yapmak için, İslâm memleketlerine paket paket kitap, broşür ve sinema filimleri gönderiyorlar.

    O halde, müslümanlar din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, bize emanet edilen çocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Hadîs-i şerifte buyruldu ki:

    (Ahlâkınızı güzelleştirin!)

    En vahşi hayvanlar bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hiçbir zaman elma çekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını büyüterek lüzumlu aşı ve kültürel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağaç olarak yetiştirmek mümkündür. Bunun gibi, insan tabiatında bulunan bazı arzuları yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.

    Her şeyi, zıddı kırar. Kötü huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları âdet haline getirmelidir. Çocuk, işleri ve ahlâkı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, güzel huylar kendiliğinden onun tabiata olur. Bu esaslar dahilinde çocuklar yetiştirilirse dünya ve âhiret saadeti elde edilir.

    Kıyamet günü, ana-baba, çocuğuna öğretilmesi gereken ilimlerden mesul olacak, vazifesini yapmamış ise, yahut kusur etmiş ise cezaya çarptırılacaktır. Çocuklarını İslâm terbiyesi üzerine yetiştirmeyenler, dünyada huzursuz oldukları gibi, âhiret felâketlerine de maruz kalacaklardır.

    Ne mutlu çocuğunu İslâm ahlâkı ile yetiştirenlere




  13. 13
    Çocuklarımıza Öğretmemiz gereken Adapların Başlıkları
    1. Allah ü Teala’ya (c.c) Kul Olma Adabı
    2. Peygamber Efendimize (s.a.v.)Tabi Olma Adabı
    3. Taharet (Temizlik) Adabı
    4. Abdest Adabı
    5. Banyo Adabı
    6. Yatma ve Kalkma Adabı
    7. Yemek Yeme Adabı
    8. Cami Adabı
    9. Medresede (Kuran Kursunda) Bulunma Adabı
    10.İlim Öğrenme Adabı
    11.Kuranı Kerim Okuma Adabı
    12.Hocaya Saygı Adabı
    13.Anne ve Babaya Saygı Adabı
    14.Selamlaşma Adabı
    15.Konuşma Adabı
    16.İyiliği Emredip Kötülükten nehyetme (uzaklaştırma) Adabı
    17.Hastayı Ziyaret Adabı
    18.Cenaze Adabı
    19.Elbise Giyinme Adabı
    20.Tövbe Adabı
    21.Dua Adabı
    22.Alışveriş Adabı