Mumine.com ve Sizden Gelen Sorular Forumundan iman nedir?icmal iman,tafsili iman ve mertebeleri? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    iman nedir?icmal iman,tafsili iman ve mertebeleri?

    Reklam




    iman yönündan insanlar:mü'min -münafık-kafir nedir açıklamalarıyla aşağıda sunulmuştur.

    a) Mümin
    Allah'a, Hz. Peygamber'e ve O'nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye mümin denir. Müminler âhirette cennete gire-cekler, orada pek çok nimetlere kavuşacaklardır. Günahkâr müminler, suçları ölçüsünde âhirette cezalandırılsalar da sonunda cennete konulacaklardır. Mü-minlerin ebedî cennetlik olacağına dair Kur'an'da pek çok âyet vardır.
    b) Kâfir
    İslâm dininin temel prensiplerine inanmayan, Hz. Peygamber'in yüce Allah'tan getirdiği kesin olan ve tevâtür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye kâfir denir. Meselâ namazın farz, şarabın haram oluşunu in-kâr eden, meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmeyen kimse kâfirdir.
    Kâfir sözlükte "örten" anlamına gelmektedir. Gerçek ve doğru inancı örttüğü, yanlışşeylere inandığı için böyle kimselere kâfir denmiştir. Bir in-san kâfir olarak ölürse ebedî cehennemde kalacaktır. Bu konudaki âyetler-den birinde şöyle buyurulmuştur: "(Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlara gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir. Onlar ebediyen o lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır" (el-Bakara 2/161-162).
    c) Münafık
    Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve onun, Allah'tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere münafık denir. Münafıkların içi başka dışı başkadır. Sözü özüne uygun değildir. Bir âyette şöyle buyurulur: "İnsan-lardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah'a ve âhiret gününe inandık’ derler" (el-Bakara 2/8). Münafıkların gerçekte kâfir oldukları bir başka âyette şöyle ifade edilir: "Onların Allah yolundan sapmalarının se-bebi, önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlen-miştir. Artık onlar hiç anlamazlar" (el-Münâfikun 63/3).
    Münafıklar İslâm toplumu için açık kâfirden daha tehlikelidirler. Çünkü onlar dıştan müslümanmış gibi gözüktüklerinden tanınmaları mümkün de-ğildir; içten içe müslüman toplumun huzur ve düzenini bozar, kuzu postuna bürünerek dikkatsiz ve bilgisiz müslümanları yanlış yönlere sürüklerler. Peygamberimiz vahiyle kimlerin münafık olduğunu bilir, bu sebeple de on-lara önemli görevler vermezdi. Hz. Peygamber'den sonra insanlar için böyle bir bilgi kaynağı (vahiy) söz konusu olmadığından ve müslüman olduğunu söyleyenlerin iç dünyasını araştırmak da doğru olmadığından münafık, dünyada müslüman gibi işlem görür. Onun cezası âhirete kalmıştır. Bir âyette açıklandığı üzere cehennemin en alt tabakasında münafıklar bulunur:
    "Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar (derk-i esfel). Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın" (en-Nisâ 4/145).


    Paylaş
    iman nedir?icmal iman,tafsili iman ve mertebeleri? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    IMAN NEDIR
    İman; Cenab-ı Allah'ın, vahiy meleğin aracılığı ile, Hazret-i Muhammed (sav)'e gönderdiği semavi hükümlere kesin olarak inanıp tasdik etmektir.
    Bir kimse Kur'an-ı Kerim ve mütevatir sünnet ile sabit olan bir hükmü inkar ederse mü'min değildir. Mü'minlere terettüp eden ahkam da kendisine terettüp etmez. Mesela oruç, namaz ve benzeri farzları inkar eden veya içki ve faiz gibi yasakları kısmen de olsa mübah gören kimse, İslamın hududu dışında kalıp müslümanlarla olan manevi bağı koparmış olur. Bu sebeple müslümanlara varis olamaz, cenaze namazı kılınmaz, müslüman mezarlıklarında defnedilmez ve onlarla evlenemez.
    İslama inanmadığı halde kendine, müslüman görüntüsü veren Abdullah bin Ubey, ölüm döşeğinde iken Peygamberimiz ile görüşmek istedi. Bunun için yanına giden Peygamber (sav)'denkendisinin cenaze namazını kıldırmasını istedi. Peygamber (sav) de bu teklifi kabul etti. Öldüğünde Peygamber (sav), cenaze namazını kıldırmak için ayağa kalktı. Fakat İslama karşı samimi olmadığı için Cenab-ı Hak, Peygambere, onun cenaze namazını kıldırmasını yasaklayarak şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu: "Asla onlardan –münafıklardan- ölen kimse üzerine cenaze namazını kılma." (Berae).
    ________________________________

    İCMALÎ ve TAFSÎLÎ İMAN
    İman, inanılacak hususlar açısından icmalî ve tafsîlî iman olmak üzere ikiye ayrılır.
    a) İcmali İman
    İnanılacak şeylere kısaca ve toptan inanmak demektir. İmanın en özlü ve en kısa şekli olan icmalî iman, tevhid ve şehadet kelimelerinde özetlenmiştir.
    Tevhid kelimesi: La ilahe illallah Muhammedün Resulullah (Allah'tan başka hiçbir İlah yoktur. Muhammed O'nun elçisidir) cümlesidir. Şehadet kelimesi de: Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resülüh (Ben Allah'tan başka hiçbir İlah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim) ifadesidir.
    İmanın ilk derecesi ve İslam'ın ilk temel direği budur. Gerçekte Allah'ı yegane İlah tanıyan, Hz. Muhammed'i O'nun peygamberi olarak kabullenen kişi, diğer iman esaslarını ve Peygamberimiz'in getirdiği dini de toptan kabullenmiş demektir. Çünkü diğer iman esasları bize Hz. Peygamber aracılığıyla bildirilmiştir. Öyleyse Allah’ın elçisini tasdik etmek, getirdiği hükümleri de tasdik etmek demektir. İnanılacak şeyler ayrı ayrı söylenmediğinden dolayı bu imana icmalî (toptan) iman denmektedir. Mümin sayılabilmek için, icmalî iman yeterli olmakla birlikte, İslam'ın diğer hükümlerini ve inanılması gerekli olan şeylerin her birini kişinin teker teker öğrenmesi zorunludur.
    b) Tafsilî İman
    İnanılacak şeylerin her birine, açık ve geniş şekilde, ayrıntılı olarak inanmaya tafsilî iman denilir. Tafsîlî iman üç derecede incelenir:
    Birinci derece. Allah'a, Hz. Muhammed'in Allah'ın peygamberi olduğuna ve ahiret gününe kesin olarak inanmaktır. Bu, icmalî imana göre daha geniştir. Çünkü burada ahirete iman da yer almaktadır.
    İkinci derece. Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra tekrar dirilmeye, cennet ve cehennemin, sevap ve azabın varlığına, kaza ve kadere ayrı ayrı inanmaktır. Tafsilî imanın ikinci derecesi amentüde ifade edilen prensiplerdir.
    Üçüncü derece. Hz. Muhammed'in Allah katından getirdiği, bize kadar da tevatür yoluyla ulaştırılan bütün haberleri ve hükümleri tasdik etmektir. Bir başka ifadeyle, manası apaçık (muhkem) ayet ve mütevatir hadislerle sabit olan hususların hepsine ayrı ayrı, Allah ve Resulü'nün bildirdiği ve emir buyurduklarını da içine alacak şekilde bütün ayrıntıları ile inanmaktır. Bu durumda namaz, oruç, hac ve diğer farzları, helal ve haram olan davranışları öğrenip bütün bunların farz, helal ve haram olduklarını yürekten tasdik etmek tafsîlî imanın üçüncü derecesini oluşturur.
    Müslüman olmayan bir kimse, icmalî iman ile İslam'a girmiş olur. Bu iman üzere ölürse neticede cennete girer. Fakat tafsilî iman ile müslümanın imanı yücelir, olgunlaşır, sağlam temeller üzerine oturur. Bir insanın, Allah'ı ve O'ndan geleni gönülden tasdik ettikten sonra Hz. Peygamber'in açıkladığı buyruk ve yasakları bütünüyle, farzı farz, haramı haram bilerek öğrenmesi, kabullenmesi ve uygulaması gerekir. Tafsîlî imanın üçüncü derecesi, zarürat-ı diniyye denilen ve inanılması zorunlu bulunan bütün inanç, ibadet, muamelat ve ahlak hükümlerine inanmayı içermektedir.



  3. 3
    a) Mümin
    Allah'a, Hz. Peygamber'e ve O'nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye mümin denir. Müminler âhirette cennete gire-cekler, orada pek çok nimetlere kavuşacaklardır. Günahkâr müminler, suçları ölçüsünde âhirette cezalandırılsalar da sonunda cennete konulacaklardır. Mü-minlerin ebedî cennetlik olacağına dair Kur'an'da pek çok âyet vardır.
    b) Kâfir
    İslâm dininin temel prensiplerine inanmayan, Hz. Peygamber'in yüce Allah'tan getirdiği kesin olan ve tevâtür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye kâfir denir. Meselâ namazın farz, şarabın haram oluşunu in-kâr eden, meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmeyen kimse kâfirdir.
    Kâfir sözlükte "örten" anlamına gelmektedir. Gerçek ve doğru inancı örttüğü, yanlışşeylere inandığı için böyle kimselere kâfir denmiştir. Bir in-san kâfir olarak ölürse ebedî cehennemde kalacaktır. Bu konudaki âyetler-den birinde şöyle buyurulmuştur: "(Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlara gelince, işte Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üstünedir. Onlar ebediyen o lânet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır" (el-Bakara 2/161-162).
    c) Münafık
    Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini ve onun, Allah'tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere münafık denir. Münafıkların içi başka dışı başkadır. Sözü özüne uygun değildir. Bir âyette şöyle buyurulur: "İnsan-lardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah'a ve âhiret gününe inandık’ derler" (el-Bakara 2/8). Münafıkların gerçekte kâfir oldukları bir başka âyette şöyle ifade edilir: "Onların Allah yolundan sapmalarının se-bebi, önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlen-miştir. Artık onlar hiç anlamazlar" (el-Münâfikun 63/3).
    Münafıklar İslâm toplumu için açık kâfirden daha tehlikelidirler. Çünkü onlar dıştan müslümanmış gibi gözüktüklerinden tanınmaları mümkün de-ğildir; içten içe müslüman toplumun huzur ve düzenini bozar, kuzu postuna bürünerek dikkatsiz ve bilgisiz müslümanları yanlış yönlere sürüklerler. Peygamberimiz vahiyle kimlerin münafık olduğunu bilir, bu sebeple de on-lara önemli görevler vermezdi. Hz. Peygamber'den sonra insanlar için böyle bir bilgi kaynağı (vahiy) söz konusu olmadığından ve müslüman olduğunu söyleyenlerin iç dünyasını araştırmak da doğru olmadığından münafık, dünyada müslüman gibi işlem görür. Onun cezası âhirete kalmıştır. Bir âyette açıklandığı üzere cehennemin en alt tabakasında münafıklar bulunur:
    "Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar (derk-i esfel). Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın" (en-Nisâ 4/145).



  4. 4
    bilgiler için teşekkür ederim



  5. 5
    Kayıtsız Üye
    icmail iman ile tafsili iman arasındaki fark



  6. 6
    İmanın makbul ve muteber olan en kısa şekli : "Peygamberimize ve Onun Allah tarafından getirdiği ve haber verdiği her şeye inanmaktır." Buna İCMALİ İMAN denir. Tek cümle haline getirilmiş, topluca ve kısaca ifade edilmiş iman demektir.

    İCMALİ İMAN, müslümanların avam tabakasına yani okuyup yazması olmayan tahsil imkanı bulunmayan, kültür seviyesi normalin altında olanlara tanınmış bir kolaylıktır. Dini eğitim ve öğretimden uzak bulunan veya bu eğitimi yapacak kadar zaman ve imkan bulamayan kimseler için bu şekilde iman etmekten başka yol ve çare yoktur. Düşman istilası altında bulunan dinini öğrenme ve çocuklarına öğretme imkanı ve fırsatını bulamayanlar imanlarını ancak bu yolda devam ettirebilirler.

    Ölüm halinde olan son nefesini vermek üzre bulunan bir kimsenin durumu iman edilmesi gereken herşeyi bir bir saymaya müsait değildir. O sadece "LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RESULULLAH" veya Hz Muhammede ve onun tebliği ettiği her şeye inandım diyebilir. Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz:"Son sözü la ilahe illallah olan kimse cenente girer" buyurmuştur. Ömrü boyunca küfür içinde yaşayan ve son nefeslerinde iman etmek isteyen kimsenin bir defa bilerek ve isteyerek Kelimei Tevhidi veya manasını söylemesi ahirette ebedi azaptan kurtulmasına sebeptir.

    TAFSİLİ İMAN, inanılması gereken ve mecburi olanların herbirine ayrı ayrı bilerek inanmaktır. Tafsili İmanın en kıza şekli "Allaha, meleklerine,kitaplarına,peygamberlerine,ahiret gününe ve kadere inanmaktır" Tafsili iman için sınır ve kayıt yoktur. Herkesin kitap ve sünnete dayanan ve delillere istinad eden bilgisi nisbetinde olur. İmanın altı şartını sadece isim olarak bilen ile bu şartlar hakkında bütün akli ve nakli delilleri kalbine yerleştiren arasında büyük bir derece farkı vardır.

    Tafsili İman, İslam inancındaki yüksek hikmeti kavramak ve gerekirse dine yapılan fikri bir hucumu karşılamak için tahsil imkanı olan herke için lüzümludur. Bir memlekette kitap ve sünnetten delilleriyle bilmek şartı ile imanın tafsilatını bilen en az bir kimsenin bulunması o memleket halki üzerine farzı kifayedir.İnanan bir insanın nelere ve neden inandığını bilmesi kadar önemli birşey yoktur. Bir insanın inandığı mefhumların neler olduğunu bilmemesi kendisi için en büyük noksanlıktır.

    İcmail iman bir tohum, tafsili iman bu tohumdan yeşeren ve yükselen bir ağaç gibidir. İcmali iman tafsili imanın ger derecesinde kullanılan vazgeçilmesi imkansız ölçü ve prensiptir. Tafsili imana ait her bilgi ve inancın icmali iman prensibine uyması yani onun Peygamber tarafından ve Kuranı Kerim veya en itimat edilir sünnet ile nakledilmesi mecburiyeti vardır..

    Ö.Karaman




  7. 7
    Alıntı kayıtsız Nickli Üyeden Alıntı
    cmail iman ile tafsili iman arasındaki fark
    okuması yazması olmayan yada dini bilgisi az olan
    kişilerin inanılması farz olan iman esaslarını kabul edip
    inanmasına icmali iman denir yani bilgi sahibi olmasa da
    sorgulamadan yürekten iman etmek demektir
    tafsili iman ise iman esaslarını kabul eden inanan aynı zamanda da
    bu iman hakikatlerinin hakkında araştırıp neye niçin inandığı konusunda
    ilim yaparak bilgi sahibi olmaya denir, adından anlaşıldığı gibi
    tahsil gerektiren geniş kapsamlı tafsili iman bilqisidir
    kısaca Alimlerin bilgileri qibi diyebiliriz. sevqili kardeşimiz hayırlarla..




iman nedir,  icmali iman nedir,  tafsili iman nedir,  peygamberimizin allahtan getirdiği şeylere iman eden kimse,  imanın mertebeleri,  icmali iman,  tafsili imanın mertebeleri