İslam Dini ve İman Bölümü ve Şeytan Forumundan Günümüzde şeytan (îblîs-tağut) Anlayışı Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Günümüzde şeytan (îblîs-tağut) Anlayışı

    Reklam




    IV- GÜNÜMÜZDE ŞEYTAN (ÎBLÎS-TAĞUT) ANLAYIŞI IV- GÜNÜMÜZDE ŞEYTAN (ÎBLÎS-TAĞUT) ANLAYIŞI


    İslam Dini, insanlara Allah'tan başka-sına ibadet etmemeleri, yalnızca Allah'ın hakimiyetini ikrar etmeleri, O'na doğrudan veya dolaylı yoldan eş koşmamaları ve her türlü şeytani duygulardan uzak olmaları için, “Allah'dan başka tapılacak, ibadet edi-lecek hiç bir ilah olmadığı” ilkesini öğret-miştir. Bu ilkeye, ancak inanç ve düşüncele-rini, her türlü değer ölçülerini sadece vahiy kaynağından alıp, Allah'ın koyduğu hüküm-leri tümüyle hayatında yaşamaya çalışan gerçekten inanmış olur. Allah'dan başka her hangi bir varlığın, Allah'la birlikte ha-kimiyet ve ilahlık hakkına sahip olduğunu iddia eden her insanı, her düşünceyi ve sis-temi iblis kabul eder. İnanç yönünden dinin temeli budur.
    Konuyu İslamın yeryüzüne getirdiği bu inanç açısından değerlendirdiğimiz zaman, günümüz insanlığını pek çok fırkalara ay-rılmış olarak görürüz. İslamın bu temel inanç ilkesinin dışında olan her fert ve top-lumun birleştikleri nokta ancak sapıklık olabilir. Çünkü toplumdaki kişileri birbiri-ne bağlayan unsur; gerçeğe iman, hak fi-kir ve hayat prensiplerindeki birlikleridir. Yoksa kişilerin çıkar ve hayal mahsulüne dayalı her sistem ve düzen bir bakıma an-cak bir sömürü ortaklığıdır.
    Allah'ın kitabına uymada birleşme yü-kümlülüğü, insanlara, Allah tarafından ve-rilmiş bir görevdir. Bu mükellefiyetin iki te-mel esası vardır. Birincisi; Kur'an'da ne emredilmişse onu yapmak, ikinciside, Kur'an'ın yasaklarından sakınmak ve Allah'tan baş-ka hiç bir şeyi ilah kabul etmemektir. İs-lama göre, Allah'ın emrine samimi olarak uyarak ona kul olan herkes müslüman, başkalarına kul-köle olanlar da müşriktir.
    Kur'an insanların yapmakla yükümlü oldukları görevleri, emirler manzumesi ola-rak onlara bildirmiş, O'nun en yetkili açık-layıcısı Hz. Muhammed (s.a.v.) de bu ila-hî hükümleri beyan etmiştir. Ayrıca insanların Allah'ın hoşnud olmadığı yasakların-dan kaçınmaları da istenmiştir. Kur'an'ın istediği bu sorumluluk karşısında her insan değişik tavır olarak ya tam bir teslimiyetle mutlak bir itaat örneği, veya Hakka karşı kibirliliğiyle bir isyankâr örneği olmuştur. Bu iki örnekten ikincisi, konumuzun dahi-linde olduğu için, bu mizacın vasıf ve husu-siyetleri üzerinde duracak, günümüz insan-lığının “şeytan anlayışını” da belirtmeğe ça-lışacağız.
    Günümüz insanlarını şeytan anlayışla-rı açısından üç gurupta değerlendirmek mümkündür.
    a- Allah'a inanarak O'na teslim olup, şeytanı düşman bilenler.
    b- Allah'a inanmayıp, şeytana uya-rak onu dost kabul edenler.
    c- Allah'a inandıklarını söylemeleriyle birlikte iblis yolunu izleyenler.
    Allah'a iman ederek tevhid inancına bağlı bir mü'min olabilmek, ancak küfrü atıp Allah'ın emri dışında hiç bir şeye tes-lim olmamak, O'nun Resulünün yolunda ol-maya kesin karar vermekle mümkündür. Bu doğrultuda verilen karar uygulanırsa işte o zaman insan Allah'a gerçek anlamda inanmış olur. Bu imandır ki sahibini asla küfre düşürmez ve hiç bir tağut'u tanıma-ya izin vermez. Kâinat içinde insanların çoğunun kalbine nüfuz ederek onları iyilikten ayıran, lanete uğramış, kibirlenerek Allah'-ın emrine ilk isyan eden varlık şeytandır. Al-lah'ın ve O'na inananların düşmanı olduğu-nu bilmek iman etmiş olmanın birinci özel-liğidir. Kur'an bu gerçeği şu çağrısıyla bü-tün insanlığa duyurmakta; “Ey iman eden-ler, hepiniz birden İslama (barışa) girin, şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, si-ze apaçık düşmandır.”[1]Şey-tanı düşman bilineninde belirtileri vardır. Bu belirtilerin en önemlisi şeytan vesvesesi karşısında Allah'tan korkmak, şeytana, fır-sat vermemektir. “Allah'dan korkanlar, ken-dilerine şeytandan gelen bir vesvese dokun-duğunda hemen (Allah'ın emir ve yasakla-rını) hatırlar ve gerçeği görürler”.[2] mealindeki ayet bu hakikati ifade et-mektedir.
    Şeytanı düşman bilenler, inandıkları ilahi nizama sığındıkları zaman şeytan onları kötülüğe sevketmeğe güç yetiremiyecektir. “Çünkü mü'minlere ve Rabb'lerine gü-venenlere o (şeytan)ın bir gücü yoktur.” onları kandırmağa gücün yetmez.”[3]“Benim (gerçek) kullarıma gelince se-nin onları kandırmağa gücün yetmez.”[4]
    Mealindeki ayetler, şeytanın Al-lah'ın hükümleri karşısındaki güçsüzlüğü-nü belirtiyor...
    İnsanlardan bir kısmı da, şeytana, onun gösterdiği yolda gitmek suretiyle uymakta-dırlar. Allah'ın emrini dinlemeyip, şeytan'ın emrini dinleyenler onu dost edinmiş olur-lar. Günümüz insanlarını Allah'ın emrine karşı gelmeye sevkeden sebeple, şeytanı kö-tülüğe sevkeden sebebin aynı olduğunu gör-mekteyiz. Yani İblise uyanların onunla bir-leştikleri noktalar Allah'ın emrine uyma-mak, O'nun hükümlerini beğenmemek, Fa-zilet sahibinin faziletini kabul etmemek, günahda ısrar ederek büyüklenmektir.
    Allah, Kur'an'da İblisin, emri ilahî kar-şısındaki kibirliliğini haber vererek, insan-ların bu duruma düşmemelerim ve iblise uymamalarını bildirmiştir. Hayatlarında kendi hükümlerini değil, Allah'ın emirleri-ni, kanunlarını tatbik etmelerini istemiştir.
    Bu açık bilgiye rağmen emri ilâhi karşısındaki büyüklük davası bugünde in-sanları aynı günaha itmektedir. Bu bü-yüklük ve Allah'ın dinini beğenmemedir ki sahibini bir iblis yapmakta günümüzde... Her asrın iblisleri, aynı özellikte olacaklar-dır. Allah'ın emri önünde eğilmeyen, O'nun koyduğu hükümleri beğenmeyenler hangi asırda olurlarsa olsunlar iblisi temsil eden-lerdir. Meleklere: “Âdeme secde edin” de-miştik, hemen secde ettiler: Yalnız iblis di-retti böbürlendi, inkarcılardan oldu.[5]Mealindeki ayet, insanla şeytan ara-sındaki mukadder mücadeleyi ilan etmek-tedir. Bu mücadele, kıyamete kadar sürüp gidecek, hükmüde baki kalacaktır. Hangi insan, Allah'ın emrine karşı gelirse o iblisi temsil edecek, hangi sistem Hak dinin hü-kümlerini benimsemezse o, tağut'u ifade edecektir. Bu savaşın meydanı bizzat insa-nın kendisidir. Bunun için kazanan veya kaybeden insandır.
    Allah'a inanmayıp, şeytanın emrine gi-ren insanların Kur'an'da belirtilen diğer va-sıfları da, Allah'ın hükümleri üzerinde, gönüllerine göre hükmetmeleridir. Şeytan, insanı Allah'a isnat edilmesi uygun olmayan şeyler ve belirttiği hükümleri hak-kında, gönlüne göre hüküm vermeye sevkeder. Bu durum şeytanın insanın kalbine ve fikrine kadar sokulup onu etkisi altına alabileceğini gösterir. Bu hale düşen insa-na; şunu yemek niçin haram olsun, bu işi yapmak niçin yasak olsun? dedirtir. Bu şe-kilde insana, Allah'ın emrinin aksine pek çok işler yaptırır. Şeytanın bu vesveselerin etkisinde kalarak, gönüllerine göre hüküm verenlerin, günümüzde oldukça çok olduk-ları bilinmektedir. Bu tür sözler söyleyerek Allah'ın dininden uzaklaşmış niceleri vardırki bunlar hep Allah'a eş koşanlardır.
    İblis, kendine tabi olanları çoğaltınca, artık hükmünü bir topluma geçirebilecek kadar etkili olabilmektedir. Böylece insan toplumlarına, şeytanın hakimiyeti anlamı-na gelen Tağut'ları görüyoruz insanlık haya-tında. Tağut, hakka, hakikata ve imana kar-şı gelen, Allah'ın insanlar için çizdiği niza-ma ve hududa tecavüz eden, her şeyi ifade eder. Put ile ifade edilen tağut, bir şahıs ola-bileceği gibi Allah'a bağlanmayan her çeşit fikir, düşünce ve Allah'ın dinini kabul et-meyen her türlü sistem, âdet ve alışkanlık-larda olabilir. Günümüz insanlığını, Allah yolundan alıkoyan hep bu tağut şeytanla-rıdır.” Allah, inananların dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirle-rin dastlarıda tağut'tur. (o da) onları, ay-dınlıktan karanlıklara çıkarır. Onlar ateş halkıdır, orada, ebedi kalacaklardır.[6]
    Tağut veya şeytana tapınma konusu-nu biraz daha açarak günümüzdeki “şey-tan anlayışına” daha da açıklık getirmek istiyoruz. Tağut kelimesinin ifade ettiği ma-na, put veya şeytan, yani Allah'ın hükümlerine tecavüz eden her çeşit varlıktır. Al-lah'ın ilahlığına ve dinine karşı çıkmak ise zulmün ve haddi bilmezliğin en çirkin şekli-dir. Bu davranış, hem lafız hemde anlam iti-bariyle tamamen “tağut” kelimesinin içine girer. Şu halde tağutu, sadece bir şeytan olarak değil, Allah'a isyana sevkeden, Allah'ın hükümlerini inkâr eden kişi, görüş ve sistem olarakta değerlendirmek gerek-mektedir. Bu özelliğe sahip olası tüm var-lıklar birer tağut, onların koyduğu pren-sipleri kabullenmekte onların yolunda ol-maktır. Kur'an, Ehl-i Kitabın, Haham ve Rahiplerine ibadet etmelerini, Allah'ın dini-ni bırakıp bu kişilerin koydukları prensip-lerin peşinden gitmeleri olarak belirtilmek-tedir. “Kendilerine kitaptan bir pay verilen-leri görmedin mi? (Baksana onlar) tağuta (puta) ve batıla inanıyorlar ve inkâr eden-lere “Bunlar, inananlardan daha doğru yol-dadır” diyorlar.[7]
    Allah'a iman etmiyenler, Tağutlara ina-nırlar. İnanmasalar bile yine de o tağutların tasallutundan kurtulamazlar. İnsan cemiyetsiz, emirsiz ve yasaksız yaşayamaz. Allah'ın teklifini, O'nun emirlerini dinleme-yenler elbette tağutların emirlerine mah-kum olurlar. Çünkü tağuta uymak, bütün serlerin kaynağıdır. İnsanlar batıla inanır, Allah'ın diniyle alakası olmayan hükümle-re bağlanırsa, şeytana inananları ve Allah'-ın dininden uzak olanları daha doğru yolda sanırlar.
    Tağutu inkar etmek, azgınları ve azgın-lıkları inkâr etmektir. Gerçek anlamda “Allah'dan başka hiç bir ilah yokur” demek, tağutları kökünden silmektir.
    Günümüz insanlarından bir kısmının da; Allah'a inanmış olduklarını söylemele-rine rağmen, şeytan yolunda olduklarını görmekteyiz. Bu şekildeki yaşayışları, hiç şüphesiz, Şeytanı Kur'anî açıdan tanıyamayışlarından kaynaklanmaktadır. Şeytan, in-sanı, doğrudan Allah'a karşı isyankâr ya-pamazsa çeşitli yollara baş vurur. Allah'ı inkâr etseler O'nun hükümlerini yerine getirmeselerde mes'ud olabileceklerini, mü'min kalabileceklerini vadeder. Çünkü şey-tân, kötülüğü ziyadeleştirme konusunda bü-yük maharet sahibidir. O, her türlü şirret-likte usta bir sanatkârdır, hilekârdır, sa-pıktır, aldatıcıdır.
    Şeytan'ın insanları, kötülüğe sevkedişi, haktan uzaklaşmaya teşvik ve vesvese ver-mek, kötülükleri güzel göstermek, onları Allah'ın dininden gafil bırakmak gibi yol-larla da olabilmektedir. Ancak şeytanın en korkunç hilesi ve aldatıcı vaadi, işlenen gü-nah ve yapılan isyanlardan sonra affedilme vaadidir. İnsana daima affedilirsin diye ümit verirken onu devamlı isyana iter. Bu aldatışın meydana getirdiği boşluktan, ifsat etmek istediği kalblere rahatça girebilir.. Sahip olduğu insanlara, istediği şekilde günahlar işletebilir. Allah'ın af ve mağfiret deryasının genişliğinden bahsederek işlenen günahları küçük ve tatlı gösterir onlara.
    Allah'a inandıklarını söylemelerine ragmen, şeytan yolunda gidenler, bu hileye kanmış olanlardır. Allah'a güveni olmayan-lar, O'na inanmayanlar, şeytanın vesvesesiyle şeytanın oyuncağı haline gelirler. Şey-tanın desisesi hedefine ulaşınca, artık bu in-sanlar Allah'ın hükümlerini inkâr ederken bile, iman etmiş olduklarını zannederler. Oysa şeytan, Allah'ın affının genişliği ile aldatmıştır onları... “Şeytan sizi Allah ile de aldatmasın”[8] mealindeki ayet bu konuda her aşırın insanına ilahi bir ikazdır. Allah bağışlayıcıdır diyerek günahla-ra, tembelliklere, sefaletlere düşenler, Al-lah'ın bu ayetinden gafil olanlardır. Gerçi Allah, bağışlayıcı ve merhamet edicidir. An-cak Allah öyledir diye, mağrur olmak, Al-lah'a itaat etmemek izzet ve celâlini hesaba almamak ve azabından korkmamak da bü-yük bir yanılgıdır. Mü'min, Şeytanın hilesi-ni (yüzüne çarparak başından defettiği gibi onun öncülerine davetçilerine karşı da dai-ma şuurlu olarak hazır bulunur. Günümüz-de Şeytanın esiri olan kişilerin veya top-lumların bir özelliği de, hiç bir bilgi ye dü-şünceye dayanmadan, katı bir taassubla, islam dışı âdet ve gelenekleri taklid etmeleri-dir. Halbuki islam, insanları hurafeler ve batıl gelenekler zincirinden kurtarıp, kafa-larına hür düşünce, aydınlık ve bilgi doldur-mak istemiştir. Allah nizamının önüne diki-len, islam dışı gelenek ve sistemlerde birer şeytandırlar. Hem Allah'ın hem de nefisle-rinin rızasına uygun olan hususlarda, asıl mabud, Allah mı yoksa nefismi olduğu açık olarak belirmez. Bu durumda Allah'ın em-ri, insan nefsine ağır gelirde nefsin veya Al-lah'tan başka sevilen her hangi bir varlığın arzusu üstün görülürse, yapılan işin bir şey-tanet olduğu bilinmelidir. Şeytan özellikle nefsin hoşlanacağı şeylerle insanı isyana sevkeder. Muhabbetlerini, Allah'a hasretmeyip dişilere, kadınlara yöneltenler, şey-tana kul olmuşlardır. Şeytanlar, başka yol-larla aldatmadıklarını daha ziyade kadın-larla aldatırlar ve şeytani ruhların ma'budu kadın olur. Çünkü insanoğlu kalbini Al-lah'tan uzaklaştırıp başka ma'budlara bağ-larsa, şeytana doğru yönelir ve onunla ar-tık arkadaş olur. Şeytan vesveselerle ona fenalıkları hoş gösterir, uyanarak hidayete gelmesini önler, gittiği yolun doğru olduğu-nu söyler. Böylece kişi kurulan tuzağa doğ-ru şuursuzca ilerler.
    İnsanları, medeniyet adı altında şeyta-nî metodlarla hayasızlığa sürükleyenler, çıplaklığa alkış tutanlar ve hayasızlığı iyilikmiş gibi gösterenler, günümüz dünyasmda çokça gördüğümüz şeytanlardır. Günümüzde şeytan hesabına çalıştırılan ileti-şim araçları, ruh ve bedenleri çıplak bırak-ma kampanyasını sürdüren din ve insan düşmanları, cehalet ve ahlaksızlığı hortla-tan şeytan dostları az değildir. Her asırda-ki şeytan yolu mensuplarının en belirgin özelliklerinden biri de çıplaklık ve namussuzluk yolunda çalışmalarıdır. Şeytan dost-ları, şeytanlarından aldıkları ilhamlarla, bu fitne metodunu uygulamaya devam eder-ler. Bu, şeytanla insan arasındaki savaşın bir yönüdür. O halde mü'minler şeytan ve şeytan dostları karşısında daha tedbirli ol-mak zorundadırlar. Bu tedbirin temeli de hiç şüphesiz Tevhid inancına sarılıp gere-ğince uygulamaktır.
    Tevhidin, şartı, Allah'tan başkalarını yok farzetmek değil, ancak Allah'tan başkan-larını ilah olarak tanımamaktır.
    İnsanların, Şeytan, iblis ve tağutların fitnelerinden korunmaları onların yanıltma noktalarını bilip, Kur'an'ın hükümlerine sa-rılıp Allah'a sığınmaları ile mümkündür. Takva libası, iman şuuru, Allah korkusu şeytanların her türlü fitnelerine en kuvvet-li engellerdir. Bu özelliklere sahip olan in-sanlara şeytan ve temsilcileri etki edemez.
    İmansızlıkla, şeytanlık arasında bir ca-zibe vardır. İmansız kalblere ve toplumlara şeytanlar musallat olurlar. Allah'a ve emir-lerine inanmayanlar, şeytanlıkları sever, bütün eğilimleri de şeytanlık olduğundan, önlerine şeytanlar düşer, başlarına şeytan-lar geçer ve kötülüğü iyilik diye savunur dururlar.
    Kur'an ayetleri üzerinde iyice düşünül-düğünde şu gerçeği bulmak mümkündür; Allah'ın emirlerine bağlı isyandan, ayrılık-tan, Allah'ın hakkına, kulların hakkına te-cavüzden sakınan, Allah'ın rızasına aykırı davranışları bulunmayan insanların ideal bir toplum oluşturabilecekleridir. Şeytanla-rın ve temsil ettikleri kötülüklerin bulun-madığı cemiyet, yaşamanın kaçınılmaz bir şartıdır.
    Böyle bir cemiyette, insanların fıtratla-rı bozulmaz, kadın erkek yerine, erkek de kadın yerine konulmaz, haram helal, helalda haram sayılmaz. Yine böyle bir cemiyet-te ruhların huzuru bozulmaz, mahluklar, halik (Yaratıcı) yerine konulmaz, batıl fi-kirler peşinde koşulmaz ve iblise uyulmaz. Kur'anî açıdan “Şeytan” terimini değerlen-dirirken bu noktayı da düşünmek durumun-dayız.
    Artık açıkça anlıyoruzki insanlık, her an, iblis ve temsilcileriyle mücadele olayını yaşamaktadır ve bundan sonra da yaşaya-caktır. Allah'ın her türlü günahlardan temîz olarak yarattığı insanlar, bu halleriyle cennetliktirler, yerleri orasıdır. Ancak onla-rın ezeli düşmanı olan şeytan ve ordusu, şeytanî sistemler, insanları, ya doğrudan veya dolaylı olarak Allah'ın emrine isyan ettirip karşı çıkarıyorlar. Böylece o saf ya-ratılış, günahlarla kirlenirken, bu insanlar olabilecekleri cennetten kendilerini durmadan uzaklaştırıyorlar. Ya tevbe ederek tek-rar Allah'a yöneliyorlar ya da günahta is-rar ederek sapıklığa batıyorlar. Şu halde iblisle Âdem (a.s.) mücadelesi son bulma-mıştır Allah'ın sonsuz nimetleri yanında, insanlara haram kılınanlar (yasaklar), Hz. Âdemle Havva'ya cennetde haram kılınan ağaç mesabesindedir. İrade yasaksız yeşermez. Allah'ın emrini tutmamak, ona karşı gelmek şeytan işidir ve insanı cennetten çı-karır. Tüm zamana hitabeden Allah'ın niza-mının değişmez kuralı budur. “Ey Âdem oğulları, şeytan ana-babanızı, çirkin yerleri-ni onlara göstermek için elbiselerini soya-rak cennetten çıkardığı gibi sizi de şaşırtıp belaya düşürmesin...”[9]




    [1] Bakara: 2/208.

    [2] A'raf:7/ 201.

    [3] Nahl: 16/ 99.

    [4] İsra: 17/65.

    [5] Bakara: 2/34.

    [6] Baka-ra: 2/257.

    [7] Nisa: 4/51.

    [8] Fâtır: 35/5.

    [9] A'raf: 7/27.


    Paylaş
    Günümüzde şeytan (îblîs-tağut) Anlayışı Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Mümin olan insanlar hangi zamanda olursa olsun şeytanın vereceği vesveseleri anlayarak davranışlarına dikkat ederler. Fakat kıyamete yaklaştıkça insanlar vesvese konusunda güçsüz oldukları görülecektir.



günümüzde insan tağutları