Doğum Kadın ve Premature Bebekler Forumundan Prematüre Bebeklerin Solunum Problemleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Prematüre Bebeklerin Solunum Problemleri

    Reklam




    RESPİRATUVAR DİSTRES SENDROMU (SOLUNUM GÜÇLÜĞÜ SENDROMU) (Prof.Dr. Zeynep İNCE)
    Respiratuvar distres sendromu (RDS) prematüre bebeklerde görülen ve akciğerlerin olgunlaşmamasına bağlı gelişen bir hastalıktır. Zamanında doğan bebeklerin akciğerlerinde yeterli miktarda bulunan ve sürfaktan denilen sabunumsu madde akciğerlerin nefes alırken genişlemesini sağlar, nefes verirken de tamamen sönmelerini engeller. Erken doğan bebeklerde bu maddenin eksik olması ve akciğerlerinin tam anlamıyla gelişmemiş olması sonucu akciğerler yeterince genişleyemez, hava ile dolamaz ve bunun sonucunda RDS gelişir. Bebek ne kadar erken doğmuşsa, RDS gelişme riski o kadar artar. Örneğin 26-28 haftalık doğan bebeklerin yaklaşık yarısında, 30-31 haftalık doğanların ise yaklaşık üçte birinde RDS görülür. Belirtileri:RDS'nin belirtileri, doğumdan sonraki ilk 4-6 saat içinde başlayan hızlı soluma, soluk veriş sırasında inleme, bebeğin burun kanatlarının açılıp kapanması, göğüs kafesinde "çekilmelerin" gözlenmesi ve oksijen verilmediğinde görülen dudaklarda, tırnak diplerinde ve yüzde morarmadır. Tedavi:RDS'li bebeklerin tedavisi mutlaka yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ve "neonatologların" (yenidoğan uzmanlarının) sorumluluğu altında yapılmalıdır. Bu tedavinin temeli bir solunum cihazı (ventilatör) ile bebeğin solunumuna yardım etmek ve eksik olan sürfaktanı bebeğin akciğerlerine vermektir. Bunun için küçük yumuşak bir tüp bebeğin soluk borusuna konarak bu tüp solunum cihazına bağlanır. Böylece cihaz gereken miktarda hava ve oksijeni bebeğin akciğerlerine pompalar. Bebeğin solunum durumunun nasıl olduğu izlemek için belli aralıklarla (hastalığın ilk dönemlerinde bu aralıklar yarım ya da 1 saat gibi çok sık olabilir) bebekten kan alınarak oksijen ve karbondioksit gibi bazı maddelerin düzeylerine bakılır. Sürfaktan ise, soluk borusuna tüp takıldıktan sonra bu tüp aracılığıyla bebeğin akciğerlerine verilir, bazen 2 ya da 3 kez tekrarlanması gerekebilir. Ayrıca bu bebeklere yoğun bir destek tedavi de uygulanmaktadır (serum, antibiyotik, dolaşımı destekleyen ilaçlar, gerektiğinde kan, plazma, damar yoluyla beslenme gibi). Bazı hafif RDS'li bebeklerde sürfaktan verilmeden ve soluk borusuna tüp takılmadan, sadece buruna yerleştirilen küçük tüpler aracılığıyla (CPAP) solunum desteği vererek bebeğin iyileşmesi sağlanabilmektedir. Bu durumda bebek yine solunum cihazına bağlı olmakta ancak kendi kendine nefes alıp vermektedir. Bir çok bebeğin akciğerleri bu tedavi ile tamamen iyileşmekte, bebek solunum cihazı ve oksijenden ayrılmaktadır. Ancak bazı bebeklerde erken doğuma, RDS'ye veya uygulanan tedavilere, çoğunlukla da bu üçünün bir arada olmasına bağlı olarak bazı komplikasyonlar görülebilir. Bunlar, akciğer zarları arasına hava kaçması (pnömotoraks), kalpte "duktus arteriyozus" denen damarın açılması (PDA), beyin kanamaları, bağırsakla ilgili sorunlar (nekrotizan enterokolit), kronik akciğer hastalığı, sepsis ve prematüre retinopatisidir.
    Bugün için prematüre bebeklerde RDS'yi tamamen önlemek mümkün değildir. Ancak erken doğum tehdidi olduğunda anneye steroid hormonu verilmesi bebekte RDS gelişmesini önemli derecede azaltmaktadır. Ayrıca doğum sonrası bebeğin sıcak tutulması, uygun koşullarda yoğun bakım ünitesine sevk edilmesi de hastalığın önlenmesi veya ağırlığının azaltılmasında etkilidir. Bu bebekler için en uygun sevkin ise "anne karnında" olduğu ve bu bebeklerin "yenidoğan yoğun bakım ünitesi "olan bir merkezde doğması gerektiği unutulmamalıdır.



    Paylaş
    Prematüre Bebeklerin Solunum Problemleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    KRONİK AKCİĞER HASTALIĞI (Prof.Dr. Zeynep İNCE)

    Kronik Akciğer Hastalığı, RDS nedeniyle, değişken sürelerle solunum cihazı ve oksijen desteği gerektiren bebeklerde gelişen akciğer hasarına bağlı hastalıktır. "Bronkopulmoner Displazi (BPD)" terimi önceleri kronik akciğer hastalığı ile eş anlamlı kullanılmakta iken bugün BPD ağır ve akciğer filminde kistler görülen vakalar için kullanılmaktadır.
    BPD'li bir hastanın akciğer görüntüsü
    Kronik akciğer hastalığı ise bebeğin doğum sonrası 28. günde veya 36. gebelik haftasında halen oksijen gereksiniminin devam etmesi olarak tanımlanır, akciğer filminde her zaman tipik görünüm olmayabilir. Sıklığı bebeğin gebelik haftasına, altta yatan hastalığına, solunum cihazına bağlı kaldığı süreye göre değişir. Çocuklarda akciğerlerde hava keselerinin gelişimi 4 yaşa kadar devam eder. Kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde hasar gören hava keselerinin görevini üstlenmek üzere yenilerinin gelişmesi çok önemlidir. Uygun bir tedavi ile zaman içinde yeni hava keselerinin gelişmesi sonucu hastalığın ağırlığı giderek azalır. Tedavide amaç akciğerler büyüyene kadar bebeği dengede tutmak, enfeksiyonlardan korumak ve akciğer büyümesine yardımcı olmaktır. Bu amaçla oksijen, diüretikler, bronkodilatörler, steroidler ve beslenme tedavisi uygulanır. Tedavi belli bir aşamadan sonra evde de sürdürülebilir. BPD'li bebeği komplikasyonlardan korumak için solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerle teması önlenmeli, evde sigara içilmemeli, bebeğin normal aşıları zamanında yapılmalı, ayrıca 6. aydan sonra grip aşısı ve nezle mevsimi başlangıcında da RSV'ye karşı koruyucu ilacı yaptırılmalıdır (bkz.RSV). BPD'li bebeklerin solunum işlevleri genellikle ilk 1 yaşta düzelir. Ancak bazı bebeklerde ciddi akciğer sorunları, büyüme ve gelişme geriliği görülebilir.



  3. 3
    APNE (Prof.Dr.Zeynep İNCE)
    Prematüre bebeklerde sık görülen ve bebeğin solunumunun 15-20 saniyeden uzun süreyle durması apne olarak tanımlanır. Buna sıklıkla kalp hızının yavaşlaması da eşlik eder (bradikardi). Prematürelerde solunum merkezinin tam gelişmemiş olması en önemli nedendir, ancak apne ciddi bir sorunun varlığına da işaret edebilir (sepsis, kan şekeri düşüklüğü, kansızlık, beyin kanaması gibi). Apne sıklığı bebeğin gebelik yaşıyla yakın ilişkilidir ve 29 haftanın altındaki bebeklerin yaklaşık dörtte üçünde, 30-31 haftalık bebeklerin ise yaklaşık yarısında görülür. Bu solunum durmalarını zamanında belirlemek için erken doğan bebekler solunum ve kalp hızını, ya da kalp hızı ve oksijen durumunu gösteren çeşitli "monitörler" ile sürekli izlenir. Bu cihazlar bebeğin solunumu durduğunda veya oksijeni düştüğünde sesli bir alarm vererek durumu bildirirler. Apne atakları aralıklı ve hafif ise dokunma uyarısı (topuğun fiskelenmesi gibi) solunumun tekrar başlaması için yeterli olur. Eğer solunum durması tıkanmaya bağlı ise ağız ve burnun temizlenmesi gerekir. Bazen solunum uyarıcı ilaçlar (aminofilin gibi) kullanılması, buna yanıt vermeyen bebeklerde ise solunum cihazı desteği (CPAP) gerekebilir. Bebek büyüdükçe apne sıklığı azalır ve solunum durmaları kaybolur.



  4. 4
    RESPİRATUVAR SİNSİSYAL VİRÜS (RSV) ENFEKSİYONU
    (Prof.Dr.Zeynep İNCE)

    RSV çocuklarda akut solunum yolu hastalığına yol açan virüslerin başında gelir. Sağlıklı erişkinlerde ise hafif bir üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle) olarak seyreder. Çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonu (pnömoni, bronşiyolit) nedeniyle hastaneye yatışların dörtte biri ile yarısından RSV sorumludur. Yüksek riskli çocuklarda, özellikle prematüreler ve kronik akciğer hastalığı olanlarda ciddi hastalığa yol açan RSV, damlacık yoluyla doğrudan veya bu virüs ile bulaşmış cisimlerle temas sonucu bulaşır. Bu önemli hastalık etkenine karşı aşı çalışmaları başarılı olmamış, ancak "pasif bağışıklık" sağlayan bir ilacın kullanımı 1996 yılında A.B.D'de onay almıştır. Türkiye'de tek örneği olan palivizumab etken maddeli bu ilaç (piyasa ismi ile SynagisÒ) RSV'ye karşı geliştirilmiş koruyucu antikorlar içermektedir. Bu koruyucu maddelerin etkinliği sadece 1 ay devam etmekte , bu nedenle ilacın hastalık mevsimi boyunca ve sadece yüksek riskli gruplara, ayda bir kez, 15 mg/kg dozunda, kas içi enjeksiyon şeklinde uygulanması önerilmektedir. İlacın kullanımına yenidoğan uzmanlarından, bazı durumlarda akciğer hastalıkları uzmanlarının da katılımıyla oluşan kurulların karar vermesi uygundur. RSV'den korunma gerektiren yüksek risk grupları ve uygulamaya ait öneriler : 1.RSV mevsimi öncesindeki 6 ayda tedavi gerektiren kronik akciğer hastalığı olan 2 yaşından küçük bebekler
    2.Kronik akciğer hastalığı olmayan ancak 28 hafta ve altında doğan prematüre bebekler (12 aylık olana kadar), 29-32 hafta arasında doğan bebekler (6 aylık olana kadar)
    3.Uygulama, bebeğin yaşadığı yerdeki RSV enfeksiyonlarının başladığı ayda (sıklıkla Ekim-Kasım) başlamalı, bittiği ayda (sıklıkla Mart-Nisan) sona ermelidir
    4.Bu ilacın yapılmış olması bebeğin normal aşılama programında bir değişiklik gerektirmez.
    Kaynak: AAP Committee on Infectious Diseases. Prevention of RSV infections: indications for the use of palivizumab and update on the use of RSV-IGIV. Pediatrics 1998;102:1211-16



  5. 5
    SEPSİS (Prof.Dr. Zeynep İNCE)
    Prematüre bebeklerin en önemli sorunlarından biri olan sepsis, çeşitli mikroorganizmaların kana karışması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Anne karnındayken gelişebildiği gibi, doğum sırasında veya sonrasında da gelişebilir. Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişmemiş olması en önemli nedendir, yoğun bakım ünitesinde yatış sırasında tedavi amacıyla yapılan çeşitli girişimler (solunum cihazına bağlanma, göbek veya diğer damarlara takılan kateterler) de sepsis riskini artırır. Ayrıca anneye ait bazı nedenler de bebekte sepsis gelişmesini etkiler, (annenin vajinasında bulunan bazı bakteriler, idrar yolları iltihabı, annenin sularının doğumdan 18-24 saat öncesinde gelmesi, koryoamniyonit gibi). Annedeki enfeksiyon, erken doğum eylemini başlatan etken olabilir. Sepsisin bulguları çok ağır olabileceği gibi başlangıçta çok müphem de olabilir. En sık görülen belirti ve bulgular: · Ateş veya hipotermi (vücut ısısının düşük olması)
    · Bebeğin "iyi görünmemesi"
    · Beslenmede sorunların başlaması, karın şişliği, kusma
    · Solunum sorunları (apne, morarma, solunum zorluğu, sık nefes alma, inleme)
    · Kalp hızının artması veya azalması , tansiyon düşüklüğü
    · Huzursuzluk veya çok uyuma
    · Bebeğin kasılması, havale geçirmesi
    · Sarılık
    · Kanama (ciltten, iğne yapılan yerlerden, mideden)
    Sepsisin kesin tanısı kanda, hastalığa neden olan bakteriyi üretmektir. Ancak bu her zaman mümkün olmamaktadır, ayrıca kan kültüründen bir sonuç alabilmek için en az 24-48 saat, bazen daha uzun süre geçmesi gerekir. Bu nedenle başka kan testleri yapılarak tanı konmaya çalışılır (kan sayımı, formül lökosit, CRP düzeyi, sedimantasyon hızı gibi). Ancak bugün için hiçbir test % 100 güvenilir olarak sepsis tanısı koymakta veya bu tanıyı dışlamakta yeterli değildir. Bu nedenle prematüre bebeğin klinik belirti ve bulguları sepsisi destekliyorsa tedaviye acilen başlanması gerekir, çünkü gecikme halinde hastalık hızla ilerleyerek bebeğin kaybedilmesine yol açabilir. Yenidoğan döneminde sepsis sıklıkla menenjit ile birlikte olduğundan, bebeğin durumunda yapılmasını engelleyen bir özellik yoksa bel suyu (beyin omurilik sıvısı) alınarak menenjit olup olmadığı gösterilmelidir. Sepsis tedavisinde bebeğin yaşına , olası etkenlere, hastaneden kazanılmış bir enfeksiyon düşünülüyorsa daha önceki vakalarda üreyen mikroorganizmaların duyarlılıklarına göre seçilen, genellikle iki antibiyotik kullanılır. Eğer etken üretilirse duyarlı olduğu ilaçla tedaviye devam edilir. Tedavi süresi bebeğin tedaviye yanıtına, üreyen mikroorganizmaya, menenjitin eşlik edip etmemesine göre 7-10 gün ile 3 hafta arasında, bazen daha uzun olabilir. Destek tedavi olarak intravenöz immünoglobulin (bağışıklık sağlayan maddeleri içeren ilaç), kan, plazma, trombosit transfüzyonu ve lökosit sayısını artıran ilaçlar kullanılabilir. Ayrıca gerekirse bebek solunum cihazına bağlanır, dolaşımını destekleyen ilaçlar verilir, beslenemiyorsa damar yoluyla beslenme de uygulanır. Sepsisten ölüm oranı yaklaşık % 20'dir. Ölüm oranı ve uzun vadedeki sakatlıklar bebeğin prematürite derecesine, hastalığın başlangıç yaşına, birlikte olan hastalıklara ve etkene bağlı olarak değişir. Korunma için, annedeki enfeksiyonların uygun şekilde tedavisi, hastanede yatan bebeklerin hastane enfeksiyonundan korunması için özellikle el yıkama başta olmak üzere hijyen kurallarına uyulması büyük önem taşımaktadır.



  6. 6
    YENİDOĞAN SARILIKLARI (Prof.Dr. Asuman ÇOBAN)
    Fizyolojik Sarılık:Yenidoğanların büyük çoğunluğunun cilt rengi ilk günlerde hafifçe sarı görülür. Bu sarı renk kırmızı kan hücrelerinin yıkılması sonucu ortaya çıkar ve bilirubin adı verilen bir maddenin kanda artmasına bağlı olarak gelişir. Kandaki bilirubin maddesi karaciğer tarafından alınır, burada değişikliğe uğradıktan sonra vücuttan atılabilecek hale dönüşür. Sarılıklar yenidoğan döneminde en sık görülen sorunlardan biridir. Erken yenidoğan döneminde normal yenidoğanların % 60'ında, pretermlerin % 80'inde görülür. Bunların çoğu "fizyolojik sarılık"tır. Bu hafif sarılık genelde kendi kendini sınırlar ve özel bir tedavi gerektirmez. Fizyolojik sarılık birçok faktörün etkileşimi sonunda meydana gelir.Yenidoğanlarda kırmızı kan hücrelerinin sayısı erişkinlere göre daha fazladır, ayrıca bunların yaşam süresi de daha kısadır; böylece daha fazla kırmızı kan hücresi yıkılır ve daha fazla bilirubin oluşur. Bu kandaki bilirubinin karaciğere ulaşması için gerekli taşıyıcı maddeler yenidoğanda yetersizdir. Karaciğer de henüz tam olgun olmadığından bilirubini atılabilecek hale getirme görevini yeterince yapamaz. Doğum sırasında zorlanmaya bağlı morluklar varsa sarılığın şiddeti artar. Erken doğan bebeklerde sarılık daha sık görülür. Çünkü bu sayılan nedenler erken doğanlarda daha belirgindir. Fizyolojik sarılık miadındaki bebeklerde 3-4. günlerde görülmeye başlar, sonraki 2-3 gün içinde kanda bilirubin düzeyi düşer ve 1-2 haftada sarılık kaybolur. Erken doğan bebeklerde daha geç başlayabilir ve daha uzun 2-3 hafta kadar devam edebilir. Bilirubin düzeyi zamanında doğanlarda 13 mg/dl, pretermlerde 15 mg/dl'yi geçmez."Her yenidoğan sararabilir, bu geçicidir, zarar vermez" şeklinde halk arasında yaygın olan bilgi doğru değildir, bu sadece fizyolojik sarılık için geçerlidir. Ancak tüm yenidoğan sarılıkları fizyolojik değildir, çok önemli olan yenidoğanlarda sarılığın kontrol altına alınamama olasılığın olmasıdır.Yenidoğan sarılıklarının sorun oluşturabileceği unutulmamalıdır. Patolojik Sarılık: Yenidoğanlarda fizyolojik sarılık dışında çeşitli nedenlere bağlı olarak patolojik sarılık gelişir. Sarılığın en önemli nedeni kan grubu uyuşmazlıklarıdır (ABO, Rh ve diğer nadir grup uyuşmazlıkları ). Kırmızı kan hücrelerinin fazla olması (zamanında doğmasına rağmen tartısı fazla veya düşük olanlarda, annesi diabetik olanlarda sık olur), vücudunda zor doğuma bağlı kanamaların olması, başta doğuma bağlı şişliğinin olması, nadir kalıtsal kan hastalıkları diğer sarılık nedenleridir. Bu bebekler sağlıklı görünür. Oysa bazı durumlarda bebek hastadır ve bu altta yatan hastalığı aynı zamanda sarılığa da neden olmuştur, örneğin yenidoğan infeksiyonlarında sarılığın görülmesi gibi.İlk haftada anne sütü ile beslenen bebeklerin çoğunda sarılık görülür. Bu genellikle yeterince beslenememe ve kalori azlığına bağlıdır. Bu anne sütü sarılığı değil de "anne sütü ile beslenme sarılığı" olarak adlandırılır. Bebeğin doğumdan hemen sonra emzirilmesi, çok sık göğüse tutulması ve annenin bebeğini emzirme konusunda bilgilendirilmesi ile sıklığı azalır. Ayrıca uzamış sarılıklarda da anne sütü etkenlerden biri olabilir, buna "anne sütü sarılığı" denir. Bebek sağlıklıdır, çok iyi tartı alır, ancak sarı görülür. Burada yetersizlik söz konusu değildir. Anne sütünün kesilmesi gerekli değildir. Bilirubin tedavi sınırlarına erişmişse uygun tedavi verilir. Her zaman sarılığın nedenini bulmak mümkün olmayabilir, bazen de birkaç faktör birarada bulunarak kanda bilirubin değerinin yükselmesine neden olur. Erken doğan bebekler (pretermler) sarılığın ortaya çıkması açısından en riskli grubu oluşturur. Bu bebeklerde pretermlik ile ilişkili sorunlar sarılığın gelişmesine katkıda bulunur. Kanda bilirubinin yükselmesine bağlı sarılık iki açıdan değerlendirilmelidir. Birincisi sarılığın herhangi bir hastalık bulgusu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu durum özellikle hasta yenidoğanlarda önem kazanır. Örneğin infeksiyonu olan bir hastada sarılık görülebilir veya uzamış sarılıklarda sarılık "hipotiroidi" hastalığının bir bulgusu olabilir. Diğer önemli olan konu ise kanda bilirubinin emin olduğu bilinen düzeyleri aşması sonucunda bunun bir bölümünün beynin bazı bölgelerine oturarak "beyin felcine" yol açmasıdır. Bu riskli bilirubinin düzeyleri bebeğin zamanında veya erken doğmuş olmasına, sağlıklı veya hasta olmasına göre değişir. Preterm yenidoğanlar beyin hasarı açısından daha riskli bir gruptur. Bunlarda tedavi indikasyonları miadindaki yenidoğanlardan tamamen farklıdır, zamanında doğan bebeklere göre daha düşük kan bilirubin değerlerinde beyin hasarı gelişebilir. Bilirubin düzeyleri çok yükselirse sarılık dışında emmeme, başını arkaya atma, kasılma, uyuklama, ateş, havale gibi bulgular gelişir. Tedavi ile bunlar düzelebilir. Ancak bu düzelme geçicidir. Beyin felci gelişmişse ilk bir yıl içinde bu çocuklarda çeşitli derecelerde beyin hasarının klinik bulgusu ortaya çıkar, beyin felci gelişir. Zeka gerililiği ve sarılık da gelişebilir.Yenidoğan sarılıkların ne zaman, hangi bilirubin değerinde ve nasıl tedavi edileceğine hekim karar verir. Sadece kan biluribin düzeyi karar vermede yeterli değildir. Bebeğin diğer özellikleri de değerlendirilmelidir, (doğum tartısı, gestasyon haftası, sağlık durumu, hasta olup olmaması, vs.). Hafif durumlarda ışıkla tedavi (fototerapi), daha yüksek bilirubin değerlerinde ise kan değişimi yapılır. Sarılık tedavisi acil tedavi yöntemlerindendir. Biluribinin yüksek olmasının yanısıra bunun uzun sürmesi de beyin hasarı riskini arttırır. Yenidoğan sarılıkları açısından mutlaka dikkat edilmesi gereken kurallar:
    1. İlk 24-36 saatte sarılığı olan tüm yenidoğanlar mutlaka hekime götürülmelidir. Bunlar aksi kanıtlanana kadar patolojik kabul edilir.
    2. Anne kan grubu 0 grubu ise bebekte AB0 uyuşmazlığı, anne kan grubu Rh (-) ise de bebekte Rh uyuşmazlığı olabilir. Özellikle bu bebeklerde kan grubu tayini yapılmalı ve hekim tarafından uyuşmazlık olasılığı değerlendirilmelidir.
    3. Ailede daha önce sarılık nedeniyle tedavi görmüş bir kardeş varsa, yenidoğan bebek sarılık açısından mutlaka değerlendirilmelidir.
    4. Sarılık yüzde başlar sonra vücuda, kol ve bacaklara yayılır. Ancak sarılığın görsel değerlendirilmesi (özellikle deneyimsiz olanlarda) yanılgılara neden olur. Bu nedenle sarılığın dağılımına bakılarak bilirubin değerinin takmini önemli hatalara neden olur. Kanda bilirubin tayini yapılmalıdır.
    5. Prematüre bebeklerde sarılık daima ciddiye alınmalıdır.
    6. Tartısı normal olan ancak erken doğan bebeklerde sarılık zamanında doğan bebeklerdeki gibi değerlendirilmemelidir.
    7. Hastaneden erken taburcu olan yenidoğanlar taburcu olduktan 48-72 saat sonra kontrol edilme ve sarılık açısından yakından izlenmelidir.
    8. Zamanında doğan bebeklerde 2 hafta, erken doğanlarda 3 haftadan daha uzun sarılık varsa bu "uzamış sarılık" tanımına girer ve mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır




  7. 7
    PATENT DUKTUS ARTERİOZUS - PDA (Prof.Dr.Asuman ÇOBAN)
    Yenidoğanlarda doğum sırasında iki büyük değişiklik olur. Önce göbek kordonu kesilir, böylece plasenta üzerinden olan gaz değişimi sonlanır. İkincisi ise solunumun başlamasıdır. Bunlar kan dolaşımında önemli değişikliklere neden olur. Anne karnında iken kalpte her iki kulakçık arasında açıklık vardır (foramen ovale). Ayrıca kalpten çıkan iki büyük ana damar da küçük bir yolla birbiriyle ilişkilidir. Bu yola "duktus arteriozus" denir. Doğumdaki değişiklikler sonucu foramen ovale ve duktus arteriyozus kapanır.Duktus arteriozusun kapanmaması, yani açıklığın devamı "patent duktus arteriozus" (PDA) olarak tanımlanır. Pretermlik, hipoksi (oksijen azlığı) veya nadiren yapısal bozukluk ile ilişkilidir. Sorunsuz, büyük preterm yenidoğanlarda zamanında doğan bebeklerdeki gibi hemen kapanma gerçekleşir. Ancak yüksek riskli preterm bebek grubunda doğum sonrası açıklığın kapanma oranı değişkendir. Erken doğan bebeklerde doğum tartısı ne kadar düşükse PDA sıklığı da o kadar yüksektir. Doğum ağırlığı düşük bebeklerde solunum güçlüğü sendromu olup solunum aleti desteğine gereksinimi olanlarda sıklık % 50'yi aşar. Ayrıca preterm yenidoğanlara ihitiyacından fazla sıvı verilmesi PDA sıklığını arttırır. Anne karnındayken bu açıklıktan kan akımı sağ - sol kalpten kalbe doğrudur. Ancak kapanma olmazsa, doğum sonrası değişiklikler sonunda kan akımının yönü soldan sağa olur. Bazen akım az olur ve klinik bulgu olmayabilir. Ancak akım bebeğin dolaşımla ilgili dengesini bozabilecek kadar fazla ise klinik bulgular görülür. Sistemik kan akımı azalırken, akciğerlerdeki kan akımı artar. Erken yenidoğan döneminde solunum güçlüğü sendromu ile benzer klinik bulgulara yol açar. Bebekte sık soluk-alıp verme, zorlu solunum olur. Kalp yetersizliği gelişebilir. Kalp atım hızı yükselir. Bebeğin oksijen ihtiyacı artar. Solunum aleti (ventilatör) desteğine gereksinim artabilir. Ciddi durumlarda hemodinamik etkiler nedeniyle beyin kanaması ve akciğer kanaması kolaylaşır. Preterm yenidoğanda PDA tanısı genellikle klinik bulgularla konur. Ekokardiografı de yararlı olur.Bebekte klinik bulgu varsa ya da var olan solunum güçlüğü PDA'ya bağlı olarak daha da kötüleşiyorsa bu durumda tedavi gerekir. Verilen sıvı kısıtlanır, idrar miktarını artırıcı ilaçlar (diüretikler) verilir, kalp yetersizliği tedavisi yapılır. Bunlardan yarar görmezse ilaçla tedavi yapılır. Bu ilaçlar ülkemizde bulunmayan indometazin ve ibuprofendir. İlaçlı tedaviyle büyük çoğunluğu kapanır. Kapanmayan duktus varlığında solunum yetersizliği devam ediyor ve sürekli solunum aleti (ventilatör) desteğine gereksinim varsa duktus cerrahi yol ile bağlanır. PDA klinik bulgu vermiyorsa bebek sağlıklı ve iyi büyüyorsa sadece izlenir, kendiliğinden kapanabilir.



  8. 8
    Mevla hayırlı saglıklı evlatlar nasip etsin teşekkür ederim bilgi için.



  9. 9
    ayrı başlıklar halinde alınacak olursa 0-6 yaş bebeklerdeki kalp rahatsızlıkları;
    konjenital kalp rahatsızlıkları sırasıyla PDA; ASD; VSD AORT DARLIĞI VE PULMONER DARLIK, ayrıca asiyonotik kalp hastalıkları ; FAllot tetralojisi , trisküspid atrezisi ve Ebştayn hastalığı dır...

    ***PDA(patent ductus arteriozus) : bebeğinizde solunum güçlüğü yorgunluk çarpıntı gelişme geriliği ve akciğer infeksiyonu v.s. görülüyorsa DOKTORUNUZA BAŞVURUN:...tedavi cerrahidir..

    ***ASD(Atrial septal defect) atriumlar yani kalp kulakçıklarında arasındaki septum yani bölmede konjenital açıklık bulunmasıdır.. belirtiler: eforla gelen solunum güçlüğü taşikardi(yüksek anormal nabız) sık tekrarlayan akciğer infeksiyonu v.s. varsa DOKTOrUNUZA BAŞVURUN ....
    ***VSD(Ventriküler septal defect) ventrüküllerde yani kalp karıncıklarında
    konjenital açıklık bulunmasıdr.. yine aynı belirtiler görülür..
    ***Aort DArlığı: sol ventrikül ile aort arasında bulunan aort kapağı sistolde açılarak kanın ventrikülden geçmesini sağlayan bir yapıdır diyastolda ise geri gelmesini önler.. işte aort darlığında ventrükül sistolünde kanın aortaya ve dolaysıyla sistemik dolaşıma geçişi engellenir..belirilerde senkop yani bayılma sık görülür.
    ***Pulmoner darlık: konjenital olarak pulmoner kapakçıkların valvüler, subra valvüler darlıklarıdır ki tadevisinde zannedersem doktor valvotomi ve valvüloplasti şeklünde cerrahi tedavi yapar .. =)
    ***fallot tetralojisi: pek çok rahatsızlığın ( kalp hastalıklarının) bir arada bulunmasıdrŞÖyleki pulmoner darlık ,ventriküler septal defect ,aortanın sağa pozisyonu sağ, ventriküler hipertrofisi ,atrial septal defect bir arada çocukta görülebilir buna fallot tetralojisi denir.
    ***triküspid atrezisi ve ebştayn... triküspid kapağının 0lmaması haline triküspid atrezisi, kapağın normal yerinden aşağıda oluşması ve çoğunlukla kapağın yetmezliği haline ebstien hastalığı denir =)
    HEPSİNİN TEDAVİSİ CERRAHİ TEDAVİDİR:: BUNLARIN çOğuNUn SEbeBi HAmilelik sırasında SİgARA ALKOL ALIMI ,HAMİLELİKTE KIZAMIKÇIK RUBELLA ENFEKSİYONU GEÇİRME ( AŞI DAHA ÖNCE YAPTIRILMADIYSA) RADYASYON X VEYA RAY IŞINLARI ; İLAÇ KULLANMA KİMYASAL MADDELER v.b PREMATÜRELERDE ve normal BBEKLERDE BU ve BENZERİ HASTALIKLARIN OLUŞMASINDA ZEMİN HAZIRLAR ........... =)



  10. 10
    prematüre bebekler diyer bebeklere oranda daha fazla sağlık sorunu ile karşılaşmaktadır.Ailenin dikkatli olup her hangi bir saglık sorununa karşı uzman dr ile görüşmelidir



  11. 11
    sssdd

    Cevap: Prematüre Bebeklerin Solunum Problemleri

    Bebegim 25haftalik dogdu suan kuvezde ve solunum sorunu var


    Muminem Cevap: Prematüre Bebeklerin Solunum Problemleri

  12. 12
    Kayıtsız Üye
    tsk bilgileriniz icin sagulun elinize saglik bu kadar emek harcadiniz.bizimde bebegimiz batman yasam hastanesinde solunum yetmezliginden cihaza baglanmis oyle yasam mucadelesi veriyor.
    allah tum hastalara sifa versin .bizim redur ada sifa versin amin .dualarinizi bekliyoruz.m



  13. 13
    Kayıtsız Üye
    Mrb ben 10 tembuz pazar aksamı dogum yaptım sezeryanla ve cocugum yogum bakımda tedavi göruyor solunum yetmezliyi var ve bn hc emirmedim sagıp vermemi istediler sütumu ve sagıyorum sütüm gelmiyor



  14. 14
    Mrb ben 10 tembuz

    Allah imtihanınızı kolaylaştırsın inşallah.Sizi çok iyi anlıyorum çünkü bende yaşadım o dönemleri benim oğlum da erken doğdu solunum ve ciğer gelişmeme sorunumuz vardı siz bolca süt gönderin annesi sizin sütünüz toparlayacak minik bebeğinizi.Anne için zor fakat üzüntü oldukça süt üretimi azalır . ilk zamanlar süt gelemeyebilir hangi şehirde oturuyorsunuz bilmiyorum fakat ben e bebek ten süt arttırıcı malt almıştım elhamdulillah önce Allah'ın izni ile iyi geldi .internet adresin dende sipariş veriliyor sanırım.Allah en kısa zamanda bebeğinizi kucağınıza almanızı nasip etsin inşallah.Buradan bilgilendirirseniz sevinirim.




prematüre bebeklerde solunum problemleri,  erken doğan bebeklerde solunum,  31 haftalık doğan bebek yaşarmı,  erken doğan bebeklerde solunum yetmezliği,  31 haftalık bebek yaşarmı,  solunum cihazına bağlı bebekler,  prematüre bebeklerde solunum cihazı