İslam Dini ve İman Bölümü ve Peygamberlere İman Forumundan Resullere iman ile ilgili Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Resullere iman ile ilgili

    Reklam




    Rasullere İmanın Manası:

    Allahu Teâlâ her ümmete onları Allah’a ibadet etmeye ve O’nun gayrına ibadet etmeyi terk etmeye çağıran bir rasul göndermiştir şeklinde iman etmektir. Rasuller sadık ve Allah tarafından da sadakatleri tasdik edilmiş seçkin kişilerdir. Onlar insanların en şereflileri, ahlaken en güzelleri emanet bakımından en eminleridir. Allah’ın açık delil ve muhkem ayetlerle teyit ettiği hidayet kandili kimselerdir. Rasuller Allah’ın insanlara gönderdiği vahyini gizlemeden ve değiştirmeden toplumlarına tebliğ etmiştir.
    “Size Rabb’imin gönderdiği risaleti tebliğ ediyorum.”
    A’raf: 62
    “Rasullerin, Rablerinin kendilerine verdiği risalet görevini herkese tebliğ ettiğini bilsin.”
    Cin: 28
    “Ey Rasul! Rabb’inden sana indirilen vahyi tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan Rabb’inin risaletini tebliğ etmemiş olursun.”
    Mâide: 67
    “Rasullerin görevi, yalnız açıkça tebliğ etmek değil mi?”
    Nahl: 35
    Rasullerin Davetinin Birliği:

    Rasuller ibadetin aslı ve esası olan tevhit meselesinde ittifak etmişlerdir. Rasullerin tevhitte ki ittifakını iki şekilde gösterebiliriz:
    1) İcmali Olarak:

    “And olsun biz, her millet içinde; Allah’a kulluk edin, tagut (a tapmak) tan kaçının diye bir rasul gönderdik.”
    Nahl: 36
    “Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: Benden başka ilah yoktur sadece bana kulluk edin diye vahy etmiş olmayalım.”
    Enbiyâ: 25
    2) Tafsili Olarak:

    “And olsun biz, Nuh’u kavmine gönderdik. Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka sizin bir ilahınız yoktur dedi.”
    Mu’minûn: 23
    “Semud (kavmin)e de kardeşleri Salih’i gönderdik dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, O’ndan başka sizin için hiçbir ilah yoktur.”
    Hûd: 61
    “Ad (kavmin)e de kardeşleri Hûd’u gönderdik, dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin O’ndan başka sizin için hiçbir ilah yoktur.”
    Hûd: 50
    “Medyene de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik, dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin O’ndan başka sizin için bir ilah yoktur.”
    Hûd: 84
    Yukarda ki ayetlerde olduğu gibi İbrahim, Musa, İsa ve emsali rasuller de kendi kavimlerine aynı ifadeleri kullanmışlardır. Onlardan en faziletlisi ve sonuncusu ise, şöyle demiştir:
    “De ki: Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve kahredici Allah’tan başka ilah yoktur.”
    Sa’d: 65
    Rasullerin Şeriatlarının Farklılığı:

    Rasullerin şeriatları birbirinden farklıdır. Bu hususta Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
    “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah isteseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat size verdiği (hükümler) ile sizi sınamak istedi. Öyleyse hayır işlerinde yarışın.”
    Mâide: 48
    Kur’an’da Rasullerin Hepsinin İsmi Anılmamıştır:

    “Daha önce sana anlattığımız rasullere ve sana anlatmadığımız rasullere de vahiy etmiştik.”
    Nisâ: 164
    Allah’ın Kuran’da İsmini Andığı Rasuller Şunlardır:

    Âdem, Nuh, İdris, Hûd, Salih, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub, Yusuf, Lut, Şuayb, Yûnus, Musa, Harun, İlyas, Zekeriyya, Yahya, el-Yesaa, Zelkifl, Davud, Süleyman, Eyyub, İsa ve Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’dir. Allah’ın salât ve selamı onlara olsun.
    Ulu’l-Azm (Büyük İş Sahibi) Rasuller:

    Ulu’l-Azm rasuller beş tanedir. Allahu Teâlâ Kitabında iki yerde zikretmiştir.
    “Biz nebilerden (tebliğ görevini yapmak ve hak dine davet hususunda) misak almıştık. Senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan kuvvetli misak almıştır.”
    Ahzab: 7
    “O Allah dinden Nuh’a emrettiğini, sana vahiy ettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya emrettiğimizi size şeriat yaptı. Şöyle ki: Dinin gereğini yapın ve onda ayrılığa düşmeyin...”
    Sa’d: 65
    Rasullerin İlki Nuh Aleyhisselam’dır. Sonuncusu İse Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’dir:

    “Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen nebilere vahiy ettiğimiz gibi sana da vahiy ettik.”
    Nisâ: 163
    “Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değil, fakat Allah’ın Rasulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.”
    Ahzab: 40
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Benden sonra otuz tane yalancı kimse olacak, onların hepsi de kendisinin nebi olduğunu iddia edecektir. Fakat nebilerin sonuncusu benim, benden sonra nebi gelmeyecektir.”
    Tirmizi: 2219, Ebu Davud: 4252, Ahmed: 5/278
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali (Radiyallahu Anh)’a şöyle buyurmuştur:
    “Ancak benden sonra nebi gelmeyecektir.”
    Buhari: 3472, Müslim: 2404/30
    Nebi ve Rasullerin Mucizeleri:

    Mucize: Sözlükte kişiyi aciz bırakan olay ve hadisedir.
    Onun Şer’î manası ise: Devenin kayadan çıkması, ağaç parçasının yılan oluşu gibi görülerek ve işitilerek müşahede olunan harikulade olaydır.
    Her Nebinin Kendine Has Mucizesi Vardır:

    “Size Rabb’inizden açık bir delil getirdi. İşte bu Allah’ın devesi; size bir mucizedir. Onu bırakın Allah’ın arzından yesin, içsin, sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalar.”
    A’raf: 73
    “Bunun üzerine Musa asasını attı, birden o, açıkça ejderha oluverdi. Ve elini (kolunun altından) çıkardı, birden eli bakanlar için bembeyaz parlayan bir şey oldu.”
    Şuara: 31, 32
    “Ben size Rabb’inizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şekli yapar ona üflerim, Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir, körü ve alacayı iyileştiririm, Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim, evlerinizde ne yiyip, ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Müminler iseniz bunda sizin için kuşkusuz ibret vardır.
    Âl-i İmran: 49
    Bu ayetler; nebilerin mucizeleri için Salih, Musa ve İsa (Aleyhisselam) gibi nebilerden birkaç örnektir. Onların sonuncusu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in en önemli mucizesiyse Kur’an mucizesidir. Bu mucize geçmişte ve şimdi düşmanlarının ona saldırmalarına ve onun mesajını örtbas etmek istemelerine rağmen ona en ufak bir zarar veremedikleri insanlığın kurtuluş kaynağı gerçek mucizedir. O öyle bir mucize ki batıl onun ne önünden ne de ardından yaklaşamaz. İnsanlar ve cinler toplansalar onun bir ayetini bile getiremezler.
    “Kur’an’a ne önünden ne de arkasından (onu boşa çıkarıcı) batıl bir söz yaklaşamaz. O, hüküm ve hikmet sahibi çok övülen Allah’tan indirilmiştir.”
    Fussilet: 42
    “Eğer doğru iseniz haydi onun gibi bir sure getirin ve Allah’tan başka bütün şahitlerinizi de çağırın.”
    Bakara: 23
    “De ki: And olsun eğer insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar yine onun benzerinin getiremezler. Birbirlerine arka çıksalar da bunu yapamazlar.”
    İsra: 88
    Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Risaletinin Umumiliği:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bazı özelliklerle diğer nebilerden ayrılmaktadır. Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği Cabir (Radiyallahu Anh)’ın hadisinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
    “Benden evvel hiç kimseye verilmeyen beş şey bana verilmiştir:
    1−Bir aylık yola kadar korku (salmak) ile yardım olundum.
    2−Yeryüzü bana mescit ve temizlik Sebebi kılındı. Onun için ümmetimden kime namaz vakti erişirse hemen namazını kılıversin.
    3−Ganimetler bana helal edildi. Hâlbuki benden evvel hiç kimseye helal edilmemişti.
    4−Bana şefaat verildi.
    5−Benden evvel her nebi hassaten kendi kavmine gönderiliyordu, bense bütün insanlığa gönderildim.”
    Buhari: 428, Müslim: 521/3
    Bundan dolayı bütün insanların Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat edip ona uyması gerekir. Aynı zamanda insanların hepsi davet yönünden onun ümmeti içerisine girer.
    “Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik...”
    Sebe: 28
    “De ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize gönderilen göklerin ve yerin sahibi, kendisinden başka ilah olmayan, yaşatan, öldüren Allah’ın Rasulüyüm.”
    A’raf: 158
    Bu ve benzeri naslar Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bütün insanlara risaleti tebliğ göreviyle vazifeli olduğunu isbat etmektedir. Bununla beraber bütün insanların da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e uymakla mükellef olduğunu göstermektedir.
    Burada şu açıklamayı yapmakta yarar vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sadece insanlara rasul olarak gönderilmediği, aynı zamanda cinlere de rasul olarak gönderildiği bilinen bir gerçektir.
    “Bir zaman cinlerden bir topluluğu Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): Susun dinleyin dediler. (Okuma) bitince uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler. Ey kavmimiz! ‘Biz Musa’dan sonra indirilen kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola götüren bir kitap dinledik’ dediler. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve ona inanın ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi elim azaptan korusun. Kim Allah’ın davetçisine uymazsa yeryüzünde başına inecek belaya engel olamaz. Kendisinin ondan başka velileri de olamaz. Onlar apaçık bir sapıklık içindedir.”
    Ahkâf: 29, 30, 31, 32
    “De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’an dinleyip sonra şöyle dedikleri bana vahy olundu. Biz çok güzel bir Kur’an dinledik. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. Artık Rabb’imize hiç kimseyi ortak koşmayacağız...”
    Cin: 12
    Rasuller ve Nebiler Masumdur:

    Müslümanlar rasul ve nebilerin masum olduğuna ittifak etmişlerdir.
    “Çünkü O, rasullerin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.”
    Cin: 27
    Abdullah bin Amr (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim herşeyi yazıyor ve onu ezberlemek istiyordum. Kureyşliler beni bundan nehyettiler ve dediler ki:
    −Her şeyi yazıyor musun? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir beşerdir, kızgınlık halinde bir şeyler konuşur, rıza halinde de. Bunun üzerine yazmaktan el çektim ve durumu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e zikrettim. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmağıyla ağzına işaret ederek:
    −‘Yaz! Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki oradan haktan başka bir şey çıkmaz’ buyurdu.”
    Ebu Davud: 3646, Ahmed: 6520-6816, İbni Ebi Şeybe: 6/229, Albânî Sahihu’l-Cami: 1196
    Allahu Teâlâ onları insanlar içerisinde itaat edilecek tek örnek ve numune kişiler yapmıştır. Allah’ın sevmediği fiilleri toplumlarına yasakladıkları halde kendilerinin yapmaları risalet için ihanet sayılır. Bununla beraber onların içtihatları neticesi zelle dediğimiz yanılgılar olabilir. Bu yanılgıları onların risaletine etki etmediği gibi onların ilah olmadığına, birer beşer olduğuna en güzel bir örnektir.
    Müslüman Ümmetin Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Karşı Ödevleri:

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in, dini tebliğ ederken sadık oluşunu, risaletinin sıhhatini ve onu tasdik etmenin vucubiyetini bildiğimizde ki, bu Muhammeder Rasulullah’ın anlamıdır. Bu bilgi onu tasdik etmemizi, ona itaat ederek Allah’a kulluk etmemizi haber verdiği her şeye iman etmemizi gerektirir. Bu mevzuda bize düşen görev; yukarda ki hususların gerçekleşmesi için onları hayatımızda tatbik etmektir. Onları Örneklendirecek olursak:
    1) İman Etmekle Memuruz

    Allah, kendisine, meleklerine, kitaplarına iman etmemizi emrettiği gibi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman etmemizi de emretmiştir. İman edenlere sevap, iman etmeyenlere de azap va’d etmiştir.
    “Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne iman edin...”
    Nisâ: 136
    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’nun Rasulüne iman edin ki size rahmetinden iki kat ecir versin...”
    Hadid: 28
    “Allah’a ve ümmi Rasulüne iman edin ki O da Allah’a ve onun ayetlerine iman etmektedir. Ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”
    A’raf: 158
    “Kim Allah’a ve Rasulüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için alevli bir ateş hazırladık.”
    Fetih: 13
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e imanın gerekliliğini ifade eden bir hadisi, Müslim Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’den şöyle rivayet ediyor:
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdı:
    “Allah’tan başka (gerçek) bir ilah olmadığına şahadet getirip bana ve benim getirdiğim şeylere iman edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.”
    Buhari, Müslim
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iman, kuşkusuz onun getirdiği şeylerin tasdik edilmesini gerektirir. Çünkü imanın aslı: Kalbin yakini ve bir şeyin sahihliğine mutmain olmasıdır. Sonra bilerek ve inanarak dille söylemek, sonra onun gereği fiilleri amelle tatbik etmektir. İşte bunların birleşmesiyle de iman kemale erer ve tamam olur. Bu üç unsurdan birinin olmaması şahadetin tesirini iptal edip faydasız hale getirir.
    “Münafıklar sana geldikleri zaman: Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah’ın rasulüsün derler. Senin muhakkak Allah’ın rasulü olduğunu Allah bilir. Ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahadet eder.”
    Münafikun: 1
    2) Emirlerine İtaat Yasaklarına Riayetle Memuruz

    Şüphesiz ki Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat ona iman etmenin en önemli alametlerindendir. Çünkü kişi onun doğruluğunu tasdik ederse, Allah’tandır diye haber verdiği şeylerle amel etmesi kesinleşir. Kim bu hususlarda inat ederek veya küçümseyerek ona muhalefet ederse, onun risaletine şahadet getirmesi doğru olmamış olur. Birçok ayette Allah, Rasulüne itaat etmemizi emrediyor:
    “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasulüne götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından daha güzeldir.”
    Nisâ: 59
    “Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin, (Ona itaatsizlikten) sakının. Eğer (itaatten) dönerseniz, bilin ki elçimize düşen açıkça tebliğdir.”
    Mâide: 92
    “De ki: Allah’a itaat edin, Rasule itaat edin. Eğer (Ona itaatten) dönerseniz ona gereken kendisine yükletilen (duyurma görevini yapmak) size gereken de itaat görevini yapmaktır. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Rasule düşen sadece açık bir şekilde uyarmaktır.”
    Nur: 54
    “Rasul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının ve Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı şiddetlidir.”
    Haşr: 7
    “Rasule itaat edin ki rahmet olunasınız.”
    Nur: 56
    “Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, büyük bir kazanç elde etmiştir.”
    Ahzab: 71
    “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse Allah onu, altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah’a ve O’nun Rasulüne karşı gelir, O’nun sınırlarını aşarsa Allah onu ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.”
    Nisâ: 13, 14
    “Yüzleri ateşin içinde çevrildiği gün: Eyvah keşke biz Allah’a itaat etseydik, Rasule itaat etseydik derler.”
    Ahzab: 66
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiği hadiste Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
    “Bana itaat eden kimse Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden kimse de Allah’a isyan etmiş olur.”
    Buhari: 6986
    Bu hadisin manası: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz bize Allah’ın vahy ettiği şeyleri emrettiğine göre ona itaat Allah’a itaat olmaktadır. Bundan dolayı Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:
    “Kim Rasule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.”
    Nisâ: 80
    Bu mevzu ile ilgili Buhari Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh)’den şu hadisi rivayet etmektedir:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Yüz çeviren kimsenin dışında bütün insanlar cennete girecektir’ buyurdu. Sahabeler dediler ki:
    −Ya Rasulallah, kimler yüz çevirir? Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Bana itaat eden kişi cennete girer. Bana isyan eden kişi de yüz çevirmiş olur’ buyurdu.”
    Buhari: 7143
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat emirlerini yapmak, yasaklarını terk etmek, her meselede sünnetine teslim olup hükmüne razı olmak ve şeriatına itiraz etmemektir.
    3) Allahu Teâlâ, Rasulüne İtaat Etmeyi Emretmiştir

    Allahu Teâlâ Rasulüne itaat etmeyi emretmiş; hidayet ve günahlardan bağışlanmayı ona uymaya bağlamış; Rasulüne itaat etmeyi ve onun sünnetine göre yaşamayı da kendisini sevmeye alamet kılmıştır.
    “...O rasule uyun ki hidayete eresiniz.”
    A’raf: 158
    “De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır ve acıyandır.”
    Âl-i İmran: 31
    “De ki Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Eğer (itaatten) dönerseniz muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez.”
    Âl-i İmran: 31, 32
    “And olsun Allah’ın Rasulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel örnekler. (Allah yolunda cihat, onda sebat, güçlüklere dayanma, azim ve irade, üstün seciyye, mekarimi ahlak vbin üstün meziyetler) vardır.”
    Ahzab: 21
    Kulların görevlerinden biri de kendilerini yaratan ve nimet veren Allah’ı sevmektir. Ancak bu sevginin gerçekleşmesi ve kabul görmesi âlemlere rahmet olan Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaate bağlıdır. Allah, Rasulüne itaat etmenin ecrini, itaat edeni sevme ve günahlarını bağışlama ile ödüllendirmiştir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e itaat etmenin alameti, O’na ittiba etmek, Onun yoluna sülük etmek başkalarının yollarını terk etmektir. Yasakladığı şeyleri terk ederek O’na muhalefet etmekten sakınmaktır. Burada O’na muhalefet derken sünnetine muhalefet etmeyi kast ettiğimiz göz ardı edilmemeli. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
    “Sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.”
    Buhari: 5158
    4) Rasulullah’ı Canımızla, Malımızla ve Her Şeyimizle Sevmektir

    “De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesatından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız meskenler, size Allah’tan, Rasulünden ve onun yolunda cihat etmekten daha sevgili ise, o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin.”
    Tevbe: 24
    Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Üç haslet kimde bulunursa imanın tadını bulur. Allah ve Rasulü kendisine başkalarından daha sevgili olmak, sevdiklerini yalnız Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılmaktan hoşlanmadığı gibi hoşlanmamak’ buyurdu.”
    Buhari: 175, Müslim: 43/67
    Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Hiç biriniz ben kendisine çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz’ buyurdu.”
    Buhari: 170, Müslim: 44/70
    Abdullah bin Hişam (Radiyallahu Anh) şöyle demiştir:
    Biz Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber bulunuyorduk. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh)’ın elinden tutmuş bir haldeydi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
    −Ya Rasulallah, sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin! dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona:
    −‘Hayır, nefsim elinde olan Zata yemin ederim ki, ben sana nefsinden daha sevgili olmadıkça (mümin olamazsın)’ buyurdu. Bunun üzerine Ömer bin Hattab (Radiyallahu Anh):
    −Allah’a yemin ederim ki şu anda sen bana nefsimden daha sevgilisin dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de:
    −‘İşte şimdi oldu ya Ömer’ buyurdu.”
    Buhari: 6518
    5) Rasulullah’ı Sevmenin Karşılığı Ahirette Onunla Beraber Olmaktır

    Enes bin Malik (Radiyallahu Anh) dedi ki:
    “Bir adam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e geldi ve:
    −Ya Rasulallah, kıyamet ne zaman kopacak? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Sen o saat için ne hazırladın?’ buyurdu. O kimse:
    −Allah ve Rasulünü sevmeyi, dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Muhakkak ki sen sevdiğinle berabersin’ buyurdu.”
    Buhari: 7153, Müslim: 2639/163
    Bu hadis İbni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın rivayetinde daha şümullü olarak şu ifadelerle gelmiştir:
    “Kişi sevdiği kimse ile beraberdir.”
    Buhari: 6129, Müslim: 2640/165
    Hadislerde işaret edilen iltifat, onu sevenlere müjde ve ecir olarak yeter. Ancak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan gerçek sevgi, ona uymayı ahlakıyla ahlak sahibi olmayı, sünnetini herkesin sözüne takdim etmeyi gerektirir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevmek aynı zamanda onun sevdiklerini sevmeyi, dostlarını dost edinerek arka çıkmayı, sevmediklerini sevmemeyi, düşmanlarına düşmanlık edip kin duymayı gerektirir. Bu hal üzere olan kimseler Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgi iddialarında sadıktırlar ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e olan sevgileri tamdır. Kişinin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi bu hususlarla orantılıdır. Bir kişinin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetine itaati ne kadar fazlaysa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi o kadar fazladır. Bir kişinin onun sünnetine itaati ne kadar azsa Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e sevgisi de o kadar azdır.
    6) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Layık Olduğu Saygıyı Göstermek ve Sünnetini Savunmak

    “Allah’a ve Rasulüne iman ediniz. Rasulü destekleyiniz, Ona saygı gösteriniz.”
    Fetih: 9
    “Ey iman edenler! Allah’ın ve Rasulünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi Nebinin sesinin üstüne çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi onunla da öyle yüksek sesle konuşmayınız; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Allah Rasulünün huzurunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allah onların kalplerini imtihan etmiştir. Onlar için mağfiret ve büyük bir müKâfat vardır.”
    Hucurat: 1, 2, 3
    Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allahu Teâlâ nebisinin önüne geçmeyi yasaklamış ve bunu kendi önüne geçme olarak kabul etmiştir. Hatta onun huzurunda yüksek sesle konuşulmasına izin vermeyerek bu fiili yapanları “Amelleriniz boşa gider...” diye tehdit etmiştir.
    “Rasulün çağırmasını, aranızda birinizin diğerini çağırmasıyla bir tutmayın...”
    Nur: 63
    7) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i Hakem Yapmak

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i hakem yapıp emri altında muhakeme olunmak, hükmüne rıza göstermek ve itirazı terk etmek de ona karşı ödevlerimizdendir.
    “Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Rasulüne çevirin. Bu daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”
    Nisâ: 59
    “Şu kimseleri görmedin mi? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia ediyorlar da hakem olarak tağuta başvurmak istiyorlar. Oysa kendilerine onu inkâr etmeleri emredilmişti. Şeytan da onları iyice saptırmak istiyor.”
    Nisâ: 60
    “Hayır, Rabb’ine and olsun ki, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”
    Nisâ: 65
    “Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman artık mümin bir erkek ve kadın için o işte muhayyerlikleri yoktur. Kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”
    Ahzab: 36
    “Aralarında hüküm verilmesi için Allah’a ve Rasulüne çağırıldıkları zaman müminlerin sözü ancak; ‘İşittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte felaha eren kimseler bunlardır.”
    Nur: 51
    “Kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder, Allah’tan korkar ve Ona karşı takvalı olursa işte kazançlı kimseler onlardır.”
    Nur: 52
    “Rasulün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın çarpmasından yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar.”
    Nur: 63
    Ümmet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra ihtilafın halli için muhakemeleşmesinin Onun sahih sünneti altında olacağında icma etmiştir. Yukarda zikredilen ayetlerde bu muhakemeleşme neticesinde verilen hükme tam teslimiyetin gerekliliği Ona muhalefetin ise haram oluşu kesindir. Şeyh Albânî bu hususta şunları söylemektedir:
    1) İhtilaf ve çekişmeden kurtulmak için:
    Sünneti hakem edinmeyi terk etmek, ihtilaflara rıza göstermek, müslümanların çabalarını boşa çıkarmak, güçlerini kuvvetlerini heba etmektir.
    2) İnsanları Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e muhalefet etmekten sakındırmak, o muhalefetin dünya ve ahirette kötü akıbete sebebiyet vereceği içindir.
    3) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine muhalefet etmek dünyada fitneye ahirette de şiddetli azaba müstahak olma anlamına gelir.
    4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in emrine itaat etmek vaciptir, güzel bir hayat yaşamaya vesiledir. Aynı zamanda dünya ve ahiret saadetini elde etmeye vesiledir.
    5) Muhakeme olmak üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sünnetine davet olunduklarında, emre icabet etmemek ve yüz çevirmek, zahiren müslüman gözüküp küfürlerini gizleyen münafıkların sıfatlarındandır.
    6) Müminler ise münafıkların aksine muhakemeleşmek üzere Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e çağırıldıkları vakit koşarak icabet ederler. Lisanı halleriyle “İşittik ve itaat ettik” derler. Onlar bu amelleriyle kurtuluşa ererler ve naim cennetleriyle ödüllendirilirler.
    7) Allah’ı ve ahiret gününü umuyorsak, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizim her türlü işlerimizde tek örneğimiz, tabi olacağımız numunemiz olmalıdır.
    Şeyh Albânî bu hususta birçok misaller daha veriyor. Mevzu ile ilgili doyurucu bilgi için Şeyh’in “Hadis Üzerine Selefi Bir Yaklaşım” isimli kitabına bakılmasında yarar vardır.
    Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i Sevmekte Haddi Aşmamak

    Yaklaşık her konuda insanlar arasında ifrat ve tefritin meydana geldiği bir gerçektir. Çoğunlukla her ümmette haddi aşma ve mükellefiyeti ihmal edip tam yapmama meselesi bilinmektedir. Bundan dolayı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendi hakkında ümmetini guluv (haddi aşma)’dan sakındırmış ve şu hakikatleri onlara hep hatırlatmıştır:
    1) Beşer Olmaktan Çıkmamış Yani Beşer Olarak Kalmıştır

    “De ki: Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana vahy olunuyor...”
    Kehf: 110
    “De ki: Rabb’imin şanı yücedir. Ben rasul olarak gönderilen bir insan değil miyim?”
    İsra: 93
    Bu ayetlerin iniş sebeplerine baktığımızda müşriklerin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den yeryüzünde pınarlar fışkırtması ve gökyüzünü üzerlerine düşürmesi gibi şeyler istediklerini görürüz. Ayetlerde işlenen tema: Gökleri düşürme, yeryüzünde pınarlar fışkırtma ve emsali fiilleri yapanın Allah olduğudur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ise risalet görevi ve Allah’ın Ona has kıldığı bazı özelliklerin dışında Onun da kendileri gibi bir beşer olduğu fikridir. Allahu Teâlâ, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) başta bütün rasullerin risalet ve bazı hususiyetlerin dışında beşer olduklarını, diğer insanlar gibi beşeri ihtiyaçları olduğunu ve ihtiyaçlarını meşru yollardan diğer insanlar gibi karşıladıklarını haber vermektedir.
    “Bu da sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.”
    Mu’minûn: 33
    “Bu rasule ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor dediler.”
    Furkan: 7
    “Senden önce gönderdiğimiz bütün rasuller de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi.”
    Furkan: 20
    Burada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir hadisini hatırlatmakta yarar vardır:
    “Ben de sizin gibi bir beşerim. Sizin unuttuğunuz gibi ben de unutabilirim. Unuttuğum vakit bana hatırlatın.”
    Buhari: 488, Müslim: 572/89
    2) Allah’ın Vahyinin Dışında Gaybı Bilmemesi

    “De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem, size ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahiy olunana uyuyorum...”
    En’âm: 50
    “De ki: Ben kendime, Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayırlar elde ederdim. Bana hiçbir kötülük de dokunmazdı.”
    A’raf: 188
    Gaybın anahtarları Allah’ın elindedir gaybın tamamını Allahu Teâlâ bilir. Bununla beraber Allahu Teâlâ rasullerine bazı gaybî bilgiler izhar eder. Bununla onun rasullüğünü tasdik eder.
    “Gaybı bilen O’dur. Gaybını kimseye göstermez. Ancak razı olduğu rasullere gösterir. Çünkü O, Rasulünün önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.”
    Cin: 26, 27
    “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka gaybı hiç kimse bilemez ne zaman dirileceklerini de bilemezler.”
    Neml: 65
    Gelecekte vuku bulacak işlerle ilgili hadisler Allah’ın Rasulünü haberdar ettiği vahiydir. Bu haberler ister melek vasıtasıyla olsun, ister rüya şeklinde olsun aynıdır. Allah’ın Rasulüne bildirmesidir. Bununla beraber mutlak gaybı Allah’tan gayrı kimse bilemez. Bu mevzuda iki misalde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den zikredelim.
    Muavvizin kızı Er-Rubeyyi (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zifaf gecemin ertesi günü gelip yanıma girdi ve yatağımın üstüne senin benimle oturduğun gibi oturdu. Küçük kızlarımız deflerini çalıyor ve Bedir’de öldürülen babalarımızı övüyorlardı. İçlerinden biri:
    −Aramızda yarını bilen bir Nebi var dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Sus, bunu söyleme, önceki söylediğin şeyleri söyle’ buyurdu.”
    Buhari: 5237, Tirmizi: 1090, Beyhaki: 7/ 288, Ahmed: 6/359-360, Albânî Adabu’z-Zifaf: 94
    Mesruk şöyle demiştir:
    “Ben Aişe (Radiyallahu Anha)’ya:
    Ey anacığım! Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabb’ini gördü mü? diye sordum. Aişe (Radiyallahu Anha):
    −Bu söylediğin sözden tüylerim diken diken oldu. Sen şu üç şeyden neredesin ki herkim onları sana söylerse muhakkak yalan söylemiştir. Herkim Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Rabb’ini gördü derse yalan söylemiştir dedi. Sonra Aişe (Radiyallahu Anha) şu ayetleri okudu:
    “Gözler onu idrak edemez, fakat O gözleri idrak eder. O Latifdir, Habirdir.”
    En’âm: 103
    “Allah bir insanla konuşmaz. Ancak vahiyle yahut perde arkasından konuşur yahut bir elçi (melek) gönderip izniyle dilediğine vahiy eder.”
    Şura: 51
    Aişe (Radiyallahu Anha) devamla:
    −Herkim sana yarın ne olacağını bilir derse muhakkak yalan söylemiştir dedi, sonra şu ayeti okudu:
    “...Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez...”
    Lokman: 34
    Buhari: 4801
    Cebrail (Aleyhisselam) hadisiyle ilgili rivayette Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    −...Adam ya Rasulallah kıyamet ne zamandır? dedi. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Bu meselede sorulan sorandan daha bilgili değildir. Lakin onun alametlerini sana anlatayım: Cariye efendisini doğurduğu zaman işte o bunun alametlerindendir. Çıplaklar, yalın ayaklılar, insanların reisleri oldukları zaman, işte bu olay onun alametlerindendir. Deve çobanları yüksek bina kurmakta birbirleriyle yarışa çıktıkları zaman işte bu da onun alametlerindendir. Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği beş şey vardır’ dedi. Sonra şu ayetleri tilavet etti:
    “Kıyamet saatinin ilmi şüphesiz ki Allah’ın katındadır. Bereketli yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberi olandır.”
    Lokman: 34
    Buhari: 203, Müslim: 9/5, İbni Mace: 64
    “Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Onları Allah’tan başkası bilemez.”
    En’âm: 59
    3) Allah’ın İzni Olmaksızın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Başkaları Bir tarafa Kendisine Bile Zarar ve Fayda Verememesi:

    “De ki: Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ne de bir zarar gücüne malik değilim...”
    A’raf: 188
    “De ki: Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim.”
    Cin: 21
    Şüphesiz mülk Allah’ındır, her şeyin sahibi O’dur. Fayda ve zarar vermek, zengin ve fakir etmek, öldürmek ve yaşatmak O’nun elindedir. Kazasını geri çevirecek, hükmüne itiraz edip, tenkit edecek yoktur.
    “...Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler. Bu ikisinde bir ortaklıkları da yoktur. Allah’ın onlardan yardımcıları da yoktur.”
    Sebe: 22
    Görüldüğü gibi Allah bu ayetlerde müşriklerin:
    “Biz bunlara, sırf bizi Allah’a yaklaştırsın diye tapıyoruz...” Zümer: 3 şeklindeki dayanaklarını kırmıştır. Başka bir ayeti kerimede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şahsında ümmetine şu gerçekler hatırlatılmıştır:
    “O konuda senin yapacağın bir şey yoktur. Allah ya tevbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.” Âl-i İmran: 128 Bu ayetin iniş sebebiyle ilgili şunlar anlatılmaktadır: Uhud savaşında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in başı yaralanmış ve dişleri kırılmıştı. Bunun akabinde Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    “Nebilerinin başını yaralayan bir topluluk nasıl felaha erer” demiştir. Allah Rasulünün bu ifadesini kabul etmemiş, onların felaha erip ermeme işlerinde senin yapacağın bir şey yok mealinde ki ayeti indirmiştir. Bütün işlerin sadece Allah’ın elinde olduğunu bildirmiştir. Allah: “Aşiretini ve yakın akrabanı inzar et” ayetini indirince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) akrabalarını şu ifadelerle inzar edip uyarıyordu:
    ‘Ey Kureyş topluluğu! (müslüman olup) canlarınızı Allah’tan satın alınız. Ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi men edemem. Ey Abde Menaf oğulları! Sizden de ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi geri çeviremem. Ey Abbas bin Abdulmuttalib! Senden de Allah’ın azabını uzaklaştıramam. Ey Allah Rasulünün halası Safiye! ben senden de Allah’ın azabından hiçbir şey uzaklaştıramam. Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Malımdan dilediğini iste (veririm fakat) Allah’ın azabından hiçbir şeyi senden gideremem’ buyurdu.”
    Buhari: 4634
    Görüldüğü gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu ifadesini en yakınlarına, kızı Fatıma (Radiyallahu Anha) amcası Abbas (Radiyallahu Anh) vb. kişilere söylemiştir. O’nun bu sözlerinde, nesebin ve hasebin kişiyi ateşten kurtarmak için yetmeyeceğine çok açık delil vardır. Hal böyle iken, bazı kimseler, onun sünnetine ittiba etmeden hatta ona aleni muhalefet ederek uydurma veya hakikati bilinmeyen seyitlik iddialarıyla kendilerinin ateşten kurtulacaklarını zannediyorlar. Bazı kimseler de mevlit kandili ihdas edip kutlama törenleri yaparak Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i sevdiklerini iddia ediyorlar ve bu fiilleriyle ahirette kurtulacaklarını sanıyorlar. Buna karşılık Allahu Teâlânın, Rasulüne indirdiği şu ayeti görmezlikten geliyorlar:
    “De ki: Allah bana bir kötülük dokundurmak istese beni Allah’tan başka hiç kimse kurtaramaz ve Ondan başka sığınacak kimse de bulamam.”
    Cin: 22
    Yukarıda zikredildiği gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sevdiği yakınlarına Allah dilemedikçe fayda ve zarar veremezse, getirdiği dine muhalefet eden sünnetini imha eden bidat ehline yardımı nasıl mümkündür? Kişiyi ateşten kurtaran ve Allah’ın şefaat için izin verdiği kişilerin cümlesinden yapan husus, onun imanı ve salih amelleridir. Kişinin nesebi, hasebi hatta nebilere yakınlığı onun Allah katında kurtulanlardan olduğuna delil değildir.
    Nuh Aleyhisselam’ın Oğlunu, Babasının Rasul Oluşu Kurtaramamıştır

    “Nuh bir kenarda duran oğluna: Yavrum bizimle beraber (gemiye) bin, kâfirlerle beraber olma diye seslendi. (Oğlu): Beni koruyacak bir dağa sığınacağım dedi. Nuh: Bu gün Allah’ın emrinden kurtulacak hiçbir şey yoktur, ancak Onun acıdığı kurtulur dedi. Aralarına bir dalga girdi ve o boğulanlardan oldu. Nuh: Rabb’im, oğlum benim ehlimdendir. Senin sözün elbette haktır ve sen hâkimlerin hakimisin diye seslendi. Rabb’i: Ey Nuh, o senin ehlinden değildir. Onun yaptığı kötü ameldir. Bilmediğin bir şeyi benden isteme. Sana cahillerden olmamanı öğütlerim dedi.”
    Hud: 42, 43, 45, 46
    İbrahim Aleyhisselam Babası Azer’e Fayda Sağlayamamıştır

    “(İbrahim babasına): Selam sana senin için Rabb’imden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana çok lütufkârdır, dedi.”
    Meryem: 47
    “İbrahim’in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan teberri etti. Gerçekten İbrahim çok içli ve yumuşak huylu idi.”
    Tevbe: 114
    Lut Aleyhisselam Karısına Fayda Sağlayamamıştır

    “(Melekler) dediler ki: Ey Lut, biz senin Rabb’inin elçileriyiz. Onlar sana asla dokunamazlar. Gecenin bir kısmında aileni yürüt; sizden karından başka kimse geri kalmasın. Çünkü ötekilerine dokunacak azap karına da isabet edecektir. Onlara va’dedilen azap zamanı sabahleyindir. Sabah da yakın değil midir?”
    Hûd: 81
    Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Amcasının İman Etmesini Sağlayamamıştır

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Amcası Ebu Talib’in iman etmesini ısrarla istemesine rağmen onun hidayete ermesi hususunda hiçbir şey yapamamış ve imanî yönde ona fayda sağlayamamıştır.
    “(Ey Rasul), sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin, fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”
    Kasas: 56
    Bu ayetin inişiyle ilgili şunlar anlatılmaktadır.
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib’in hidayete gelip iman etmesine çok uğraşıyordu. Ebu Talibin eceli gelip yatağa düşünce yanına geldi ve:
    “Ey amca, La ilahe illallah de, Rabb’ime o kelimeyle senin lehine ricada bulunayım” dedi. Başucunda oturan müşrikler ise Ebu Talib’e atalarının dininden vazgeçmemesi için telkinde bulunuyorlardı. Neticede Ebu Talib kendini kast ederek:
    −Ebu Talib babalarının milleti (dini) üzeredir dedi ve öldü.”
    Müslim: 24/34
    Allahu Teâlâ’da kişileri hidayete erdirmenin kendi elinde olduğunu, başka hiç kimsenin bunda bir tesiri olmadığını bildirmek için yukarıdaki ayeti indirdi. Ayetin inişiyle ilgili bu kıssa iyice düşünüldüğü vakit, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den istenen dertlere derman, hastalara şifa olma, gam ve kederlerin giderilmesi vb. Allah’a ait fiillerin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den istemenin yanlışlığı ortaya çıkar. Bir de bu fiillerin tapınak haline getirilen mezar ve türbelerde yatanlardan talep edildiğinde işin vahameti daha açık ortaya çıkmaktadır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib’in hidayetini sağlayamadığı gibi öldükten sonra ona bir kez istiğfar bile edememiştir. Allahu Teâlâ bu hususta şöyle buyuruyor:
    “Yakın akraba bile olsalar cehennem ahalisi oldukları belli olduktan sonra müşrikler için (Allah’tan) mağfiret dilemek; ne Nebinin ne de müminlerin yapacağı bir iş değildir.”
    Tevbe: 113
    4) Allahu Teâlâ’ya Kulluk Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem İçin Bir Şeref ve Fazilettir

    Yaratılmışların en şerefli makamı Allah’a kulluk makamıdır. Bundan dolayı Rasu-lü Ekrem risalet görevini ifaya başladığında Allah Onu bu sıfatla yad etmiştir:
    “Allah’ın kulu kalkıp Rabb’ine dua (ibadet) edince onun üzerine üşüşüp neredeyse birbirlerine gireceklerdi. De ki: Ben ancak Rabbime ibadet ederim ve hiç kimseyi ona ortak koşmam.”
    Cin: 19, 20
    Allahu Teâlâ efendimizi Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya oradan da semalara yükseltip ayetlerini göstererek ikram ederken de yine aynı kulluk sıfatıyla ona iltifatta bulunmuştur:
    “Geceleyin kulunu Mescidi Haramdan çevresini bereketli kıldığımız Mescidi Aksaya götüren O zat bütün noksanlıklardan uzaktır. Ona, ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (böyle yaptık). Gerçekten O işiten ve görendir.”
    İsra: 1
    Konuyu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir mübarek hadisi ile noktalayalım. Ömer (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    ‘Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmede haddi aştığı gibi siz de beni övmede haddi aşmayın. Ben ancak Allah’ın bir kuluyum. Benim için Allah’ın kulu ve Rasulü deyiniz...’ buyurdu.”
    Buhari: 3261, Darimi: 2/320, Ahmed: 1/23-24


    Paylaş
    Resullere iman ile ilgili Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Resuller, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara bildirmek, onlara doğruyu yanlışı ve Allah'ı öğretmek amacıyla Allah tarafından gönderildiğini bilmek ve onaylamak demektir.



nebi ve resullere iman ile ilgili ayetler,  resullere iman ,  nebi ve resullere i