Mü'mine ve Tarih ve Peygamberimizin hayatı Forumundan Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında

    Reklam




    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında


    En güzel ÖRNEK Hz. Muhammed (S.A.V)


    Her işe besmeleyle başlardı. "BESMELE ile başlamayan işin hayrı ve bereketi ke------." buyurmuştur.
    Herkese selam verirdi "Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir." buyurmuştur.
    Boş sözlerden kaçınırdı. "Malayani şeyleri terk etmesi bir kişinin müslümanlığının güzel olmasındandır. " buyurmuştur.
    Evine selam vererek girerdi.
    Çocuklarla şakalaşırdı.
    Bir evin kapısını en fazla 3 kez çalardı.
    İsteyeni reddetmezdi. "Bana infak etmem ve yoksulluktan korkmamam emredildi. " buyurmuştur.
    Karnı acıkmadan yemezdi. "Karnınız iyice acıkmadan yemeğe oturmayın; tam doymadan da kalkın. " buyurmuştur.
    Elbisesini sağdan giyerdi.
    Alışverişte sağ elini kullanırdı.
    Ölmüş kişileri hayırla yad ederdi.
    Yemeğin sonunda şükrederdi.
    İnsanlara hediye verir ve hediyelerini kabul ederdi.
    İnsanların en güler yüzlüsü idi.
    İnsanlara latife (espri) yapardı.
    Ondan asla kaba bir söz duyulmamıştı.
    Temizliğe çok önem verirdi.
    İşçinin emeğinin karşılığını hemen verirdi. " İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz." buyurmuştur.
    Esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi.
    Komşu ilişkilerinde çok hassastı.
    Evleneceklere yardım ederdi. Evlenenleride tebrik ederdi.
    Hz. Ömer (RA) adaleti ONDAN öğrenmişti.
    Karşısında titreyen bir adama, " Korkma ! Ben kral değilim Kureyş'ten kuru ekmek yiyen kadının oğluyum." demişti.
    Hayvanlara iyi bakılmasını ister aşırı yük yüklemeyi yasaklardı.
    İyilikleri asla unutmazdı, ayıpları da yüze vurmazdı.
    Aksi bilinmedikçe hüsnüzan yapardı. " Başkası hakkında bana kötü bilgi getirmeyin; ben yanınıza hakkınızda iyi düşünerek serin bir kalple gelmek isterim." buyurarak hüsnüzannın esas olduğunu belirtmişti.
    ALLAH RASÜLÜ'NÜN hayatında istikrar önemli bir yer tutar. " İbadetlerin en hayırlısı azda olsa devamlı olanıdır." buyurmuştu.
    Hasta ziyaretini ihmal etmezdi.
    Cenaze namazlarına katılırdı.
    Irkçılık yapanları sevmezdi.
    Hep hayrı tavsiye ederdi.
    Yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı.
    Her konuda güvenilir bir insandı. " Dürüst ve güvenilir tüccar kıyamette peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olarak diriltilecektir."
    Ashabının hal ve hatrını sorardı, çok nazikti kimseyi rahatsız etmezdi.
    Herkese iltifat ederdi.
    Dişlerin bakımına önem verirdi.
    " İşkenceye hiçbir mazeret olamaz." derdi. Allah Rasülü savaş halinde dahi kadın ve çocukların öldürülmesine hatta ölünün cesedine dahi eziyeti yasaklamıştı.
    Allah Rasülü, yatmadan önce avuçlarını biribirine birleştirir, İHLAS, FELAK, NAS surelerini okur, sonra da başından başlayarak mübarek vücudunu mesh ederdi.
    Ashabıyla tokalaştığında karşısındaki elini çekmedikçe, kendisi çekmezdi.
    Hapşırdığında eliyle ağzını kapatırdı.
    Sohbetleri insanları usandıracak kadar uzun değildi.


    Resullullah'a Mektup

    Resullullah'a Mektup

    5000 kişinin katıldığı Resullullaha mektup yarışmasından 7 kişinin
    mektubu sıralamaya konmadan seçildi ve bu 7 mektup sahibi ödül olarak
    ümre haccına gittiler. İşte o güzel mektuplardan biri..

    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM.
    Esselatü vesselamü aleyke ya RASULALLAH
    Esselatü vesselamü aleyke ya HABİBALLAH
    Esselatü vesselamü aleyke ya Seyyidel evveline vel'ahirin,Veselamün alel mürselin.
    Rahman'ın günahkar,aciz,gafil,gözü yaşlı kulundan mektup.
    Sana mektup yazmak ha!..Sana seslenebilmek, Sana hasret çekemeden, Sana layıkıyla ümmet olamadan Günahlarımla seni üzerek,Yaratılan her zerrenin senin aşkınla yandığını idrak edemeden,utanmadan sıkılmadan sana mektup yazmak ha!...
    Affet YA RASULLALLAH(sav). Affet sultanım. Cüretimi bağışla.
    Bir gün seni özlemiş,sana olan hasretiyle yanmış tutuşmuş bir güzel kul tanıdım,yemek ikram etmişlerdi ona.Rabbim'in nimetlerine hamdederek başladı.Yüzündeki o parlaklık ne güzeldi.
    Ama gözlerinin altındaki kızarıklık,alnındaki kıvrımlar, sakalındaki bembeyaz kıllar,şakaklarına yağan karlar bir şeyler haykırıyordu YA RASULLALLAH.
    Ümmetinden bir kul,Rahmanın güzel bir kulu.Gülüyordu çehresi, Nur saçıyordu. Yemek yiyorduk hep beraber,çok lezzetliydi.Dudaklarında daima bir kıpırdanma vardı, yemek yerken zorlanıyor zor yutkunuyordu,dertli kul.Yüzüne her bakışımda gözlerinin daima artan ışıltısı dikkatimi çekti.Ve birden ak düşmüş sakallarına doğru iki damla gözyaşnı yolculuğa çıkardı.Ağlıyordu ihtiyar amca, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissediyordu.Ama gözleri coşmuştu bir kere, yemeği bırakıp yanına oturdum. Amca dedim:
    -Rahatsız mısınız? Birşeyiniz mi var?
    -Hayır evladım iyiyim sağol!dedi.
    -Peki amca, niye ağlıyorsun?dedim.
    -Peygamberimiz (sav)aklıma geldi birden. Onu düşündüm ve ağlayıverdim kusura bakma.
    Gözünün yaşını sildi,Elhamdülillah dedikten sonra çekildi sofradan. Kenarda bucakta bir yere oturdu, elinin tersiyle gözlerini siliyor ve cebindeki mendilini arıyordu. Ben de kalktım sofradan yeni demlenmiş çaydan getirdim ihtiyar amcama.Çayı karıştırırken elleri titriyor ve dudakları büzülüyordu.Mendiliyle tekrar sildi gözlerini.Çayını içti ve Rabbim'in selamı ile müsaade isteyerek ayrıldı yanımızdan.
    Düşünce idrakini yitirmiş bir hal içinde düşünüyordum. Adamcağız yemek yerken seni anıyor ve ağlıyordu YA RASULLALLAH(sav). Sana yakın olmanın verdiği coşkuydu gözyaşları.
    Senin ümmetinden bir kul.Nasıl oluyorda seni görmeden, kokunu almadan,mübarek ellerini öpmeden sanki yanıbaşındaymışın gibi seninle yaşıyor. Ben de anlamalıydım,çözmeliydim bu sırrı....
    Seni YA RASULLALLAH(sav) evet seni tanımam,bilmem gerekiyordu. Ashab!ı Kiram efendilerimizin hayatından başladım işe. Onların hayatlarını okuyarak sana ulaşmalıydım YA RASULLALLAH (sav), okudum. Ebu Bekir Sıddık ,Ali bin Ebu Talip,Hz. Ömer Hz. Osman,Hz. Talha,Hz. Bilal,Sad bin Ebi Vakkas,Hz. Hamza,Abdullah bin Revaha,Ebu Hureyre,Muaz bin Cebel...
    Hepsini okudum YA RASULLALLAH(sav).
    Şimdi seni okuyorum. Halık'ı zül celal Rabbim'in sevgilisi,biricik kulu.Senin nurunun hürmetine varolan ben seni arıyorum Ya RASULLALLAH(sav). Ömrümün sonuna kadar her nerede ve ne zaman olursa olsun seni hakkıyla tanıyamayacağımı biliyorum.Ben senin deven Kusva'ya aşık oldum efendim.Dayandığın hurma kütüğünün yerinde olabilmek için bin canım olsun feda ederdim.Yeter ki inleyeyim,sen beni okşarsın susarım. Yanımdan ayrılırsan tekrar inlerim YA RASULLALLAH(sav).
    Ebu Hureyre(ra) sıcak bir günün öyle vaktinde evinden çıkıp mescide gelmişti. Sende oradaydın YA RASULLALLAH(sav) Açlıktan evinde duramayıp mescidine sana koşmuşlardı. Sen de aç idin. Günlerdir bir şey yememiş açlıktan zayıf düşmüştünüz. Hendek günü karnına iki taş bağlayan da sendin YA RASULLALLAH(sav). Bir deri parçasını temizleyip kızarttıktan sonra açlığını dindiren Sad bin Ebi Vakkas (ra) değilmiydi EFENDİM.Bir hurma tanesini annesine saklayan Ebu Hureyre değil miydi?Bir avuç arpa ekmeğiyle yetinen HABİBULLAH sendin efendim. Ya ben midemin doluluğunun sarhoşluğuyla seni unutan ben değil miyim. Abdullah bin Revaha (ra) gibi elimdeki kemik parçasını fırlatıp ''ben hala bu dünyada yaşıyor muyum?''diyebilirmiyim?Senin ölümünle Hz.Bilal(ra) susmuştu.Bir daha ezan okumayacaktı.Kızgın çölde kayaların altında inlerken EHAD,EHAD diyerek senin nurunu görmüyor muydu YA RASULLALLAH(sav).
    Sana nasıl kavuşacağız bilemiyorum.Günahlarımın derdiyle,hasretinin yangınıyla,Aşkının ateşiyle,sana ümmet olmanın sevinciyle arz ediyorum halimi. Sana gelmek var ölmeden önce, Şehrinde narına yanıp kül olmak var.Sana geldikten sonra bir daha dönmemek olsa (inşallah) yanında kalsam,ayak bastığın yerlere gömülsem. Kıyamete kadar yanında olsam.Toprağın altında dahi alırım kokunu YA RASULLALLAH(sav).
    VE ÖLÜM...
    Nikah saati :RABBİME ve SANA yolculuk.Tahta arabanın içinde keyifli seyahat....
    Ölmeyi bilene kutlu olsun. EY DÜNYA!...
    Anlat şimdi ayrılık acısını,Peygamber sana veda ederken çektiğin acıyı anlat.Bağır, durma, Haykır: VAĞLEMU ENNE FİKUM RASULLALLAH de...
    O'nun vefat ettiği gün.Söyle ey dünya ne haldeydin.Her zerre O'nun ölümüyle yok olmak isterken sen nasıl raksettin.Yine sabahları güneşi davettin.Karanlığı nasıl kovdun.Söyleeeee...
    Her gün raksedip dönmektesin değil mi ey dünya. Kainatta yalnız sen ONA kucak açtın,bu mutluluk senin değil mi. Güneş bile kıskanır seni ALLAH'ın Habibi yaşadı üzerinde. Ne kadar bahtiyardın o devirde varlığının şükrünü eda ediyordun. Denizlerin bir ayrı güzeldi O varken. Suların daha bir tatlıydı. Ağaçlar,dağlar ,ovalar,bitkiler, kuşlar ve sen ey dünya ne kadar mutluydunuz.
    Ama o gün:RABBİM (c.c.) çağırıyordu Habib'ini.
    Rabbim'in emriyle Cebrail yanına geldi YA RASULLALLAH(sav),Azrail (a.s.) kapıda senden izin bekliyordu. Kisra nın sarayını aydınlatan nurunla gelecektin.
    Sessizlik acımasız ve dert yüklüydü,
    Aniden peygamberin dudakları kıpırdadı,
    YÜCE DOSTA ,REFİK'İ ALA'YA
    PEYGAMBER vefat etti.
    Usame seferden döndü,zafer müjdesiyle kavuşacaktı sana. Abi bin Ebu Talib'in dizine başını dayamıştın. Ölüm bile sana o kadar yakışmıştı ki, VUSLAT seninle güzel oldu. Kusva gözyaşlarıyla inlemekteydi. Hz. Ebu Bekir(ra.)geldi seni öptü öptü öptü....
    Yokluğun acısıyla yanan gönüller, kardeşlerin, Seni çok özlediler Ya Rasullallah(sav)
    Ben de özledim seni. Rüyalar da teselli bulan ümmetine şefaat eyle EY SEVGİLİ...



    EN İLK ve EN ÜSTÜN

    Sen Ahmed ü Mahmud ü Muhammedsin efendim
    Hak'dan bize Sultan-ı müeyyedsin efendim.
    (Şeyh Galip)

    Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, anlatıyor:

    -Hazret-i Allah, beni yarattı. Onsekizbin yıl arz altında kaldım...

    -Ey Cebrail seni kim yarattı?

    -Sen yarattın yara Rabbi. Her şey senin ve sen her şeyi yaratansın... Bense... ben, güçsüz ve ihtiyaç sahibi bir mahlukum.

    Konuşmadan sonra bir onsekizbin yıl daha geçti... Yüce Allah yine sordu:

    -Seni kim yarattı?

    -Ya Rabbi, beni yaratan; öldürmeye ve diriltmeye kudreti olan sensin. Bense kuvveti hiç bir şeye yetmez biçarayim.

    Üçüncü onsekizbin yıl da geçti...

    -Ey Cebrail, ben kimim, sen kimsin?...

    -Allahım sen her şeyin yaratıcası ve sahibi; bense bir kulcağızım.

    Bu cevabımın peşinden bir merakımı dile getirdim:

    -Ya Rabbi benden üstün bir varlık halkettin mi?

    -Karşına bak, buyurdu...

    Yüce emre uyarak gösterilen yere baktığımda mbir nur gördüm. Ama nasıl bir nur? Güzelliğine hayran kaldım. Dört tarafında da dört ayrı nur?

    -Allahım, gözlerimi alan bu harika aydınlık da ne?

    -Seni, ne kadar melek varsa hepsini ve bütün her şeyi aşkına yarattığım nur!... O, en aziz kulum ve Peygamberimdir. O, canlı cansız her şeyin en üstünü ve en hayırlısı olan Muhammed Mustafa'dır "sallallahü aleyhhi ve sellem"

    Sordum:

    -Ya çevresindeki nurlar?

    -Sağındaki Ebu Bekir Sıddik, solundaki Ömer ibni Hattab, önündeki Osman bin Affan, ardındaki Ali İbni Ebi Talib'dir. "Radıyallahü teala aleyhim".

    -Ya Rabbi; bu beş kişinin diğer insanlardan üstün bir tarafı olmalı!

    -Bu beşi kendime dost seçtim. Onları seven beni sevmiş, düşmanlık eden bana düşman olmmuş olur. Bunları sevenleri cennete, sevmeyenleri cehenneme koyacağım.

    Hak yarattı alemi, aşkına Muhammed'in
    Ay ü günü yarattı, şevkine Muhammed'in

    İlk insan Adem Peygamber, arş üzerinde "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" yazısını görünce ismin sahibinin erişilmezliğini anladı. Ancak O'nun ismi sadece göklerin en yükseğini mahyalandırmamıştı. Kelime-i tevhid cennette her sarayda, her yaprakta, her çiçekte, her bucakta okunuyordu.

    Adem aleyhisselam, bu hali oğlu Şit Peygambere anlatıyor:

    -Cennette O'nun ismi ile güzelleşmemiş bir tek köşe bile görmedim. Her yan ve her yön o şerefli ismin pırıltılarını aksettiriyor.

    -Peki, babacığım hanginiz daha kıymetlisiniz?

    Şit aleyhisselamın sualine Adem Peygamber cevap vermek istememiş olacak ki sükutu tercih etti. Ne var ki aynı sual üçüncü kere tekrarlanınca ezeli hakikat daha o günden açıklandı.

    Alemlerin Rabbi buyurdu:

    -Ya Adem! Her şeyi senin için yarattım, seni ise o seçilmiş için!!! Cenneti o'nunla ve o'nun ümmetiyle dolduracağım. Kendisine arap dili ile Kur'an-ı kerim indireceğim. Bu kitabın emir ve hükümleri, hiç değişmeyerek dünyanın sonnuna kadar devam edecektir. Bu peygamber, benim en sevgili kulumdur. İyiliği her insana ulaşacaktır. O'na uyanlar seçkin kullarımdan olur. Büyük şefaat sahibidir. İsmi yer yüzünde "Muhammed" göklerde "Ahmed"dir. O'nu dünyanın sonuna yakın göndereceğim. Hiç bir Peygamber O'ndan üstün olmadığı gibi, hiç bir ümmet de O'nun ümmetinin sayısına varamayacaktır. Ümmeti abdestli gezer. Öyle ki bunların yerdeki nurları yıldızların gökteki aydınlığı gibidir.

    Ol dedi oldu alem, yazıldı levh ü kalem,
    Okundu hatm-i kelam, şannına Muhammed'in

    Adem babamız, cennetten çıkarılınca, üç yüz sene göz yaşı döktü. Çok üzgün ve çok pişmandı. Gaibden gelen bir sesin de hatırlatması ile el açıp-cennette iken Cebrail aleyhisselamdan öğrendiği bazı isimleri araya koyarak-dua etti:

    -Ya Adem, kıyamete kadar gelecek evladının günahlarının bağışlanmasını isteseydin bu isimlerin sahiplerinin sevgisi için yine kabul ederdin...

    Hep erenler geldiler, dergaha yüz sürdüler
    Zikr-ü tevhid ettiler, nuruna Muhammed'in

    O, müthiş tufandan önce Nuh aleyhisselama bir gemi yapması buyurulunca yüzyirmi dörtbin dört tane tahta hazırladı. Ve Cebrail'in tenbihi ile her tahtaya bir Peygamberin mübarek adını yazdı. Ancak ertesi gün tahtalardan isimler silinmişti. Olaya çok üzüldü. İsimleri tekrar yazdı. Devrisi sabah yazılar yine silindi. Bir daha yazdı ama bir sonraki gün tahtalar bomboştu... çok müteessir oldu... bir tuhaflık vardı bu işte. Sır, gelen vahiyle çözüldü.

    -Tahtaların ilkine benim, sonuncusuna da habibim Muhammed Mustafa aleyhisselamın adını yaz ki şeytan öbür isimleri silmesin.

    Nuh Peygamber, emredildiği gibi yaparak çalışıp gemisini tamamladı. Fakat dört tahta artmıştı. Bunu Cebrail aleyhisselamla konuştu:

    -Ya Cebrail, fazla gelen dört tahtayı ne yapayım?

    Vahiy meleği suali Hak teala'ya sundu.

    İnsanlığın ikinci babası Nuh Peygambere haber geldi.

    -Ey büyü peygamber! O dört tahtaya son peygamberimin dört halifesinin isimlerini yaz; gemi o zaman tamam olacaktır. Zira o dört insan, İsla dininin dört sütunu gibidir. İslamiyet onlarla ayakta kalır ve onlar sayesinde dünyanın her tarafına yayılır. Vahye uyularak denilenin yapılması ile gemi tamamlandı ve ondan sonra yüzebildi.

    Nuh Peygaber, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali'nin isimlerini artan tahtalara yazarak bunları gemisine çakmadıkça görünüşteki kusursuzluğa rağmen geminin yüzmesi ve felaketten kurtulması mümkün olmamıştı.

    Ya mü'minler... mü'minlerin de o dört büyük zatın ismini kalplerine yazmadıkça dıştan ne kadar olgun ve noksansız görünürlerse görünsünler büyük imtihanda kurtulmaları mümkün olabilir mi? Sadece iki cihan güneşi eşsiz ve emsalsiz Peygamberimizi değil, O'nun dostlarını da sevmek gerekiyor... Bu şart yerine gelmeden, O'nun sevdiklerinin aşkı kalbe yerleşmeden cezadan kurtulmak ne mümkün?...

    Veysel Karani kazandı, ahir yine özendi
    Sekiz uçmak bezendi, aşkına Muhammed'in

    İbrahim aleyhisselam, bir gün rüyasında Cenneti gördü. Uzunluğu yer ile gök arasındaki mesafeden fazlaydı. Meleklere:

    -Buralar kime mehsustur? diye sordu.

    -Evlatlarından Muhammed Mustafa ve o'nun ümmeti içindir, diye cevap verdiler.

    İbrahim Peygamber, dikkatle bakınca ağaçlarda"La ilahe illallah" budaklarında "Muhammedün Resulullah", meyvelerinde "Sübhanellah", "Velhamdülillah" cümlelerinin yazılı olduğunu gördü...

    Uyandığında rüyasını milletine nakletti.

    -Ümmeti Muhammed kimdir, diye sordular. İbrahim aleplisselam, düşünceye daldı. O anda Cebrail aleyhisselam peyda oldu ve:

    -Ne düşünüyorsun ey Allah'ın dostu, dedi.

    -Bir rüya gördüm... girdüklerimi ümmetime anlattım, Muhammed ümmetini öğremek istediler. Benimse bu hususta bilgim yok. Onun için düşünüyorum.

    Cebrail aleyhisselam:

    -Ben de fazla bir şey bilmiyorum, diyerek Cenab-ı Hakka arz etti:

    Yüce Allah şöyle buyurdu:

    -Muhammed, benim ahir zaman Peygamberimdir. Makbul kullarıma Peygamber olarak gönderecğim. O peygamberi bütün yaratılmışların arasından seçtim. Kendisini ve ümmetini yerden ve gökten yüzyirmi dört bin yıl evvel yarattım. Kıyamet günü O'nun yolundakilerin yüzü bütün insanların yüzünden daha ak, aydınlık ve abdest suyu değen vücut parçaları pırıl pırıl olacaktır.

    Feriştehler geldiler, saf saf olup durdular
    Beş vakit namaz kıldılar, aşkına Muhammed'in

    Tevrat, Musa aleyhisselama inince büyük Peygamber çok sevindi ve şükrünü dile getirdi. Cenab-ı Hak:

    -İnsanların kalbine baktım. En mütevazi olarak seni gördüm. Bu sebeple seni Peygamber yaptım ve benimle konuşma devletine erdirdim, dedi ve ilave etti:

    -Ölünceye kadar tevhid üzere ol. Sevgili Muhammed Mustafa'nın Resulüm olduğunu tasdik et ve kalbine O'nun muhabbetini yerleştir!

    -Ya Rabbi, Muhammed kimdir; O'nu tanımıyorum?

    -O öyle bir kimsedir ki yerleri ve gökleri yaratmadan binlerce sene evvel güzel ismini arşın üzerine yazdım. Ya Musa, sana çok yakın olmamı ister misin? Öyle bir yakınlık ki bedenine ruhdan ve gözünün siyahına beyazından daha yıkn olayım!..

    -Allahım bundan gayrı ne arzum olabilir?...

    -Öyleyse Habibime çok selavat oku.

    Hak teala devam etti:

    -Ölen bir kimse Muhammed aleyhisselamı inkar etmişse, o bedbahtı sürüterek cehenneme attırırım. Beni görmesini nasip etmem ve hiç bir melek ve peygamberin şefaat etmesine de için vermem!...

    Bunu yolundakilere bildir.

    -Ya Rabbi O'nun hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak isterim.

    -Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı; yeri-göğü, cenneti-cehennemi ayı, güneşi, geceyi-gündüzü, melekleri, Peygamberleri ve hiç bir şeyi yaratmazdım. O'nun Peygamberliğini kabul etmezsen İbrahim halilulllah bile olsan sana eziyet ederim!...

    -Onun Peygamberliğini ve yüksekliğini kabul ettim Ya Rabbi!...

    Havada uçan kuşlar, yeşerüp dağ ü taşlar,
    Yemiş verir ağaçlar, aşkına Muhammed'in

    Davut aleyhisselam, bir gün Zebur okurken kitaptan bir nur yükseldiğini; bu nurun odayı doldurduğunu ve kalbinin rahatladığını gördü... Ve bu hal, her Zebur okuyuşunda tekrar etti. Nurun mahiyetinni Allahü tealaya sordu:

    -Ya Rabbi bu nur neyin nesidir?

    -O, habibim Muhammed Mustafa'nın nurudur. Cümle alemi onun hatırına yarattım.

    Bu tüyler ürperten ilahi cevap üzerine Davut Peygamber, yüksek sesle "Lailahe illallah Muhammedün Resulullah" dedi. Bütün yırtıcı hayvanlar, kuşlar, böcekler ve yılanlar, çevresine toplandılar ve:

    -Öyledir ya Davut! diyerek onu doğruladılar.

    Bu olaydan sonra Davut Peygamber, Zubur okumaya başlarken kelime-i tevhid söyle oldu.

    İmansızlar geldiler, andan iman aldılar
    Beş vakt namaz kıldılar, aşkına Muhammed'in

    O'nu övmeye kalkan erir ve tükenir.

    O'nu hiç bir lisan medhetmeye kafi gelmez. O' kelimeler üstü ve kelimeler ötesi ve gönüller dolusu sevgiye layıktır.

    Yunus kim ede medhi, över Kur'an ayeti
    Ah! vergil salevatı, aşkına Muhammed'in

    Biz de... kendim, eşim, dostum, tanışım, arkadaşım, binler, onbinler, milyonlar, milyarlar, O'nu o en sevgili ve en üstün'ün Peygambeliğini kabul ettik ya Rabbi...

    Bundan üstün devlet bilmiyoruz ya Rabbi!..
    ALINTI






    Paylaş
    Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Hakkında Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Peygamberimiz hakkında bazı bilgiler


    * Peygamberimizin (sas) dedelerinden Kusay Bin Kilab'ın huzaa'lılardan Kabe emanetlerini alarak, iyi idaresi ile kendi kabilesini saygın bir konuma getirip, Kabe etrafında topladığını... bundan dolayı onun kabilesine Kureyş (toplamak birleştirmek) ismi verildiğini...

    * Hz.Peygamberin (sas) dedesinin babası Haşim'in Mekke'den kışın Yemen'e yazın Şam'a ticaret seferlerini başlatan zat olduğunu... Hatta bizans imparotoru ile anlaşma sağlayarak kureyş tacirlerinin bizans topraklarına ticaret vergilerinden muaf tutulmasını sağladığını...

    * Resulullah'ın dedesi AbdulmUttalib'in uzun boylu, sarışın ve sevimli bir sakal sahibi olduğunu... * Peygamberin (sas) babannesinin isminin Fatıma olduğunu...

    * Efendimiz'in (sas) anneannesinin adının Berre olduğunu...

    * Hz. Peygamber'in öz aamcalarının Ebu talip ve Zübeyr olmak üzere iki tane olduğunu, diğer amcalarının üvey olduğunu...

    * Hz.Abbas'ın Efendimiz'den 3 yaş büyük olduğunu...

    * Peygamberimiz'in dayısının olmadığını...

    * Amcası ebu talip'in resululah daha gençken ve kendisine nübüvvet verilmeden evvel o'nun hakkında bir şiirinde "Tertemiz yüzü aşkı için yağmur talep edilen, dulların hamisi, yetimlerin sığınağı" dediğini...

    * İbn'i habib adlı müellifin "ümmmehatu'n-nebi" adıyla bize 20 nesil boyunca resulullah'ın ninelerini gösteren calib-i dikkat bir çalışma bıraktığını...

    * Efendimiz'in (sas) amcalarının isimlerinin; Haris, Zübeyr, Ebu Talip, Hamze, Ebu Lehep, Gaydak, Mukavvem, Saffar, Abbas olduğunu...

    * Efendimiz'in (sas) halalrının isimlerinin; Ümm-ü Hakim, Berra, Atike, Safiyye, Erma, Ümeyra olduğunu...

    * Peygamberimiz’in (sas) yüzmeyi 6 yaşında annesiyle gittiği Medine’de, akrabaları Adiyy bin Neccaroğullarının havuzunda öğrendiğini..

    Biliyor musunuz?

    Efendimiz’in (sas) çölde kurduğu inanılmaz haber alma servisi sayesinde Kureyş’in Hendek Harbi hazırlıklarının kendisine dört günde ulaştığını.

    Hendek Savaşı’nda Kureyza Yahudilerinin ihaneti üzerine Efendimiz’in şehrin değişik yerlerine 500 kadar asker gönderdiğini. Bunların gece boyunca getirdikleri tekbirlerin Kureyzalıları ürkütüp yerlerinden kımıldamamalarını sağladığını.


    Efendimiz’in (sas) Mekke fethi hazırlıklarını çok gizli tuttuğunu. Hatta Hz. Ebubekir’in seferin nereye olduğunu öğrenmek için meseleyi Hz. Aişe’ye (r.anha) açtığını, ama onun da babasını aydınlatamadığını.


    Hayber Fethi’ni en detaylı anlatan Makrizi’nin İmta adlı eserine göre Hayber muhasarasının ilk günlerinde Allah Resulü’nün (sas) baş ağrısı çektiğini.


    Hayber Yahudilerinin savaş sonrası anlaşmada Müslümanların gösterdiği adalet için; “Öyle bir adalet ki cennet yeryüzünde kurulmuş” dediklerini.


    Bedir Savaşı öncesinde Kureyş’in yakalanan su taşıyıcılarının kendisine Bedir’e gelen Kureyş eşrafını haber verince Nebiyy-i Ekrem (sas)’in ashabına dönerek; “İşte, Mekke ciğerinin parçalarını size atmış” dediğini.


    İbn-i İshak’ın rivayetine göre Resulullah’ın Mute’de şehid olan üç kumandan hakkında şöyle buyurduğunu: Onlar altından divanlar üstünde cennete kaldırıldılar. Abdullah bin Revaha’nın divanında hafif eğrilik gördüm. Bu neden diye sordum. Bana; “O ikisi (Zeyd bin Harise, Cafer bin Ebu Talib) hiç tereddüt etmeden ilerledi. Ama, Abdullah önce biraz tereddüt etti, sonra ilerledi.” dendi.


    ZAMAN AİLEM EKİ

    KAYNAKLAR
    1- Hz. Peygamberin Savaşları, Muhammed Hamidullah, Beyan Yayınları, İst-2002
    2- Fıkhu’s Sire, Muhammed Gazali, Risale Yayınları, İst-2004