Mü'mine ve Tarih ve Osmanlı Tarihi Forumundan Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye) Hakkında Kısa Bilgi
  1. 29

    Reklam

    Reklam




    hulûl etmek gelmek, gelip çatmak.
    hulûs (A.) [ خلوص ] içtenlik.
    hulûskâr (A.-F.) [ خلوصکار ] yağcı, dalkavuk.
    hulyâ (Yun.>A.) [ خوليا ] hülya, hayal.
    hum (F.) [ خم ] küp.
    humâr (A.) [ خمار ] mahmurluk.
    humekâ (A.) [ حمقا ] ahmaklar.
    humhâne (F.) [ 1 [ خم خانه .şarap mahzeni. 2.meyhane.
    humk (A.) [ حمق ] ahmaklık.
    hummâ (A.) [ 1 [ حما .nöbet, ateş nöbeti. 2.sıtma.
    humret (A.) [ حمرت ] kırmızılık, kızıllık.
    hums (A.) [ خمس ] beşte biri.
    humûzet (A.) [ حموضت ] ekşilik.
    hûn (F.) [ خون ] kan.
    hûnâlûd (F.) [ خون آلود ] kanlı, kana bulanmış.
    hunbehâ (F.) [ خون بها ] diyet.
    hunhâr (F.) [ خونخوار ] kan içen.
    hunnâk (A.) [ خناق ] boğmaca.
    hunrîz (F.) [ خونریز ] kan dökücü.
    hunyâger (F.) [ خنياگر ] şarkıcı
    hûr (A.) [ حور ] huri.
    hurâfât (A.) [ خرافات ] hurafeler, batıl inançlar.
    hurafe (A.) [ خرافه ] batıl inanç.
    hurafeperver (A.-F.) [ خرافه پرور ] hurafelere inanan.
    hurafeperverlik (A.-F.-T.) hurafelere inanış.
    hurd (F.) [ خرد ] küçük, ufak.
    hurdebin (F.) [ 1 [ خرده بين .büyüteç. 2.mikroskop.
    hurdegîr (F.) [ خرده گير ] kusur bulan.
    hûri (A.) [ حوری ] huri, cennet kızı.
    hurûc (A.) [ 1 [ خروج .çıkış. 2.ayaklanma.
    hurûş (F.) [ خروش ] coşku, coşma.
    husemâ (A.) [ خصما ] düşmanlar, hasımlar.
    husûf (A.) [ خسوف ] ay tutulması.
    husûl (A.) [ خصول ] ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma.
    husûle getirmek meydana getirmek, gerçekleştirmek.
    husûmet (A.) [ خصومت ] düşmanlık.
    husûs (A.) [ خصوص ] konu.
    husûsat (A.) [ خصوصات ] hususlar, konular.
    hususî (A.) [ خصوصی ] özel.
    husûsiyet (A.) [ خصوصيت ] özellik.
    husûsiyetle (A.-T.) özellikle, hele hele.
    husûsiyle (A.-T.) özellikle, hele hele.
    hûş (F.) [ هوش ] akıl.
    hûşe (F.) [ 1 [ خوشه .salkım. 2.başak.
    huşk (F.) [ خشک ] kuru.
    huşksâlî (F.) [ خشک سالی ] kuraklık.
    huşû (A.) [ 1 [ خشوع .alçakgönüllülük. 2.Tanrı’ya karşı korku ve saygı duyma.
    huşûnet (A.) [ خشونت ] haşinlik, sertlik.
    huşyâr (F.) [ هشيار ] akıllı.
    hutût (A.) [ 1 [ خطوط .hatlar, yollar. 2.çizgiler.
    hûy (F.) [ خوی ] huy.
    huzme (A.) [ حزمه ] demet.
    huzûr(A.) [ 1 [ حضور .hazır olma, bulunma. 2.rahatlık.
    huzzâr (A.) [ حضار ] hazır olanlar, bulunanlar.
    hüccet (A.) [ حجت ] delil, belge.
    hücec (A.) [ حجج ] deliller, belgeler.
    hüceyrat (A.) [ حجيرات ] hücrecikler.
    hüceyre (A.) [ حجيره ] hücrecik.
    hücre (A.) [ 1 [ حجره .odacık. 2.hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı.
    hücum (A.) [ هجوم ] saldırı, akın.
    hücürât (A.) [ حجرات ] hücreler.
    hüdhüd (A.) [ هدهد ] çavuşkuşu, ibibik.
    hükemâ (A.) [ حکما ] bilgeler, hakîmler.
    hükkâm (A.) [ حکام ] hakimler.
    hükm (A.) [ حکم ] hüküm, emir, kesin karar.
    hükmünde yerinde, gibi.



  2. 30
    Reklam




    -I-

    ıhlamur (Yun.>A.) [ اخلامور ] ıhlamur.
    ık’âd (A.) [ اقعاد ] oturtma.
    ıkd (A.) [ 1 [ عقد .dizi. 2.kolye, gerdanlık.
    ıklîm (A.) [ اقليم ] iklim.
    ıktıdâ (A.) [ اقتدا ] uyma.
    ırdâ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    ırk (A.) [ 1 [ عرق .soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
    ırk -ı ahmer [ عرق احمر ] kızılderili ırkı.
    ırk -ı ebyaz [ عرق ابيض ] beyaz ırk.
    ırken (A.) [ عرقا ] ırk bakımından.
    ırkî (A.) [ عرقی ] ırk ile ilgili.
    ırz (A.) [ عرض ] namus, iffet.
    ırzâ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    ısdâr (A.) [ اصدار ] çıkartma.
    ısfırâr (A.) [ اصفرار ] sararma.
    ıskât (A.) [ اسقاط ] düşürme.
    ıslâh (A.) [ اصلاح ] düzeltme, iyileştirme, reform.
    ıslâh etmek düzeltmek, iyileştirmek.
    ıslâhât (A.) [ اصلاحات ] düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar.
    ıslâhpezîr (A.-F.) [ اصلاح پذیر ] ıslah edilebilir, iyileştirilebilir.
    ısrar (A.) [ اصرار ] diretme, üsteleme.
    ıstıbâr (A.) [ اصطبار ] sabretme.
    ıstıfâ (A.) [ اصطفا ] seçme, ayıklama.
    ıstıfâî (A.) [ اصطفائی ] seçimle ilgili.
    ıstılâh (A.) [ اصطلاح ] terim, tabir.
    ıstılâhât (A.) [ صطلاحات ] terimler, tabirler.
    ıstınâ’ (A.) [ اصطناع ] seçme.
    ıstırab (A.) [ اضطراب ] acı, ızdırap.
    ışk (A.) [ عشق ] aşk.
    ışka (A.) [ عشقه ] sarmaşık.
    ıtk (A.) [ عتق ] âzâd etme, köle âzâd etme.
    ıtknâme (A.-F.) [ عتق نامه ] âzâdlık belgesi.
    ıtlak (A.) [ اطلاق ] bırakma, salma.
    ıtnâb (A.) [ اطناب ] sözü uzatma.
    ıtr (A.) [ عطر ] koku, ıtır.
    ıtrî (A.) [ عطری ] ıtırlı, kokulu.
    ıtriyyât (A.) [ عطریات ] kokular, ıtırlar, parfümler.
    ıttılâ’ (A.) [ اطلاع ] bilgi sahibi olma.
    ıttılâât (A.) [ اطلاعات ] bilgiler.
    ıttırad (A.) [ اطراد ] ritm.
    ıyâdet (A.) [ عيادت ] hasta ziyareti.
    ıyâl (A.) [ عيال ] eş, hanım.
    ız’âf (A.) [ اضعاف ] zayıf düşürme, zayıflatma.
    ızdırap (A.) [ اضطراب ] acı.
    ızlâl (A.) [ اضلال ] yoldan çıkarma.
    ızlâl (A.) [ اظلال ] gölgede bırakma.
    ızrâr (A.) [ اضرار ] zarar verme, zarara sokma.
    ızrâr etmek zarar vermek, zarara sokmak.
    ıztırâb (A.) [ اضطراب ] ızdırap, acı.
    ıztırâbâver (A.) [ اضطراب آور ] acı verici.
    ıztırâr (A.) [ اضطرار ] zorunluluk.
    ıztırârî (A.) [ اضطراری ] zorunlu.



  3. 31

    --->: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    -İ-

    i’câz (A.) [ 1 [ اعجاز .aciz bırakma. 2.şaşırtma.
    i’dâdî (A.) [ اعدادی ] lise.
    i’dâm (A.) [ اعدام ] yok etme, öldürme.
    i’lâ (A.) [ اعلا ] yükseltme, yüceltme.
    i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
    i’lâm (A.) [ اعلام ] bildirme.
    i’lâm edilmek bildirilmek.
    i’lân (A.) [ اعلان ] ilan.
    i’mâl (A.) [ اعمال ] yapma, işleme.
    i’mâr (A.) [ اعمار ] bayındırlaştırma, mamûr etme.
    i’râz (A.) [ 1 [ اعراض .yüz çevirme. 2.uzak durma.
    i’tâ (A.) [ 1 [ اعطا .verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
    i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
    i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
    i’tâ olunmak verilmek.
    i’tâk (A.) [ اعتاق ] âzâd etme, özgür bırakma.
    i’tikâf (A.) [ اعتکاف ] bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama.
    i’tilâ (A.) [ 1 [ اعتلا .yükselme. 2.yüksek rütbeye ulaşma.
    i’tizâl (A.) [ اعتزال ] köşesine çekilme.
    i’tizâr (A.) [ اعتذار ] özür dileme.
    i’vicâc (A.) [ اعوجاج ] eğrilme, burkulma.
    i’zâm (A.) [ 1 [ اعزام .gönderme. 2.gönderilme.
    i’zâm edilmek gönderilmek, yollanmak.
    i’zâm etmek göndermek, yollamak.
    i’zâz (A.) [ 1 [ اعزاز .değer verme. 2.ağırlama.
    iâde (A.) [ اعاده ] geri verme, geri gönderme.
    iâde edilmek geri verilmek, geri gönderilmek,
    iâde etmek geri vermek, geri göndermek.
    iâde eylemek geri vermek.
    iâde -i âfiyet etmek sağlığına kavuşmak.
    iâde -i itibâr edilmek itibarı geri verilmek.
    iâde -i ziyâret etmek ziyarete karşılık vermek.
    iâdeten (A.) [ اعادة ] geri verilmek üzere.
    iânât (A.) [ اعانات ] yardımlar, bağışlar.
    iâne (A.) [ اعانه ] yardım, bağış.
    iâşe (A.) [ اعاشه ] geçindirme.
    ib’âd (A.) [ ابعاد ] uzaklaştırma.
    ibâ’ (A.) [ اباء ] çekinme, uzak durma, kaçınma.
    ibâ’ etmek çekinmek, uzak durmak, kaçınmak.
    ibâd (A.) [ عباد ] kullar.
    ibâdât (A.) [ عبادات ] ibadetler.
    ibâdet (A.) [ عبادت ] klluk, tapınma.
    ibâdet etmek kulluk etmek, tapınmak.
    ibadetgâh (A.-F.) [ عبادتگاه ] ibadet yeri, mabet.
    ibâdethâne (A.-F.) [ عبادت خانه ] ibadet edilecek yer.
    ibâdullah (A.) [ 1 [ عبادالله .Tanrı’nın kulları. 2.çok, bol.
    ibâhat (A.) [ اباحت ] helal sayma, mübah görme.
    ibâhî (A.) [ اباحی ] helal sayan, mübah gören.
    ibârât (A.) [ 1 [ عبارات .cümleler. 2.paragraflar.
    ibâre (A.) [ 1 [ عباره .cümle. 2.paragraf.
    ibâret (A.) [ عبارت ] meydana gelen, oluşan.
    ibâte (A.) [ اباته ] gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma.
    ibdâ’ (A.) [ ابداع ] yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme.
    ibdâ’ etmek yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek.
    ibdâ’kâr (A.-F.) [ ابداعکار ] yaratıcı, yenilik getiren.
    ibhâm (A.) [ ابهام ] belirsizlik.
    ibhâmât (A.) [ ابهامات ] belirsizlikler.
    ibkâ (A.) [ 1 [ ابقا .devamlılık kazandırma. 2.sınıfta bırakma.
    ibkâ etmek devamlılık kazandırmak, yaşatmak.
    ibkâen (A.) [ ابقاء ] eski yerinde bırakarak.
    ibl (A.) [ ابل ] deve.
    iblâğ (A.) [ 1 [ابلاغ .bildirme. 2.ulaştırma.
    iblîs (A.) [ 1 [ ابليس .şeytan. 2.hileci.
    iblîsâne (A.-F.) [ ابليسانه ] şeytanca.
    ibn (A.) [ ابن ] oğul.
    ibrâ’ (A.) [ ابراء ] aklanma.
    ibrâ’ etmek aklanmak.
    ibrâm (A.) [ ابرام ] zorlama.
    ibrânâme (A.-F.) [ ابرانامه ] aklanma belgesi.
    ibrâz (A.) [ ابراز ] gösterme.
    ibrâz edilmek gösterilmek.
    ibrâz etmek göstermek.
    ibre (A.) [ 1 [ ابره .iğne. 2.gösterge.
    ibret (A.) [ عبرت ] hayat dersi.
    ibretâmîz (A.-F.) [ عبرت آميز ] ibret verici, ders verici.
    ibretbahş (A.-F.) [ عبرت بخش ] ibret verici.
    ibreten (A.) [ عبرة ] ibret olsun diye, ibret olarak.
    ibrîk (A.) [ ابریق ] ibrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap.
    ibrişim (F.) [ ابریشم ] ipek, ibrişim.
    ibtâl (A.) [ ابطال ] geçersiz kılma, kaldırma, bozma.
    ibtâl edilmek geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.
    ibtâl etmek geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak.
    ibtidâ (A.) [ 1 [ ابتدا .ilkin, önce. 2.başlangıç. 3.başlama.
    ibtidâ’ etmek başlamak.
    ibtidâ’î (A.) [ 1 [ ابتدائی .ilkel. 2.ilkokul.
    ibtidâr (A.) [ ابتدار ] başlama, girişme.
    ibtidâr edilmek başlanmak, girişilmek.
    ibtidâr etmek başlamak, girişmek.
    ibtihâc (A.) [ ابتهاج ] sevinme.
    ibtilâ (A.) [ ابتلا ] tutkunluk, müptelalık, düşkünlük
    ibtinâ (A.) [ 1 [ ابتنا .bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme.
    ibtinâ etmek 1.kurmak. 2.dayanmak.
    ibtinâ’en (A.) [ ابتناء ] dayanarak.
    ibzâr (A.) [ ابزار ] gösterme.
    îcâb (A.) [ ایجاب ] gerekme, gerek.
    îcâbât (A.) [ ایجابات ] gereklilikler, gerekler.
    icâbet (A.) [ 1 [ اجابت .kabul edilme. 2.uyma.
    icâbet etmek uymak, muvafakat etmek.
    îcâd (A.) [ 1 [ ایجاد .var etme, yaratma. 2.icat.
    îcâd edilmek 1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.
    îcâd etmek 1.var etmek, yaratmak. 2.icat etmek, buluş yapmak.
    icâleten (A.) [ عجالة ] aceleyle, acele olarak.
    îcâr (A.) [ 1 [ ایجار .kiralama. 2.kiraya verme. 3.kira.
    îcâr edilmek kiraya verilmek.
    îcâr etmek kiraya vermek.
    icâre (A.) [ اجاره ] kira geliri.
    îcâz (A.) [ ایجاز ] veciz anlatma, özlü söyleme.
    icâzet (A.) [ 1 [ اجازت .izin. 2.mezuniyet belgesi, diploma.
    icâzetnâme (A.-F.) [ اجازت نامه ] diploma.
    icbâr (A.) [ اجبار ] zorlama.
    icbâr edilmek zorlanmak.
    icbâr etmek zorlamak.
    iclâl (A.) [ اجلال ] ululama.



  4. 32
    icmâ’ (A.) [ اجماع ] bir araya getirme.
    icmâl (A.) [ 1 [ اجمال .özetleme. 2.özet. 3.toplam.
    icmâl edilmek öçetlenmek.
    icmâl etmek özetlemek.
    icmâlen (A.) [ اجمالا ] özetle, özetleyerek.
    icmâlî (A.) [ اجمالی ] derli toplu, özet halinde.
    icrâ (A.) [ 1 [ اجرا .yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme,
    yürütülme.
    icrâ edilmek yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.
    icrâ etmek yürütmek, yapmak, yerine getirmek.
    icrâât (A.) [ اجراآت ] yapılanlar.
    ictihâd (A.) [ 1 [ اجتهاد .çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında
    görüş bildirme.
    ictimâ’ (A.) [ 1 [ اجتماع .toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.
    ictimâ’ etmek toplanmak, bir araya gelmek.
    ictimâât (A.) [ اجتماعات ] toplantılar, bir araya gelişler.
    ictimâî (A.) [ اجتماعی ] toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.
    ictimâileşme (A.-T.) sosyalleşme, sosyalizasyon.
    ictimâîleşmek sosyalleşmek.
    ictimâiyyât (A.) [ اجتماعيات ] sosyoloji, toplumbilim.
    ictimâiyyâtçı (A.-T.) sosyolog, toplumbilimci.
    ictimâiyyûn (A.) [ اجتماعيون ] sosyologlar, toplumbilimciler.
    ictinâb (A.) [ اجتناب ] kaçınma, uzak durma, çekinme.
    ictinâb etmek kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.
    ictisâr (A.) [ اجتسار ] yüreklenme, cesaret bulma.
    ictisâr etmek cesaretlenmek, cesaret bulmak.
    îd (A.) [ عيد ] bayram.
    îd -i adhâ [ عيد اضحی ] kurban bayramı.
    îd -i fıtr [ عيد فطر ] ramazan bayramı, şeker bayramı.
    idâme (A.) [ ادامه ] devam ettirme, sürdürme.
    idâme edilmek sürdürülmek, devam edilmek.
    idâre (A.) [ 1 [ اداره .döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi.
    4.yönetim.
    idâre -i maslahat etmek işleri öyle veya böyle idare etmek.
    idâre -i örfiyye [ اداره عرفيه ] sıkıyönetim.
    idârehâne (A.-F.) [ اداره خانه ] yönetim bürosu.
    idârî (A.) [ اداری ] yönetimsel.
    idbâr (A.) [ ادبار ] talihsizlik.
    iddiâ (A.) [ 1 [ ادعا .düşüncesinde ısrar etme. 2.dava etme. 3.inat.
    idhâl (A.) [ 1 [ ادخال .içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal.
    idhâl edilmek 1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.
    idhâl etmek 1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak,
    ithal etmek.
    idhâlât (A.) [ ادخالات ] ithalat, dışalım malları.
    îdiyye (A.) [ عيدیه ] bayramlık, bayram bahşişi.
    idmân (A.) [ 1 [ ادمان .alıştırma. 2.spor, egzersiz.
    idrâk (A.) [ 1 [ ادراک .kavrama, anlama. 2.erişme.
    idrâk edilmek 1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.
    idrak etmek1.kavramak, anlamak. 2.yaşamak, görmek.
    idrâr (A.) [ ادرار ] sidik.
    îfâ (A.) [ 1 [ ایفا .yapma, yerine getirme. 2.ödeme.
    îfâ edilmek 1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.
    îfâ etmek 1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.
    îfâ -yı vazife [ ایفای وظيفه ] görev yapma.
    îfâ -yı vazife etmek görev yapmak, görevini yerine getirmek.
    ifâdât (A.) [ افادات ] ifadeler.
    ifâde (A.) [ افاده ] söylem, anlatım, dile getirme.
    ifâde edilmek anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.
    ifâde etmek anlatmak, belirtmek, dile getirmek.
    ifâkat (A.) [ افاقت ] iyileşme.
    ifâkat bulmak iyileşmek.
    ifâze (A.) [ 1 [ افاضه .taşma. 2.bereketlendirme.
    iffet (A.) [ عفت ] namusluluk, namus düşkünlüğü.
    ifhâm (A.) [ افهام ] anlatma.
    ifhâm etmek anlatmak.
    iflâh (A.) [ افلاح ] rahata erme, kurtulma.
    iflâh etmek ondurmak, dertten kurtarmak.
    iflâh olmak iyileşmek, kurtulmak.
    iflâs (A.) [ افلاس ] her şeyini yitirme, bitip tükenme.
    ifnâ (A.) [ افنا ] yok etme.
    ifrâğ (A.) [ افراغ ] dökme, boşaltma.
    ifrât (A.) [ افراط ] aşırıya kaçma.
    ifrâtkâr (A.-F.) [ افراطکار ] aşırıya kaçan.
    ifratperestî (A.) [ افراط پرستی ] aşırıcılık.
    ifrâz (A.) [ 1 [ افراز .parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı.
    ifraz edilmek salgılanmak, çıkarılmak.
    ifrâzât (A.) [ 1 [ افراضات .salgılar. 2.parsellemeler.
    ifrît (A.) [ عفریت ] mitolojik canavar.
    ifsâd (A.) [ 1 [ افساد .bozma. 2.bozgunculuk yapma.
    ifsâd etmek bozmak, fesada sürüklemek.
    ifşâ (A.) [ افشا ] açığa vurma.
    ifşâ edilmek açığa vurulmak.
    ifşâ etmek açığa vurmak.
    ifşâât (A.) [ افشاآت ] açığa vurmalar.
    iftâr (A.) [ 1 [ افطار .oruç açma. 2.Ramazan ayında verilen akşam yemeği.
    iftâr etmek oruç açmak.
    iftâriyye (A.) [ افطاریه ] iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek.
    iftihâr (A.) [ افتخار ] övünme, kıvanma, kıvanç.
    iftihar etmek övünmek, gurur duymak.
    iftihâr etmek övünmek, kıvanç duymak.
    iftikâr (A.) [ افتقار ]yoksulluk çekme.
    iftirâ (A.) [ افترا ] birine işlemediği suçu yıkma.
    iftirâk (A.) [ افتراق ] ayrılık.
    iftirâs (A.) [ افتراس ] parçalama.
    iftitâh (A.) [ 1 [ افتتاح .açılış. 2.başlama.
    iftizâh (A.) [ افتضاح ] rezillik, skandal.
    iğbirâr (A.) [ اغبرار ] kırılma, alınma, gücenme.
    iğfâl (A.) [ 1 [ اغفال .aldatma, kandırma. 2.ırza geçme.
    iğfâl edilmek 1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.
    iğfâl etmek 1.aldatmak, kandırmak. 2.ırzına geçmek.
    iğlâk (A.) [ اغلاق ] üstü kapalı konuşma.
    iğlât (A.) [ اغلاط ] yanıltma.
    iğmâz (A.) [ اغماض ] görmezden gelme, göz yumma.
    iğnâ (A.) [ اغنا ] zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme.
    iğrâk (A.) [ 1 [ اغراق .boğma. 2.abartma.
    iğtinâm (A.) [ 1 [ اغتنام .ganimet bilme. 2.ganimet alma.
    iğtişâş (A.) [ اغتشاش ] karışıklık, kargaşa, anarşi.
    iğtişâşât (A.) [ اغتشاشات ] karışıklıklar, anarşiler.
    iğvâ (A.) [ اغوا ] azdırma, ayartma.
    iğvâ etmek azdırmak, ayartmak.
    ihâle (A.) [ احاله ] havale etme, bırakma.
    îhâm (A.) [ ایهام ] iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme.
    ihânet (A.) [ اهانت ] hainlik.
    ihâta (A.) [ 1 [ احاطه .kavrama. 2.kuşatma, sarma.
    ihâta edilmek çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.
    ihâta etmek 1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.
    ihbâr (A.) [ اخبار ] bildirme, haber verme.
    ihbar etmek bildirmek, haber vermek.
    ihbârnâme (A.-F.) [ اخبارنامه ] bildiri kağıdı.
    ihdâ (A.) [ اهدا ] hediye etme.
    ihdâ edilmek hediye edilmek.
    ihdâ etmek hediye etmek.
    ihdâs (A.) [ احداث ] kurma, oluşturma, meydana getirme.
    ihdâs edilmek kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.
    ihdâs etmek kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.
    ihdas olunmak kurulmak, oluşturulmak, konulmak.
    ihfâ (A.) [ اخفا ] gizleme, saklama.
    ihfâf (A.) [ اخفاف ] hafife alma.
    ihkâk (A.) [ احقاق ] hakkını verme.
    ihkâk -ı hak [ احقاق حق ] hakkını verme.
    ihlâ (A.) [ اخلا ] boşaltma.
    ihlâk (A.) [ اهلاک ] helak etme, yok etme, öldürme.
    ihlâl (A.) [ اخلال ] bozma, lekeleme, halel getirme.
    ihlâl edilmek bozulmak, halel getirilmek.
    ihlâl etmek bozmak, halel getirmek.
    ihlâs (A.) [ اخلاص ] içtenlik, dürüstlük.
    ihmâl (A.) [ اهمال ] önemsememe, savsaklatma.
    ihmâlkâr (A.-F.) [ اهمالکار ] ihmalci.
    ihrâc (A.) [ 1 [ اخراج .çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme.
    ihrâc edilmek 1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.
    ihrâc etmek 1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek.
    ihrac olunmak çıkarılmak.
    ihrâcât (A.) [ 1 [ اخراجات .çıkarmalar. 2.dışsatımlar.
    ihrâk (A.) [ احراق ] yakma.
    ihrak edilmek yakılmak.
    ihrak olunmak yakılmak.
    ihrâm (A.) [ احرام ] hac zamanı giyilen beyaz giysi.
    ihrâz (A.) [ احراز ] kazanma, elde etme.
    ihraz etmek kazanmak, elde etmek.
    ihsâ (A.) [ احصا ] sayma.
    ihsâî (A.) [ احصائی ] sayım ile ilgili, istatistik.
    ihsâiyyât (A.) [ احصائيات ] istatistik.
    ihsâiyye (A.) [ احصائيه ] istatistik.
    ihsân (A.) [ 1 [ احسان .bağış. 2.iyilik.
    ihsâs (A.) [ احساس ] hissettirme.
    ihtâr (A.) [ اخطار ] uyarı, hatırlatma.
    ihtâr edilmek uyarılmak, hatırlatılmak.
    ihtâr etmek uyarmak, hatırlatmak.
    ihticâc (A.) [ احتجاج ] kanıt gösterme.
    ihtidâ (A.) [ اهتدا ] hidayete erme, müslüman olma.
    ihtidâ etmek hidayete ermek, müslüman olmak.
    ihtifâ (A.) [ اختفا ] gizlenme.
    ihtifâl (A.) [ احتفال ] anma töreni.
    ihtikâr (A.) [ احتکار ] vurgun.
    ihtilâc (A.) [ 1 [ اختلاج .çırpınma. 2.seğirme.
    ihtilâf (A.) [ اختلاف ] uyuşmazlık.
    ihtilâfat (A.) [ اختلافات ] uyuşmazlıklar.
    ihtilâl (A.) [ 1 [ اختلال .bozukluk, arıza. 2.ihtilal.
    ihtilâlat (A.) [ 1 [ اختلالات .bozukluklar. 2.ihtilaller.
    ihtilâm (A.) [ احتلام ] düşazma, şeytan aldatması.
    ihtilâs (A.) [ اختلاس ] zimmetine para geçirme, para çalma.
    ihtilât (A.) [ 1 [ اختلاط .karışma. 2.görüşme, kaynaşma.
    ihtilât etmek karışmak.
    ihtimâl (A.) [ 1 [ احتمال .olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.
    ihtimal ki (A.-F.) [ احتمال که ] belki de, muhtemelen.
    ihtimal vermek sanmak, tahmin etmek.
    ihtimâlât (A.) [ احتمالات ] olasılıklar.
    ihtimâm (A.) [ اهتمام ] özen.
    ihtinâk (A.) [ اختناق ] boğulma.
    ihtirâ (A.) [ اختراع ] icat, buluş.
    ihtirâat (A.) [ اختراعات ] buluşlar.
    ihtirak (A.) [ احتراق ] yanma.
    ihtirâm (A.) [ احترام ] saygı duyma, hürmet etme.
    ihtirâmen (A.) [ احتراما ] saygıyla, saygı duyarak.
    ihtirâs (A.) [ احتراص ] aşırı hırs.
    ihtirâz (A.) [ احتراز ] kaçınma, çekinme, uzak durma, geri duma
    ihtirâz etmek kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.
    ihtisâr (A.) [ اختصار ] kısaltma, özetleme.
    ihtisâr edilmek kısaltılmak, özetlenmek.
    ihtisâr etmek kısaltmak, özetlemek.
    ihtisâren (A.) [ اختصارا ] özetle, kısaltarak, kısaca.
    ihtisâs (A.) [ اختصاص ] uzmanlık.
    ihtişâm (A.) [ احتشام ] görkem.
    ihtitâm (A.) [ اختتام ] sona erme.
    ihtivâ (A.) [ احتوا ] içerme.
    ihtivâ etmek içermek.
    ihtiyâc (A.) [ 1 [ احتياج .gereksinim2.yoksulluk.
    ihtiyâcât (A.) [ احتياجات ] gereksinimler.
    ihtiyâl (A.) [ احتيال ] hile yapma.
    ihtiyâr (A.) [ 1 [ اختيار .seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı.
    ihtiyârî (A.) [ اختياری ] kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.
    ihtiyât (A.) [ 1 [ احتياط .tedbirli davranış. 2.yedek.
    ihtiyâten (A.) [ احتياطا ] tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.
    ihtiyatkâr (A.-F.) [ احتياط کار ] tedbirli, ihtiyatlı.
    ihtizâr (A.) [ احتضار ] can çekişme.
    ihtizâz (A.) [ اهتزاز ] titreme, titreyiş.
    ihvân (A.) [ اخوان ] dostlar.
    ihyâ (A.) [ 1 [ احيا .diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet
    ederek geçirme.



  5. 33
    ihyâ olunmak yaşatılmak, canlandırılmak.
    ihzâr (A.) [ 1 [ احضار .çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.
    ihzar etmek 1.hazırlamak. 2.getirmek.
    ihzârî (A.) [ احضاری ] hazırlayıcı.
    ik’âd (A.) [ اقعاد ] oturtma.
    îkâ (A.) [ ایقا ] yapma.
    îka etmek vermek, bırakmak.
    ikâb (A.) [ عقاب ] ceza.
    ikâl (A.) [ 1 [ عقال .bağ. 2.köstek, pranga.
    ikâme (A.) [ 1 [ اقامه .kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.
    ikâme etmek yerine koymak.
    ikâmet (A.) [ 1 [ اقامت .oturma. 2.namaza durma.
    ikâmetgah (A.-F.) [ اقامتگاه ] oturma yeri.
    îkâz (A.) [ 1 [ ایقاظ .uyandırma. 2.uyarma.
    îkâz edilmek uyarılmak.
    îkâz etmek uyarmak.
    ikbâl (A.) [ 1 [ اقبال .talih. 2.mutluluk.
    ikdâm (A.) [ اقدام ] girişim.
    iklîm (A.) [ 1 [ اقليم .ülke, yer, diyar. 2.coğrâfî yaşam koşulları.
    ikmâl (A.) [ 1 [ اکمال .tamamlama, bitirme. 2.bütünleme.
    ikmâl edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
    ikmâl etmek tamamlamak, bitirmek.
    iknâ (A.) [ اقناع ] razı etme.
    iknâ etmek razı etmek.
    ikrâh (A.) [ اکراه ] tiksinme, iğrenme.
    ikrâh etmek tiksinmek, iğrenmek.
    ikrâhen (A.) [ اکراها ] tiksinerek, iğrenerek.
    ikrâm (A.) [ 1 [ اکرام .cömertlik. 2.sunma, armağan etme.
    ikrâmiyye (A.) [ 1 [ اکراميه .bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.
    ikrâr (A.) [ 1 [ اقرار .itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.
    ikrâr etmek 1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek.
    ikrâz (A.) [ اقراض ] borçlandırma, borç verme.
    iksîr (A.) [ اکثير ] olağanüstü etkileri olan şurup.
    iktibâs (A.) [ اقتباس ] alıntı.
    iktibâs edilmek alınmak.
    iktibâs etmek alıntı yapmak, ödünç almak.
    iktibâsât (A.) [ اقتباسات ] alıntılar.
    iktidâ (A.) [ اقتدا ] uyma.
    iktidâ etmek uymak.
    iktidâr (A.) [ 1 [ اقتدار .güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.
    iktifâ (A.) [ اکتفا ] yetinme.
    iktifâ edilmek yetinilmek.
    iktifâ etmek yetinmek.
    iktihâl (A.) [ اکتحال ] sürme çekme.
    iktirâh (A.) [ اقتراه ] içinden gelerek konuşma.
    iktirân (A.) [ اقتران ] yakınlaşma, yaklaşma.
    iktisâ (A.) [ اکتسا ] giyinme, bürünme.
    iktisâ etmek giymek
    iktisâb (A.) [ اکتساب ] kazanma, çalışarak kazanma.
    iktisâb etmek kazanmak.
    iktisâb eylemek kazanmak.
    iktisâd (A.) [ 1 [ اقتصاد .tutum. 2.ekonomi.
    iktisâdî (A.) [ اقتصادی ] ekonomik.
    iktisâdiyyât (A.) [ اقتصادیات ] ekonomi.
    iktisâdiyyûn (A.) [ اقتصادیون ] iktisatçılar, ekonomistler.
    iktisâr (A.) [ اقتصار ] kısaltma.
    iktitâf (A.) [ اقتطاف ] derme, devşirme, seçme.
    iktizâ (A.) [ 1 [ اقتضا .gerekme. 2.ihtiyaç.
    iktizâ etmek gerekmek.
    ilâ (A.) [ الی ] –e kadar.
    ilâc (A.) [ 1 [ علاج .ilaç. 2.tedavi. 3.çare.
    ilâcnâpezîr (A.-F.) [ علاج ناپذیر ] tedavi edilmez.
    ilâh (A.) [ الخ ] ve benzerleri, ve diğerleri.
    ilâh (A.) [ اله ] tanrı, ilah.
    ilâhe (A.) [ الهه ] tanrıça.
    ilâhî (A.) [ 1 [ الهی .tanrısal. 2.ilahî, dinî şarkı.
    ilâhî (A.) [ الهی ] Tanrım.
    ilâhiyyât (A.) [ الهيات ] tanrıbilim, teoloji.
    ilânihâye (A.) [ الی نهایه ] sonuna kadar.
    ilâvât (A.) [ علاوات ] ilaveler, ekler.
    ilâve (A.) [ علاوه ] ek.
    ilave etmek eklemek.
    ilâveten (A.) [ علاوة ] ek olarak, yanı sıra.
    ilel (A.) [ 1 [ علل .hastalıklar. 2.sebepler.
    ilelebed (A.) [ الی الابد ] sonsuza dek.
    ilgâ (A.) [ الغا ] lağvetme, kaldırma.
    ilgâ eylemek lağvetmek, kaldırmak.
    ilhâd (A.) [ الحاد ] dinden çıkma, dinsizlik.
    ilhâk (A.) [ 1 [ الحاق .katma, karıştırma. 2.katılma.
    ilhak olunmak katılmak.
    ilhâm (A.) [ الهام ] esin.
    ilhâmât (A.) [ الهامات ] ilhamlar, esinler.
    ilim (A.) [ علم ] ilim.
    ilkâ (A.) [ القا ] atma, bırakma.
    ilkâ etmek atmak.
    ilkâh (A.) [ القاح ] aşılama, dölleme.
    illâ (A.) [ 1 [ الا . -den başka. 2.ille de, mutlaka. 3.yoksa, aksi takdirde.
    illet (A.) [ 1 [ علت .hastalık. 2.sebep.
    illî (A.) [ علی ] nedensel.
    illiyyet (A.) [ عليت ] nedensellik.
    ilm (A.) [ علم ] bilim.
    ilmî (A.) [ علمی ] bilimsel.
    ilmiyye (A.) [ علميه ] din bilginleri.
    ilsâk (A.) [ الصاق ] bitiştirme, yapıştırma, kavuşturma.
    iltibâs (A.) [ التباس ] benzerlik.
    ilticâ (A.) [ التجا ] sığınma.
    ilticâgâh (A.-F.) [ التجاگاه ] sığınak, sığınma yeri.
    iltifat (A.) [ 1 [ التفات .dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.
    iltihâb (A.) [ 1 [ التهاب .alevlenme. 2.yangı.
    iltihak (A.) [ التحاق ] katılma.
    iltihak etmek katılmak.
    iltihâm (A.) [ التهام ] yara kapanması.
    iltimâs (A.) [ التماس ] kayırma.
    iltisâk (A.) [ التصاق ] kavuşma, yapışma.
    iltisak etmek kavuşmak.
    iltiyâm (A.) [ التيام ] yara iyileşmesi.
    iltizâm (A.) [ 1 [ التزام .gerekli görme. 2.taraf tutma.
    iltizâz (A.) [ التذاذ ] lezzet alma.
    ilzâm (A.) [ الزام ] susturma.
    îmâ (A.) [ ایما ] dolaylı anlatım, işaret.
    îmâ etmek işaret etmek, göstermek.
    imâd (A.) [ عماد ] direk.
    imâl etmek yapmak.
    imâle (A.) [ اماله ] kısa heceyi uzun okuma.
    imâm (A.) [ 1 [ امام .namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.
    îmân (A.) [ ایمان ] inanma.
    iman etmek inanmak.
    imâret (A.) [ 1 [ عمارت .aşevi. 2.bayındırlık.
    imdâd (A.) [ امداد ] yardım isteme, imdat.
    imhâ (A.) [ 1 [ امحا .yok etme. 2.yok edilme.
    imhâ edilmek yok edilmek.
    imhâ etmek yok etmek.
    imkân (A.) [ امکان ] olanak.
    imlâ (A.) [ 1 [ املا .doldurma. 2.yazı bilgisi. 3.yazı
    imrâr (A.) [ امرار ] geçirme.
    imsâk (A.) [ امساک ] orucun başlangıç saati.
    imsâkiyye (A.) [ امساکيه ] oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren
    çizelge.
    imtidad etmek uzanmak.
    imtihân (A.) [ 1 [ امتحان .sınav. 2.deneme.
    imtinâ (A.) [ امتناع ] kaçınma.
    imtinâ etmek kaçınmak, geri durmak.
    imtisâl (A.) [ 1 [ امتثال .boyun eğme. 2.verilen işi yapma.
    imtiyâz (A.) [ 1 [ امتياز .ayrıcalık. 2.kapitülasyon.
    imtizâc (A.) [ امتزاج ] uyuşma, uzlaşma.
    imtizâc etmek uyuşmak, uzlaşmak.
    în (F.) [ این ] bu.
    in’âm (A.) [ 1 [ انعام .bağış, ihsan. 2.bahşiş.
    in’ikâd (A.) [ 1 [ انعقاد .bağlanma. 2.toplanma.
    in’ikâs (A.) [ اهعکاس ] yanıyma.
    in’itâf (A.) [ 1 [ انعطاف .bükülme. 2.dönme.
    in’itâf etmek çevrilmek, dönmek.
    inâd (A.) [ عناد ] inat.
    inân (A.) [ عنان ] dizgin.
    inâre (A.) [ اناره ] aydınlatma.
    inâyât (A.) [ عنایات ] iyilikler.
    inâyet (A.) [ عنایت ] iyilik.
    incizâb (A.) [ انجذاب ] cazibeye kapılma.
    ind (A.) [ 1 [ عند .kat. 2.görüş. 3.yan.
    indî (A.) [ عندی ] kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan.
    indifâ (A.) [ اندفاع ] püskürme.
    indifâ etmek püskürmek.
    ineb (A.) [ عنب ] üzüm.
    infâk (A.) [ انفاق ] geçindirme, nafakalandırma.
    infâz (A.) [ انفاذ ] uygulama, yerine getirme, yapma.
    infiâl (A.) [ انفعال ] kırılma, gücenme.
    infikâk (A.) [ انفکاک ] ayrılış.
    infilâk (A.) [ انفلاق ] patlama.
    infirâd (A.) [ انفراد ] bir başına kalma.
    infirâd ettirilmek bir başına bırakılmak.
    infisâl (A.) [ انفصال ] ayrılma.
    inhibât (A.) [ انهباط ] düşüş.
    inhidâm (A.) [ انهدام ] yıkılma.
    inhilâl (A.) [ 1 [ انحلال .çözülme, ayrışma. 2.dağılma.
    inhimâk (A.) [ انهماک ] aşırı düşkünlük.
    inhinâ (A.) [ 1 [ انحنا .eğri, yay. 2.kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma.
    inhirâf (A.) [ انحراف ] sapma.
    inhiraf olunmak dönülmek.
    inhisâf (A.) [ 1 [ انخساف .ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını
    kaybetmek.
    inhisâr (A.) [ انحصار ] tekel.
    inhitat (A.) [ انحطاط ] çöküş, düşüş.
    inhizâm (A.) [ انهزام ] bozguna uğrama.
    inkâr (A.) [ انکار ] yadsıma, reddetme.
    inkâr edilmek yadsınmak.
    inkâr etmek yadsımak.
    inkılâb (A.) [ 1 [ انقلاب .devrim. 2.değişim, dönüşüm.
    inkılâb etmek dönüşmek.
    inkırâz bulmak tükenmek, çökmek.
    inkıtâ (A.) [ انقطاع ] kesilme, kesintiye uğrama.
    inkıyâd (A.) [ انقياد ] bağlanma, boyun eğme.
    inkızâ (A.) [ انقضا ] geçip gitme.
    inkibâz (A.) [ انقباض ] kabızlık.
    inkirâz (A.) [ انقراض ] çökme, tükeniş.
    inkisâm (A.) [ انقسام ] bölünme.
    inkisâm etmek bölünmek.
    inkisâr (A.) [ 1 [ انکسار .ilenme, beddua etme. 2.kırılma.
    inkişâf (A.) [ 1 [ انکشاف .ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme.
    inkişaf bulmak gelişmek.
    inkişaf etmek gelişmek.
    insâf (A.) [ انصاف ] acıma.
    insânî (A.) [ 1 [ انسانی .insanlık. 2.insan ile ilgili.
    insaniyu’l-merkez (A.) [ انسانی المرکز ] insan merkezli.
    insâniyyet (A.) [ انسانيت ] insanlık.
    insibab etmek dökülmek.
    insicâm (A.) [ انسجام ] düzen, sıra.
    insiyâk (A.) [ انسياق ] içgüdü.
    insiyâkî (A.) [ انسياقی ] içgüdüsel.
    insücin (A.) [ انس و جن ] insanlar ve cinler.
    inşâ (A.) [ 1 [ انشا .yapma. 2.güzel yazı yazma. 3.kompozisyon.
    inşiâb (A.) [ 1 [ انشعاب .bölünme. 2.dallanma.
    inşikâk (A.) [ انشقاق ] yarılma, bölünme.
    inşikâk etmek yarılmak, bölünmek.
    inşirâh (A.) [ انشراح ] açılma, ferahlama.
    intâc (A.) [ 1 [ انتاج .sonuçlandırma. 2.doğurma.
    intâc etmek 1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak.
    intâk (A.) [ انطاق ] konuşturma.
    intânî (A.) [ انتانی ] mikroplu.
    intibâ (A.) [ 1 [ انطباع .izlenim. 2.basılma.
    intibâh (A.) [ انتباه ] uyanış.
    intibâk (A.) [ انطباق ] uyum.
    intifâ (A.) [ انطفا ] ateşin sönmesi.
    intifâ’ (A.) [ انتفاع ] yararlanma.
    intihâ (A.) [ 1 [ انتها .son. 2.sona erme.
    intihâb (A.) [ 1 [ انتخاب .seçme. 2.seçilme. 3.seçim.
    intihâb edilmek seçilmek.
    intihab eylemek seçmek.
    intihâbât (A.) [ انتخابات ] seçimler.
    intihâl (A.) [ انتحال ] bir başkasının eserini sahiplenme.
    intihâr (A.) [ انتحار ] kendini öldürme, canına kıyma.
    intihâr etmek kendini öldürmek, canına kıymak.
    intikâd (A.) [ انتقاد ] eleştiri, tenkit.
    intikâl (A.) [ 1 [ انتقال .göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi.
    intikal etmek geçmek
    intikâm (A.) [ انتقام ] öc.
    intikam almak öc almak.
    intikâmcû (A.-F.) [ انتقام جو ] intikamcı.
    intisâb (A.) [ 1 [ انتساب .bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde
    çalışmaya başlama.
    intişâr (A.) [ 1 [ انتشار .yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.



  6. 34
    intişâr etmek 1.yayılmak. 2.yayınlanmak.
    intizâ’ (A.) [ انتزاع ] söküp alma.
    intizâm (A.) [ انتظام ] düzen.
    intizamperver (A.-F.) [ انتظام پرور ] düzeni seven, düzenli, tertipli.
    intizâr (A.) [ انتظار ] bekleme, bekleyiş.
    intizâr etmek beklemek.
    inzâl (A.) [ انزال ] indirme.
    inzibât (A.) [ انضباط ] zapturapt altında bulunma, düzen.
    inzimâm (A.) [ انضمام ] eklenme.
    inzivâ (A.) [ انزوا ] köşesine çekilme, tek başına yaşama.
    inzivagâh (A.-F.) [ انزواگاه ] köşeye çekilme yeri, inziva yeri.
    irâ’e (A.) [ ارائه ] gösterme.
    irâ’e etmek göstermek.
    îrâd (A.) [ 1 [ ایراد .getirme, söyleme. 2.gelir, kazanç.
    irâde (A.) [ 1 [ اراده .istek. 2.buyruk.
    irâdet (A.) [ ارادت ] isteme, istek.
    îrânî (F.) [ ایرانی ] İranlı.
    ircâ’ (A.) [ ارجاع ] eski haline döndürme, çevirme.
    ircâ’ etmek döndürmek, çevirmek.
    irfân (A.) [ 1 [ عرفان .bilme. 2.kültür.
    irfanperver (A.-F.) [ عرفان پرور ] kültürlü.
    irs (A.) [ 1 [ ارث .miras. 2.soyaçekim, kalıtım.
    irsâl (A.) [ ارسال ] gönderme.
    irsen (A.) [ ارثا ] kalıtımsal, miras yoluyla.
    irsî (A.) [ ارثی ] kalıtımsal.
    irsiyyet (A.) [ ارثيت ] kalıtımsallık, irsîlik.
    irşâd (A.) [ ارشاد ] hidayete erdirme, doğru yolu gösterme.
    irşâd etmek hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek.
    irtiâş (A.) [ ارتعاش ] titreme.
    irtibât (A.) [ ارتباط ] bağlantı, ilişki, ilgi.
    irticâ (A.) [ 1 [ ارتجاع .geriye dönüş. 2.gericilik.
    irticakâr (A.-F.) [ ارتجاعکار ] gerici.
    irticâlen (A.) [ ارتجالا ] düşünmeden söyleyerek.
    irtidâd (A.) [ ارتداد ] dinden çıkma.
    irtifâ (A.) [ ارتفاع ] yükseklik.
    irtihâl (A.) [ 1 [ ارتحال .göçme. 2.ölüm.
    irtihâl etmek ölmek.
    irtikâ (A.) [ 1 [ ارتقا .yükselme. 2.yüksek mevkiye gelme.
    irtikâb (A.) [ ارتکاب ] suç işleme.
    irtisam etmek resmedilmek, izi düşmek.
    irtişâ (A.) [ ارتشا ] rüşvet yeme.
    irtizâk (A.) [ ارتزاق ] rızıklanma.
    irzâ (A.) [ ارضا ] ikna etme, razı etme.
    irzâ’ (A.) [ ارضاع ] emzirme, süt verme.
    is’âd (A.) [ اصعاد ] yükseltme.
    is’âd etmek yükseltmek, çıkartmak.
    is’âd olunmak yükseltilmek.
    is’af olunmak yerine getirilmek.
    is’âr (A.) [ اسعار ] fiyat belirleme.
    isâbet (A.) [ اصابت ] rastgelme. 2.tutarlılık.
    isâet (A.) [ اسائت ] kötülük etme.
    îsâl (A.) [ ایصال ] kavuşturma, ulaştırma.
    isâl etmek ulaştırmak.
    isâle (A.) [ اساله ] akıtma.
    isbât (A.) [ اثبات ] kanıtlama.
    isbât -ı vücûd etmek bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.
    îsevî (A.) [ عيسوی ] Hıristiyan.
    îseviyyet (A.) [ عيسویت ] Hıristiyanlık.
    isfenc (F.) [ اسفنج ] sünger.
    ishâl (A.) [ اسهال ] sürgün, cırcır olma.
    iskân (A.) [ 1 [ اسکان .yerleştirme. 2.yerleştirilme.
    iskân edilmek yerleştirilmek.
    iskân etmek yerleştirmek.
    iskat (A.) [ اسقاط ] düşürme.
    iskât (A.) [ اسکات ] susturma.
    iskât etmek susturmak.
    islâm (A.) [ 1 [ اسلام .müslümanlık. 2.müslüman.
    islâmiyyet (A.) [ اسلاميت ] müslümanlık.
    ism (A.) [ اسم ] ad.
    ismet (A.) [ 1 [ عصمت .masumluk. 2.haramdan kaçınma.
    isnâ’aşer (A.) [ اثنی عشر ] oniki.
    isnâd (A.) [ 1 [ اسناد .dayama, yükleme. 2.iftira.
    isneyn (A.) [ اثنين ] pazartesi.
    isrâf (A.) [ اسراف ] savurganlık.
    istî’âb (A.) [ استيعاب ] kapasite, alım gücü, sığıdırma.
    isti’câl (A.) [ استعجال ] aceleci davranış.
    isti’fâ (A.) [ 1 [ استعفا .affını isteme. 2.görevinden ayrılma.
    isti’kâf (A.) [ اسعکاف ] bir yere kapanma.
    isti’lâm (A.) [ استعلام ] bilgi isteme.
    isti’mâl (A.) [ 1 [ استعمال .kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma.
    isti’mâl edilmek kullanılmak.
    isti’mâl etmek kullanmak.
    istiâne (a.) [ استعانه ] yardım isteme.
    istiâne olunmak yardım istenmek.
    istib’âd (A.) [ استبعاد ] uzak görme.
    istibdâd (A.) [ استبداد ] baskı rejimi.
    istibdâdkâr (A.-F.) [ استبدادکار ] baskıcı.
    isticâbet (A.) [ استجابت ] kabul edilme.
    isticvâb etmek sorgulamak.
    istid’â (A.) [ 1 [ استدعا .dilekçe. 2.yalvararak isteme.
    istid’ânâme (A.-F.) [ استدعانامه ] dilekçe.
    istîdâd (A.) [ استعداد ] yetenek.
    istidlâl (A.) [ استدلال ] delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında
    yargıda bulunma.
    istifâdebahş (A.-F.) [ استفاده بخش ] yararlı.
    istifhâm (A.) [ 1 [ استفهام .sorma. 2.soru işareti.
    istifrâğ (A.) [ استفراغ ] kusma.
    istifrâğ etmek kusmak.
    istifsâr etmek açıklama istemek.
    istigâse (A.) [ استغاثه ] yardım isteme.
    istiğnâ (A.) [ 1 [ استغنا .kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme.
    3.tokgözlülük.
    istiğrâk (A.) [ 1 [ استغراق .dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.
    istihâle (A.) [ 1 [ استحاله .başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.
    istihâre (A.) [ استخاره ] bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten
    sonra uykuya yatma.
    istihâse (A.) [ استحاثه ] fosilleşme.
    istihbâr (A.) [ استخبار ] duyum, haber alma.
    istihbârât (A.) [ استخبارات ] duyumlar, haber almalar.
    istihdâf (A.) [ استهداف ] hedef edinme.
    istihdaf eylemek hedef edinmek.
    istihdâm (A.) [ استخدام ] hizmete alma.
    istihfâf (A.) [ استخفاف ] hafife alma, küçümseme.
    istihfâfkâr (A.-F.) [ استخفافکار ] hafife alan, küçümseyen.
    istihfafkârlık (A.-F.-T.) küçümseme, hafife alma.
    istihkak (A.) [ 1 [ استحقاق .hak etme. 2.hak edilmiş şey.
    istihkâm (A.) [ 1 [ استحکام .sağlamlık. 2.siper.
    istihkâr (A.) [ استحقار ] aşağılama.
    istihlâk (A.) [ استهلاک ] tüketim.
    istihlâk etmek tüketmek, harcamak.
    istihmâm (A.) [ استحمام ] banyo yapma, yıkanma.
    istihrâc (A.) [ 1 [ استخراج .çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.
    istihrâc etmek çıkarmak.
    istihsâl (A.) [ 1 [ استحصال .elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.
    istihsân (A.) [ استحسان ] güzel bulma, beğenme.
    istihyâ (A.) [ استحيا ] utanma.
    istihzâ (A.) [ استهزا ] alay.
    istihzâ etmek alay etmek.
    istihzâr (A.) [ 1 [ استحضار .hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.
    istikâmet (A.) [ 1 [ استقامت .doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.
    istikamet vermek yön vermek.
    istikbâh (A.) [ استقباح ] ayıplama.
    istikbâl (A.) [ 1 [ استقبال .karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.
    istikbal etmek karşılamak.
    istikbâr (A.) [ استکبار ] büyüklenme.
    istikfâf (A.) [ استکفاف ] yetinme.
    istiklâl (A.) [ استقلال ] bağımsızlık.
    istikmâl (A.) [ استکمال ] tamamlama.
    istikrâh (A.) [ استکراه ] iğrenme, tiksinme.
    istikrâh etmek iğrenmek, tiksinmek.
    istikrâr (A.) [ استقرار ] kararlılık.
    istikrâz (A.) [ استقراض ] borçlanma.
    istikşâf (A.) [ استکشاف ] keşif çalışması yapma.
    istîlâ (A.) [ استيلا ] yayılma, ele geçirme.
    istîlâ etmek yayılmak, ele geçirmek.
    istilzâm (A.) [ استلزام ] gerekme, gerektirme.
    istilzâm etmek gerekmek, gerektirmek.
    istilzâm eylemek gerektirmek.
    istimâ’ (A.) [ استماع ] dinleme, kulak verme.
    istimâ’ etmek kulak vermek, dinlemek.
    istimdâd (A.) [ استمداد ] yardım isteme.
    istimhâl (A.) [ استمهال ] ek süre isteme.
    istimlâk (A.) [ استملاک ] kamulaştırma.
    istimlâk edilmek kamulaştırılmak.
    istimlâk etmek kamulaştırmak.
    istimnâ’ (A.) [ استمناء ] mastürbasyon.
    istimrâr (A.) [ استمرار ] süreklilik.
    istinâd (A.) [ 1 [ استناد .dayanma. 2.güvenme.
    istinâd etmek dayanmak.
    istinâden (A.) [ 1 [ استنادا .dayanarak. 2.güvenerek.
    istinadgâh (A.-F.) [ استنادگاه ] dayanak.




  7. 35
    istînâf (A.) [ استيناف ] üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının
    feshini isteme.
    istinbât (A.) [ استنباط ] anlam çıkarma, hüküm çıkarma.
    istinkâf (A.) [ استنکاف ] çekimserlik.
    istinkâf etmek çekimser kalmak.
    istinşâk (A.) [ استنشاق ] buruna su çekme.
    istintâk (A.) [ استنطاق ] sorgulama.
    istintâk etmek sorgulamak, sorguya çekmek.
    istirâhat (A.) [ استراحت ] dinlenme.
    istirâhat etmek dinlenmek.
    istirâk-ı sem’ etmek kulak misafiri olmak.
    istirdâd (A.) [ استرداد ] geri isteme, geri alma.
    istirdâd edilmek geri alınmak.
    istirdâd etmek geri almak.
    istirhâm (A.) [ استرحام ] rica etme, yalvararak isteme.
    istirhâm etmek rica etmek, yalvararak istemek.
    istirhamkâr (A.-F.) [ استرحامکار ] yalvarırcasına.
    istirkab etmek çekememek.
    istiskâ (A.) [ 1 [ استسقا .yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması.
    istiskâl (A.) [ استثقال ] hoş karşılamama, yüz vermeme.
    istisnâ (A.) [ استثنا ] kural dışı.
    istisnâ’î (A.) [ استثنائی ] kural dışı.
    istişâre (A.) [ استشاره ] danışma.
    istişâre etmek danışmak.
    istişhâd (A.) [ 1 [ استشهاد .kanıt gösterme. 2.örnek verme.
    istişhâd yapmak örnek vermek.
    istitâat (A.) [ استطاعت ] güç.
    istitâr (A.) [ استتار ] örtünme.
    istitrâden (A.) [ استطرادا ] sırası gelmişken.
    istivâ (A.) [ 1 [ استوا .eşitlik. 2.düzlük.
    istiz’âf (A.) [ استضعاف ] zayıf düşürme, zayıf görme.
    istîzâh (A.) [ استيضاح ] gensoru.
    istîzân (A.) [ استيذان ] izin isteme.
    isyân (A.) [ عصيان ] başkaldırı.
    îş (A.) [ 1 [ عيش .yaşama. 2.eğlenme, gününü gün etme.
    iş’âr (A.) [ اشعار ] bildirme, gösterme.
    işâa (A.) [ اشاعه ] duyurma, yayma.
    işârât (A.) [ اشارات ] işaretler.
    işâret (A.) [ 1 [ اشارت .gösterme. 2.alamet. 3.iz.
    işâreten (A.) [ اشارة ] işaret ederek.
    işbâ’ (A.) [ 1 [ اشباع .doyurma. .doldurma.
    işgâl (A.) [ 1 [ اشغال .meşgul etme. 2.ele geçirme.
    işgal etmek 1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek.
    işhâd (A.) [ اشهاد ] tanık getirme.
    işkence (F.) [ اشکنجه ] acı verme, eziyet etme.
    işmi’zâz (A.) [ 1 [ اشمئزاز .surat ekşitme. 2.ürperme.
    işrâk (A.) [ 1 [ اشراق .doğma. 2.aydınlatma.
    işrâkî (A.) [ اشراقی ] Pisagorcu.
    işret (A.) [ 1 [ عشرت .içki. 2.içki alemi.
    işrîn (A.) [ عشرین ] yirmi.
    iştiâl (A.) [ اشتعال ] alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.
    iştibâh (A.) [ اشتباه ] kuşkuya düşme.
    iştigâl (A.) [ اشتغال ] uğraşı.
    iştigâl etmek uğraşmak, meşgul olmak.
    iştihâ (A.) [ اشتها ] iştah.
    iştihâengîz (A.) [ اشتها انگيز ] iştah açıcı, iştah verici.
    iştihâr (A.) [ اشتهار ] meşhur olma.
    iştihâr etmek meşhur olmak.
    iştikâk (A.) [ اشتقاق ] türeme.
    iştimâl (A.) [ اشتمال ] kapsama.
    iştirâ (A.) [ اشترا ] satın alma.
    iştirâ etmek satın almak.
    iştirâk (A.) [ 1 [ اشتراک .katılım. 2.ortaklık.
    iştirâkiyye (A.) [ اشتراکيه ] komünizm.
    iştiyâk (A.) [ اشتياق ] şevklenme, şevk duyma.
    îşü nûş etmek yiyip içmek, gününü gün etmek.
    işve (A.) [ عشوه ] cilve, naz, eda.
    işvebâz (A.-F.) [ عشوه باز ] işveli.
    işveger (A.-F.) [ عشوه گر ] işveli.
    işvekâr (A.-F.) [ عشوه کار ] işveli, şivekâr.
    it’âm (A.) [ اطعام ] doyurma, yemek verme.
    itâat (A.) [ اطاعت ] uyma, boyun eğme.
    itâat etmek uymak, boyun eğmek.
    itâb (A.) [ عتاب ] azarlama, paylama, çıkışma.
    itâle (A.) [ اطاله ] uzatma.
    itbâ (A.) [ اتباع ] tabi kılma.
    itfâ (A.) [ اطفا ] söndürme.
    itfâ etmek söndürmek.
    itfâiyye (A.) [ اطفائيه ] yangın söndürme teşkilatı.
    ithâf (A.) [ 1 [ اتحاف .hediye etme. 2.eser sahibinin eserini birine veya bir
    kuruluşa manen hediye etmesi.
    ithâm (A.) [ اتهام ] suçlama, töhmet altında bırakma.
    itham etmek suçlamak.
    itibâr (A.) [ اعتبار ] saygınlık.
    itibar etmek 1.değerlendirmek, dikkate almak.
    itibâren (A.) [ اعتبارا ] –den beri.
    itibârî (A.) [ 1 [ اعتباری .göz kararı. 2.var sayılan.
    itibariyle (A.-T.) bakımından.
    itidâl (A.) [ اعتدال ] denge, ölçülü olma.
    itikâd (A.) [ اعتقاد ] inanç.
    itikâd etmek inanmak.
    itikâdât (A.) [ اعتقادات ] inançlar.
    itikadiyât (A.) [ اعتقادیات ] inançla ilgili şeyler.
    itikadperverlik (A.-F.-T.) inanç besleme.
    itilâf (A.) [ 1 [ ائتلاف .uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma.
    itilafkâr (A.-F.) [ ائتلافکار ] uzlaştırıcı, birleştirici.
    itimâd (A.) [ اعتماد ] güven.
    itimâd edilmek güvenilmek.
    itimâd etmek güvenmek.
    itimâden (A.) [ اعتمادا ] güvenerek.
    itimâdnâme (A.-F.) [ اعتمادنامه ] güven mektubu.
    itinâ (A.) [ اعتنا ] özen.
    itinâ edilmek özen gösterilmek.
    itinâ etmek özen göstermek.
    itinakâr (A.-F.) [ اعتناکار ] özen gösteren, itinalı.
    itirâf (A.) [ 1 [ اعتراف .sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme.
    itisâf (A.) [ اعتساف ] yolsuzluk.
    itiyâd (A.) [ اعتياد ] alışkanlık.
    itiyâd kesb etmek alışkanlık kazanmak.
    itizâm -ı mâ lâ yelzem [ التزام ما لا یلزم ] abesle iştigal etmek.
    itkân (A.) [ 1 [ اتقان .emin olma. 2.sağlamlaştırma.
    itlâf (A.) [ اتلاف ] öldürme, telef etme, ortadan kaldırma.
    itmâm (A.) [ اتمام ] tamamlama, bitirme.
    itmâm edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
    itmâm etmek tamamlamak, bitirmek.
    itmînân (A.) [ اطمينان ] emin olma, kendine güvenme.
    ittibâ (A.) [ اتباع ] uyma, izleme.
    ittibâ etmek uymak, izlemek.
    ittibâen (A.) [ اتباعا ] uyarak, izleyerek, ardından giderek.
    ittifâk (A.) [ اتفاق ] birleşme.
    ittifâken (A.) [ اتفاقا ] tesadüfen, rastgele.
    ittifâkî (A.) [ اتفاقی ] tesadüfî.
    ittihâd (A.) [ اتحاد ] birlik.
    ittihâd -ı islâm [ اتحاد اسلام ] panislamizm.
    ittihâm (A.) [ اتهام ] töhmet altında kalma.
    ittihâz (A.) [ 1 [ اتخاذ .alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.
    ittihâz edilmek 1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.
    ittihâz etmek 1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.
    ittikâ (A.) [ اتکا ] dayanma, yaslanma.
    ittikâ etmek dayanmak, yaslanmak.
    ittisâ (A.) [ 1 [ اتساع .genişlik. 2.genişleme.
    ittisâl (A.) [ 1 [ اتصال .birleşme, kavuşma. 2.bitişik.
    ityân (A.) [ اتيان ] getirme.
    ivaz (A.) [ عوض ] karşılık, bedel.
    ivazan (A.) [ عوضا ] karşılığında, karşılık olarak.
    iyâbüzihâb (A.) [ عياب و ذهاب ] gidiş geliş.
    iyâl (A.) [ عيال ] hanım, eş.
    iyân (A.) [ عيان ] açık, ayan beyan.
    iz’âc etmek rahatsız etmek.
    iz’âf (A.) [ اضعاف ] zayıflatma.
    iz’ân (A.) [ 1 [ اذعان .kavrayış. 2.terbiye.
    iz’ân etmek akıl etmek.
    izâbe (A.) [ اذابه ] eritme.
    izâe (A.) [ اضائه ] aydınlatma.
    izâfe (A.) [ اضافه ] ekleme.
    izâfet (A.) [ 1 [ اضافت .ilgi, bağ. 2.tamlama.
    izâfeten (A.) [ اضافة ] ek olarak, yanı sıra.
    izâfî (A.) [ اضافی ] göreceli.
    izâfiyyet (A.) [ اضافيت ] görecelilik.
    îzâh (A.) [ ایضاح ] açıklama.
    îzâh edilmek açıklanmak.
    îzâh etmek açıklamak.
    îzâhât (A.) [ ایضاحات ] açıklamalar.
    îzâhât vermek açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.
    îzâhen (A.) [ ایضاحا ] açıklayarak.
    izâle (A.) [ 1 [ ازاله .yok etme. 2.giderme.
    izâle edilmek 1.yok edilmek. 2.giderilmek.
    izâle etmek 1.yok etmek. 2.gidermek.
    izâm (A.) [ عظام ] büyükler, ulular.
    izâr (A.) [ ازار ] peştemal.
    izâr (A.) [ عذار ] yanak.
    izdihâm (A.) [ ازدحام ] aşırı kalabalık, aşırı yığılma.
    izdivâc (A.) [ ازدواج ] evlilik.
    izdiyâd (A.) [ ازدیاد ] artış, çoğalma.
    îzed (F.) [ ایزد ] Tanrı.
    izhâr (A.) [ اظهار ] gösterme.
    izhâr etmek göstermek, belli etmek, açığa vurmak.
    izin (A.) [ اذن ] izin.
    izkâr (A.) [ اذکار ] zikretme, dile getirme, hatırlatma.
    izlâl (A.) [ اذلال ] alçaltma.
    izmihlâl (A.) [ اضمحلال ] yok olma.
    izn (A.) [ اذن ] izin.
    izz (A.) [ 1 [ عز .değer. 2.yücelik.
    izzet (A.) [ 1 [ عزت .değer. 2.yücelik. 3.saygı.




  8. 36
    -J-

    jâj (F.) [ ژاژ ] anlamsız söz, zırva.
    jâjhây (F.) [ ژاژخای ] boşboğaz, zevzek.
    jâle (F.) [ ژاله ] çiy, şebnem.
    jeng (F.) [ ژنگ ] pas.
    jengâr (F.) [ ژنگار ] pas.
    jerf (F.) [ ژرف ] derin.
    jerfâ (F.) [ ژرفا ] derinlik.
    jerfbîn (F.) [ ژرف بين ] ayrıntılı düşünen, dikkatli.
    jinde (F.) [ 1 [ ژنده .yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
    jindepûş (F.) [ 1 [ ژنده پوش .yamalı hırka giyen. 2.derviş.
    jiyân (F.) [ 1 [ ژیان .kükremiş. 2.kızgın.
    jülîde (F.) [ ژوليده ] dağınık, karışık.



    -K-

    ka’b (A.) [ 1 [ کعب .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
    ka’r (A.) [ 1 [ قعر .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
    kabâ (A.) [ قبا ] cübbe.
    kabahat (A.) [ قباحت ] suç, kusur.
    kabâih (A.) [ قبائح ] suçlular, kabahatliler.
    kabâil (A.) [ قبائل ] kâbileler.
    kabîh (A.) [ قبيح ] çirkin, hoş olmayan.
    kâbil (A.) [ 1 [ قابل .mümkün. 2.yetenekli.
    kabîl (A.) [ قبيل ] gibi, benzeri.
    kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
    kâbile (A.) [ قابله ] ebe.
    kabîle (A.) [ قبيله ] boy, kâbile.
    kâbil-i kıyas [ قابل قياس ] kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
    kâbiliyet (A.) [ قابليت ] yetenek.
    kâbiliyyât (A.) [ قابليات ] yetenekler.
    kâbin (F.) [ کابين ] mehir.
    kabir (A.) [ قبر ] mezar.
    kabl (A.) [ قبل ] önce.
    kablelmîlad (A.) [ قبل الميلاد ] milattan önce.
    kablettârih (A.) [ قبل التاریخ ] tarih öncesi.
    kablettarihî (A.) [ صبل التاریخی ] tarih öncesi.
    kabr (A.) [ قبر ] mezar kabir.
    kabristan (A.-F.) [ قبرستان ] mezarlık.
    kabul (A.) [ 1 [ قبول .kabul etme. 2.alma.
    kâbûs (A.) [ کابوس ] karabasan.
    kabz (A.) [ قبض ] tutma, kavrama.
    kabza (A.) [ قبضه ] sap.
    kâc (F.) [ کاج ] çam.
    kad (A.) [ قد ] boy.
    kadd (A.) [ قد ] boy.
    kadeh (A.) [ 1 [ قدح .bardak. 2.içki kadehi.
    kadem (A.) [ 1 [ قدم .adım. 2.ayak.
    kademe (A.) [ 1 [ قدمه .basamak. 2.derece.
    kader (A.) [ قدر ] ilahî takdir.
    kadh (A.) [ قدح ] kötüleme, kınama.
    kadı (A.) [ قاضی ] dinî yargıç.
    kadid (A.) [ 1 [ قدید .kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze.
    kâdilkudât (A.) [ قاضی القضات ] başkadı.
    kadim (A.) [ قدیم ] eski.
    kadîmen (A.) [ قدیما ] eskiden.
    kâdir (A.) [ قادر ] güçlü.
    kadîr (A.) [ قدیر ] çok güçlü.
    kadirdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir.
    kadirşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir.
    kadirşinaslık (A.-F.-T.) değerbilirlik.
    kadr (A.) [ 1 [ قدر .değer. 2.şeref. 3.derece.
    kadrdân (A.-F.) [ قدردان ] değerbilir.
    kadrşinâs (A.-F.) [ قدرشناس ] değerbilir.
    kafâ (A.) [ قفا ] baş.
    kafes (F.) [ 1 [ قفس .kafes. 2.pencere kafesi.
    kâffe (A.) [ کافه ] tümü, hepsi.
    kâfi (A.) [ کافی ] yeterli.
    kâfile (A.) [ 1 [ قافله .kervan. 2.topluluk, kafile.
    kafiyeperdâz (A.-F.) [ قافيه پرداز ] şair.
    kâğıd (F.) [ کاغد ] kağıt.
    kâh (F.) [ کاخ ] köşk, kasır.
    kâh (F.) [ کاه ] saman.
    kahbe (A.) [ 1 [ قحبه .******, 2.alçak, namussuz.
    kâhgil (F.) [ کاهگل ] sıva.
    kahhar (A.) [ قهار ] kahredici.
    kahır (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme.
    kâhil (A.) [ کاهل ] tembel.
    kâhin (A.) [ کاهن ] gaipten haber veren, kehanette bulunan.
    kâhir (A.) [ قاهر ] kahreden, yok eden.
    kahpe (A.) [ 1 [ قحبه .******. 2.alçak, namussuz.
    kahr (A.) [ 1 [ قهر .yok etme. 2.çok üzülme.
    kahraman (F.) [ قهرمان ] yiğit
    kahrübâ (A.) [ کاهربا ] kehribar.
    kaht (A.) [ قحط ] kıtlık.
    kahve (A.) [ قهوه ] kahve.
    kâid (A.) [ قائد ] komutan.
    kâide (A.) [ 1 [ قاعده .kural. 2.temel, esas.
    kâideten (A.) [ قاعدة ] kural olarak, esas itibarıyla.
    kâil (A.) [ 1 [ قائل .söyleyen. 2.razı olan.
    kâil olmak razı olmak.
    kâim (A.) [ 1 [ قائم .ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik.
    kâim olmak (A.-T.) yerine geçmek.
    kâime (A.) [ 1 [ قائمه .kağıt para. 2.ferman.
    kâimmakam (A.) [ 1 [ قائم مقام .kaymakam. 2.yerine geçen.
    kâin (A.) [ کائن ] bulunan, yer alan.
    kâinât (A.) [ 1 [ کائنات .evren. 2.dünya.
    kâkül (F.) [ کاکل ] perçem.
    kâl (A.) [ قال ] söz, laf.
    kal’ (A.) [ قلع ] koparma, sökme.
    kal’a (A.) [ قلعه ] kale
    kâlâ (F.) [ 1 [ کالا .mal. 2.kumaş.
    kalb (A.) [ 1 [ قلب .yürek. 2.gönül.
    kalb (A.) [ قلب ] değiştirme.
    kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek.
    kalbî (A.) [ 1 [ قلبی .yürekten. 2.kalp ile ilgili.
    kalbüd (F.) [ 1 [ کالبد .beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı.
    kalbzen (A.-F.) [ قلب زن ] kalpazan.
    kalem (A.) [ 1 [ قلم .kalem. 2.keski. 3.büro.
    kalemkârî (A.-F.) [ 1 [ قلمکاری .nakkaşlık. 2.kalem işi.
    kalemrev (A.-F.) [ قلمرو ] ülke, diyar, topraklar.
    kâlıb (A.) [ 1 [ قالب .kalıp. 2.beden.
    kalil (A.) [ قليل ] az.
    kallâş (A.) [ قلاش ] kalleş.
    kalyân (F.) [ قليان ] nargile.
    kâm (F.) [ 1 [ کام .damak. 2.arzu.
    kamer (A.) [ قمر ] ay.
    kameriyye (A.) [ قمریه ] çardak.
    kâmet (A.) [ قامت ] boy.
    kâmil (A.) [ 1 [ کامل .tam. 2.olgun. 3.bilgili.
    kâmilen (A.) [ کاملا ] tamamen, büsbütün, tümüyle.
    kamîs (A.) [ قميص ] gömlek.
    kâmkâr (F.) [ کامکار ] mutlu.
    kamus (A.) [ قاموس ] sözlük.
    kâmyâb (F.) [ کامياب ] mutlu.
    kân (F.) [ 1 [ کان .maden ocağı. 2.yurt, ocak.
    kanâat (A.) [ قناعت ] yetinme.
    kanaat etmek yetinmek.
    kanât (A.) [ قنات ] yeraltı su kanalı.
    kand (A.) [ قند ] şeker.
    kâni (A.) [ قانع ] yetinen, kanaat eden.
    kâni etmek ikna etmek.
    kâni olmak ikna olmak.
    kannâd (A.) [ قناد ] şekerci.
    kantar (A.) [ قنطار ] baskül.
    kanun (A.) [ 1 [ قانون .yasa. 2.yol yordam.
    kânûn (A.) [ 1 [ کانون .ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları.
    kanunî (A.) [ 1 [ قانونی .yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu.
    kâr (F.) [ کار ] iş.
    kâr etmek işlemek, tesir etmek.
    karâbet (A.) [ قرابت ] yakınlık, akrabalık.
    karâin (A.) [ قرائن ] ipuçları, karineler.
    karar (A.) [ 1 [ قرار .durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü.
    karargîr (A.-F.) [ قرارگير ] karar verilmiş.
    karargîr olmak karara bağlanmak.
    kârbân (F.) [ کاربان ] kervan.
    kârd (F.) [ کارد ] bıçak.
    kârdân (F.) [ کاردان ] işbilir.
    kârgâh (F.) [ کارگاه ] işlik, iş yeri.
    kârger (F.) [ کارگر ] işçi.
    karha (A.) [ قرحه ] yara.
    kârhane (F.) [ 1 [ کارخانه .fabrika. 2.işlik.
    kâr-ı kadim [ کار قدیم ] eski el işi.
    kâri’ (A.) [ قارء ] okuyucu.
    kâri’în (A.) [ قارئين ] okuyucular.
    kâria (A.) [ قارئه ] bayan okuyucu.
    karîb (A.) [ قریب ] yakın.
    karîben (A.) [ قریبا ] yakında.
    karîha (A.) [ قریحه ] düşünme gücü.
    karin (A.) [ 1 [ قرین .yakın. 2.eş dost.
    karîne (A.) [ قرینه ] ipucu.
    kâriz (F.) [ کاریز ] yeraltı su kanalı.
    karn (A.) [ 1 [ قرن .boynuz. 2.yüzyıl.
    kârşinâs (F.) [ کارشناس ] uzman, işten anlayan.
    karûre (A.) [ قاروره ] idrar şişesi, ördek.
    kârvan (F.) [ کاروان ] kervan.
    karvanserây (A.) [ کاروان سرای ] kervansaray.
    karye (A.) [ قریه ] köy.
    karz (A.) [ قرض ] borç.
    kârzâr (F.) [ کارزار ] savaş.
    kasab (A.) [ 1 [ قصب .şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten.
    kasaba (A.) [ قصبه ] kasaba.
    kasâid (A.) [ قصائد ] kasideler.
    kasâvet (A.) [ 1 [ قساوت .katılık, sertlik. 2.keder.
    kasd (A.) [ 1 [ قصد .kasıt. 2.dövme.
    kasden (A.) [ قصدا ] kasıtlı olarak.
    kâse (F.) [ 1 [ کاسه .çanak, kâse.
    kâse-i ser [ کاسهء سر ] kafatası.
    kâselîs (F.) [ کاسه ليس ] çanak yalayıcı.
    kasem (A.) [ قسم ] yemin.
    kasır (A.) [ قصر ] köşk.
    kâsib (A.) [ کاسب ] kazanan.
    kâsid (A.) [ 1 [ قاصد .ulak. 2.kasteden.
    kaside (A.) [ قصيده ] kaside.
    kasîdeserâ (A.-F.) [ قصيده سرا ] kaside şairi.
    kasîr (A.) [ قصير ] kısa.
    kasr (A.) [ قصر ] kasır, köşk.
    kassab (A.) [ قصاب ] kasap.
    kassar (A.) [ قصار ] çamaşırcı, çırpıcı.
    kasvet (A.) [ 1 [ قسوت .katılık. 2.gönül darlığı.
    kasvet basmak gönlü daralmak.
    kâş (F.) [ کاش ] keşke.
    kâşâne (F.) [ 1 [ کاشانه .yuva. 2.mâlikâne.
    kâşî (F.) [ کاشی ] çini, fayans.
    kâşif (A.) [ کاشف ] keşfeden.
    kâşki (F.) [ کاشکی ] keşke.
    kat’ (A.) [ 1 [ قطع .kesme. 2.kesilme.




  9. 37
    kat’an (A.) [ قطعا ] kesinlikle.
    kat’en (A.) [ قطعا ] kesinlikle.
    kat’î (A.) [ قطعی ] kesin.
    kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle.
    kat’iyet (A.) [ قطعيت ] kesinlik.
    kat’iyyen (A.) [ 1 [ قطعيا .kesinlikle. 2.asla.
    katarât (A.) [ قطرات ] damlalar.
    katf (A.) [ قطف ] devşirme.
    kâtıbeten (A.) [ قاطبة ] asla, kesinlikle.
    kâti’ (A.) [ قاطع ] kesen, kesici.
    kâtib (A.) [ کاتب ] yazıcı.
    kâtil (A.) [ قاتل ] öldüren.
    katil (A.) [ قتل ] öldürme.
    kâtip (A.) [ کاتب ] yazıcı.
    katl (A.) [ قتل ] öldürme, katil.
    katre (A.) [ قطره ] damla.
    kavâfil (A.) [ قوافل ] kafileler.
    kavâid (A.) [ قواعد ] kurallar, kâideler.
    kavânîn (A.) [ قوانين ] kanunlar.
    kavî (A.) [ قوی ] güçlü.
    kavim (A.) [ قوم ] topluluk, ulus.
    kavis (A.) [ قوس ] yay.
    kaviyü’l-bünye (A.) [ قوی البنيه ] sağlam yapılı.
    249
    kavl (A.) [ قول ] söz.
    kavm (A.) [ قوم ] kavim, topluluk.
    kavmî (A.) [ قومی ] kavme dayalı.
    kavmiyet (A.) [ قوميت ] kavimlik.
    kavs (A.) [ قوس ] yay.
    kay’ (A.) [ قی ء ] kusma.
    kayd (A.) [ 1 [ قيد .bağ. 2.zincir. 3.kayıt.
    kazâ (A.) [ 1 [ قضا .ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe.
    kazâî (A.) [ قضائی ] yargı ile ilgili.
    kazârâ (A.-F.) [ قضارا ] tesadüfen.
    kazâyâ (A.) [ قضایا ] meseleler, problemler.
    kâzî (A.) [ قاضی ] kadı.
    kâzib (A.) [ کاذب ] yalancı.
    kaziyye (A.) [ 1 [ قضيه .mesele. 2.önerme.
    ke’enlemyekün (A.) [ کأن لم یکن ] olmamışçasına, yok sayarak.
    ke’s (A.) [ 1 [ کأس .çanak. 2.kadeh.
    kebed (A.) [ کبد ] karaciğer.
    kebîr (A.) [ کبير ] büyük.
    kebş (A.) [ کبش ] koç.
    kebûd (F.) [ کبود ] mavi.
    kebûter (F.) [ کبود ] güvercin.
    kec (F.) [ کج ] eğri.
    kecbîn (F.) [ کجبين ] şaşı.
    keçel (F.) [ کچل ] kel.
    kedd (A.) [ کد ] emek.
    keder (A.) [ 1 [ کدر .üzüntü. 2.bulanıklık.
    kedernâk (A.-F.) [ کدرناک ] üzüntülü, kederli.
    kedhüda (F.) [ کدخدا ] kâhya.
    kedû (F.) [ کدو ] kabak.
    kef (F.) [ کف ] köpük.
    kefâlet (A.) [ کفالت ] kefillik.
    kefçe (F.) [ کفچه ] kepçe.
    kefel (A.) [ کفل ] kalça.
    kefere (A.) [ کفره ] kafirler.
    keff (A.) [ 1 [ کف .aya. 2.avuç.
    keffe (A.) [ کفه ] kefe.
    kefgîr (F.) [ کفگير ] kevgir.
    kefil (A.) [ کفيل ] kefil, kefalet eden.
    kefş (F.) [ کفش ] ayakkabı.
    keftâr (F.) [ کفتار ] sırtlan.
    kefter (F.) [ کفتر ] güvercin.
    kehânet (A.) [ کهانت ] falcılık, kahinlik.
    kehene (A.) [ کهنه ] kahinler.
    kehf (A.) [ کهف ] mağara.
    kehhâl (A.) [ 1 [ کحال .göze sürme çeken. 2.göz hekimi.
    kehkeşan (F.) [ کهکشان ] samanyolu.
    kej (F.) [ کژ ] eğik, eğri.
    kejdüm (F.) [ کژدم ] akrep.
    kelâğ (F.) [ کلاغ ] karakarga, kuzgun.
    kelâm (A.) [ کلام ] söz.
    kelâm-ı kadim [ کلام قدیم ] Kur’ân.
    kelâm-ı kibâr [ کلام کبار ] büyük insanların özlü sözleri.
    kelb (A.) [ کلب ] köpek.
    kelimât (A.) [ کلمات ] kelimeler, sözcükler.
    kelime (A.) [ کلمه ] sözcük.
    kelle (F.) [ کله ] baş.
    kem (F.) [ کم ] az, eksik.
    kemâbîş (F.) [ کمابيش ] az çok, aşağı yukarı.
    kemâfissâbık (A.) [ کما فی السابق ] eskiden olduğu gibi.
    kemâkân (A.) [ کماکان ] eskiden olduğu gibi.
    kemâl (A.) [ کمال ] olgunluk, mükemmellik.
    kemal-i dikkatle (A.-F.-T.) büyük bir dikkatle.
    kemâl-i ihtimâm ile büyük bir özenle.
    kemân (F.) [ 1 [ کمان .yay. 2.keman.
    kemânebrû (F.) [ کمان ابرو ] kaşı yay gibi olan sevgili.
    kemankeş (F.) [ کمانکش ] okçu, yay çeken.
    kemâyenbağî (A.) [ کما ینبغی ] gerektiği gibi.
    kemend (F.) [ کمند ] kement.
    kemend-i zülf (F.) [ کمند زلف ] saçlarının kemendi.
    kemer (F.) [ کمر ] bel.
    kemerbend (F.) [ کمربند ]] bel kayışı.
    kemîn (F.) [ کمين ] pusu, tuzak.
    kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik.
    kemmiyet (A.) [ کميت ] nicelik.
    kemter (F.) [ 1 [ کمتر .daha az. 2.değersiz.
    kemyâb (F.) [ کمياب ] az bulunur.
    kenâr (F.) [ 1 [ کنار .kıyı. 2.kenar, yan.
    kenef (A.) [ 1 [ کنف .çevre. 2.sığınacak yer.
    kenîse (A.) [ کنيسه ] kilise.
    kenîz (F.) [ کنيز ] cariye.
    kenz (A.) [ کنز ] hazine.
    ker (F.) [ کر ] sağır.
    kerâhet (A.) [ کراهت ] iğrenme tiksinme.
    kerâmet (A.) [ 1 [ کرامت .cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
    hal.
    kerân (F.) [ کران ] uç, kıyı.
    kere (A.) [ کره ] kez.
    kerefs (F.) [ کرفس ] kereviz.
    kerem (A.) [ کرم ] cömertlik.
    kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek.
    keremkâr (A.-F.) [ کرمکار ] cömert.
    kerhen (A.) [ کرها ] istemeyerek, iğrenerek.
    kerîh (A.) [ کریه ] iğrenç.
    kerîm (A.) [ 1 [ کریم .cömert. 2.yüce.
    kerîme (A.) [ کریمه ] kız çocuk.
    kerkes (A.) [ کرکس ] akbaba.
    kerrât (A.) [ کرات ] defalar.
    kerre (A.) [ کره ] defa.
    kerûbî (A.) [ کروبی ] büyük melek.
    kervan (F.) [ کروان ] kafile, kervan.
    kervansaray bk. karvanserây.
    kes (F.) [ کس ] kişi, kimse.
    kesâd (A.) [ کساد ] sürümsüz, kesat.
    kesâfet (A.) [ 1 [ کثافت .yoğunluk. 2.çokluk.
    kesâlet (A.) [ کسالت ] tembellik, gevşeklik.
    kesb (A.) [ کسب ] çalışarak kazanma.
    kesbî (A.) [ کسبی ] çalışarak elde edilen.
    kese (F.) [ کيسه ] torba, küçük torba.
    kesîf (A.) [ 1 [ کثيف .yoğun. 2.kalın. 3.koyu.
    kesîr (A.) [ کثير ] çok, bol.
    kesîrü’l-istimâl (A.) [ کثيرالاستعمال ] çok kullanılan.
    kesret (A.) [ کثرت ] çokluk, bolluk.
    kesretle A.-T.) çokça, bolca.
    kesretli (A.-T.) çok, fazla.
    keşf (A.) [ کشف ] keşif, bulma, ortaya çıkarma.
    keşif (A.) [ کشف ] keşfetme, bulma.
    keşkûl (F.) [ 1 [ کشکول .dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.
    keşmekeş (F.) [ کشمکش ] kargaşa, çekişme.
    keştî (F.) [ کشتی ] gemi.
    keştîbân (F.) [ کشتيبان ] kaptan.
    ketif (A.) [ 1 [ کتف .omuz. 2.kürek kemiği.
    ketm (A.) [ کتم ] gizleme, saklama.
    kettân (A.) [ کتان ] keten.
    ketûm (A.) [ کتوم ] sır saklayan, ağzı sıkı.
    kevâkib (A.) [ کواکب ] yıldızlar.
    kevkeb (A.) [ کوکب ] yıldız.
    kevkebe (A.) [ کوکبه ] gösteriş.
    kevn (A.) [ کون ] varlık.
    kevser (A.) [ 1 [ کوثر .cennet. 2.cennetteki bir havuz.
    keyd (A.) [ کيد ] hile, düzen.
    keyf (A.) [ کيف ] keyif, afiyet.
    keyfe mâ ittafak (A.) [ کيف ما اتفق ] rastgele.
    keyfiyet (A.) [ کيفيت ] nitelik
    keyfiyyet (A.) [ کيفيت ] nitelik.
    keyhân (F.) [ کيهان ] dünya.
    keyvan (F.) [ کيوان ] Satürn, Zuhal.
    kezâ (A.) [ کذا ] aynı şekilde, böylece.
    kezâlik (A.) [ کذالک ] aynı şekilde.
    kezzâb (A.) [ کذاب ] çok yalancı.
    kıbâb (A.) [ قباب ] kubbeler.
    kıbel (A.) [ قبل ] taraf, yön.
    kıble (A.) [ 1 [ قبله .Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı.
    kıbtî (A.) [ قبطی ] çingene.
    kıdem (A.) [ قدم ] eskilik.
    kıdve (A.) [ قدوه ] önder.
    kılâ’ (A.) [ قلاع ] kaleler.
    kıllet (A.) [ قلت ] azlık.
    kırâat (A.) [ قرائت ] okuma.
    kırâat etmek okumak.
    kırâathâne (A.-F.) [ 1 [ قرائت خانه . kahvehane. 2.okuma salonu.
    kıran (A.) [ 1 [ قران .yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine
    yaklaşması.
    kırba (A.) [ قربه ] deriden yapılmış su kabı.
    kırtâsiye (A.) [ قرطاسيه ] kağıt işleri.
    kısas (A.) [ قصه ] kıssalar, hikayeler.
    kısm (A.) [ قسم ] kısım, bölüm.
    kısmen (A.) [ قسما ] bir kısmı.
    kısmet (A.) [ 1 [ قسمت .nasip, pay. 2.bölme.
    kıssa (A.) [ 1 [ قصه .öykü, fıkra. 2.olay.
    kıst (A.) [ 1 [ قسط .taksit. 2.parça.
    kıstas (A.) [ 1 [ قسطاس .ölçü. 2.terazi.
    kışr (A.) [ قشر ] kabuk.
    kıt’a (A.) [ قطعه ] parça.
    kıtal (A.) [ 1 [ قتال .savaş. 2.birbirini öldürme.
    kıyafet (A.) [ قيافت ] kılık, görünüm.
    kıyâm (A.) [ 1 [ قيام .kalkma. 2.ayaklanma.
    kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak.
    kıyamet (A.) [ 1 [ قيامت .mahşer günü. 2.gürültü patırtı.
    kıyas (A.) [ قياس ] karşılaştırma, mukayese.
    kıymet (A.) [ قيمت ] değer.
    kıymet vermek değer vermek.
    kıymetbilmez (A.-T.) değer bilmeyen.
    kıymetdar (A.-F.) [ قيمتدار ] değerli.
    kıyr (A.) [ قير ] katran, zift.
    kıyye (A.) [ قيه ] okka.
    kibar (A.) [ کبار ] büyükler.
    kibr (A.) [ کبر ] büyüklük taslama, şişinme.
    kifayet (A.) [ 1 [ کفایت .yeterli olma. 2.yararlılık.
    kifâyetsizlik (A.-T.) yetersizlik.
    kihâlet (A.) [ 1 [ کحالت .göz hekimliği. 2.sürmecilik.
    kîl (A.) [ قيل ] söz.
    kilâb (A.) [ کلاب ] köpekler.
    kîle (A.) [ کيله ] kile.
    kilîsa (F.) [ کليسا ] kilise.
    kilk (F.) [ کلک ] kamış kalem.
    kîlükâl (A.) [ قيل و قال ] dedikodu.
    kilye (A.) [ کليه ] böbrek.
    kimyâger (A.-F.) [ کيمياگر ] kimyacı.
    kimyevî (A.) [ کيميوی ] kimyasal.
    kinâyeâmîz (A.-F.) [ کنایه آميز ] kinayeli.
    kindar (F.) [ کيندار ] kinci.
    kînecû (F.) [ کينه جو ] kinci.
    kirâm (A.) [ 1 [ کرام .yüce kişiler. 2.cömertler.
    kirâren (A.) [ کرارا ] defalarca.
    kirbâs (A.) [ کرباس ] bez.
    kirm (F.) [ کرم ] kurt, kurtçuk.
    kirm-i ebrîşem [ کرم ابریشم ] ipek böceği.
    kirm-i şebefruz [ کرم شب افروز ] ateş böceği.
    kîse (F.) [ 1 [ کيسه .torba, kese. 2.para kesesi.
    kisve (A.) [ کسوه ] giysi.
    kisvet (A.) [ 1 [ کسوت .giysi. 2.güreşçi kisbeti.
    kîş (F.) [ کيش ] din.
    kişt (F.) [ کشت ] ekin.
    kiştzar (F.) [ کشتزار ] tarla.
    kişver (F.) [ کشور ] ülke.
    kişverküşâ (F.) [ کشورکشا ] fatih, ülkeler alan.
    kitâb (A.) [ کتاب ] kitap.
    kitâbe (A.) [ 1 [ کتابه .mezar taşı yazısı. 2.yazıt.
    kitabhâne (A.-F.) [ کتابخانه ] kütüphane.
    kitmân (A.) [ کتمان ] sır saklama, ketumluk.
    kitmân etmek saklamak.
    kiyâset (A.) [ کياست ] zekilik, uyanıklık.
    kizb (A.) [ کذب ] yalan.
    köhne (F.) [ کهنه ] eski.
    kubh (A.) [ قبح ] çirkinlik.
    kubûr (A.) [ قبور ] mezarlar.
    kûçe (F.) [ کوچه ] sokak.
    kudât (A.) [ قضات ] kadılar.
    kûdek (F.) [ کودک ] çocuk.
    kudemâ (A.) [ قدما ] eskiler.
    kudret (A.) [ قدرت ] güç.
    kudsî (A.) [ قدسی ] kutsal.
    kudsiyân (A.-F.) [ قدسيان ] melekler.
    kudsiyet (A.) [ قدسيت ] kutsallık.
    kudsiyetşiken (A.-F.) [ قدسيت شکن ] kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
    saygısız.
    kudûm (A.) [ 1 [ قدوم .gelme. 2.kudüm.
    kudûmzen (A.-F.) [ قدوم زن ] kudüm çalan.
    kûfe (F.) [ کوفه ] küfe.
    kufl (A.) [ قفل ] kilit.




  10. 38
    kûfte (F.) [ 1 [ کوفته .ezik. 2.köfte.
    kûh (F.) [ کوه ] dağ.
    kûhân (F.) [ کوهان ] hörgüç.
    kûhistan (F.) [ کوهستان ] dağlık.
    kuhl (A.) [ کحل ] göz sürmesi.
    kulel (A.) [ 1 [ قلل .kuleler. 2.doruklar.
    kullâb (A.) [ قلاب ] kanca, çengel.
    kulle (A.) [ 1 [ قله .kule. 2.doruk.
    kulûb (A.) [ قلوب ] kalpler.
    kumâr (A.) [ قمار ] kumar.
    kumâş (A.) [ قماش ] kumaş.
    kumrî (A.) [ قمری ] kumru.
    kûr (F.) [ کور ] kör.
    kur’a (A.) [ قرعه ] kur’a, ad çekme.
    kurâ (A.) [ قراء ] köyler.
    kurâze (A.) [ قراضه ] kırıntı, döküntü.
    kurb (A.) [ 1 [ قرب .yakınlık. 2.yakın.
    kûre (F.) [ کوره ] kuyumcu ocağı.
    kûrî (F.) [ کوری ] körlük.
    kurrâ (A.) [ قراء ] Kur’ân okuyucular.
    kurs (A.) [ قرص ] yuvarlak.
    kurûn (A.) [ 1 [ قرون .yüzyıllar. 2.çağlar.
    kurûn-i kadîme (F.) [ قرون قدیمه ] eski çağlar.
    kurûn-i ûlâ [ قرون اولی ] ilkçağ.
    kurûn-i vüstâ [ قرون وسطی ] ortaçağ.
    kûs (F.) [ کوس ] kös, büyük davul.
    kûse (F.) [ کوسه ] köse.
    kusûr (A.) [ 1 [ قصور .kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal.
    kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak.
    kûşe (F.) [ کوشه ] köşe.
    kûşiş (F.) [ کوشش ] çaba.
    kûşk (F.) [ کوشک ] köşk.
    kût (A.) [ قوت ] azık, yiyecek.
    kûtah (F.) [ کوتاه ] kısa.
    kûtahnazar (F.-A.) [ کوتاه نظر ] kıt görüşlü, basiretsiz.
    kutb (A.) [ قطب ] kutup.
    kutn (A.) [ قطن ] pamuk.
    kutr (A.) [ قطر ] çap.
    kuûd (A.) [ قعود ] oturma.
    kuvâ (A.) [ قوا ] güçler, kuvvetler.
    kuvve (A.) [ قوه ] güç, kuvvet.
    kuvve-i muhayyile [ قوهء مخيله ] hayal gücü.
    kuvve-i müeyyide [ قوهء مؤیده ] yaptırım gücü.
    kuvvet (A.) [ 1 [ قوت .güç. 2.askerî güç.
    kûy (F.) [ 1 [ کوی .köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer.
    kuyûd (A.) [ 1 [ قيود .bağlar. 2.kayıtlar.
    kuyûdat (A.) [ قيودات ] kayıtlar.
    kuzât (A.) [ قضات ] kadılar.
    kûze (F.) [ کوزه ]] testi.
    kübrâ (A.) [ کبرا ] en büyük.
    küdûr (A.) [ کدور ] kederler.
    küdûret (A.) [ 1 [ کدورت .bulanıklık. 2.tasa.
    küffar (A.) [ کفار ] kafirler.
    küfr (A.) [ 1 [ کفر .kafirlik. 2.küfür.
    küfrbâz (A.-F.) [ کفرباز ] küfürbaz.
    kühen (F.) [ کهن ] eski.
    külah (F.) [ کلاه ] şapka.
    külbe (F.) [ کلبه ] kulübe.
    küleh (F.) [ کله ] külah, şapka.
    külfet (A.) [ 1 [ کلفت .zahmet. 2.merasim.
    küll (A.) [ کل ] tüm, bütün.
    küllî (A.) [ 1 [ کلی .genel. 2.çok.
    külliyyen (A.) [ کليا ] tamamen, tümü.
    künc (F.) [ کنج ] köşe.
    küngüre (F.) [ کنگره ] şerefe.
    künh (A.) [ کنه ] asıl, öz.
    künûn (F.) [ کنون ] şimdi.
    künûz (A.) [ کنوز ] hazineler.
    küre (A.) [ کره ] küre.
    küre-i arz [ کرهء ارض ] yerküre, dünya.
    kürevî (A.) [ کروی ] küresel.
    kürre (F.) [ 1 [ کره .sıpa. 2.tay.
    kürsî (A.) [ 1 [ کرسی .kürsü, taht. 2.başkent.
    küsûf (A.) [ 1 [ کثوف .güneş tutulması. 2.tutulma.
    küsûr (A.) [ 1 [ کسور .kesirler. 2.parçalar.
    küşad (F.) [ 1 [ کشاد .açma. 2.açılma, açılış.
    küşâd etmek açılış yapmak, açmak.
    küştî (F.) [ کشتی ] güreş.
    küttâb (A.) [ کتاب ] kâtipler, yazıcılar.
    kütüb (A.) [ کتب ] kitaplar.
    kütübhâne (A.-F.) [ کتبخانه ] kütüphane.




  11. 39
    _L_
    lâ (A.) [ 1 [ لا .hayır. 2.yoktur.
    la’l (A.) [ 1 [ لعل .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
    lâakal (A.) [ لااقل ] en azından, hiç olmazsa.
    lâbe (F.) [ لابه ] yalvarma.
    lâbis (A.) [ لابس ] giyen.
    lâbis olmak giymek.
    lâbüd (A.) [ لابد ] gerekli, lazım.
    lâcerem (A.) [ لاجرم ] kuşkusuz.
    lâcverd (F.) [ لاجورد ] lacivert.
    lâdînî (A.) [ لادینی ] laik, din dışı.
    lâf (F.) [ لاف ] söz.
    lafazan (F.) [ لافزن ] geveze.
    lafız (A.) [ لفظ ] söz.
    lâfügüzâf (F.) [ لاف و گزاف ] boş söz, zırva.
    lafz (A.) [ لفظ ] söz, lafız.
    lafzî (A.) [ لفظی ] lafız ile ilgili, söz ile ilgili.
    lâgar (F.) [ لاغر ] zayıf, cılız.
    lağv (A.) [ 1 [ لغو .kaldırma. 2.boşuna.
    lağvedilmek (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
    lağvetmek (A.-T.) 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.
    lağvolmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.
    lağvolunmak (A.-T.) 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
    lağz (A.) [ لغز ] sürçme.
    lağziş (F.) [ لغزش ] sürçme, kayma.
    lahd (A.) [ لحد ] mezar, lahit.
    lahika (A.) [ لاحقه ] ek.
    lahm (A.) [ لحم ] et.
    lahn (A.) [ 1 [ لحن .uyum. 2.tavır. 3.dil.
    laht (F.) [ لخت ] parça.
    lâhûtî (A.) [ لاهوتی ] ilahî.
    lahza (A.) [ لحظه ] an, lahza.
    laîn (A.) [ لعين ] lanetlenmiş.
    lakab (A.) [ لقب ] lakap.
    lâkayd (A.) [ لاقيد ] kayıtsız.
    lâkaydî (A.) [ لاقيدی ] kayıtsızlık.
    lâkin (A.) [ لکن ] ancak, ne var ki.
    laklâk (A.) [ لقلاق ] leylek.
    laklaka (A.) [ لقلقه ] boş laf.
    lâl (F.) [ لال ] dilsiz.
    lâle (F.) [ لاله ] lale çiçeği.
    lâlekâ (F.) [ 1 [ لالکا .pabuç. 2.taç, ibik.
    lâlettayin (A.) [ لا علی التعيين ] gelişigüzel.
    lâlezar (F.) [ لاله زار ] lale bahçesi.
    lâmehâle (A.) [ لامحاله ] ister istemez, çaresiz.
    lâmekan (A.) [ لامکان ] mekansızlık.
    lâmi’ (A.) [ لامع ] parlayan.
    lâmia (A.) [ لامعه ] parlayan.
    lâmise (A.) [ لامسه ] dokunma duyusu.
    lâne (F.) [ لانه ] yuva.
    lanet (A.) [ لعنت ] lanet, beddua.
    lâsiyyema (A.) [ لاسيما ] özellikle.
    lâşe (F.) [ لاشه ] leş.
    lâşehâr (F.) [ لاشه خوار ] leş yiyen.
    latif (A.) [ لطيف ] hoş, yumuşak.
    latife (A.) [ لطيفه ] şaka.
    latife etmek (A.-T.) şaka yapmak.
    latifegû (A.-F.) [ لطيفه گو ] şakacı.
    latme (A.) [ لطمه ] tokat.
    lâubali (A.) [ لاابالی ] kayıtsız, gamsız.
    lâubalîlik (A.-T.) kayıtsızlık, gamsızlık.
    lây (F.) [ 1 [ لای .çamur. 2.tortu.
    lâya’kil (A.) [ لایعقل ] kendinde olmayan.
    lâyemut (A.) [ لایموت ] ölümsüz.
    lâyenkatı (A.) [ لاینقطع ] kesintisiz, sürekli.
    lâyetecezza (A.) [ لایتجزا ] parçalanmaz, ayrılmaz.
    lâyetegayyer (A.) [ لایتغير ] değişmez.
    lâyetenâhi (A.) [ لا یتناهی ] sonsuz.
    lâyetezelzül (A.) [ لا یتزلزل ] sarsılmaz.
    lâyiha (A.) [ لایحه ] tasarı.
    lâyuad (A.) [ لایعد ] sayısız.
    lâzevâl (A.) [ لازوال ] yok olmaz, ölümsüz.
    lâzım (A.) [ 1 [ لازم .gerekli. 2.geçişsiz.
    lâzıme (A.) [ لازمه ] gerekli.
    leâli (A.) [ لئالی ] inciler.
    leb (F.) [ لب ] dudak.
    lebâleb (F.) [ لبالب ] ağzına kadar dolu.
    leben (A.) [ لبن ] süt.
    leb-i derya (F.) [ لب دریا ] sahil, deniz kenarı.
    lecâcet (A.) [ لجاجت ] inat.
    lecûc (A.) [ لجوج ] inatçı.
    ledünnî (A.) [ لدنی ] Tanrı sırlarıyla ilgili.
    leffen (A.) [ لفا ] ilişikte.
    leh (A.) [ له ] yan, yana, yararına.
    lehv (A.) [ 1 [ لهو .oyun. 2.yararı olmayan işler.
    leîm (A.) [ لئيم ] alçak.
    leîmâne (A.-F.) [ لئيمانه ] alçakça.
    leked (F.) [ 1 [ لکد .tekme. 2.çifte.
    lekedâr (F.) [ لکه دار ] lekeli.
    lem’a (A.) [ لمعه ] parıltı.
    lemeân (A.) [ لمعان ] parıldama.
    lemeât (A.) [ لمعات ] parıltılar.
    lems (A.) [ لمس ] dokunma.
    lemyezel (A.) [ 1 [ لم یزل .yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.
    leng (F.) [ لنگ ] aksak, topal.
    lerzân (F.) [ لرزان ] titrek.
    lerziş (F.) [ لرزش ] titreme.
    leşker (F.) [ 1 [ لشکر .asker. 2.ordu.
    letâfet (A.) [ 1 [ لطافت .hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.
    letâif (A.) [ لطائف ] şakalar, fıkralar, latifeler.
    levâhık (A.) [ لواحق ] ekler.
    levâyih (A.) [ لوایح ] tasarılar.
    levâzım (A.) [ لوازم ] gereçler, gerekli şeyler.
    levend (F.) [ 1 [ لوند .Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.
    levh (A.) [ لوح ] levha.
    levha (A.) [ لوحه ] plaka, tabela.
    levn (A.) [ 1 [ لون .renk. 2.tür.
    levs (A.) [ لوث ] pislik.
    levze (A.) [ 1 [ لوزه .badem. 2.bademcik.
    leyâlî (A.) [ ليالی ] geceler.
    leyl (A.) [ ليل ] gece.
    leyle (A.) [ ليله ] gece.
    leylî (A.) [ ليلی ] yatılı.
    leylünehâr (A.) [ ليل و نهار ] gece gündüz.
    leyyin (A.) [ لين ] yumuşak.
    lezâiz (A.) [ لذات ] lezzetler.
    lezîz (A.) [ لذیذ ] lezzetli.
    lezzât (A.) [ 1 [ لذات .lezzetler. 2.zevkler.
    lezzet (A.) [ 1 [ لذت .lezzet, tad. 2.zevk.
    libas (A.) [ لباس ] giysi.
    licâm (F.) [ لجام ] gem.
    lifâfe (A.) [ لفافه ] sargı.
    ligâm (F.) [ 1 [ لگام .gem. 2.dizgin.
    lihâf (A.) [ لحاف ] yorgan.
    lihye (A.) [ لحيه ] sakal.
    lîk (F.) [ ليک ] ama ancak.
    likâ (A.) [ 1 [ لقا .buluşma. 2.yüz.
    lîme (F.) [ ليمه ] parça.
    lîmû (F.) [ ليمو ] limon.
    lisân (A.) [ لسان ] dil.
    lisanî (A.) [ لسانی ] dil ile ilgili.
    lisâniyyat (A.) [ لسانيات ] dilbilim.
    lise (A.) [ لثه ] diş eti.
    livâ (A.) [ لوا ] sancak, bayrak.
    livata (A.) [ لواطه ] kulamparalık, oğlancılık.
    liyakat (A.) [ لياقت ] yaraşma.
    lu’bet (A.) [ لعبت ] oyuncak.
    lu’betbaz (A.-F.) [ لعبت باز ] kuklacı.
    luâb (A.) [ لعاب ] salya.
    lugât (A.) [ 1 [ لغات .sözlük. 2.kelimeler.
    lugat (A.) [ 1 [ لغت .söz. 2.sözlük. 3.kelime.
    lugaz (A.) [ لغز ] bilmece.
    lukme (A.) [ لقمه ] lokma.
    lûle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle, kağıt külah.
    lutf (A.) [ 1 [ لطف .iyilik, lütuf. 2.güzellik.
    lutfeylemek ilgi göstermek, iyilik etmek.
    lutfkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
    lutufdîde (A.-F.) [ لطف دیده ] iyilik görmüş, lütuf görmüş.
    lutufkâr (A.-F.) [ لطفکار ] lütuf sahibi.
    lü’lü (A.) [ لؤلؤ ] inci.
    lübb (A.) [ لب ] öz.
    lücce (A.) [ 1 [ لجه .kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz, engin su.
    lüknet (A.) [ لکنت ] dil tutukluğu.
    lüle (F.) [ 1 [ لوله .boru. 2.lüle, kağıt külah.
    lüzum (A.) [ لزوم ] gereklilik, lazım olma.
    lüzum görmek gerekli bulmak.



  12. 40
    -M-

    mâ (A.) [ ما ] su.
    mâ (F.) [ ما ] biz.
    ma’âyib (A.) [ معایب ] kusurlar, ayıplar.
    ma’ber (A.) [ معبر ] geçit.
    ma’ni (A.) [ معنی ] anlam.
    ma’raz (A.) [ معرض ] sergi.
    ma’reke (A.) [ معرکه ] savaş alanı.
    ma’şerî (A.) [ معشری ] kollektif.
    maâbid (A.) [ معابد ] mabetler, ibadet yerleri.
    maâbir (A.) [ معابر ] geçitler.
    maâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
    mâadâ (A.) [ ماعدا ] dışında, -den başka, başka, öte, yanı sıra.
    maâdin (A.) [ معادن ] madenler.
    maalesef (A.) [ مع الأسف ] ne yazık ki.
    maalmemnûniye (A.) [ مع الممنونيه ] seve seve.
    maânî (A.) [ معانی ] anlamlar.
    maârif (A.) [ 1 [ معارف .bilimler. 2.kültür. 3.Millî Eğitim Bakanlığı.
    maarif nezareti millî eğitim bakanlığı.
    maâş (A.) [ 1 [ معاش .geçim. 2.aylık.
    271
    maatteessüf (A.) [ مع التأسف ] ne yazık ki, üzülerek, maalesef.
    maazâlik (A.) [ مع ذلک ] bununla birlikte.
    maâzallah (A.) [ معاذ الله ] Allah esirgesin.
    mâba’dut-tabîa (A.) [ مابعدالطبيعه ] fizik ötesi, doğa ötesi.
    mâba’duttabîiyye (A.) [ مابعدالطبيعيه ] metafizik, doğa ötesi.
    mâbad (A.) [ مابعد ] sonraki.
    mâbadı var (A.-T.) devam edecek, sürecek, arkası var.
    mabed (A.) [ 1 [ معبد .tapınak. 2.ibadethane.
    mâbeyn (A.) [ 1 [ مابين .arası. 2.padişah sarayı.
    mabud (A.) [ معبود ] ibadet edilen,
    mâcera (A.) [ 1 [ ماجرا .cereyan eden. 2.serüven.
    mâceraperest (A.-F.) [ ماجراپرست ] maceracı.
    maceraperestî (A.-F.) [ ماجراپرستی ] maceracılık, maceraperestlik.
    mâdâmülhayat (A.) [ مادامالحيات ] ömür boyu.
    madde be madde (A.-F.) [ ماده بماده ] madde madde.
    maddî (A.) [ 1 [ مادی .madde ile ilgili. 2.materyalist.
    maddiyet (A.) [ مادیت ] maddîlik.
    maddiyye (A.) [ 1 [ مادیه .madde ile ilgili. 2.matetaryalist.
    mâde (F.) [ ماده ] dişi.
    mâdelet (A.) [ معدلت ] adalet.
    madeniyyât (A.) [ معدنيات ] madencilik bilimi, mineraloji.
    mâder (F.) [ مادر ] anne.
    maderî (F.) [ مادری ] anne ile ilgili, ana tarafı.
    272
    mâderzâd (F.) [ مادرزاد ] anadan doğma.
    mâdiyân (F.) [ مادیان ] kısrak.
    madûd (A.) [ معدود ] sayılı.
    madûd olmak sayılmak.
    mâdum (A.) [ معدوم ] yok olmuş.
    mâdumiyet (A.) [ معدوميت ] yokluk.
    mâdun (A.) [ مادون ] ast, aşağıda, alt.
    mâfevk (A.) [ مافوق ] üst, üstü, yukarısı.
    mafsal (A.) [ مفصل ] eklem.
    magâre (A.) [ مغاره ] mağara.
    mağâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
    mağâzî (A.) [ 1 [ مغازی .savaşlar, gazalar. 2.savaş öyküleri.
    mağbûn (A.) [ مغبون ] aldatılmış.
    mağdûr (A.) [ مغدور ] haksızlığa uğramış.
    mağdur etmek haksızlığa uğratarak zor durumda bırakmak.
    mağdur olmak haksızlığa uğramayarak zor durumda kalmak.
    mağduriyet (A.) [ مغدوریت ] haksızlığa uğrama, mağdur olma.
    mağfiret (A.) [ مغفرت ] yarlıgama.
    mağfiret etmek yarlıgamak.
    mağfur (A.) [ مغفور ] yarlıganmış.
    mağlata (A.) [ مغلطه ] laf salatası, yanıltmaca.
    mağlub (A.) [ مغلوب ] yenik.
    mağmûm (A.) [ مغموم ] gamlı, kederli.
    273
    mağrib (A.) [ 1 [ مغرب .batı. 2.akşam namazı. 3.Kuzeybatı Afrika. 4.Fas.
    mağrur (A.) [ مغرور ] gururlu, kendini beğenmiş.
    mağrûr olmak gururlanmak.
    mağrûrane (A.-F.) [ مغرورانه ] gururlanarak, kendini beğenerek.
    mağsub (A.) [ مغصوب ] gaspedilmiş.
    mağşuş (A.) [ مغشوش ] karışmış.
    mağz (F.) [ 1 [ مغز .beyin. 2.iç, öz. 3.ilik.
    mağzûb (A.) [ مغضوب ] gazaba uğratılmış.
    mâh (F.) [ ماه ] ay.
    mahabbet (A.) [ محبت ] sevgi.
    mahabbet eylemek sevmek.
    mahâfil (A.) [ 1 [ محافل .mahfiller. 2.toplantı yerleri.
    mahâkim (A.) [ محاکم ] mahkemeler.
    mahal (A.) [ محل ] yer.
    mahall (A.) [ محل ] yer.
    mahallî (A.) [ 1 [ محلی .yerel. 2.yerli.
    mahalliye (A.) [ محليه ] yerel.
    mâhâne (F.) [ ماهانه ] aylık.
    mahâret (A.) [ مهارت ] beceri.
    mâhasal (A.) [ ماحصل ] sonuç.
    mahâsin (A.) [ محاسن ] iyilikler, güzellikler.
    mâhazar (A.) [ ماحضر ] hazırda olan.
    mahâzin (A.) [ مخازن ] mahzenler.
    274
    mahâzîr (A.) [ محاذیر ] sakıncalar.
    mahbes (A.) [ محبس ] hapishane.
    mahbûb (A.) [ 1 [ محبوب .sevilen. 2.sevgili.
    mahbus (A.) [ 1 [ محبوس .hapsedilmiş. 2.hapishane.
    mahcûb (A.) [ 1 [ محجوب .örtülmüş. 2.utangaç.
    mahcûb etmek utandırmak.
    mahcûb olmak utanmak.
    mahcûbiyet (A.) [ محجوبيت ] utangaçlık.
    mahcûz (A.) [ محجوظ ] hacizli.
    mahcûz olmak haczedilmek.
    mahdud (A.) [ محدود ] sınırlı, kasıtlı.
    mahdum (A.) [ مخدوم ] oğul.
    mâhe (F.) [ ماهه ] matkap.
    mahfaza (A.) [ محفظه ] kutu, kap.
    mahfî (A.) [ مخفی ] gizli.
    mahfil (A.) [ 1 [ محفل .toplantı yeri. 2.cami mahfili.
    mahfiyyen (A.) [ مخفيا ] gizlice.
    mahfuz (A.) [ محفوظ ] korunmuş, saklanmış.
    mâh-ı nev (F.) [ ماه نو ] hilal, ay.
    mâh-ı sipihr [ ماه سپهر ] ay, gökyüzündeki ay.
    mâhî (F.) [ ماهی ] balık.
    mahir (A.) [ ماهر ] becerili, maharetli.
    mahiyet (A.) [ ماهيت ] asıl, esas, içyüzü.
    275
    mahkûk (A.) [ محکوک ] kazılmış, kazılarak yazılmış, yontulmuş.
    mahkum (A.) [ محکوم ] hüküm giymiş.
    mahkûm etmek hüküm giydirmek.
    mahkum olmak hüküm giymek.
    mahlas (A.) [ مخلص ] takma ad.
    mahlû (A.) [ مخلوع ] tahttan indirilmiş.
    mahluk (A.) [ مخلوق ] yaratık.
    mahlul (A.) [ محلول ] erimiş, çözülmüş, hallolmuş.
    mahlut (A.) [ مخلوط ] karışık.
    mahmûd (A.) [ 1 [ محمود .övülmüş. 2.hamd edilmiş.
    mahmul (A.) [ محمول ] yüklü.
    mahmur (A.) [ مخمور ] uykulu, baygın.
    mâhpâre (F.) [ 1 [ ماه پاره .ay parçası. 2.çok güzel.
    mahrec (A.) [ مخرج ] çıkış yeri.
    mahrem (A.) [ 1 [ محرم .nikah düşmeyen. 2.gizli.
    mâhru (F.) [ ماهرو ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mahruk (A.) [ محروق ] yanık, yanmış.
    mahrûkat (A.) [ محروقات ] yakacak.
    mahrum (A.) [ محروم ] yoksun.
    mahrum etmek yoksun bırakmak.
    mahrum olmak yoksun kalmak.
    mahrumiyet (A.) [ محروميت ] yoksunluk, mahrumluk.
    mahrut (A.) [ مخروط ] koni.
    276
    mahsûb (A.) [ محسوب ] hesap edilen.
    mahsûl (A.) [ محصول ] ürün, sonuç.
    mahsur (A.) [ محصور ] kuşatılmış.
    mahsus (A.) [ 1 [ مخصوص .özgü, ayrılmış. 2.bilerek.
    mahsûs (A.) [ مخصوص ] hissedilen, hissedilir.
    mahşer (A.) [ 1 [ محشر .kıyamet yeri. 2.aşırı kalabalık.
    mâhtâb (F.) [ ماهتاب ] mehtap.
    mahtûm (A.) [ مختوم ] mühürlü.
    mahtût (A.) [ 1 [ مخطوط .yazılı. 2.çizili.
    mahv (A.) [ 1 [ محو .yok etme. 2.yok olma.
    mahvetmek (A.-T.) yok etmek.
    mahz (A.) [ محض ] sırf, sade, tam.
    mahzar (A.) [ 1 [ محضر .huzur, kat. 2.görünüş.
    mahzun (A.) [ محزون ] hüzünlü.
    mahzun etmek hüzünlendirmek.
    mahzun olmak hüzünlenmek.
    mahzûnane (A.-F.) [ محزونانه ] hüzünlü bir halde.
    mahzur (A.) [ محذور ] sakınca.
    mahzur görmek sakıncalı bulmak.
    mahzûzat (A.) [ محظوظات ] hoşa gidecek şeyler.
    mâî (A.) [ 1 [ مائی .su ile ilgili. 2.mavi.
    mâ-i mukattar [ ماء مقطر ] damıtık su.
    mâide (A.) [ مائده ] sofra.
    277
    mâil (A.) [ 1 [ مائل .eğilimli, istekli. 2.eğimli, meyilli. 3.çalan.
    mâil olmak eğilim göstermek.
    maîşet (A.) [ معيشت ] geçim, dirlik.
    maiyyet (A.) [ معيت ] birlik, beraberlik, yanında bulunma.
    mak’ad (A.) [ 1 [ مقعد .makat, ***. 2.minder.
    makâbir (A.) [ مقابر ] mezarlar, kabirler.
    mâkabl (A.) [ ماقبل ] önceki, önü.
    mâkablettârih (A.) [ ماقبل التاریخ ] tarih öncesi.
    makâl (A.) [ مقال ] söz.
    makam (A.) [ 1 [ مقام .yer. 2.kat, huzur. 3.musikî makamı
    makâmat (A.) [ مقامات ] makamlar.
    makarr (A.) [ 1 [ مقر .başkent. 2.merkez.
    makâsıd (A.) [ مقاصد ] maksatlar.
    makber (A.) [ مقبر ] mezar.
    makbere (A.) [ مقبره ] mezar.
    makbul (A.) [ مقبول ] kabul edilen, beğenilen.
    makbuz (A.) [ 1 [ مقبوض .alınmış. 2.alındı belgesi.
    makdem (A.) [ مقدم ] gelme, geliş.
    makdur (A.) [ 1 [ مقدور .güç. 2.elden gelen.
    makes (A.) [ معکس ] yansıma yeri.
    makes bulmak (A.-T.) yansımak, yansıyacak yer bulmak.
    makes olmak (A.-T.) yansıtmak, yansıma yeri olmak.
    makhûr (A.) [ 1 [ مقهور .kahrolmuş, yenilmiş. 2.gazaba uğramış.



  13. 41

    --->: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (A'dan Z'ye)

    mâkiyan (F.) [ ماکيان ] tavuk.
    makrun (A.) [ مقرون ] yakın.
    maksad (A.) [ مقصد ] amaç.)
    maksûd (A.) [ مقصود ] istenilen, maksat.
    makta (A.) [ 1 [ مقطع .kesim yeri. 2.kesit.)
    maktel (A.) [ 1 [ مقتل .öldürme yeri. 2.ünlü birinin ölümü üzerine yazılan şiir.
    maktû (A.) [ 1 [ مقطوع .kesilmiş, kesik. 2.pazarlık yapılmaz.
    maktül (A.) [ مقتول ] öldürülen.
    maktül olmak öldürülmek.
    mâkul (A.) [ معقول ] akla uygun.
    makûlat (A.) [ معقولات ] aklî bilgiler.
    makûle (A.) [ مقوله ] kategori.
    makûs (A.) [ 1 [ معکوس .ters. 2.uğursuz.
    mal (A.) [ 1 [ مال .mal. 2.servet.
    mâlâmâl (F.) [ مالامال ] dopdolu.
    mâlî (A.) [ 1 [ مالی .mal ile ilgili. 2.maliye ile ilgili.
    mâlihulya (Yun.-A.) [ مالی خوليا ] melankoli.
    mâlik (A.) [ مالک ] sahip.
    mâlikiyet (A.) [ مالکيت ] sahip olma.
    maliye (A.) [ ماليه ] devletin gelir ve gider işlerini takip eden bakanlık ve ona
    bağlı daireler.
    malûl (A.) [ معلول ] özürlü, hastalıklı.
    malûlen (A.) [ معلولا ] sakatlanmış olarak, özürlü olarak.
    279
    malûlîn (A.) [ معلولين ] hastalar, sakatlar.
    malûm (A.) [ معلوم ] bilinen.
    malûm olmak anlaşılmak, bilinmek.
    malûmat (A.) [ معلومات ] bilgi.
    malûmatfurûş (A.-F.) [ معلومات فروش ] bilgiçlik taslayan.
    malûmatfurûşluk (A.-F.-T.) bilgiçlik taslama.
    malûmatfurûşluk etmek bilgiçlik taslamak.
    mâmafih (A.) [ مع مافيه ] bununla birlikte.
    mâmelek (A.) [ ماملک ] sahip olunan.
    mamûl (A.) [ 1 [ معمول .yapılmış, imal edilmiş. 2.alışılmış.
    mamûlat (A.) [ معمولات ] imal edilenler.
    mamûlün fevkinde alışılmışın ötesinde.
    mamûr (A.) [ معمور ] bayındır, imar edilmiş.
    mamûr edilmek bayındırlaştırılmak, imar edilmek.
    mamûr etmek bayındırlaştırmak.
    mamûr olmak bayındır olmak.
    mamûre (A.) [ معموره ] bayındır yer.
    mamûriyet (A.) [ معموریت ] bayındırlık.
    mana (A.) [ معنی ] anlam.
    manalandırmak anlam kazandırmak.
    manen (A.) [ 1 [ معنا .mana yolu ile. 2.gönülden.
    mânend (F.) [ مانند ] gibi.
    manevî (A.) [ 1 [ معنوی .anlam ile ilgili. 2.ruh ile ilgili.
    280
    maneviyat (A.) [ 1 [ معنویات .manaya dayalı şeyler. 2.moral değerler.
    mani (A.) [ معنی ] engel.
    mani olmak engel olmak.
    mânia (A.) [ مانعه ] engel.
    manidar (A.-F.) [ معنی دار ] anlamlı.
    mansıb (A.) [ منصب ] devlet memuriyetindeki makam.
    mansıbdar (A.-F.) [ منصبدار ] makam sahibi devlet memuru.
    mansur (A.) [ منصور ] Tanrı’nın yardımıyla zafer kazanan.
    mantıkan (A.) [ منطقا ] mantık bakımından.
    mantıkî (A.) [ منطقی ] mantıklı.
    mantıkiyyûn (A.) [ منطقيون ] mantıkçılar, mantık bilginleri.
    manzar (A.) [ 1 [ منظر .seyir yeri. 2.görünüş. 3.yüz.
    manzara (A.) [ منظره ] görünüm.
    manzum (A.) [ منظوم ] nazmedilmiş.
    manzûmât (A.) [ منظومات ] manzumeler.
    manzûme (A.) [ 1 [ منظومه .dizilmiş. 2.vezinli söz, şiir. 3.sistem.
    manzur (A.) [ 1 [ منظور .bakılan. 2.dikkat çeken.
    manzur olmak görülmek, göze çarpmak.
    mâr (F.) [ مار ] yılan.
    maraz (A.) [ مرض ] hastalık.
    marazî (A.) [ مرضی ] hastalıklı, hastalkla ilgili.
    mârgîr (F.) [ مارگير ] yılancı, yılan tutan.
    marifet (A.) [ 1 [ معرفت .bilme. 2.ustalık, beceri. 3.aracı.
    281
    mariz (A.) [ مریض ] hasta.
    mârpîç (F.) [ مارپيچ ] marpuç, nargile marpucu.
    maruf (A.) [ 1 [ معروف .bilinen. 2.ünlü, tanınmış.
    marûf olmak tanınmak, bilinmek.
    maruz (A.) [ 1 [ معروض .arzedilen, sunulan. 2.karşı karşıya kalma, tutulma.
    maruz olmak karşı karşıya kalmak.
    maruzat (A.) [ معروضات ] sunulanlar, arzedilecek şeyler.
    mâsabak (A.) [ ماسبق ] geçen, geçmiş.
    masâri (A.) [ مصارع ] dizeler, mısralar.
    masârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
    masdar (A.) [ 1 [ مصدر .çıkış yeri, kaynak. 2.masdar.
    mâsebak (A.) [ ماسبق ] geçen, geçmiş.
    mashara (A.) [ مسخره ] soytarı.
    mâsiva (A.) [ 1 [ ماسوی .Tanrı’nın dışındaki varlıklar. 2.dünyaya özgü her şey.
    masiyet (A.) [ 1 [ معصيت .günah. 2.isyan.
    maskat (A.) [ 1 [ مسقط .düşüş yeri.
    maskat-ı re’s [ مسقط رأس ] doğum yeri.
    maslahat (A.) [ 1 [ مصلحت .iş. 2.dirlik düzenlik.
    maslahatgüzar (A.-F.) [ مصلحت گزار ] elçi adına devlet işlerini yürüten.
    masnû (A.) [ 1 [ مصنوع .yapma, yapay. 2.sanatlı.
    masraf (A.) [ مصرف ] harcama, gider.
    masrû (A.) [ مصروع ] saralı.
    masrûf (A.) [ مصروف ] harcanmış.
    282
    masruf olmak harcanmak.
    mass (A.) [ مص ] emme.
    massetmek emmek, çekmek.
    mâst (F.) [ ماست ] yoğurt.
    mastaba (A.) [ 1 [ مصطبه .meyhane. 2.sedir.
    masum (A.) [ 1 [ معصوم .suçsuz, günahsız. 2.küçük çocuk.
    masumane (A.-F.) [ معصومانه ] masumca.
    masume (A.) [ 1 [ معصومه .suçsuz, günahsız. 2.küçük kız çocuğu.
    masumiyet (A.) [ معصوميت ] masumluk, suçsuzluk.
    masûn (A.) [ مصون ] korunmuş, saklanmış.
    masûn kalmak korunmak, zarar gelmemek.
    mâşe (F.) [ ماشه ] maşa.
    maşer (A.) [ معشر ] toplum.
    maşerî (A.) [ معشری ] kollektif, ortaklaşa.
    mâşıta (A.) [ ماشطه ] kadın makyajcısı, kadın kuaförü.
    mâşî (A.) [ ماشی ] yürüyen.
    mâşiyen (A.) [ ماشيا ] yürüyerek.
    maşrık (A.) [ مشرق ] doğu.
    maşûk (A.) [ معشوق ] (erkek) sevgili.
    maşuka (A.) [ معشوقه ] (bayan) sevgili.
    matbaa (A.) [ مطبعه ] basımevi.
    matbah (A.) [ مطبخ ] mutfak.
    matbû (A.) [ 1 [ مطبوع .basılı. 2.hoşa giden, hoş.
    283
    matbûat (A.) [ 1 [ مطبوعات .basın. 2.basılı şeyler.
    mâtem (A.) [ ماتم ] yas.
    mâtem tutmak yas tutmak.
    mâtemdar (A.-F.) [ ماتمدار ] yaslı.
    mâtemî (A.-F.) [ ماتمی ] yaslı.
    mâtemli (A.-T.) yaslı.
    mâtemserâ (A.-F.) [ ماتمسرا ] yas tutulan ev.
    mâtemzede (A.-F.) [ ماتم زده ] yaslı.
    matla (A.) [ 1 [ مطلع .doğuş yeri. 2.kaside ve gazelin ilk beyti.
    matlab (A.) [ 1 [ مطلب .konu. 2.istek.
    matlub (A.) [ 1 [ مطلوب .istenilen, aranan. 2.alacak.
    matlûb etmek istemek.
    matrûd (A.) [ مطرود ] kovulmuş.
    matrûş (A.) [ 1 [ مطروش .sakalsız. 2.tıraşlanmış.
    matuf (A.) [ معطوف ] yönelik, çevrili.
    matûh (A.) [ معتوه ] bunak, bunamış.
    matûhe (A.) [ معتوهه ] bunak, bunamış (bayan).
    mâvaka (A.) [ ماوقع ] olup biten.
    mâverâ (A.) [ 1 [ ماورا .öte, ötesinde. 2.ahiret, öbür dünya.
    mavtın (A.) [ موطن ] yurt tutulan yer.
    mâye (F.) [ 1 [ مایه .maya. 2.para. 3.mal. 4.güç.
    mâyedar (F.) [ 1 [ مایه دار .mayalı. 2.paralı. 3.mal sahibi. 4.güçlü.
    mâyi (A.) [ مایع ] sıvı.
    284
    mayûb (A.) [ 1 [ معيوب .kusurlu. 2.ayıplanmış.
    mazanna (A.) [ 1 [ مظنه .ermiş sanılan.2.zan altındaki.
    mazarrat (A.) [ 1 [ مضرت .zarar verme. 2.zarar.
    mazarrât (A.) [ مضرات ] zararlar.
    mazbata (A.) [ مضبطه ] tutanak.
    mazbata tanzim etmek tutanak düzenlemek.
    mazbut (A.) [ 1 [ مضبوط .zaptedilmiş. 2.kayda geçirilmiş. 3.derli toplu. 4.sağlam.
    mazbutat (A.) [ مضبوطات ] kayda geçirilenler.
    mazeret (A.) [ معذرت ] özür.
    mazerethâh (A.-F.) [ معذرت خواه ] özür dileyen.
    mazhar (A.) [ 1 [ مظهر .ortaya çıkış yeri. 2.şereflenme, nail olma.
    mazhar olmak karşılaşmak, nail olmak.
    mâzi (A.) [ ماضی ] geçmiş, geçmiş zaman.
    mazlum (A.) [ 1 [ مظلوم .zulme uğramış. 2.sesiz sedasız.
    mazlumâne (A.-F.) [ مظلومانه ] mazlumca.
    mazlûmiyet (A.) [ 1 [ مظلوميت .mazlumluk, zulme uğramışlık. 2.sesiz sedasız
    olma.
    mazmaza (A.) [ مضمضه ] gargara.
    mazmaza yapmak gargara yapmak, ağızda su çalkalamak.
    mazmun (A.) [ 1 [ مضمون .kavram. 2.ince söz.
    maznun (A.) [ مظنون ] zanlı.
    maznun olmak zan altında kalmak.
    mazrub (A.) [ 1 [ مضروب .dövülen. 2.çarpılan.
    285
    mazruf (A.) [ 1 [ مظروف .kaba konulan. 2.zarflı.
    mâzu (F.) [ مازو ] mazı.
    mazûl (A.) [ معزول ] görevden alınmış, azledilmiş.
    mazul olmak görevden alınmak, azledilmek.
    mazur (A.) [ معذور ] özürlü.
    me’vâ (A.) [ مأوا ] sığınma yeri.
    me’yûs (A.) [ مأیوس ] umutsuz.
    me’yûs etmek umutsuz bırakmak.
    me’yûs olmak umudunu yitirmek.
    meâb (A.) [ مآب ] sığınma yeri.
    meâd (A.) [ 1 [ معاد .dönüş yeri. 2.ahiret.
    meâhiz (A.) [ مآخذ ] kaynaklar.
    meâl (A.) [ مآل ] anlam.
    meâric (A.) [ معارج ] merdivenler.
    meâsî (A.) [ 1 [ معاصی .isyanlar. 2.günahlar.
    meâyib (A.) [ معایب ] kusurlar, ayıplar.
    mebâd (F.) [ مباد ] sakın, aman sakın, olmaya.
    mebâdâ (F.) [ مبادا ] sakın, aman sakın, olmaya.
    mebâdî (A.) [ مبادی ] ilkeler, prensipler.
    mebâhis (A.) [ مباحث ] konular, bahisler.
    mebânî (A.) [ 1 [ مبانی .temeller. 2.yapılar, binalar.
    mebde’ (A.) [ 1 [ مبدأ .başlangıç noktası.
    mebde-i tarih [ مبدأ تاریخ ] tarih başlangıcı.
    286
    mebhas (A.) [ 1 [ مبحث .bölüm, fasıl. 2.bilim.
    mebhûs (A.) [ مبحوث ] bahsedilen.
    mebhût (A.) [ مبهوت ] şaşkın.
    meblağ (A.) [ 1 [ مبلغ .tutar. 2.para.
    mebnâ (A.) [ مبنی ] bina.
    mebnî (A.) [ 1 [ مبنی .dayanan. 2.bina edilmiş.
    mebsût (A.) [ مبسوط ] yaygın, açık.
    mebsûten (A.) [ مبسوطا ] yaygın olarak.
    mebus (A.) [ 1 [ مبعوث .gönderilmiş. 2.milletvekili. 3.ölümden sonra dirilen.
    mebzûl (A.) [ مبذول ] bol.
    mebzûlen (A.) [ مبذولا ] bolca.
    mebzûliyet (A.) [ مبذوليت ] bolluk.
    mec’ûl (A.) [ مجعول ] yapay.
    mecâl (A.) [ 1 [ مجال .güç, kuvvet. 2.fırsat.
    mecâlis (A.) [ مجالس ] meclisler.
    mecâmi (A.) [ مجامع ] toplantı yerleri.
    mecânîn (A.) [ مجانين ] mecnunlar, çılgınlar.
    mecbûr (A.) [ 1 [ مجبور .zorunlu. 2.zora koşulmuş.
    mecbûrî (A.) [ مجبوری ] zorunlu.
    mecbûriyet (A.) [ مجبوریت ] zorunluluk.
    meccânen (A.) [ مجانا ] parasız olarak.
    meccânî (A.) [ مجانی ] parasız.
    mecd (A.) [ مجد ] ululuk.



  14. 42
    mecelle (A.) [ مجله ] dergi.
    mechûl (A.) [ مجهول ] bilinmeyen.
    mechûlât (A.) [ مجهولات ] bilinmeyenler.
    mechûliyet (A.) [ مجهوليت ] bilinmezlik.
    mechûlünneseb (A.) [ مجهول النسب ] onun bunun çocuğu.
    mecîd (A.) [ مجيد ] ulu.
    meclis (A.) [ مجلس ] toplantı yeri.
    meclisefrûz (A.-F.) [ مجلس افروز ] meclisi aydınlatan, meclisi şenlendiren.
    meclûb (A.) [ 1 [ مجلوب .celbedilmiş. 2.aşık, tutkun.
    mecma’ (A.) [ مجمع ] toplantı yeri.
    mecmû’ (A.) [ مجموع ] toplam, tümü.
    mecmûa (A.) [ 1 [ مجموعه .dergi. 2.küçük risale veya farklı kitapların bir araya
    getirildiği eser.
    mecmûan (A.) [ مجموعا ] toplam olarak.
    mecnûn (A.) [ 1 [ مجنون .delice seven. 2.cinli. 3.Leyla’nın aşığı.
    mecnûnâne (A.-F.) [ مجنونانه ] çılğınca, delicesine.
    mecrâ (A.) [ 1 [ مجرا .su yatağı. 2.yol, güzergah.
    mecrûh (A.) [ مجروح ] yaralı.
    mecrûhîn (A.) [ مجروحين ] yaralılar.
    mecûsî (A.) [ مجوسی ] ateşperest, ateşe tapan.
    meczûb (A.) [ 1 [ مجذوب .cezbedilmiş. 2.Tanrı sevgisiyle cezbeye kapılan. 2.deli.
    med’uv (A.) [ مدعو ] davetli.
    med’uvvîn (A.) [ مدعوین ] davetliler.
    288
    medâfin (A.) [ مدافن ] mezarlar.
    medâr (A.) [ 1 [ مدار .yörünge 2.dönence. 3.vesile, vasıta. 4.yardımcı.
    medâric (A.) [ مدارج ] merdivenler.
    medâris (A.) [ مدارس ] medreseler.
    medd (A.) [ 1 [ مد .uzatma. 2.çekme.
    meddâh (A.) [ 1 [ مداح .çok öven. 2.meddah.
    meded (A.) [ مدد ] yardım, medet.
    mededhâh (A.-F.) [ مددخواه ] yardım isteyen.
    mededkâr (A.-F.) [ مددکار ] yardım eden, yardımcı.
    mededres (A.-F.) [ مددرس ] yardıma koşan, imdada koşan.
    medenî (A.) [ 1 [ مدنی .şehirli. 2.uygar. 3.görgülü. 4.Medineli.
    medenîleşmek uygarlaşmak.
    medeniyyet (A.) [ مدنيت ] uygarlık.
    medfa (A.) [ مدفع ] top.
    medfen (A.) [ مدفن ] mezar, defin yeri.
    medfû (A.) [ 1 [ مدفوع .çıkarılmış. 2.dışkı. 3.para kasasından çıkmış.
    medfûn (A.) [ مدفون ] gömülü, defnedilmiş.
    medfûn edilmek gömülmek.
    medh (A.) [ مدح ] övgü.
    medhal (A.) [ 1 [ مدخل .giriş. 2.giriş yeri. 3.başlangıç. 4.dehalet.
    medhaldâr (A.-F.) [ مدخلدار ] parmağı olan, müdahale etmiş olan.
    medhaldar bulunmak (A.-F.-T.) parmağı olmak; müdahalesi bulunmak.
    medhedilmek övülmek.
    289
    medhetmek övmek.
    medhiye (A.) [ مدحيه ] övgü.
    medhiyyât (A.) [ مدحيات ] övgüler.
    medhûş (A.) [ مدهوش ] dehşete kapılmış.
    medîd (A.) [ 1 [ مدید .uzun. 2.çekilmiş.
    medîde (A.) [ 1 [ مدیده .uzun. 2.çekilmiş.
    medîha (A.) [ مدیحه ] övgü şiiri, kaside.
    medîhagû (A.-F.) [ مدیحه گو ] övgü şairi, kaside şairi.
    medîne (A.) [ 1 [ مدینه .şehir. 2.Medine.
    medînetünnebî (A.) [ مدینة النبی ] Medine.
    medînetüsselam (A.) [ مدینة السلام ] Bağdat.
    medlûl (A.) [ مدلول ] kanıt olarak gösterilen.
    medresevî (A.) [ مدرسوی ] medrese ile ilgili.
    medrûs (A.) [ 1 [ مدروس .eski, yırtık pırtık. 2.ders olarak verilen.
    medyûn (A.) [ مدیون ] borçlu.
    mefâhîm (A.) [ مفاهيم ] mefhumlar.
    mefâhir (A.) [ مفاخر ] övünülecek şeyler.
    mefâsıl (A.) [ مفاصل ] eklemler.
    mefâtih (A.) [ مفاتيح ] anahtarlar.
    mefhar (A.) [ مفخر ] övünç kaynağı.
    mefhum (A.) [ مفهوم ] kavram.
    mefhûm olmak anlaşılmak.
    mefkûd (A.) [ 1 [ مفقود .kayıp. 2.yok olmuş.
    290
    mefkûd olmak 1.kaybolmak. 2.yok olmak.
    mefkûre (A.) [ مفکوره ] ülkü, ideal.
    mefkûrevî (A.) [ مفکوروی ] ülkü ile ilgili.
    meflûc (A.) [ مفلوج ] felçli.
    meflûc olmak felç olmak, kımıldayamaz hale gelmek.
    meflûciyet (A.) [ 1 [ مفلوجيت .felçlilik. 2.kıpırdayamama.
    mefrûş (A.) [ مفروش ] döşenmiş.
    mefrûşat (A.) [ مفروشات ] döşeme.
    mefrûz (A.) [ مفروز ] ayırılmış.
    mefrûz (A.) [ مفروض ] farzedilmiş.
    meftûh (A.) [ 1 [ مفتوح .açık. 2.fethedilmiş. 3.fethalı.
    meftûn (A.) [ مفتون ] tutkun, aşık.
    meftûn etmek aşık etmek.
    meftûn olmak aşık olmak, tutulmak.
    meftûniyet (A.) [ مفتونيت ] tutkunluk.
    meger (F.) [ 1 [ مگر .meğer. 2.oysa.
    meges (F.) [ مگس ] sinek.
    meğâk (F.) [ 1 [ مغاک .çukur. 2.mezar.
    meh (F.) [ مه ] ay.
    mehâbet (A.) [ مهابت ] heybetlilik.
    mehâlik (A.) [ مهالک ] tehlikeli yerler.
    mehâr (F.) [ مهار ] yular, dizgin.
    mehaz (A.) [ مأخذ ]] kaynak.
    291
    mehbil (A.) [ مهبل ] rahim yolu.
    mehd (A.) [ مهد ] beşik.
    mehekk (A.) [ محک ] mihenk taşı.
    mehîb (A.) [ مهيب ] heybetli.
    mehl (A.) [ مهل ] süre tanıma.
    mehleke (A.) [ مهلکه ] tehlikeli yer.
    mehlikâ (F.-A.) [ مه لقا ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mehpare (F.) [ 1 [ مه پاره .ay parçası. 2.güzel yüzlü.
    mehpeyker (F.) [ مه پيکر ] güzel yüzlü, parlak yüzlü.
    mehr (A.) [ مهر ] mehir.
    mehrû (F.) [ مهرو ] ay yüzlü, güzel yüzlü.
    mehtâb (F.) [ مهتاب ] mehtap, ay ışığı.
    mehûz (A.) [ مأخوذ ] alınmış.
    mehveş (F.) [ 1 [ مهوش .ay gibi, ay kadar güzel. 2.güzel yüzlü.
    mekân (A.) [ 1 [ مکان .yer. 2.ev.
    mekâre (A.) [ مکاره ] kiralık binek veya yük hayvanı.
    mekâreci (A.-T.) binek veya yük hayvanı kiralayan.
    mekârim (A.) [ مکارم ] cömertlikler.
    mekâtîb (A.) [ مکاتيب ] mektuplar.
    mekâtib (A.) [ مکاتب ] okullar.
    mekâtib-i âliye [ مکاتب عاليه ] yüksekokullar.
    mekâtib-i askeriye [ مکاتب عسکریه ] askerî okullar.
    mekhûl (A.) [ مکحول ] sürmeli.
    292
    meknûn (A.) [ 1 [ مکنون .dizili. 2.gizli.
    mekr (A.) [ مکر ] hile.
    mekrûh (A.) [ مکروه ] iğrenç.
    meks (A.) [ مکث ] duralama, duraklama.
    meksur (A.) [ مکسور ] kırık.
    mekşûf (A.) [ مکشوف ] keşfedilmiş.
    mekteb (A.) [ 1 [ مکتب .okul. 2.ekol.
    mekteb-i âlî [ مکتب عالی ] yüksekokul.
    mekteb-i harbiye [ مکتب حربيه ] harp okulu.
    mekteb-i i’dâdî [ مکتب اعدادی ] lise.
    mekteb-i ibtidâî [ مکتب ابتدائی ] ilkokul.
    mekteb-i rüşdî [ مکتب رشدی ] ortaokul.
    mekteb-i sultânî [ مکتب سلطانی ] Galatasaray Lisesi.
    mektep (A.) [ مکتب ] okul.
    mektub (A.) [ 1 [ مکتوب .yazılı. 2.mektup.
    mektûbat (A.) [ مکتوبات ] mektuplar.
    mektûbî (A.) [ مکتوبی ] valilik özel kalem müdürü.
    mektûm (A.) [ مکتوم ] gizli.
    melabe (A.) [ ملعبه ] oyuncak.
    melâbis (A.) [ ملابس ] giysiler.
    melah (F.) [ ملخ ] çekirge.
    melahat (A.) [ ملاحت ] yüz güzelliği.
    melâhide (A.) [ ملاحده ] dinsizler, tanrıtanımazlar.
    293
    melâik (A.) [ ملائک ] melekler.
    melâike (A.) [ ملائکه ] melekler.)
    melâl (A.) [ ملال ] sıkıntı, usanma.
    melalli (A.-T.) sıkıntılı.
    melanet (A.) [ ملعنت ] melunluk.
    melce (A.) [ ملجأ ] sığınak, sığınacak yer.
    melekât (A.) [ ملکات ] yetiler.
    meleke (A.) [ ملکه ] yeti.
    meleksîmâ (A.) [ ملک سيما ] melek yüzlü güzel.
    melekût (A.) [ ملکوت ] ruhlar alemi.
    melfûfen (A.) [ ملفوفا ] ilişikte.
    melhûz (A.) [ ملحوظ ] düşünülen, öngörülen.
    melik (A.) [ ملک ] padişah.
    mellah (A.) [ ملاح ] gemici.
    melsûk (A.) [ ملصوق ] yapışık.
    melûf (A.) [ مألوف ] alışık.
    melun (A.) [ ملعون ] lanet olası.
    memâlik (A.) [ 1 [ ممالک .ülkeler. 2.topraklar, diyarlar.
    memât (A.) [ ممات ] ölüm.
    memduh (A.) [ ممدوح ] övülmüş.
    memer (A.) [ ممر ] geçit.
    memhûr (A.) [ ممهور ] mühürlü.
    memleket (A.) [ 1 [ مملکت .ülke. 2.şehir.
    294
    memlûk (A.) [ مملوک ] köle.
    memnû (A.) [ ممنوع ] yasak.
    memnûa (A.) [ ممنوعه ] yasak.
    memnûiyet (A.) [ منوعيت ] yasak olma hali.
    memnûn (A.) [ 1 [ ممنون .mutlu, razı. 2.sevinçli.
    memnun etmek 1.mutlu edilmek, razı edilmek. 2.sevindirilmek.
    memnuniyet (A.) [ ممنونيت ] memnunluk.
    memûl (A.) [ مأمول ] umulan, beklenilen.
    memur (A.) [ 1 [ مأمور .görevli. 2.devlet memuru.
    memurîn (A.) [ مأمورین ] memurlar, görevliler.
    memûriyet (A.) [ مأموریت ] memurluk.
    memzuc (A.) [ ممزوج ] karışık.
    men (F.) [ من ] ben.
    men’ (A.) [ 1 [ منع .engel olma, alıkoyma. 2.engel olunma, alıkonulma.
    3.yasaklama. 4.yasaklanma.
    men’ edilmek yasaklanmak.
    men’ etmek 1.engel olmak, alıkoymak. 2.yasaklamak.
    men’ olunmak yasaklanmak.
    menâbi’ (A.) [ منابع ] kaynaklar.
    menâfi’ (A.) [ منافع ] menfaatler, çıkarlar, yararlar.
    menâkıb (A.) [ مناقب ] menkıbeler, övgüye değer özellikler.
    menâm (A.) [ 1 [ منام .uyku. 2.rüya.
    menâre (A.) [ مناره ] minare.
    295
    menâsıb (A.) [ مناصب ] makamlar.
    menâtık (A.) [ مناطق ] bölgeler.
    menâzır (A.) [ مناظر ] manzaralar.
    menâzil (A.) [ 1 [ منازل .konaklar. 2.aşamalar.
    menba (A.) [ 1 [ منبع .kaynak. 2.pınar.
    menfâ (A.) [ منفی ] sürgün.
    menfaat (A.) [ منفعت ] çıkar, yarar.
    menfaatperest (A.-F.) [ منفعت پرست ] çıkarcı.
    menfâlık (A.-T.) sürgün hayatı.
    menfez (A.) [ منفذ ] nüfuz etme yeri, delik, yarık, giriş veya çıkış yolu.
    menfî (A.) [ 1 [ منفی .olumsuz. 2.hep olumsuz düşünen, her şeye olumsuz
    yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
    menfur (A.) [ منفور ] nefret edilen.
    menhî (A.) [ منهی ] yasaklanmış.
    menhiyat (A.) [ منهيات ] yasaklar.
    menhus (A.) [ منحوس ] uğursuz.
    meni (A.) [ منی ] sperma.
    menî (F.) [ منی ] benlik.
    menî’ (A.) [ منيع ] aşılmaz, sarp, geçit vermez.
    menkabe (A.) [ منقبه ] ünlü kişilerin yaşamlarına ilişkin ve çoğu gerçekle
    bağdaşmaz öyküler.
    menkûha (A.) [ منکوحه ] nikahlı hanım, eş.
    menkul (A.) [ 1 [ منقول .nakledilen. 2.anlatılan, rivayet edilen.
    menkûş (A.) [ منقوش ] nakışlı, işlemeli, desenli.
    296
    mensûb (A.) [ منصوب ] nispet edilen, ait, bağlı.
    mensûbîn (A.) [ منصوبين ] mensuplar.
    mensubiyet (A.) [ منصوبيت ] mensup olma, bağlı olma.
    mensûc (A.) [ منسوج ] dokunmuş.
    mensûcât (A.) [ 1 [ منسوجات .dokumalar. 2.dokuma sektörü.
    mensûh (A.) [ منسوخ ] hükümsüz.
    mensûr (A.) [ منثور ] düzyazı.
    menşe (A.) [ منشا ] köken..
    menşur (A.) [ 1 [ منشور .ferman. 2.prizma.
    menus (A.) [ 1 [ مأنوس .alışılmış. 2.alışkın.
    menût (A.) [ منوط ] bağlı.
    menzil (A.) [ 1 [ منزل .konak. 2.ev. 3.bir günde gidilebilen yol.
    menzil alınmak yol alınmak.
    menzil almak yol almak.
    menzilgâh (A.-F.) [ منزلگاه ] konak yeri.
    mer’î (A.) [ مرئی ] yürürlükte, geçerli.
    mera (A.) [ مرعی ] otlak.
    merâkiz (A.) [ مراکز ] merkezler.
    merâm (A.) [ مرام ] amaç, anlatılmak istenen şey.
    merâret (A.) [ مرارت ] acılık.
    merâsî (A.) [ مراثی ] ağıtlar, mersiyeler.
    merâsim (A.) [ 1 [ مراسم .törenler. 2.tören.
    merâtib (A.) [ مراتب ] rütbeler, mertebeler.
    297
    merbut (A.) [ مربوط ] bağlı.
    merbûtiyet (A.) [ 1 [ مربوطيت .bağlılık. 2.düşkünlük, aşırı ilgi.
    mercân (A.) [ مرجان ] mercan.
    merci (A.) [ مرجع ] başvuru yeri.
    merd (F.) [ 1 [ مرد .adam. 2.yiğit.
    merdâne (F.) [ مردانه ] yiğitçe.
    merdiven (F.) [ نردبان ] merdiven.
    merdûd (A.) [ مردود ] reddedilmiş, kabul edilmemiş.
    merdum (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
    merdumharlık (F.-T.) insan eti yeme, yamyamlık..
    merdüm (F.) [ 1 [ مردم .insan. 2.halk. 3.gözbebeği.
    merdümek (F.) [ مردمک ] gözbebeği.
    merdümgiriz (F.) [ مرمگریز ] insanlardan kaçan.
    merdümhar (F.) [ مردم خوار ] insan yiyen, yamyam.
    merdümî (F.) [ 1 [ مردمی .insanlık. 2.yiğitlik.
    meremmet (A.) [ مرمت ] onarım.
    meremmet etmek onarmak.
    merg (F.) [ مرگ ] ölüm.
    mergub (A.) [ مرغوب ] rağbet edilen, aranılan, istenilen.
    merhale (A.) [ 1 [ مرحله .aşama. 2.konak, menzil.
    merhamet (A.) [ مرحمت ] acıma.
    merhamet etmek acımak.
    merhametli (A.-T.) acıyan.
    298
    merhametsiz (A.-T.) acımasız.
    merhem (A.) [ مرهم ] pomad, yara kremi.
    merhemsâz olmak çare bulmak.
    merhûm (A.) [ مرحوم ] (erkek) ölü.
    merhûme (A.) [ مرحومه ] (bayan) ölü.
    merhun (A.) [ 1 [ مرهون .rehinli, ipotekli. 2.zamana bağlı, bir şeye bağlı.
    merih (A.) [ مریخ ] Mars.
    merkad (A.) [ مرقد ] mezar.
    merkeb (A.) [ 1 [ مرکب .binit. 2.eşek.
    merkum (A.) [ مرقوم ] adı geçen, anılan; yazılmış.
    merkûz (A.) [ مرکوز ] dikili, dikilmiş.
    mermi (A.) [ مرمی ] kurşun.
    mermûz (A.) [ 1 [ مرموز .gizemli. 2.rumuzlu.
    merrât (A.) [ مرات ] defalar.
    merre (A.) [ مره ] defa.
    mersiye (A.) [ مرثيه ] ağıt, mersiye.
    mertebe (A.) [ 1 [ مرتبه .derece. 2.miktar.
    merzagî (A.) [ مرزغی ] bataklık.
    merzüban (F.) [ 1 [ مرزبان .sınır muhafızı. 2.sınır beyi.
    mesâ (A.) [ مسا ] akşam.
    mesâcid (A.) [ مساجد ] mesçitler.
    mesafe (A.) [ مسافه ] uzaklık.
    mesâha (A.) [ مساحه ] ölçüm.
    299
    mesai (A.) [ مساعی ] çalışma, çalışmalar.
    mesâib (A.) [ مصائب ] musibetler.
    mesâil (A.) [ مسائل ] meseleler.
    mesâkîn (A.) [ 1 [ مساکن .yoksullar. 2.miskinler.
    mesâkin (A.) [ مساکن ] konutlar.
    mesâme (A.) [ مسامه ] derideki küçük delikler.
    mesârif (A.) [ مصارف ] harcamalar.
    mesâvî (A.) [ مساوی ] kötülükler.
    mescid (A.) [ مسجد ] mesçit.
    mesdûd (A.) [ مسدود ] kapalı, set çekili, tıkalı.
    mesel (A.) [ 1 [ مثل .örnek. 2.özlü söz. 3.öğretici hikaye.
    meselâ (A.) [ مثلا ] örneğin.
    mesele (A.) [ 1 [ مسئله .mesele, konu. 2.sorun. 3.problem.
    meserrât (A.) [ مسرات ] sevinçler.
    meserret (A.) [ مسرت ] sevinç.
    mesh (A.) [ مسخ ] silme, sıvama.
    meshetmek silmek, sıvamak.
    meshûr (A.) [ مسحور ] büyülenmiş.
    meshûr etmek büyülemek.
    meshûr olmak büyülenmek.
    mesîh (A.) [ مسيح ] İsa.
    mesîhî (A.) [ مسيحی ] Hıristiyan.
    mesîhiyyet (A.) [ مسيحيت ] Hıristiyanlık.
    300
    mesîr (A.) [ 1 [ مسير .seyir yeri. 2.güzergah.
    mesîre (A.) [ مسيره ] gezinti yeri.
    mesken (A.) [ مسکن ] konut.
    mesken etmek yurt tutmak.
    mesken ittihaz etmek (A.-T.) yurt tutmak, mesken edinmek.
    meskenet (A.) [ مسکنت ] miskinlik.
    meskûkât (A.) [ مسکوکات ] madenî paralar, sikkeler.
    meskûn (A.) [ مسکون ] yerleşilmiş, iskan edilmiş.
    meslah (A.) [ مسلخ ] mezbaha.
    meslek (A.) [ 1 [ مسلک .yol, tarz. 2.sistem. 3.uğraşı, meslek.
    meslûl (A.) [ مسلول ] veremli.
    mesmû (A.) [ مسموع ] duyulan, işitilen.
    mesmûat (A.) [ مسموعات ] duyulanlar, işitilenler.
    mesmûm (A.) [ مسموم ] zehirli.
    mesned (A.) [ 1 [ مسند .dayanak. 2.makam.
    mesnevîhan (A.-F.) [ مثنوی خوان ] mesnevi okuyan.
    mesruk (A.) [ مسروق ] çalınmış.
    mesrûr (A.) [ مسرور ] sevinçli.
    mesrûrane (A.-F.) [ مسرورانه ] sevinçle.
    messah (A.) [ مساح ] ölçümcü.
    mest (F.) [ مست ] sarhoş, mest.
    mestâne (F.) [ مستانه ] sarhoşça.
    mestî (F.) [ مستی ] sarhoşluk.
    301
    mest-i harâb (F.-A.) [ مست خراب ] körkütük sarhoş.
    mest-i harâb olmak körkütük sarhoş olmak.
    mestûr (A.) [ مستور ] örtülü, gizli, kapalı.
    mestûr (A.) [ مسطور ] yazılı.
    mesud (A.) [ 1 [ مسعود .mutlu, saadetli. 2.kutlu.
    mesûdâne (A.-F.) [ مسعودانه ] mesutça, bahtiyarlıkla.
    mesuliyet (A.) [ مسئوليت ] sorumluluk.
    meş’al (A.) [ مشعل ] meşale.
    meş’um (A.) [ مشئوم ] uğursuz, şom.
    meş’ûr (A.) [ مشعور ] bilinçli, şuurlu.
    meşâgil (A.) [ مشاغل ] uğraşlar.
    meşâhîr (A.) [ مشاهير ] ünlüler.
    meşâil (A.) [ مشاعل ] meşaleler.
    meşakkat (A.) [ مشقت ] sıkıntı, güçlük.
    meşakkat çekmek sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak.
    meşâmm (A.) [ مشام ] burun.
    meşârık (A.) [ مشارق ] doğular.
    meşâyih (A.) [ مشایخ ] şeyhler.
    meşbû (A.) [ 1 [ مشبوع .dolu. 2.tok, doygun.
    meşcer (A.) [ مشجر ] ağaçlık.
    meşcere (A.) [ مشجره ] ağaçlık.
    meşgale (A.) [ مشغله ] uğraşı.
    meşgûliyet (A.) [ مشغوليت ] iş güç.
    302
    meşhed (A.) [ مشهد ] şehit düşülen yer.
    meşher (A.) [ مشهر ] sergi, sergilenen yer.
    meşhûd (A.) [ مشهود ] görülmüş, gözlenmiş.
    meşhûd olmak görülmek, gözlenmek.
    meşhûn (A.) [ مشحون ] dolu.
    meşhûr (A.) [ مشهور ] ünlü, tanınmış, bilinen.
    meşîhat (A.) [ 1 [ مشيخت .şeyhlik. 2.şeyhlik makamı.
    meşk (A.) [ 1 [ مشق .yazı örneği. 2.temrin.
    meşk (F.) [ مشک ] kırba.
    meşkûk (A.) [ مشکوک ] şüphe götürür.
    meşkûkiyyet (A.) [ مشکوکيت ] şüphe götürme.
    meşkûr (A.) [ مشکور ] övülen, beğenilen.
    meşreb (A.) [ 1 [ مشرب .yaratılış, tabiat. 2.içme yeri.
    meşrebe (A.) [ مشربه ] maşrapa.
    meşrû (A.) [ مشروع ] yasal.
    meşrûbât (A.) [ مشروبات ] içilecek şeyler.
    meşrûh (A.) [ مشروح ] açıklanmış, şerhedilmiş.
    meşrûhât (A.) [ مشروحات ] açıklamalar.
    meşrûiyyet (A.) [ مشروعيت ] yasallık.
    meşrût (A.) [ مشروط ] koşullu.
    meşrut olunmak şart koşulmak.
    meşşâte (A.) [ مشاطه ] gelin süsleyen.
    meşveret (A.) [ مشورت ] danışma.
    303
    meşveret etmek danışmak.
    metâ (A.) [ متاع ] mal, eşya.
    metâli (A.) [ مطالع ] doğuş yerleri.
    metânet (A.) [ متانت ] dayanıklılık.
    metbû (A.) [ متبوع ] uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan.
    metin (A.) [ متين ] sağlam, dayanıklı.
    metn (A.) [ متن ] yazıya dökülmüş bilgi.
    metremik’ab (A.) [ مترو مکعب ] metreküp.
    metrûk (A.) [ متروک ] terkedilmiş.
    metrûkat (A.) [ متروکات ] miras olarak bırakılanlar, geride bırakılanlar.
    metrûkiyete uğramak (A.-T.) terkedilmek, metruk bırakılmak.
    mev’ize (A.) [ موعظه ] öğüt.
    mev’ûd (A.) [ 1 [ موعود .vaat edilmiş. 2.vadeli.
    mevâd (A.) [ مواد ] maddeler.
    mevârid (A.) [ موارد ] konular, hususlar, yerler.
    mevc (A.) [ موج ] dalga.
    mevce (A.) [ موجه ] dalga.
    mevcûd (A.) [ 1 [ موجود .var. 2.hazır. 3.varlık.
    mevcûdât (A.) [ موجودات ] varlıklar.
    mevcûdiyet göstermek varlık göstermek.
    mevcûdiyyet (A.) [ موجودیت ] var olma, varlık.
    meveddet (A.) [ مودت ] sevgi.
    mevhibe (A.) [ موهبه ] bağış.
    304
    mevhûm (A.) [ موهوم ] vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı.
    mevki (A.) [ 1 [ موقع .durum, konum. 2.yer.
    mevkib (A.) [ موکب ] alay, kafile.
    mevkif (A.) [ 1 [ موقف .durak. 2.istasyon.
    mevki-i rüchan (A.-F.) [ موقع رجحان ] tercih mevkii.
    mevkûf (A.) [ موقوف ] vakfedilmiş.
    mevkufleh (A.) [ موقوف له ] vakfeden.
    mevlâ (A.) [ 1 [ مولی .Tanrı. 2.efendi. 3.velî. 4.köle azat eden.
    mevlid (A.) [ 1 [ مولد .doğum yeri, doğuş yeri. 2.mevlüt.
    mevsuk (A.) [ موثوق ] güvenilir, belgeye dayanan.
    mevsûkiyet (A.) [ موثوقيت ] güvenilirlik, belgeye dayanma.
    mevsûm (A.) [ موسوم ] adlandırılmış.
    mevt (A.) [ موت ] ölüm.
    mevtâ (A.) [ موتا ] ölüler.
    mevtâî (A.) [ موتائی ] ölümcül.
    mevtın (A.) [ موطن ] yurt.
    mevzi (A.) [ موضع ] yer.
    mevzi’î (A.) [ موضعی ] yerel.
    mevzû (A.) [ موضوع ] konu.
    mevzu-i bahis (A.-F.) [ موضوع بحث ] sözkonusu.
    mevzun (A.) [ 1 [ موزون .biçimli, düzgün. 2.vezinli.
    mey (F.) [ 1 [ می .şarap. 2.içki.
    meyânında (F.-T.) arasında.




a dan z ye osmanlıca kelimeler,  gülgün isminin ebced değeri,  osmanlı kelimeleri a dan z ye,  adan zye türkçe sözlük,  a dan z ye türkçe sözlük,  a dan z ye osmanlıca terimler,  adan zye osmanlıca kelime ve anlamları