Mü'mine ve Oruç ve Oruç ve Önemi Forumundan Ramazan Ayı Ile Ilgili Yazılar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Ramazan Ayı Ile Ilgili Yazılar

    Reklam




    Ramazan Ayı hakkında yazılar
    Ramazan, Kur´an ve Müslüman
    Peygamberimizin iftar sofrasında neler vardı?
    Orucun başını dik tutun ki, Oruç da sizin başınızı dik tutsun



    Ramazan, “Huden linnâs” yani insanlar için kılavuz olan Kuranın indirildiği ay. Kuran, alemlerin Rabbi, evrenin hakimi, din gününün sahibi Allahın kitabı. Müslüman, Allaha inanan ve Allahın kitabına göre hayatına yön veren insan. Yüce Rabbimiz Ramazan hakkında bakın ne buyuruyor?
    “Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kuranın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse oruç tutsun. Hasta olan veya seferde bulunan, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanızı ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allahı tekbir etmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.”
    Bir kez daha ayet-i kerimenin ilk cümlesine dikkatlerimizi yoğunlaştırırsak: “Ramazan ayı, içinde insanlara doğru yolu gösteren, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp açıklayan, bir rehber olmak üzere Kuranın indirildiği aydır.” ifadesi Ramazan ayının öneminin nereden kaynaklandığını göstermektedir.
    Bizim oruç tutmamız, adeta yüce Rabbimizin bize sunduğu Kuran nimetine bir teşekkür kabilindedir. Mademki yüce Allah bizi yaratıp, başıboş bırakmamış, bize gönderdiği elçisiyle indirdiği mesajlarıyla, hayatımızı nasıl düzenleyeceğimizin yol ve yöntemlerini bildirmiş, bizi dalaletten, sapmalardan ve şaşkınlıktan kurtarmış; öyleyse biz de bu nimetin farkında olduğumuz mesajını “oruçla” Rabbimize bildirmiş oluruz. Rabbimiz! Sen indirdiğin kitabında bize iki cihanımızı aydınlatacak nurlar bahşettin, biz de sana hamd ediyor, şükrediyor ve senin için gün boyu ağzımıza tek lokma bile koymadan, bir yudum su bile içmeden sana bağlılığımızı arz ediyoruz. Ramazan Ayı, kulun Rabbini tanıdığını ve ona itaatini arz ettiği zaman dilimidir. Kulun Rabbi ile her daim iletişimde olduğu süreçtir. Ramazan Ayı, kulun sadece yemeden içmeden kendisini uzak tuttuğu değil; her dönemde olduğu gibi her türlü tutum ve davranışını da kontrol altında bulundurduğu günler ve ibadetle geçirdiği gecelerdir.
    Müslüman, yaratıcısını tanıyan ve ona teslimiyetini arz eden kimsedir.
    Peki bir Müslüman yaratıcısını nasıl tanır ve ona teslimiyetini nasıl arz eder?
    Yaratıcıyı tanımak belki her akıl sahibinin, Hz. İbrahimin (a.s.) çocukluğunda yaptığı gibi bir akıl yürütme ve kainatı gözlemlemesi ile mümkündür. Mümkün olanı, kainatın tek bir yaratıcının eseri olduğu ve bu yaratıcının her türlü noksanlıktan uzak olduğu gerçeğidir.
    Eğer O yaratıcı elçilerini gönderip, insanlara mesajlarını iletmemiş olsaydı, insanın sadece aklını kullanarak Onunla iletişime geçmesi ve Onun kendisinden ne isteyip ne istemediğini, kendisini niçin yarattığını kesin bir bilgi ile bilmek mümkün olmayacaktı.
    Onunla iletişimi sadece yarattıkları üzerinden ve nimetlerine teşekkür kabilinden bir minnet duygusunun ifadesi olarak kalacaktı. Ama yüce Allah, bunun ötesinde, insanla konuştu. Ona elçileri vasıtasıyla sözlerini vahyetti. Ona bu dünyada varoluş gayesini hatırlattı ve görevlerini tebliğ etti.
    “Ölümü ve hayatı, hanginizin daha iyi çalışacağını denemek için yaratan Odur, Güçlü ve bağışlayıcı Odur!”
    Elçisi vasıtasıyla şu mesajı bize iletti:
    ” Kullarım benden sana sorarlarsa; şüphesiz ben yakınım. Bana dua edenin, dua ettiği zaman, duasına karşılık veririm. O halde onlar da benim davetime icabet etsinler ve bana inansınlar ki doğru yolda olsunlar.”
    Bizim de yapmamız gereken:
    “Rabbimiz! Biz, “Rabbinize iman edin” diye, imana çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik. Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, suçlarımızı ört, iyilerle birlikte canımızı al!” demektir. Elçiye uymaktır. Günahlardan uzak durmak ve Rabbimizin buyruklarını yerine getirmektir.
    Eğer Yüce Rabbimiz elçilerini gönderip, bizimle konuşmasaydı, bize kendisini kendi dilinden tanıtmasaydı ne yapacaktık?
    Onu tanımayanlar ne yapıyor?
    Herhalde biz Onu yanlış tanıyacaktık, Ona yanlış bilgilerle inanmaya kalkacaktık. Ona teşekkür görevimizi nasıl yerine getireceğimizi bilemeyecektik. Nitekim çağlar boyu vahye kulaklarını tıkayan, ya hiç işitmeyen ya da “işittik ve isyan ettik.”6 diyenler, bugün de yanlış inançlar ve sapkın hayat düzenleri içinde yaşayıp, ölüp gidiyorlar. İnsanları kendilerine kulluk ettiriyorlar. Ellerinde ilahi bir kitapları olmadığı halde, kendi elleriyle yazdıkları kitapları insanlara Allahın kitabı gibi göstermeye çalışıp, Allah adına insanları aldatıyorlar.
    Bunun için Rabbimiz bizi uyarıyor:
    “Ey insanlar, Rabbinizden korkun, babanın evladı, evladın da babası için hiçbir şey ödeyemeyeceği o günden k
    endinizi koruyun. Allahın vaadi şüphesiz gerçektir. Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın, aldatıcı da sizi Allah ile aldatmasın!”
    Hamdolsun Rabbimize ki, bize mübarek bir ayda, mübarek bir elçi ile mübarek bir kitap indirdi. Bize eğrisi büğrüsü olmayan dosdoğru yolu gösterdi. İşte Ramazan, bize ebedi kurtuluş kapılarını açan mesajların içinde çağladığı bir aydır.
    Bu ay, bu yüzden mübarektir, bu yüzden bereketlidir. Ebedi bir saadeti müjdeleyen kitabın inmeye başladığı kutlu bir başlangıçtır. İki dünyamızı da cennete çeviren hayat iksirini, yudum yudum, kana kana içtiğimiz, Allahın boyası ile hayatımızı renklendiren yüce kitabın, yüce Mevlamızın içinde bizimle konuştuğu, bize gönderdiği mektupların yer aldığı o kitabın, şerefli, hikmetli kitabın indiği ay olduğu için mübarektir.
    Peki biz o mübarek ayın, o mübarek gecelerin hakkını verebiliyor muyuz?
    Bize bahşedilen bu büyük nimetin farkında mıyız?
    Allahın kitabını, Allah ile konuşmanın, Onun huzurunda, Onun sözlerini can kulağı ile dinlemenin, Onun buyruklarını “lebbeyk Allahumme lebbeyk” Buyur, Allahım ne istiyorsan yapmaya geldim!” bilinci içinde tüm hücrelerimizin dikkat kesildiği bir hassasiyet ile okuyup, anlıyor muyuz? Ya hayatımıza uygulaması söz konusu olduğunda ne yapıyoruz?
    Allahın sözü her şeyin üzerindedir mi diyoruz; yoksa, Allahın sözünü hiç duymamışların veya duyup da “işittik ve isyan ettik” diyenlerin yaptığını mı yapıyoruz? Hiç kendimizi hesaba çektik mi?
    Bu yaşımıza gelene kadar kaç kez Kuranı anlayarak okuduk? Kuranın hangi surelerinde hangi konular anlatılıyor? Rabbimiz bize ayetlerinde ne buyuruyor?
    Allah Resulü her an yaşadığı ve ömrü boyunca inmeye devam eden Kuranı her Ramazanda Cebraille birlikte baştan sona mukabele eder (karşılıklı okurlardı) di. Biz de her Ramazan mukabele yapıyor muyuz? Yüce Rabbimiz bize Ramazanı bir bayram havasında eğitim süreci olarak takdir etti. Orucu bizden önceki Müslümanlara farz kıldığı gibi bize de farz kıldı ki Allaha karşı sorumluluklarımızı öğrenebilelim ve gerçek bir teslimiyet ile yüce Rabbimize teslimiyetimizi arz edelim.
    Bu anlamda “oruç”, Arapçasıyla “savm” bambaşka bir ibadettir.
    Bu ibadette öncelikle her insanın kendisini tutmayı öğrenmesi vardır. Biz orucu tutmuyoruz, oruç bize kendimizi tutmayı öğretiyor. Oruç bize kendimizi kontrol edebilme yeteneğimizi geliştirme imkanı sunuyor. Aşırılıklarımızı bir kenara bırakabilme, hırs ve arzularımızı frenleyebilme, başkaları tarafından yönlendirilen değil kendi kendini idare edebilen ve kendi tercihleri ile hayatına yön veren, saygı değer bir konuma yükseltiyor. Oruç sadece kendi iç dünyamızı ve bireysel olarak kendimizi kontrol etmeyi öğretmiyor aynı zamanda ihtiyaç sahiplerini görüp gözetmemizi de öğretiyor.
    Müslüman, sadece Allah rızası için oruç tutuyor. Hiç kimsenin onu görmediği yerlerde de Allahın kendisini gördüğünün farkında olarak, yemiyor, içmiyor, ağzından kötü söz çıkmıyor, her daim Allahın murakabesi altında olduğunu unutmuyor.
    Müslüman, oruçla israfın karşısında olduğu mesajını da veriyor. Gündüz saim (oruçlu) gece ibadete daim oluyor. Geceleri, aç kaldığı gündüzlerin intikamını alırcasına tıka basa karnını doyurmuyor. Böylesi bir davranışın nefis terbiyesi ve tezkiyesi/arındırması ile tezat teşkil ettiğinin farkında oluyor; olması gerekiyor.
    Ramazanla başlayan, bir değişim iklimi. İlahi vahyin, rahmet bulutları eşliğindeki tatlı esintisi ve aydınlık yolunda “bismillah” diyerek çıkılan bir yol… Ramazanla başlayan ama Ramazanla bitmeyen bir yolculuk… Ramazanla gerçeği gören gözler, huzur bulan gönüller; eğer Ramazanla birlikte tükeniyorsa bu bir yıkımdır.
    Allahın vahyine kulak veren gönüller, onu idrak eden beyinler şunu çok iyi bilir ki, Ramazanla başlayan yolculuk, son yolculuğa kadar sürer. Eğer, yarı yolda kesiliyorsa bu tükeniş ve bitiş demektir. Allaha teslimiyet Ramazanla sınırlı değildir.
    Ramazandan sonra da Müslüman kalmak ve Kuranla kalmak, Kuran yolunda olmak, Kuran yolunda ölmek Müslümanın Allaha bağlılığının gereğidir.
    Sözümüzü Rabbimizin sözü ile bitirelim.
    “Ey iman edenler! Allahtan gerektiği gibi korkup/ sakının ve yalnızca (Ona) teslim olarak can verin.
    Topluca Allahın ipine sımsıkı sarılın ve parçalanmayın! Allahın üzerinizdeki nimetini düşünün, hani siz düşman idiniz de O, kalplerinizi birleştirdi. Onun bu nimeti ile kardeşler oldunuz. Siz, bir ateş çukurunun kenarında idiniz de sizi oradan kurtardı. Doğru yola çıkasınız diye, Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor.

    Alıntıdır
    Şaban Piriş
    İlahiyatçı-Yazar



    Paylaş
    Ramazan Ayı Ile Ilgili Yazılar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Ramazan ayı ve oruç ibadeti

    Bilindiği üzere İslamda iyiliklere, iyi işlere on misli karşılık verilir. Fakat ibadetler içinde sadece oruç bundan istisna edilmiştir. Orucun karşılığı on misli olarak tayin edilmemiştir. Orucun mükafatını bizzat yüce Allah kendi üzerine almıştır.

    "Oruç benim içindir, onun mükafattını bizzat ben vereceğim" buyurmuştur. Çünkü oruçta iki özellik vardır:

    1-Orucun hakikatı yememektir. Bu ise gizli bir şeydir, insanlar bunu görmez. Böylece riya da buna yanaşamaz.
    2-Diğeri Allah Teala'nın ve insanın düşmanı şeytandır. Şeytan'ını askerleri ise arzu ve isteklerdir. Oruç onun askerini kırar. Çünkü orucun hakikatı arzu ve istekleri terk etmektir.

    Bunun için Peygamber Efendimiz sahih bir hadislerinde: "Şeytan insan vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Onun geçiş yolunu açlıkla tıkayınız" buyurur...

    Bakara Suresi 183. ayetden itibaren oruç ayetleri başlar. Ayetler dikkatle okunduğu zaman insan ruhunu heyecanlandıran bir üslup hemen farkedilir. Ayetlerin okuyucuda bıraktığı etki Allah'ın müminlere yakınlığı, kurbiyet ve ünsdür. Alemlerin Rabbi bu ayetlerle kulların ellerinden tutar ve kendine yaklaştırır. Onları rahmet ve şefkatle terbiye eder.. Onları dua ederek kendi katına yükselmeye çağırır.. Kulluğun kolay olduğunu ve bu kolay emirlerin, nehiylerin de yine insanların faydası için konulduğunu bizlere haber verir. Ayetler orucu ve bilhassa Kur'an'ı sevimli bir havaya büründürür. Bundan sonra insan Kur'an'ın indirildiği Ramazan Ayını hasretle beklemeye başlar. Ramazan'ın sair aylardan çok çok farklı bir mevsim olduğunu belki de bütün ruhuyla hisseder. Ramazan Ayı onbir ayın meyvelerinin devşirildiği hasat zamanı gibidir.

    Bu suredeki oruç ayetlerinin kısa bir tefsirini yapmamız orucu idrak etmek için önemlidir.

    Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç nasıl yazıldıysa sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı.) Umulur ki sizler (bu sayede) korunursunuz ("Oruç kalkandır" buyuruyor Peygamberimiz. Yani oruç insanı kötülüklerden korur. Çünkü oruç insandaki arzu ve istekleri açlıkla kırar. Bu da insanın kötülüklerden uzaklaşarak Allah'a yaklaşmasına yol açar)

    Sayılı günler

    (Oruç ayları 3-5 ay veya bir sene kadar uzun değildir. Sadece bir aydır. O da sağlığı, gücü kuvveti yerinde olanlar içindir.) Sizden her kim hasta olur, veya yolculukta bulunursa başka günlerde tutamadığı günleri tutar. Oruca güçlükle dayananların fidye vermesi, bir fakiri doyurması gerekir.

    (Bu ayetin tefsirinde müfessirler iki farklı görüş beyan ederler. Birincisi, Sadrı İslamda müslümanlar oruç tutmakla fidye vermek arasında muhayyer bırakılmışlardı. İsteyen oruç tutar ve oruç tutmakta zorlanan kimseler ise fidye verirler, bir fakiri o gün için doyururlardı. Bu hüküm daha sonra gelen "Sizden her kim o aya erişirse oruç tutsun ayeti ile yürürlükten kaldırıldı." İkinci görüş ise bu ayetin yürürlükten kalkmadığı yönündedir. Bu görüşte olan müfessirlere göre bu ayet çok yaşlı pir-i fani olan ve artık oruç tutabilecekleri ümit edilmeyen kimseler ve şifa ümidi kalmamış hastalar için geçerlidir. Ayetin hükmü işte bu kimseler için yürürlüktedir.)

    Bununla beraber her kim gönülden bir iyilik yaparsa (oruç tutarsa) o kendisi için daha iyidir. Bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. Ramazan ayı insanlara doğru yolu gösteren, hidayetin delillerini ortaya koyan ve hakla batılı ayırd eden Kur'an'ın indirildiği aydır. (Niçin başka bir ayda değilde Ramazan Ayında oruç tutulması isteniyor? İşte ayeti kerime bu soruya cevap veriyor. Ramazan ayı Kur'an'ın nazil olduğu aydır. Bu ayın karşılanması, en güzel şekilde Allah'a yakınlık havasında geçirilmesi diğer aylara oranla daha bir önemlidir. Bu ayda Allah Tealanın insanlar üzerindeki nihayetsiz nimetlerine şükredilmesi, hele hele Kur'an'ın nüzülüne şükredilmesi gerekli bir vazifedir. İşte oruç böyle bir manevi iklimin yaşanması için en büyük vesiledir. Ramazan Ayı oruç ayı olduğu kadar Kur'an ayıdır da. Bu ayda her zamankinden çok Kur'anla meşgul olmak bir şükür ödevidir.

    Ayet-i kerimede Kur'anı Kerim'in şu üç özelliği zikredilir:

    1- Kuran insanlar için bir yol gösterici rehberdir.

    2- Kur'an hidayeti açıklamakla beraber bu hidayetin delillerini de açıklar. "Beyyinat minel huda" dır. Kur'an'da İslam'ın hak din olduğunun en ikna edici delilleri yer alır. Kur'an bu açıdan hem lafzı ve hem de manasıyla insan eli karışmamış bir mucizedir.

    3-
    Kur'an'ın Furkan olmasıdır. Kur'an Hakkı beyan ederken batılı ise izale eder. Hakla batılı kesin çizgilerle birbirinden ayırır. Zaten Kur'an'ın bir adı da Furkan'dır. Kur'an-ı Kerimi tilavet ederken, okurken onun bu üç özelliğini, bu üç yönünü görmek gerekir.)

    Sizden her kim o aya şahit olursa (erişirse) oruç tutsun. Her kim de hasta olur veya yolculukta bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu sayıyı tamamlamanız ve Allah'ın sizi doğru yola hidayetine karşılık onu yüceltmeniz içindir. Umulur ki böylece şükretmiş olursunuz.. Kullarım sana beni sorarlarsa; ben çok yakınım. Dua eden bana duada bulunduğunda onun yakarışına icabet ederim. O halde onlarda bana (benim davetime) icabet etsinler. Ve bana iman etsinler ki rüşde ersinler.

    Bu ayetlerde "yakınlık" çok barizdir. O kadar ki ifade de "De ki ben yakınım..." denmemektedir. Yakınlık o kadar ileridir ki, Peygamberimiz konuşmada artık aradan çekilmiştir. Allah Teala ile kul başbaşadır. Duasına mutlaka icabet edeceğini Rabbimiz vadetmektedir. Kulların dualarına Rab Teala karşılık verecektir. Dualarını aynıyla kabul edecek, yahut onlar için dünyada daha iyisini, daha faydalısını verecek, yahut da bu icabeti ahirete saklayarak onları ahirette mükafatlandıracaktır. Fakat mutlaka icabet edecektir. O dualara icabet etmemekten münezzehtir. Kendisine çevrilen elleri, dilleri boş olarak geri çevirmekten münezzehtir. Çünkü O dualara icabet edendir. Kerimdir... Kafirlerin ise batıl ilahlarına yaptıkları çağrılar karşılıksız kalacaktır. Kafirlerin duaları dalalettedir, boşa gitmektedir, karşılıksız kalmaktadır. O halde kullar da O'nun davetine icabet etmelidirler. İcabet burada iki taraflıdır. )

    Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir kudsi hadiste, Peygamber Efendimiz Allah Teala'dan naklen şunları anlatır:
    "Adem Oğlunun bütün amelleri kendisi içindir. Fakat oruç böyle değildir. O benim içindir. (Yani onu benden başkası bilmediği için sadece benim için yapıldığı kesindir. Nefsin hazzı yoktur. Aksine nefsi kırmak için oruç tutulur.) Onun mükafaatını bizzat ben vereceğim. (Yani diğer ameller gibi belli bir karşılık yoktur. Onun mükafattı kat kat fazla olarak verilecektir. Karşılığı belirsiz bırakılmıştır...) Oruç kalkandır. Sizden biriniz oruç tuttuğu zaman o gün sakın kötü sözler konuşmasın, bağırıp çağırmasın. Şayet biri ona küfrederse veya sataşırsa "Ben oruçluyum..." desin... Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki oruçlunun ağzının kokusu Allah yanında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlu için iki sevinç vardır. İftar ettiği zaman sevinir. Birde Rabbine kavuştuğu zaman tutmuş olduğu oruçlara sevinir."

    Yine sahih bir hadiste, namaz ehlinden olan cennete "namaz kapısı"ndan çağrılacağı belirtilir. Cihad ehli "cihad kapısı"ndan çağrılacaktır. Sadaka ehli olan "sadaka kapısı"ndan cennete davet olunur. Siyam ehli olanlar ise "Reyyan Kapısı"ndan çağrılacaktır. Reyyan ismi "atşan" ismine karşılık olarak buraya verilmiştir. "Atşan" susuz kalmış kimseye derler. "Reyyan" ise suya kanmış kimsedir. Dünyada aç ve susuz kalmasına karşılık bu kapıdan girecek olan oruç ehlinin artık sonsuza kadar suya kanmış olacakları haber verilmiş olmaktadır. Reyyan Kapısı'ndan girenler için cennette açlık ve susuzluk bilhassa yoktur. Çünkü amellerin karşılığı o ameller cinsinden olur.

    Bir başka açıdan baktığımız zaman; orucun günahlara kefaret olduğunu görmekteyiz...

    Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği Ebu Hüreyre hadisinde Hz. Peygamber şöyle buyurur: -Kim imanla ve ecrini Allah'tan bekleyerek, O'nun rızasını isteyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş bütün günahları mağfiret olunur, bağışlanır. Hadis-i şerifte iki husus bulunuyor: Oruç İmanen ve ihtisaben tutulacak. Yani orucun farziyetine, faydasına tam bir iman ederek ve diğer taraftan karşılığını sadece Allah'tan ümit ederek, bekleyerek tutulması kastediliyor. Bu durumda oruca özen gösterilmesi onu tam bir dikkatle tutulması lazımdır.

    İmam Nevevi rahmetullahi aleyh Riyazus-salihinde şöyle bir başlık açar: "Ramazan Ayı'nda cömert olmak, iyi işler yapmak ve hayırları çoğaltmak ve bilhassa Ramazan'ın son on gününde bunları daha da arttırmak babı..."

    Bu başlık altında şu 2 hadisi nakleder.

    Abdullah b. Abbas şöyle der: Resulullah insanların en cömertiydi. En fazla cömert olduğu zaman ise Cibrille bir araya geldiği Ramazan Ayıydı. Ramazan'ın bütün gecelerinde Cebraille buluşur ve Kur'an'ı müzakere ederlerdi. Rasulullah işte bu zamanlarda yağmur getiren rüzgarlardan daha çok cömert olurdu.

    Hz. Aişe'den gelen hadiste Hz. Aişe şunları nakleder:
    Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan'ın son on günü girince geceleri ihya ederdi. Ailesini uykudan uyandırırdı. İyi işler için kollarını sıvardı... Ramazan'ın son on gününde Peygamberimizin itikaf yaptığı da bilinmektedir. Çünkü son on günün içinde Kadir Gecesi gizlidir. Kadir Gecesi Kur'an'ın nazil olduğu bereketi büyük bir gecedir. Son on günün tek sayılı geceleri yani 21. 23. 25. 27. ve 29. gecelerde gizlidir. O günü idrak etmek ve değerlendirmek için itikafta bulunmak önem arzetmektedir. Hz. Peygamber vefat ettikleri sene ise yirmi gün itikafta kalmıştır.

    Hz. Enes b. Malik'ten gelen hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sahur yemeği yiyiniz; sahurda bereket vardır." Bu bereket seher vaktinde uyanmak, o vakitte dua ve zikirle meşgul olmaktır. Çünkü seher vaktinde dua ve zikirle meşgul olmak Kur'an'da da övülmüştür. "O müminler seher vakitlerinde istiğfar ederler" şeklinde özellikle seher vakitlerinde uyanık kalmaya işaret vardır... Yine sahur yemeği yemekle ehl-i kitaba muhalefet edilmiş olur. Onların oruçlarında böyle bir hususiyet yoktur... Bundan başka sahur yemeği ile gündüz yapılacak ibadetler için vücut kuvvetlenir.

    İmam Gazali orucun sünnetlerini şöyle sıralar:
    1-Sahuru geciktirmek
    2-İftarı acele yapmak
    3-İftarı hurma veya su ile yapmak
    4-Sadaka vermek
    5-Oruçlulara iftar yemeği vermek
    6-Çok Kur'an-ı Kerim okumak
    7-Bilhassa Kadir gecesinin içinde bulunduğu Ramazan'ın son on gününde itikafa girmek
    alıntı.




ramazan ayı ile ilgili yazı,  ramazan ile ilgili yazılar,  ramazan ayı yazıları,  ramazan ayı ile ilgili yazılar,  ramazanla ilgili yazılar,  ramazan ayıyla ilgili yazılar,  ramazan ayı ile ilgili makaleler