Mü'mine ve Oruç ve Oruç Tavsiyeleriniz (konudışı) Forumundan Orucun sağlık üzerinde ki olumlu etkisi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Orucun sağlık üzerinde ki olumlu etkisi

    Reklam




    Orucun Sağlık Üzerinde ki Etkisi




    Ramazan ayı geldiği zaman bütün müslümanlar oruç tutarlar. Şartları oluştuğu zaman oruç tutmak bir müslüman üzerine farzdır. O sebeple oruç tutmak, Allah'ın kesin bir emri olup sırf Allah için, sadece O'nun rızasını kazanmak için yapılan bir iş, eylem ve aktivitedir. Yani oruç teknik ifadesiyle bir ibadettir. İbadet ise mükellefin-yükümlünün, yaratanına karşı duyduğu saygı ve O'nun huzurunda boyun eğmesinin bir sembolü ve bir simgesi olup Allah ve O'nun elçisi tarafından yapılması istenen zamanı tayin edilmiş belli hareket ve davranış biçimleridir.

    İbadetlerin bir ödev ve bir görev olarak yerine getirilmesi yanında aynı zamanda birey ve toplum açısından gizli ve açık olarak ortaya koyduğu bir takım fonksiyonları da vardır. Mesela camide namaz kıldıran bir imam oturacağı yerde yanılarak ayağa kalksa, arkasındaki cemaat ona uymaz ve bilakis yüksek sesle "sübhanellah"! Diyerek onu uyarıp oturmasını yani meşru olanı yapmasını sağlar. İbadette yapılan bu davranışın, sosyal hayata yansıması şu şekilde olur: Eğer toplumu yönetenler, vatandaşlara mevzuata aykırı, kanun ve nizamlara ters düşen olmayacak şeyleri emrederlerse, insan doğasıyla uyuşmayan bir takım emirler verirlerse onların bu emirleri dinlenmez ve yerine getirilmez. Böyle amirlere itaat edilmez.

    Öyleyse ibadetler, bir taraftan toplumdaki sosyal yapıyı düzenlerken diğer taraftan da birey olarak kişileri eğitir. İbadet, birey olarak kişilere, gerek yalnız başına ve gerekse toplum içinde nasıl yaşayacaklarını ve ne yapacaklarını gösterip öğretir.

    Mükelleflerin yani yükümlülerin birinci görevi, her şeyden önce kendi ruh ve beden sağlıklarını korumalarıdır. Zira bedenen ve ruhen sağlıklı olmayan bir insan, topluma olan görevini yerine getiremediği gibi, onun ne kendisine, ne ailesine ve ne de topluma bir faydası olur. Öyleyse sağlıklı bir toplum oluşturmak bireyler açısından da çok önemli bir olaydır. Böyle bir toplumda sağlıklı olmayan kimseler, hastalar, özürlü ve engelliler mensup oldukları birimler tarafından bakılıp gözetilirler.

    Mükelleflerin-erişkin yükümlülerin ikinci görevi ise evlenip çocuk yetiştirmeleridir. Dünyada insan neslinin devam edebilmesi için, toplumda kadın ve erkekler olarak, kuşaklar arası nöbetleşe devredilerek yapılan bir asli görev vardır. Daha önce dede ve nineler, nasıl çocukların anne ve babalarını meydana getirip bakıp büyüttülerse ve onları topluma faydalı birer eleman olarak yetiştirdilerse, şimdilerde çocukların anne ve babaları da aynı görevi zevkle paylaşıyorlar. Bundan sonra bugünün çocukları da yarın evlenip evlatlar sahibi olup kendilerine yapılan bu hizmetleri geri devrederek kendilerinden sonra gelen kuşaklara taşıyacaklardır.

    Cemaatle kılınan namaz, insanların tüm hayatını düzenleyen bir ibadettir diyebiliriz. Ancak namaz daha çok insanların yapmaları gereken hususları öğretir. Mesela temizlik, örtünme, giyinme, sıraya girip hizaya gelme, vakit kültürüne sahip olarak zamanı iyi değerlendirme gibi. Bunlar ve daha bunlara benzeyen birçok hayati gerçekleri namaz bize hep öğretip durur.

    Zekât ise insanları yaşama bakımından bir güvenceye kavuşturur ve toplumda sosyal dayanışmayı sağlar. Bugün toplumda sosyal sigorta ve sosyal yardım gibi birçok kavram ve kurumların bulunmasına rağmen sosyal güvenlik alanında insanlığın daha henüz istenilen düzeye yükseldiği ve mali bakımdan güvenliğin sağlandığı söylenemez.
    Oruca gelince, oruç insanın kendi özel hayatında bir takım düzenlemeler yapar. Kişi yılın bir ayını oruçla geçirir. Oruç, sabahın aydınlığı başladıktan sonra akşamleyin güneş batıncaya kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişki kurmaktan uzak kalmaktır. Böyle bir davranış ise insanı bedenen ve ruhen eğitir ve sağlıklı hale getirir.

    İnsan beyni, insanın bütün ihtiyaçlarını tespit edip belirler. Acıktığımız zaman, üşüdüğümüz, yaralandığımız veya bir saldırıya uğradığımız zaman ruh, zevk-tat melekesi ile acı duyar, açlığı duyar ve ihtiyacını gidermesi için vücudun tüm melekeleri harekete geçer. Acıkan istek ve arzular her zaman hayırlı sonuçlar doğurmaz. Çünkü insan her istediği malı alıp kendisi için tüketemez. Her istediği yemeği yiyemez, zira düzen bozulur. işte insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli özellik budur. Diğer canlı varlıklar ise tamamen kendi hisleri ile hareket ederler. Hayvanlar için korku ve iştah hisleri vardır. Onlar bu hislerin yardımı ile hareket ederek kendi hayatlarını devam edip dengede tutarlar.

    Oysa insan, sadece korku ve iştah duyuları ile yaşamaz; o beyninde bunlar ile birlikte hafıza ve muhakeme melekesini de bir araya getirerek bir denge kurar. İnsan, oruç sayesinde doğal ihtiyaçları olan yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan gündüzleri men edilmektedirler. Kişinin tüm bedeni, bu arzuların yerine getirilmesi için faaliyete geçer; insan ise hislerine hâkim olup kendi iradesi ile yememekte, içmemekte ve cinsel ilişkide bulunmamaktadır. İşte böylece insanın kendisine özgü, en üstün melekesi olan irade melekesi eğitilmiş olmaktadır. Kişi bu eğitim sayesinde kendisini haram ve yasaklarda kolayca uzak tutabilir ve inandığı dinin esaslarına, içinde yaşadığı toplumun kanun ve kurallarına uygun olarak yaşama gücünü kazanır. Bir iş yapmak istediği zaman sabırlı olur, iyi sonuç elde etmek için sebat eder. Artık o, orucun sağladığı irade eğitimi sayesinde toplumun yararlı bir üyesi haline gelir ve faydalı bir bireyi olur. Bunun yanı sıra oruçlu insan, aç kalarak aç olan insanların hallerini de bilfiil yaşayıp bunun acısını tattığından, artık çevresindeki yoksulları doyurma azmine yönelir.

    Orucun dört noktada insan iradesini eğittiği görülmektedir;

    1- Kişi, güçlenmiş olan kendi iradesini kullanarak, kendi hayatını kendisi düzenler; içtihat yaparak her hususta kendisi karar verir. Artık o, diğer insanların inanıp güvendiği karakterli bir kişi haline gelmiştir. Böylece karakterli şahsiyetlerle ilişki kurup iş yapacak olan insanlar onun nasıl davranacağını bilirler ve zaten işin selameti bakımından da bilmeleri gerekir. Mesela ateşin hangi durumlarda ısı ve fayda verdiğini ve hangi durumlarda yakıp zarar verdiğini bilirsek, ondan yararlanmayı ve vereceği zarardan da korunmayı bilmiş oluruz. Ama ateş bazen ısıtacağı yerde yakarsa yahut yakacağı yerde ısıtırsa, bizde henüz ateş kültürü oluşmamış ve hayatımızı da ateş ile düzenli bir şekilde kuramamış demektir. işte kişiyi de böyle kabul edebiliriz. Biz bireyin nasıl davranacağını bilirsek, onun vereceği zararlardan kendimizi korur, vereceği yararlardan ise istifade ederiz. Zaten karakterli insan demek, her durumda böyle belli kurallara göre hareket eden insan demektir. İşte bu kişideki karakter, irade eğitimi sayesinde oluşmaktadır, onu sağlayanda oruçtur.




    Paylaş
    Orucun sağlık üzerinde ki olumlu etkisi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    2- İnsanlar hayatta diğer kişilerle ilişkiler kurarken sözleşmeler yapar ve bu karşılıklı olarak kabul edip onaylamış oldukları sözleşmelere uyarlar. İslam’da helal olan şeylerde ve serbest alanlarda sözleşme serbestliği vardır. Sözleşmeler menfaat paralelliği içinde yapılır ve olayda her iki tarafında çıkarı vardır. Ancak şu kadar var ki, artık sözleşme yapıldıktan sonra o sözleşmeye harfiyen uyulur. Bu durumda zaten hâkimiyet ve üstünlük sahibi olan, kişiler ve taraflar değil, sözleşme metinleridir. Bu ilke insanı diğer insana köle olmaktan kurtarır. Toplumda yürütülecek olan tüm mevzuat ve düzen buna göre kurulur. Bütün ekonomik hareketlerde buna göre yapılır. Böylece toplumdaki mevzuatı, fertler tarafından yapılan bu sözleşmeler meydana getirmiş olur. İşte kişinin verdiği bir sözde durabilmesi, tamamen bir irade olayıdır. Mümin o kimsedir ki, kendi zararına da olsa verdiği sözü tutar. Böyle bir irade eğitimini sağlayan araç ise oruçtan başka bir şey değildir.

    3- Bir hayvan için hisler tam yönlendirici, seçici ve ayırıcıdır. Bir hayvan kendisi için zararlı olan bir şeyi hisseder ve artık ona yaklaşmaz. Hâlbuki insanın fıtrat ve yaratılışı böyle değildir. İnsan için zararlı olan birçok zevkler vardır ki, o bunları yapmak ister. işte insanın iradesi burada işe yarar, hem birey ve toplum açısından zararlı olan şeyleri, kendisi için fayda ve zevk olsa bile yapmaz. İşte insanın Allah'ın halifesi olması, onun bu özelliğine dayanmaktadır. İnsan, ne kendisine zararlı olan şeyleri (yani haramları)işlemeli ve ne de toplum için zararlı olan şeyleri (yani yasakları)yapmalıdır. Çünkü insan kendisine zarar veremez; mensup olduğu topluma da zarar veremez. Zira kendisi o toplum içinde yaşamaktadır. Toplumun çöküp yok olması, aynı zamanda kendisinin ve onun neslinin yok olması demektir. Hâlbuki savaş, insanın neslini kurtarmak için kendisini feda etmesidir. işte bu azim ve iradeye sahip olabilmesi için oruç eğitimine ihtiyaç vardır. Toplumda kimsenin hukuk ve haklarına saygısızlık yapılmamalı ve kimsenin hakkı yenmemelidir; yoksa düzenli bir toplum yerine anarşik bir toplum ortaya çıkar. Böyle bir düzeni polis gücü ile sağlayamazsınız. Anarşik ortamlarda polis de topluma uyarak yemeğe başlar. Aslında polis kötü insanlara karşı olup iyi insanların hukukunu korumaya çalışır. Fakat toplumda kötü insanların sayısı çok ise, o zaman polis ne yapsın? İşte toplumda bu iyi insanları ortaya çıkarıp koruyan oruçtur. Bir gün bile açlığa dayanamayan bir insan hangi iradesiyle ne yapabilir ve hangi işi becerebilir?

    4- Kişi, yaratılışı gereğiyle topluluk içinde yaşamak zorundadır. Birey verdiği sözlerde durmak suretiyle toplumda düzenin sağlanmasına katkıda bulunmuş olur ancak toplumda düzenin sağlanması ve her kafadan bir sesin çıkmayıp, birliğin sağlanması için bir başkana ihtiyaç vardır. İslam kültüründe başkanlar, çok önemli bir yere sahiptirler. Herkes kendi başkanını kendisi seçer, ama bir defa seçtikten sonra artık onun meşru emirlerine uymak zorundadır. Eğer başkanın emirlerine uymazsa, bulunduğu o yerleşim birimini, mesela mahalleyi bırakıp başka yerlere gitmelidir. İnsan kendi seçtiği başkanına isyan etmemelidir. Kişiler arasında çıkan ihtilaflar, tarafların seçeceği hakemlerle çözüme kavuşturulur. Hâkimlerin verdikleri kararlara, idam cezası bile olsa rıza gösterilip uyulur. İman etmiş olmanın gereği budur. İşte bu derece üstün bir irade sahibi olmak ve yetkililerin kararlarına uyma melekesini kazanmak ancak irade eğitimi ile sağlanır. Böyle bir irade eğitimi de yine ancak oruç sayesinde gerçekleşebilir.


    Prof. Dr. Osman Eskicioğlu