Soru ve Cevaplarla İslam ve Oruç Soruları Forumundan Şafii mezhebinde oruçlu iken serum yapılması veya iğne yapılması orucu bozar mı? Şafii mezhebine göre hangi durumlarda oruç tutulmayabilir? Orucu bozan ve bozmayan şeyler nele Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Şafii mezhebinde oruçlu iken serum yapılması veya iğne yapılması orucu bozar mı? Şafii mezhebine göre hangi durumlarda oruç tutulmayabilir? Orucu bozan ve bozmayan şeyler nele

    Reklam




    ORUÇ TUTMAMAYI MUBAH KILAN MAZERETLER:

    Oruç tutmamayı ya da tutulan orucu bozmayı mubah kılan bazı mazeretler vardır. Bu mazeretler şöyle sıralanabilir:

    1. Sefer (yolculuk) hali

    Yolculukta bulunan bir kişi oruç tutmayabilir. Tutmadığı günlerin orucunu daha sonra gününe gün kaza eder. Bununla ilgili bir âyet-i kerîmede yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    "Kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun." (Bakara, 2/185.)
    Oruç tutmamayı mubah kılan yolculuğun yaklaşık 90 kilometrelik bir mesafeye yapılmış olması, yolculuğa fecirden önce çıkılmış olması, yolculukta namazı kısaltarak kılmanın caiz olacağı bir mesafeye ulaşılmış olması şarttır. Çünkü yolculuğa çıkacak olan kişi, oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkarsa artık seferîlik sebebiyle orucunu bozması mubah olmaz. Ama bir kişi fecrin doğuşundan yani imsak vaktinin başlamasından önce yolculuğa çıkar ve bulunduğu yerleşim biriminin sınırını geride bıraktıktan sonra fecir doğarsa, o kişi oruç tutmayabilir. Daha sonra o günün orucunu kaza eder.

    Yolculuktayken oruca başladıktan sonra, normalde dayanılamayacak bir sıkıntı ve zorluğa mâruz kalan kişi orucunu bozabilir. Ashâb-ı kiramdan Hz. Câbir'in (r.a) rivayetine göre sevgili Peygamberimiz (asm) hicretin 8. yılında Mekke'yi fethe gitmek üzere Medine'den çıkarken oruç tutup yola koyuldu. Bu arada sahâbîler de onunla birlikte oruç tutmuşlardı. Medine'nin üst taraflarında Usfan mıntıkasındaki Kürâülgamim vadisine vardıklarında kendisine, "Oruç, insanları zora soktu; senden bir şeyler yapmanı bekliyorlar." denildi. O da kendisine bir bardak su getirilmesini istedi, getirilen suyu herkesin gözleri önünde içti. Onun böyle yapması üzerine bazıları oruçlarını bozdu, bazılarıysa oruçlu kalmakta devam etti.

    Daha sonra bazılarının oruçlarını bozmadıkları haberi kendisine ulaştığında Allah Resulü (asm),
    "Onlar âsidirler, onlar âsidirler." (Müslim, Sıyâm, 14,) buyurdu.
    Bu rivayete dayanarak cumhuru ulemâ, oruç tutmaya geceleyin niyet etmiş olsa bile, seferdeki kişinin orucunu bozmasının mubah olduğunu söylemişlerdir. ( Zûhaylî, el-Fıkhû'l-islâmî, 3/1695.)

    Yolculuğun oruç tutmamayı mubah kılan mazeretlerden sayılabilmesi için, kişinin sürekli sefer halinde olmaması şarttır. Şoför, pilot, kaptan gibi sürekli yolculuk yapan kişiler, oruç tutmama ruhsatından yararlanamazlar. Ancak bunlar, oruç nedeniyle hastalanma veya vücut organlarından birinin zarar görüp telef olması gibi şiddetli bir sıkıntı ve zorlukla karşılaşma endişesine kapılırlarsa oruç tutmayabilirler.

    Yolculukta bulunan kişinin oruç tutmamasının mubah olması için, yolculuğunun mubah bir iş için olması ve yolculuk esnasında bir yerde dört gün süreyle ikamete niyet etmemiş olması da şarttır.

    Hanefî mezhebine göre yolculuk mubah amaçlı olmasa da oruç tutmama için yeterli bir ruhsat sayılır.
    Yolculuk halindeki bir kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra fikir değiştirip orucunu bozmak isterse, bunu yapmasında sakınca yoktur. Daha sonra o günün orucunu kaza eder.

    Hanefi mezhebine göre bu durumda orucu bozmak caiz olmaz.

    Yolculuk yapmakta olan kişinin -eğer zarar görmeyecekse- oruç tutması tutmamasından daha faziletlidir. Bununla ilgili bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
    "Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." (Bakara, 2/184.)
    Yolculuk yapmakta olan kişi Ramazan ayında Ramazan orucunu tutmayıp adak veya kaza orucunu tutarsa, tuttuğu bu oruç geçerli olmadığı gibi Ramazan orucu yerine de geçmez. Çünkü bu kişinin ramazan orucunu tutmaması, yolculuk mazereti dolayısıyla bir ruhsat olarak kendisine mubah kılınmıştır. Bu durumda onun ramazan orucundan başka bir oruç tutması caiz olmaz.

    Hanefî mezhebine göre seferi kimse ramazan ayında ramazan orucu dışında nafile oruç değil de adak, kaza ve kefaret oruçları gibi farz veya vacip oruçları tutabilir.

    Ramazan ayında yolcular ve hastalar dilerlerse ramazan orucunu tutabilirler. Tuttukları takdirde bu oruçları ramazan orucu olarak geçerli olur. Hz. Enes (r.a) der ki:
    "Resûlullah (s.a. v) ile birlikte ramazanda yolculuk yapardık. Kimimiz oruç tutar, kimimiz tutmazdı. Ama tutanlar tutmayanları, tutmayanlar da tutanları ayıplamazdı." (Buhârî, Savm, 37; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/222.)
    Ramazan orucunu eda etmekte olan kişinin yolculukta bu orucu tutmayabileceğini söylemiştik. Ancak ramazan ayı dışında yolculuk yapmakta olan bir kişi, acilen kaza etmesi gereken orucu yolculuk mazeretine sığınarak tutmamazlık edemez.

    Aynı şekilde bir kişi bir ay süreyle oruç tutmayı adar da sözünü ettiği o ayda yolculuğa çıkarsa, mutlaka o ayda adak orucunu tutması gerekir. Yolculuk mazereti, onun bu orucu o ayda tutmayıp daha sonraya ertelemesini mubah kılmaz. (Şirbînî, Mugni'l-Muhlâc, 2/169.)

    2. Hastalık hali

    Hastalık, oruç tutmamayı veya tutulan orucu bozmayı mubah kılan mazeretlerdendir. Takdir edilir ki her hastalık, oruç tutmamayı veya orucu bozmayı mubah kılan bir mazeret değildir. Oruç konusunda mazeret sayılabilecek olan hastalığın, kişinin oruç tutması halinde ölmesine veya hastalığının artmasına ya da iyileşmesinin gecikmesine yol açacak derecede ağır bir hastalık olması şarttır.

    Oruç tuttuğu takdirde öleceğine veya duyu organlarından birinin fonksiyonunu yitirmesi gibi ağır bir meşakkate ve ciddi bir sıkıntıya mâruz kalacağına galip zanla kanaat getiren kişinin oruç tutmaması, tutmuş ise orucunu bozması gerekir.

    Hasta bir kişinin, orucunu bozarken hastalık nedeniyle oruç bozma ruhsatından yararlanmaya niyet etmesi gerekir. Böyle bir niyeti olmadan orucunu bozması halinde günahkâr olur.

    Hasta veya seferi kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra iyileşir veya yolculuğu sona erip ikamet mahalline varırsa, orucu bozmayıp tamamlaması gerekir. Ama oruç tutmama niyetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kalkarsa, günün kalan kısmında yemesi içmesi caiz olur.

    Oruç tutmama mazereti bulunan bir kişi de, aynı şekilde oruç tutmama niyetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kalkarsa, günün kalan kısmında yemesi içmesi caiz olur.

    Hasta veya yolcu olduğu için ramazanda oruç tutmayan kişinin, ramazan çıktıktan sonra bir dahaki ramazana kadar bu orucunu kaza etmemesi durumunda artık hem kaza orucunu tutması hem de kefaret vermesi gerekir. Kefâret ise, tutulmayan her gün için yükümlünün yaşamakta olduğu beldede en çok tüketilen gıda maddesinden 832 gramın yoksullara verilmesidir. Ödenmeyen kefarete her sene bir kat fazlası eklenir.

    Ama oruç tutmamayı mubah kılan mazeret devam eder de kaza etme imkânı doğmadan bir sonraki ramazan gelip çatarsa kefaret gerekmez.

    Bu durumda yükümlünün, mazeretinin sona ermesinden sonra sadece gününe gün kaza etmesi gerekir. Kaza etme imkânını bulmadan ölürse, herhangi bir şey gerekmez. Ama kaza etme imkânını bulduğu halde kaza etmeden ölürse, velisinin onun yerine kaza etmesi mendup olur.

    Kaza etmezse, bıraktığı terekeden her gün için, içinde bulunulan beldenin en çok tüketilen gıda maddesinden 832 gramı yoksullara vermesi gerekir. Zira bu konuda Abdullah b. Ömer'den (r.a) gelen bir rivayette bu hüküm açıkça ifade edilmektedir:
    "Üzerinde ramazan orucunun kazası bulunduğu halde ölen kişinin yerine (velisi) her bir gün için bir düşküne yemek versin." (Tirmizî, Savm, 4.)
    Aynı konuda Hz. Âişe (ra) validemiz, Resûlullah'ın (asm) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
    "Üzerinde oruç borcu bulunduğu halde ölen kişinin yerine velisi oruç tutar." (Buhâri, Savm, 42.)
    3-4. Gebelik ve çocuk emzirme hali

    Gebe kadının, kendisinin veya başkasının çocuğunu emzirmekte olan kadının, geçmiş tecrübesine veya uzman bir hekimin ifadesine dayanarak kendi şahsına veya emzirmekte olduğu çocuğa bedenî veya aklî bir zarar dokunacağına galip zanla kanaat getirmesi durumunda oruç tutmaması mubah olur. Bu hususta sevgili Peygamberimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
    "Şüphesiz yüce Allah seferî kişinin üzerinden orucu ve namazın yarısını; hamile ve emzikli kadından da orucu kaldırdı." (Nesâî, Sıyâm, 51; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/230.)
    Bu durumdaki kadınlar, kendilerinin veya çocuklarının ölmesinden endişe ederlerse oruç tutmaları haram olur. Tutmadıkları oruçları daha sonra gününe gün kaza ederler. Ama sadece çocuklarına zarar gelmesinden endişe etmeleri sebebiyle tutmadıkları oruçları gününe gün kaza etmekle beraber, her gün için birer fidye vermeleri de gerekir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/174.)

    5. Yaşlılık hali

    Senenin herhangi bir mevsiminde oruç tutmaktan âciz olan çok yaşlı insanların oruç tutmamalarının câizliği konusunda islâm âlimleri görüş birliği etmişlerdir. Bunlar oruç tutma gücünden yoksun oldukları için, tutamadıkları oruçları kaza etmekle de yükümlü değildirler. Ancak fidye olarak her günün orucu için bir yoksulu doyurmaları gerekir. (Nevevi, el-Mecmû; 6/263.)

    Bu konuda bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
    "Oruca zorlanarak gücü yetenler bir yoksulu doyuracak fidye verirler." (Bakara, 2/184.)
    iyileşmesinden umut kesilen hasta da oruç tutmama hususunda aynı hükme tâbidir. Yüce Allah kullarını hiçbir işte zora sokmadığı gibi dinî konularda da zora sokmamıştır. Bu husustaki bir âyette şöyle buyrulur:
    "(Allah) dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac, 22/78.)
    Oruç tutamayacak derecede yaşlanmış bir kişi veya iyileşmesinden umut kesilen bir hasta, oruç tutmayı adarlarsa, bunların adaklarını yerine getirmeleri gerekmez. Çünkü bunlar oruç tutmaktan âcizdirler. Dolayısıyla oruç tutmaya dair ilâhî emrin muhatabı değildirler.

    Ramazan orucunu tutamadığı için fidye vermesi gereken çok yaşlı veya iyileşmesi umulmayan ağır hasta, yoksul ise fidye verme yükümlülüğü ortadan kalkar. Ama daha sonra malî durumu iyileşirse fidye vermesi gerekir. Vermeden ölürse, terekesinden verilmesi icap eder. (Nevevî, el-Mecmû', 6/262.)

    Ramazanda oruç tutmaktan âciz olan ama ramazanda tutamadığı orucu daha sonra kaza etme gücüne sahip olan kişinin, bu orucu kaza etmesi gerekir. Bunun fidye vermesine gerek yoktur.

    6. Aşırı derecede acıkma ve susama hali

    Ölmesinden veya aklının noksanlaşmasından ya da organlarından bazısının işlerliğini kaybetmesinden korkulacak derecede şiddetli bir açlık veya susuzluğa maruz kalan kişinin oruç tutmaması yahut tutmuş olduğu orucu bozması caizdir. Böyle bir kişi ölmekten korkarsa, oruç tutması haram olur. Nitekim bu konuya ışık tutacak bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
    "Kendi kendinizi tehlikeye atmayın." (Bakara, 2/195.)
    Böyle bir kimse daha sonra imkân bulduğunda orucunu kaza eder. Fidye vermesi gerekmediği gibi kefaretle de yükümlü olmaz.

    7. Ağır işte çalışma hali

    Maden ocaklarında, yer altında, sıcaklık derecesi çok yüksek olan fırınlarda ve benzeri riskli ve ağır işlerde çalışan kimseler, oruç tuttukları takdirde ciddi bir zarara uğrayacaklarsa; sahura kalkıp niyet etmeli, sonra da çalışma esnasında aşırı derecede acıkır veya susar ve bu nedenle bedenî bir zarara maruz kalmaktan korkarlarsa, oruçlarını bozmaları caiz olur. Bozdukları oruçlarını daha sonra imkân bulduklarında kaza etmeleri gerekir. Çalışırken bedenlerine bir zarar isabet ederse, oruçlarını bozmaları vacip olur.

    Buraya kadar anlatılanlar, oruç tutmamayı veya tutulan orucu bozmayı mubah kılan mazeretlerin en önemlileriydi.

    Oruçlunun oruca başlamasından sonra delirmesi veya hayız ya da nifas halinin başlamasına gelince, bu durumlarda da oruç bozmak mubah olur. Hatta oruç tutmamak gerekir. Tutulsa bile sahih olmaz.

    Mazerete binaen orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması

    Hiçbir mazereti olmaksızın orucunu bozan meselâ ramazan-ı şerifte oruçlu iken yemek yiyen bir kişinin, işlediği bu suçun cezası olarak günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması; yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden uzak durması lâzımdır. Geceleyin fecirden önce oruca niyet etmeyi unutan kişinin de böyle yapması gerekir. Çünkü bunun unutması, oruç ibadetine gereken ilgiyi göstermediğini hissettirmektedir. Bu da bir nevi kusurdur. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/171.)

    Bir kişi şek gününde oruç tutar da bu orucunu bir şey yiyerek veya içerek bozar ve ardından o günün ramazan olduğu ortaya çıkarsa; hilâli gözetlemede gereken gayreti göstermeme suçunu işlediğinden ötürü günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması ve o günün orucunu bir an evvel kaza etmesi gerekir. Mutemet olan görüş budur.

    Ramazan ayında gündüzleyin çocuk bulûğa erer veya deli akıllanır yahut gayri müslim bir kişi müslüman olursa, artık o günün orucunu eda etmeye yetecek kadar zaman kalmadığından, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması gerekmez. Ancak bu sayılanlardan islâm'a giren gayri müslimin veya akıllanan delinin, mezhepler arası ihtilâftan sakınmış olmak için o günün orucunu kaza etmesi mendup olur.

    Oruçlarını bozmalarından sonra seferî veya hasta kişilerin seferîlik ve hastalık mazeretleri sona ererse, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Müstehaplığı da ramazan-ı şerif ayına olan saygıdan dolayıdır.

    Aynı şekilde hayızlı veya nifaslı kadınlar, ramazan ayında gündüzleyin bu halleri sona erip temizlenirlerse, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Çünkü mazerete dayanılarak hak edilen ruhsatın kullanılmasından sonra mazeretin ortadan kalkması, artık o ruhsatın kullanımını etkilemez.

    Hanefî mezhebine göre ramazan ayında mazerete binaen de olsa orucu bozulan kişinin mazereti ortadan kalktıktan sonra günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması gerekir.

    Fecrin doğmasından sonra temizlik dönemine giren hayızlı veya nifaslı kadının, sefer hali sona eren yolcunun, şifa bulup iyileşen hastanın, kendine gelip akıllanan delinin, bulûğa eren çocuğun, islâm'a giren gayri müslimin, ramazan-ı şerif ayına saygı adına günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması vacip olur. Bunlardan islâm'a giren gayri müslim ile bulûğa eren çocuk hariç, diğerlerinin tutmadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Çünkü bu ikisi, o gün fecrin doğuşu esnasında oruç tutmakla yükümlü değillerdi. (Tahtâvî, Haşiye ali Merâkı'l-Falâh, s. 370-371.)

    Ancak özel halleri sebebiyle ramazan ayında oruç tutamayan kadınların, tutamadıkları oruçları ramazandan sonra kaza etmeleri gerekir.

    ORUCU BOZAN ŞEYLER:

    Orucu bozan şeyler iki kısma ayrılır:

    I. Orucu bozup sadece kaza edilmesini gerektirenler.

    II. Orucu bozup hem kaza edilmesini hem de kefaret gerektirenler.

    Aşağıda sıralayacağımız sebeplerden ötürü oruç bozulur ve kefâretsiz olarak sadece kaza edilmesi gerekir. Bu sebeplerden biri ile orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması icap eder. Çünkü bunu yapan kişi, orucunu hiçbir mazeret yok iken bozmuştur.
    Şu durumlarda oruç bozulur ve yalnızca gününe gün kaza edilmesi gerekir:

    1. Bir susam tanesi kadar az da olsa yenilebilir bir maddeyi veya çakıl tanesi gibi yenilmez bir nesneyi oruçluyken vücudun ağız, burun, kulak, makat gibi tabii menfezlerinden biri vasıtasıyla bilerek vücudun içine almak. Çünkü oruç, insanın vücudunun içine bir şey almaması demektir. Burada bunun aksi yapıldığı için oruç bozulur. Ama unutarak, tehdit altında kaldığı için zorlanarak veya yeni müslüman olduğu ya da din adamlarından uzak ve ıssız bir yerde yaşadığı için dinin bu konudaki hükümlerini bilmeyerek oruçlu iken bir şeyler yiyen veya içen kişinin orucu bozulmaz. Zira böyle biri bunları yaparken kasıtlı olarak yapmamaktadır.

    Bilerek de olsa ağzını açan kişinin ağzına sinek, toz ve benzeri şeyler kaçarsa orucu bozulmaz. Çünkü bu gibi şeylerden sakınmak çok zor ve meşakkatlidir. Ayrıca bunlar, eskilerin deyimiyle umumi belvâ yani herkesin başına gelecek sıkıntılı şeyler haline gelmiştir.

    Ağızda toplanan tükürüğü yutmak orucu bozmaz.

    Dişleri sık sık kanayan kişinin, tükürüğüyle beraber yuttuğu kan orucunu bozmaz. Çünkü onun bundan sakınması zordur. Yapacağı şey, aklına geldikçe tükürerek ağzını temizlemesidir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/157.)

    Bir iplik parçasını tükürüğüyle ıslattıktan sonra onu tekrar ağzına alan kişinin orucu bozulur. Dişlerinin arasında kalan yemek kırıntısını tükürüğünden ayıklayıp dışarı atamayan kişi, bu kalıntıları yuttuğu takdirde orucu bozulmaz. Ama bunları tükürüğünden ayıklayıp dışarı atabildiği halde atmayıp yutarsa, bunlar bir nohut tanesi miktarından az olsa bile orucu bozulur.

    Baştan inip de ağzın ortasına gelen balgamı yutmakla oruç bozulur. Ama baştan inip de ağzın ortasına gelmeden direkt olarak boğazdan aşağı inen balgamı yutmakla oruç bozulmaz.

    Sigara ve nargile içmekle, buruna enfiye çekmekle, penis deliğine ve kulağa bir şey damlatmakla, kulağa çöp ve benzeri bir şey sokmakla oruç bozulur.

    Cilde sürülen yağ ve benzeri şeyler vücudun içine sızsa bile, göze sürme çekip sürmenin tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. Zira Beyhakî'nin rivayetine göre sevgili Peygamberimiz (asm) oruçluyken de gözüne sürme çekerdi. Bundan da anlaşılıyor ki oruçlunun gözüne sürme çekmesi mekruh değildir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/156.)

    2.
    Abdest veya gusül alırken ağza ve buruna fazla miktarda alınan su eğer boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü oruçlu kişi, abdest ve gusül-de ağza ve buruna su alınırken işi ileri götürüp abartma yapmaktan men olunmuştur. Ama ağza ve buruna az miktarda alınan su, elde olmayarak boğazdan aşağı inerse oruç bozulmaz. Zira bu durumda ağza ve buruna su almaya ilişkin emir yerine getirilmiş ve bu emir yerine getirilirken de su, istek dışında boğazdan aşağı inmiştir. Fakat serinlemek veya suyla oynamak ya da abdest ve gusülde üç defadan fazla olarak dördüncü defa ağza veya buruna su almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü bu durumda oruçlu kişi, kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır.

    3. Kusmaya çalışarak kusuntu getirmek orucu bozar. Bu durumda çıkan kusuntunun bir kısmı boğazdan aşağı geri dönmese bile oruç bozulur. Bu konuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Oruçlu bir kişi elinde olmayarak kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendisi isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin." (Ebû Davud, Savm, 32.)
    Tabii haramlığını bildiği halde ve isteyerek kendi kastı ile kusan kişinin orucu bozulur. Ancak yeni müslüman olduğu veya din bilginlerinden uzak bir yerde yaşadığı için bunu yapmanın haram olduğunu bilmeyen kişinin kasten ve isteyerek kendi fiili sonucunda da olsa kusması durumunda orucu bozulmaz.

    4. Mastürbasyon yaparak (elle menisini boşaltarak), eşini öpüp okşayarak veya arada örtü ve çarşaf gibi bir perde olmaksızın ona sarılarak boşalan kişinin orucu bozulur.

    Ama cima ilgili bir şeyi veya olayı düşünerek veya şehvetle bakarak ya da aralarında örtü veya çarşaf gibi bir perde bulunduğu halde bir kadına sarılarak menisi akan kişinin orucu bozulmaz. Çünkü bu, ihtilâma (uykuda rüya görerek boşalmaya) benzer. Şunu da belirtelim ki, meni akmasa bile bunu tekrarlamak, oruçlu için haramdır.

    5. Fecir doğduğu halde doğmadığını, yani imsak vaktinin başlamadığını zannederek sahurda yeme ve içmeye devam etmek.

    Bir kişi fecir doğduğu halde doğmadığını, yani oruç vaktinin başlamadığını zannederek yemeye, içmeye ve oruca aykırı davranışlarda bulunmaya devam ederse, o günün orucunu daha sonra kaza etmesi gerekir.

    Aynı şekilde akşama doğru henüz güneş batmadığı halde battığını zannederek orucunu bozan kişinin, daha sonra güneşin batmadığı ortaya çıkarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Şunu da belirtelim ki, günün sonunda, her gün Kur'an okuyarak, vird yaparak, mûtat işler yaparak içtihat edip güneşin battığını zanneden kişinin orucunu açıp iftar etmesi helâl olur. Ama ihtiyat gereği kişi bu hususta kesin bilgiye sahip olmadan orucunu bozmamalıdır.

    Gecenin sonundaysa kişi, gecenin hâlâ devam ettiğini ve imsak vaktinin başlamadığını zanneder veya bunda şüpheye düşerse, sahur yemeğini yemesi caiz olur. Çünkü o esnada aslolan, gecenin devam etmesidir.

    Sahura kalkan kişinin fecir doğarken ağzında yemek lokması varsa, o lokmayı dışarı atması halinde orucu sahih olur. Ama lokmayı ağzında bekletirse orucu bozulur.

    Aynı şekilde o esnada eşiyle cinsel ilişkide bulunan kişi, bu ilişkiye derhal son verirse orucu sahih olur, ancak hemen son vermeyip biraz daha devam ederse orucu bozulur ve daha sonra o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Konuyla ilgili bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebû Bekir (ra)'in kızı Esma (r.a) şöyle demiştir:
    "Resûlullah'ın (asm) zamanında bulutlu bir Ramazan gününde (akşamleyin güneşin battığını zannederek) orucumuzu bozduk. Ne var ki kısa bir süre sonra güneş göründü. Bunun üzerine o günün orucunun kaza edilmesi emredildi."
    Hz. Ömer (ra), halifeliği zamanında bulutlu bir Ramazan gününde akşama doğru güneşin battığını zannederek orucunu bozup iftar etti. Kısa bir müddet sonra adamın biri kendisine gelerek, "Ey müminlerin emîri, güneş göründü!" deyince Hz. Ömer (ra), "Biz ictihad etmiştik, ama bunun yerine bir gün kaza edeceğiz." dedi. (Nevevî, el-Mecmû: 6/331.)

    6. Oruçluyken deliren, dinden çıkan, hayız veya nifas hali başlayanların da oruçları bozulur. Çünkü bu sayılan durumlar; akıllı olmak, Müslüman olmak, hayız ve nifas kanlarından temizlenmiş olmak gibi orucun sıhhat şartlarına aykırı düşen durumlardır.

    KAZA KEFFARET VE TAZİR GEREKTİREN DURUMLAR: (1)

    Ramazanda oruçlu bulunan bir kişiye sadece bir sebepten dolayı kazâ, kefaret ve tazir gerekir ki o sebep de cinse! ilişkidir. Bu kişinin ayrıca o günün geri kalan kısmını da oruçlu gibi geçirmesi icap eder. Ramazanda oruçlu iken cinsel ilişkide bulunan şahsın kazâ, kefaret ve günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmekle yükümlü olması ve ayrıca tazir edilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    1. Oruca geceden niyet etmiş olmak. Eğer geceden niyet etmemiş ise orucu zaten sahih olmaz. Ancak yine de o gün oruçlu gibi davranması gerekir.

    2. Cinsel ilişkiyi, oruçla ilgili hükmünü bilerek yapmış olmalıdır.

    3.
    Cinsel ilişkiyi kendi serbest iradesiyle yapmış olmalıdır.

    4.
    Cinsel ilişkiyi, oruçluya haram olduğunu bilerek yapmış olmalıdır. Unutarak veya başkası tarafından zorlanarak ya da İslâm'a yeni girdiği için oruçluya haram olduğunu bilmeyerek cinsel ilişkide bulunan kişiye ne kazâ, ne kefaret ne de tazir gerekir.

    5. Cinsel ilişki ramazan gününde yapılmış olmalıdır. Ramazan ayı dışında nafile, adak, kazâ veya kefaret orucu tutmakta olan bir kişi cinsel ilişkide bulunduğunda orucu her ne kadar bozulursa da kendisine kefaret ve tazir gerekmez.

    Ramazan günlerinde cinsel ilişkide bulunmak, oruçlu kişilere haramdır. Nitekim bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz."

    "Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun."
    (Bakara 2/187.)
    6. Oruç, sadece cinsel ilişkide bulunarak bozulmuş olmalıdır. Meselâ oruçlu bir kişi ramazan gününde önce yemek yiyip sonra cinsel ilişkide bulunursa kendisine kefaret gerekmez. Yemek, içmek, mastürbasyon yapmak, kadının tenasül organı dışında vücudunun diğer taraflarına sürtünüp sarınarak meni gelmesine yol açmak gibi cinsel ilişki dışındaki sebeplerle kefaret gerekmez.

    7.
    Bu cinsel ilişkide bulunmakla kişi günaha girmiş olmalıdır. Cinsel ilişkide bulunan çocuğa, ruhsattan yararlanma niyetiyle de olsa başka bir niyetle de olsa seferî veya hasta olan oruçlunun, ramazan gününde cinsel ilişkide bulunması halinde kendisine kefaret gerekmez. Oruçlu olduğunu unutarak cinsel ilişkide bulunan kişiye hiçbir şey icap etmez.

    8. Orucun sahihliğine inanmış olmalıdır. Meselâ unutarak yemek yiyen bir kişi, orucunun bozulduğunu zannederek bundan sonra bile bile cinsel ilişkide bulunursa, kendisine kefaret gerekmez. Çünkü bu durumda o şahıs, oruçlu olmadığını zannetmektedir. Her ne kadar orucu bozulmuş ve kaza etmesi gerekmekteyse de kefaretle yükümlü olmaz.

    9. Yanılmış olmamalıdır. Cinsel ilişkide bulunurken gecenin devam ettiğini ve imsak vaktinin henüz başlamadığını ya da akşama doğru böyle bir ilişkide bulunurken güneş batmadığı halde battığını zanneden kişiye kefaret gerekmez.

    10. Ramazan gününde güneşin batmasından önce oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi daha sonra o gün delirmiş veya ölmüş olmamalıdır. O gün cinsel ilişkide bulunduktan sonra deliren veya ölen kişiye kefaret gerekmez. Çünkü onda artık ibadet ehliyeti kalmaz. Delirmenin veya ölümün vuku bulması, kefareti kesin olarak ortadan kaldırır. Bu hallerin meydana gelişiyle o kişinin artık oruçlu olmadığı ortaya çıkar. (Şirbînî, Mugnfl-Muhtâc, 2/180.)

    11. Oruçlu kişi, cinsel ilişkiyi kendi fiiliyle yapmış olmalıdır. Kendisi baştan çıkarmaksızın karısı onun üzerine çıkıp zorla onunla cinsel ilişkiye girer ve bu arada kendisinin döl suyu boşalırsa, kendisine kefaret gerekmez.

    12.
    Oruçlu kişi, penisinin sünnet kertiğine kadar olan kısmını veya ucu kesik penisin bu miktardaki kısmını karısının tenasül organına girdirmiş olmalıdır. Bu miktardaki bir kısmı girdirmeyen oruçluya kefaret gerekmez. Ama bunu yaptıktan sonra da günün kalan kısmını oruçlu gibi geçirmesi gerekir.

    13. Penis, diri veya ölü bir erkek ya da kadının ön veya arka tenasül organına yahut bir hayvanın üreme organına girdirilmiş olmalıdır.

    14.
    Cinsel ilişkiye giren oruçlu, pasif değil aktif durumda olmalıdır. Pasif durumda olan değil, aktif durumda olan kişi kefaretle yükümlü olur. Kendisiyle cinsel ilişkiye girilen oruçlu kadının sadece orucunu kaza etmesi gerekir.

    Ramazanda oruçluyken cinsel ilişkide bulunduktan sonra yolculuğa çıkan veya bayılan ya da dinden çıkan kişi, kefaret yükümlülüğünden kurtulmaz. Çünkü oruçlu, kendisinde bu hallerin meydana gelmesinden önce orucun ve ramazanın hürmetini hiçe sayıp çiğnemiştir.

    Kefaretle yükümlü olan kişinin, ayrıca o günün orucunu kaza etmesi de lâzımdır. Cinsel ilişkide bulunarak oruç bozmanın tekrarlanması, kefaretin de tekrarlamasını gerektirir. Meselâ iki ayrı ramazan gününde oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi, iki ayrı kefaretle yükümlü olur. Çünkü ramazanda her bir günün orucu, kendi başına müstakil bir ibadettir. Dolayısıyla kefaretleri iç içe girmez.

    Hanefî mezhebine göre aynı ramazanda veya değişik ramazan aylarında birkaç defa kefaret gerektirecek şekilde orucunu bozan kişiye bunların tamamı için bir kefaret yeterli olur. Ancak bir kişi kefareti yerine getirdikten sonra yeniden oruç bozarsa bundan ötürü ayrı bir kefaret daha gerekir.

    (1) Kazâ ve kefaret: Kazâ, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Kefaret ise, mazeretsiz olarak ve bilerek bozulan ramazan orucunun yerine peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmaktır. Bozulan bu orucun ayrıca kazâ edilmesi de gerekir. Ramazan orucundan başka oruçların bilerek ve mazeretsiz olarak bozulmaları durumunda sadece kazâ gerekir ama kefaret gerekmez. Ramazan orucu öbür aylarda kazâ edilirken bilerek ve mazeretsiz olarak bozulsa bile kefaret gerekmez, sadece kazâ gerekir.

    Kefaret orucu, peş peşelik şartının İhlâl edilmemesi için. ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere denk getirilmemelidir. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren aybaşı hali günlerinde oruç tutmazlar. Temizlendikten sonra oruca devam eder ve altmış günü tamamlarlar. Ama temizlik dönemine girdiği halde oruca başlamayıp kefarete ara verirlerse, önce tuttuğu oruçlar kefaret için geçersiz olur ve altmış güne yeniden başlamaları gerekir.

    Yaşlı veya hasta olup kefaret orucu tutacak güçte olmayan kişi, bunun yerine altmış fakiri sabah akşam yedirip doyurur (veya Hanefî mezhebine göre yemek parasını) fakirin kendisine verir. Her gün için yiyecek, bir fitre miktarıncadır. Bu fitre miktarı yiyecek ayrı ayrı altmış fakire verilebileceği gibi, Her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde aynı fakire de verilebilir. Ancak bu fakirlerin, kefaret yükümlüsü kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslardan olmamaları gerekir.

    Altmış günlük yiyeceği (veya Hanefî mezhebine göre bu yiyeceğin değerince parayı) bir günde bir fakire verme durumunda bu, sadece bir günlüğün yerine geçer.

    ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER:


    Unutarak veya orucu bozacağını bilmeyerek yahut başkası tarafından zorlanarak bir şey yiyen ve içen kişinin orucu bozulmaz. Balgam ve dişler arasında kalan yemek kalıntısı gibi ağızdan dışarı atılması kolay olmayan şeyleri yutmakla oruç bozulmaz.

    Yolda savrulan tozlar, uçuşan sinekler gibi kendilerinden sakınılması zor olan şeyler ağızdan içeri girip de elde olmayarak yutulduğu takdirde oruç bozulmaz.

    Kan aldırmak ve hacamat yaptırmakla da oruç bozulmaz. Zira sevgili Peygamberimiz'in (asm) oruçluyken kafasına hacamat yaptırdığı gibi, hac ihramındayken de hacamat yaptırmıştır. Bu konuda Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle rivayet etmiştir:
    "Peygamber (s.a.v) ihramlıyken hacamat yaptırdı. Yine Efendimiz oruçluyken de hacamat yaptırdı." (Tecrid-i Sarîh Tercemesi, 6/278.)
    Ancak ihtiyaç yok iken oruçlunun hacamat yaptırması mekruhtur.

    Oruçlunun gözlerine sürme çekmesi her ne kadar uygun değilse de bununla orucu bozulmaz.

    Öpmesiyle şehveti harekete geçecek olan oruçlu kişinin öpmesi her ne kadar mekruh ise de bununla orucu bozulmaz. Oruçlunun, eşini kucaklaması, çıplak tenle ona sarılması, cinsel bir nesneyi veya olayı, şehvetle düşünerek ya da cinsel bir nesneye şehvetle bakarak orgazm olması halinde mekruh bir şey yapmış olsa da orucu bozulmaz.

    içinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan sakızı çiğnemek veya yemeğin tadına bakmakla oruç bozulmaz. Ancak ihtiyaç yok iken bunları yapmak mekruhtur.

    Misvak kullanmakla da oruç bozulmaz. Fakat bunu zeval vaktinden sonra yapmak mekruhtur.

    Oruçlunun iç açıcı güzel görüntüleri seyretmesi, hoş kokulu şeyleri koklaması ve güzel sesleri dinlemesiyle orucu bozulmaz.

    ORUÇLUYKEN İĞNE VURULMANIN HÜKMÜ:

    Oruçlunun ağız, burun, kulak, penis deliği, vagina ve anüs gibi tabii menfezlerinden vücudunun iç kısmına giren şeylerin orucunu bozacağı hususunda din bilginleri arasında görüş birliği vardır. Ancak bu tabii menfezler dışında vücutta açılan yapay menfezlerden içeri giren şeylerin orucu bozup bozmayacağı hususunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Cilt altı, adale veya damardan vurulan iğnelerle, vücutta açılan yapay menfezlerden içeriye ilâç enjekte edilmektedir. Bu ilâçlar, tabii olmayan yapay menfezlerden içeriye enjekte edildikleri için orucu bozup bozmayacakları hususunda ihtilâf edilmiştir.

    Nereden ve ne şekilde vurulursa vurulsun, zerkedilen ilâç ne olursa olsun, her türlü iğnenin orucu bozduğunu savunanların başında imam Ebû Hanîfe, Süfyân-ı Sevrî, Atâ, imam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel gelmektedir.

    imam Muhammed, Ebû Yusuf, Hasen b. Salih ve Davud-i Zahirî, muasır âlimlerden Seyyid Sabık, Mısır müftülerinden Şeyh Muhammed Bahit el-Mutii, sabık Ezher şeyhlerinden Abdurrahman Tac gibi şahsiyetler ise iğnenin mutlak surette orucu bozmayacağını ifade etmişlerdir. (Seyyid Sabık. Fıkhü's-Sünne, 1/424.)

    Ancak oruçlu için aciliyet arz etmemekteyse, iğne vurdurma işini iftar sonrasına ertelemek ihtiyat açısından uygun olur. Oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri (serumları) yaptırmak uygun değildir.

    ORUÇLUYKEN NEFES AÇICI SPREY KULLANMANIN HÜKMÜ:

    Astım hastaları kolayca nefes alıp verebilmek için genelde nefes açıcı spreyler kullanırlar. Oruçluyken ağızlarına sıktıkları bu spreylerin orucu bozup bozmayacağı hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

    Kanaatimce astım hastalarının tedavi maksadıyla ağızlarına sıktıkları bu spreyler oruçlarını bozmaz. Çünkü bunu kullananlar, ağızlarına bir kere sıkmakla belli bir süre rahatlamakta ve nefes alıp vermeleri kolaylaşmaktadır. Bir defa sıkmakla bu tüpten ağza yaklaşık çeyrek miligram ilâç girmekte ve bu ilâç mideye ulaşmadan direkt olarak bronşlar tarafından emilmektedir. Bir gramın dört binde biri kadar olan ilâç, önemsenmeyecek derecede az ve göze görünmeyecek kadar basit, havada uçuşan ve ağza girince de orucu bozmayan toz zerrecikleri mesabesinde olduğundan orucu bozmaz.

    Sindirim sistemine girmeden direkt olarak boğazdaki bronşlar tarafından emilen çeyrek miligram miktarındaki ilâç zerreciklerini kullanmak, orucu etkilemez ve oruçlunun orucunu bozmaz. (M. Edip Gilgil, İthâf, 3/58.)

    (Mehmet Keskin, Büyük Şafii İlmihali, s. 312-327)

    Yukardaki tüm bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, zaruretten dolayı, hastalık halinde serum kullanmak orucu bozmaz. Bununla birlikte içiniz rahat değilse daha sonradan bir gün kaza orucu tutabilirsiniz.


    Paylaş
    Şafii mezhebinde oruçlu iken serum yapılması veya iğne yapılması orucu bozar mı? Şafii mezhebine göre hangi durumlarda oruç tutulmayabilir? Orucu bozan ve bozmayan şeyler nele Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bu konuda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Fakat hastalık nedeniyle iğne vurulması mideye girmediğinden orucun bozulmasına neden olmaz aynı şekilde serum da orucu bozan hallerden sayılmamaktadır.



  3. 3
    Önemli olan tedavi amaçlı olduktan sonra iğne vurulabilir.