Soru ve Cevaplarla İslam ve Oruç Soruları Forumundan Kadın Oruçluyken Adet Oldu Orucun Bozulması Gerekiyor Mu? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 15

    Reklam

    Reklam




    haklısınız sanki adetli kadın tüm ibadetleri o süre içerisinde bırakmak zorunda gibi bi izlenim var..ama bunu da bilenlerin yardımı ile değiştirebiliriz.size şunu da söyleyeyim bu tür konularda üslup gerçekten çok önemli.yani tatlı dil ve ''Hoşgörü''..doğru bilinen şeyler yanlış bir üslupla kırıcı ya da korkutucu bir şekilde anlatılınca tam tersi sonuçlar alınabiliyor..ben sizin hassasiyetinizi ve niyetinizin temizliğini anladım şu an..bilgileriniz ile tatlı dilinizi birleştirirseniz çok daha faydalı ve hanımlarımıza çok daha yardımcı olabileceğinizi düşünüyorum..yanlış anlamayın lütfen amacım sizi karşılaştırmak değil ama İlmi Hisab Hanım kardeşimin söylediği de yanlış ve size muhalif bir cevap değil tabi ki.bende tutulmayacağını biliyorum ve öyle de uyguluyorum...Rabbim yolundan ayırmasın ibadetlerimizi kabul etsin inşallah...



  2. 16
    Reklam




    sağol kardeşim beni anladığın için...kimseyle alıp veremediğim yok benim..tek derdim Rabbimin razı olduğu bir kul olabilmek ...Allah biliyor yaa onun için uğraşıyorum..
    tekrar baktım gerçekten uslubum biraz sert olmuş tekrar kusura kalmayın..
    Kardeşlerim benim gözümden kaçmış olabilir mi bana lüften Kuran'ımızın hangi ayetinde hayızlı kadının oruç tutamayacağını yazdığını söyler misiniz?
    Eğer bulursanız yanlış bilgilendirmekten de özür dileyecem hepinizden....



  3. 17
    aynur hanım Kur'an da hayız hali ile ilgili Bakara suresi 222.ayeti''Sana kadınların aybaşı kanaması hakkında soru sorarlar. De ki; "O bir eziyet, bir rahatsızlıktır."Aybaşı dönemlerinde kadınlardan uzak durun, temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği yoldan onlarla cinsel ilişki kurun. Hiç şüphesiz Allah tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever.'' bu şekilde geçiyor bildiğiniz gibi ve bu ayeti kerimede oruç tutulamayacağına dair bi ifade yok tabiiki..Ama bilirsiniz ki İslam dini 4 kaynağı baz alarak konular hakkında bilgilenmemizi sağlar.-Kur'an -Sünnet -İcma - Kıyas .
    yine bildiğiniz üzere Kur'an-ı Kerim'de cevap bulamadığımız bazı sorulara 2.kaynaktan -Sünnet'ten- bakabiliriz..şimdi size Faruk Beşer hocamızın bu konu ile ilgili yorumunu aktarmak istiyorum...Namazın kılınma zamanı ve şartları salt ibadet konularıdır ve bunlar zamanla değişmezler. Kadınların adetli iken namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları hadisi şeriflerle sabittir ve bunu Rasulüllah’ın ashabı da, onları izleyenler de, bütün mezhep imamları da böyle anlamışlardır. Ve bu anlama bize kadar manevi bir tevatürle intikal etmiştir. Böyle bir manevi tevatürün aksine söylenen her söz artık anlamsızdır. Durum böyle olmakla beraber yine de birisi çıkıp bunun aksine bir söz söylemiş olabilir. Ama bu sözün öncekiler tarafından söylenmiş olması onu din adına değerli kılmaz. Bu gün her aklına geleni konuşanlar olduğu gibi her zaman böyle insanlar bulunagelmiştir. Mesela bu gün bazı insanlar çıkıp horozdan, deve kuşundan vs kurban olacağını söylüyorlar ve bunlar televizyonlardan yayınlanıyor, kayda geçiyor. Şimdi bundan beş yüz sene sonra birisi çıksa ve: “Efendim bakın, bundan beş yüz yıl önceki ulemadan, horozdan kurban olacağını söyleyenler var; bunun bu gün olamayacağını nasıl iddia edebilirsiniz!” dese, bunun dini bir anlamı olur mu? İşte adetli iken kadınlar namaz kılabilirler, bunu söyleyen alimler var, diyenlerin sözleri de aynen böyledir. Binaenaleyh, kadınların adetli iken namaz kılamayacakları, oruç tutamayacakları, dinin zorunlu bir bilgisidir. Eski ifadesi ile; zarûrat-ı diniyyedendir. Bunun aksini iddia edenler meseleyi anlamayanlar, ya da kasıtılı olarak ortalığı bulandırmak isteyenlerdir. Ve kadınlar nasıl temiz zamanlarında namaz kılma emriyle muhatap iseler ve bunu yerine getirdiklerinde ibadet etmiş oluyorlarsa, adetli zamanlarında da namaz kılmamakla emredilmişler ve kılmayarak ibadet yapmış olurlar.
    yine Hz.Aişe'nin bu konu ile ilgili bir ifadesi de şudur..''Biz Resulullah(s.a.v) devrinde adet görüyorduk.Namazı kaza etmekle emrolunmadığımız halde tutamadığımız orucu kaza etmekle emrolunuyorduk'' (Buhari,Hayz,Ebfı Davut Tahare,Tirmizi).

    (bence)bu hadisi şeriften anlaşılan şu ki biliyorsunuz peygamberimiz insanlara dinimizi en güzel şekilde öğretmek üzere gönderilmiştir.eğer oruç tutabilir ve namaz kılabilir konumda olsaydık Peygamberimiz bunu kesinlikle belirtirdi şüphesiz.Ve bunu eşi olan Hz.Aişe'ye söylemezmiydi sizce.İbadet edebileceği halde bu durum yüzünden Eşinin Namazını ve Orucunu terketmesine izin verirmiydi Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz.Ümmeti için sürekli dua edip gözyaşı döken bir Peygamberin müslüman hanımları için önemli bi konu olan bu konuyu geçiştirebileceği,muallakta bırakabileceği düşünülebilir mi sizce?



  4. 18
    sağol kardeşim beni anladığın için...kimseyle alıp veremediğim yok benim..tek derdim Rabbimin razı olduğu bir kul olabilmek ...Allah biliyor yaa onun için uğraşıyorum..
    tekrar baktım gerçekten uslubum biraz sert olmuş tekrar kusura kalmayın..
    Kardeşlerim benim gözümden kaçmış olabilir mi bana lüften Kuran'ımızın hangi ayetinde hayızlı kadının oruç tutamayacağını yazdığını söyler misiniz?
    Eğer bulursanız yanlış bilgilendirmekten de özür dileyecem hepinizden....
    Güzel kardeşim bir soru sormak istiyorum sen hayız halinde namaz kılıyor musun?




  5. 19
    eğer yazılarımı dikkatli okursanız bana sorduğunuz sorunun cavabını verdim ben zatennn ben namazımı kılıyorum ama hayızlıyken değil tabiki ben hayızlı namaz kılınır demedim zaten...
    ben bildiğimi söyledim neden üzerime bu kadar geliyorsunuz onuda anlamış değilim
    siz bana bir ayet bile gösteremediniz daha..
    hadis olduğunu bu konuda tek bir hadis olduğunuda biliyorum ayrıca..
    peki m.islamoğlu bunu bilmiyor mu soruyorum size...



  6. 20
    BAKARA 184:Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

    Son cümleye dikkat edin...bununla beraber ,eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır...yani hasta veya yolcu olsan da tutman senin için hayırlı diyor yüce Rabbim........

    neden Rabbim belirtmemiş burada hayızlı kadınlar tutmasın diyeee....

    gerisi size kalmış..nasıl amel ederseniz edin ben Kuranın dediğini yaparım...saygılarımla...



  7. 21

    --->: Kadın Oruçluyken Adet Oldu Orucun Bozulması Gerekiyor Mu?

    Aynurr hanım hayızlıyken namaz kılıyor musunuz diye sormamın sebebi hayızlıyken namaz kılmayın diye bir ayet olmadığındandır.


    Hani siz diyorsunuz ya hayızlıyken oruç tutmayın diye bir ayet Kur'an'da geçmiyor ona bakarsak hayızlıyken namaz kılmayın diye bir ayet yok.Madem böyle bir ayet yok o zaman herkez hayızlıyken namaz kılsın.

    Lütfen yanlış anlaşılmasın en son isteyeceğim şey mumine bir bacımın kalbini kırmak olur.Ama yanlış bilgileri görünce savunmak en doğal hakkımız ve görevimizdir Elhamdulillah.


    İstediğiniz hadis olsun buyurun.

    Ben Hz. Aişe (r.a.)'ye hayızlı bir kadının sadece orucu kaza edip, namazı etmediğinin sebebini sordum. O şöyle cevap verdi: "Biz Rasûlullah ile beraber bulunduğumuzda, hayızlı iken sadece orucu kaza etmemizi söyler, namaz hakkında herhangi bir emirde bulunmazdı."






    Yudumla --->: Kadın Oruçluyken Adet Oldu Orucun Bozulması Gerekiyor Mu?

  8. 22
    Lütfen BAKARA 184. ayeti okuyun ..bir önce yazdım bana ne anladığınızı yazın lütfen yanlışsam eğer ben de mutmain olayımmm rica ediyorum...

    bakın tek hadis vardır bu konuda Ayşe annemiz tutmamış olabilir hayızlıyken tabikide kazası gerekeir



  9. 23
    ben şimdi bişi daha söyleyeceğim yine hepiniz ayağa kalkacaksınız..Ayşe annemiz tutmadığı oruçunu kaza etmiş ,neden namazını kaza etmemiştir..
    neden mi? çünkü namazın kazası olmaz kardeşim ..kılacaksın ne halde olursan ol kılacaksın ....Peygamberimiz savaşta bile kıldırmıştır. bundan daha kılamama durumu olabilir mi? neden dönüşte kaza yaparız dememiştir de kıldırmıştır..



  10. 24
    Esselamu aleykum ve rahmetullah kardeşlerim…
    Mustafa İslamoğlu Hocamızın bazı görüşlerini olduğu gibi, “Adetli Kadının Oruç Tutması”na dair görüşünü de “Rasulullah(sas) dışında herkesin görüşleri alınabilir de, terk edilebilir de” prensibi ışığında terk ediyor ve reddiye yapmayı uygun görüyoruz. Ancak bunu, Hocamızın muzdarip olduğu, “iftira, karalama, tekfir” gibi bayağılıklara düşmeden ve bu görüşünü “fıkıh bahçesinin bir çiçeği” ve bir “zenginlik” olarak görerek yapmaya özen gösterecek ve haddi aşan söylemlerimiz için de hak helalliği talep edeceğiz. Zaten Hocamız da bunun bir “görüş” olduğunu beyan etmekte ve bazı zavallı cenahların, “ona uyma sapıtırsın, buna bakma zırvalarsın” gibi cümleler sarfedip, “el-Hâdî”lik taslamamaktadır. İslamoğlu Hocamızın, bu konudaki cevabının içerisinde söylediği cümleyi bizler de kendi adımıza söyleyerek başlayalım inşaAllah: “İsteyen onunla amel etsin, isteyen bizim söylediklerimizle…”

    Muhaddisler, bu konudaki hadisleri, eserlerine şu başlıkta almışlardır: “Bugünlerde Kadının Oruçtan Nehyedileceği Babı”. Bu konuyu, bu başlık altında ele aldıklarına göre, Muhaddislerimizin(rh.a.ecmain) bu konudaki görüşü, İslamoğlu Hocamıza muhaliftir.

    Yine aynı şekilde, bu konuda fakihlerimizin(rh.a.ecmain) “büyük” çoğunluğu/cumhuru(ki, bu konuda icma vardır diyebiliriz), adetli kadının oruç tutmasına “haram” fetvası vermişlerdir. (Çalışmamızın sonunda birkaçına yer vereceğiz)

    İslamoğlu Hocamızın bu konudaki soruya verdiği cevabı aktaracak ve ardından da reddiyesini sunacağız.


    İslamoğlu diyor ki:

    1. Bu konuda bize gelen sahih hadis tek kanaldan gelir: Hz. Aişe.
    Soru şu: Namazı terk etme gibi hayati bir konuda ahad ve dahi zanni bir haberi yeterli bulmak isabetli midir? Bu hadis merfu değildir. Yani peygamberin ağzından bir yasak nakledilmemiştir. İmam Ebu Hanife "la yaktu'l-mumin bi'l-kafir" (mümin bir kafire karşılık kısasen öldürülemez) sahih hadisini "enne'n-nefse bi'n-nefs" (cana karşılık can) ayeti sarihtir ve ona aykırıdır diyerek amel edilemez bulur. Dikkat buyurun İmam'ın amel edilemez dediği bu hadis merfudur. Yasak içermekte, bizzat peygambere dayanmaktadır. Aişe hadisi ise merfu değildir.

    İslamoğlu Hocanın bahsettiği hadis şudur:

    “Bizler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hayatta iken ay hali olurduk. Orucun kazasını yapmamız emrolunur, fakat namazın kazasını yapmamız emredilmezdi.” [Buhari,321; Müslim,335; Nesaî,2279; Ebu Davud,1]

    Evvela merfu hadisin tanımını sunmamız yerinde olacaktır. Zira İslamoğlu, bu hadisin merfu olmadığını söylemektedir.

    "Özellikle Hazreti Peygambere isnad edilen söz, fiil ve takrirlerden -ister munkatı isnadla rivayet edilmiş olsun, ister muttasıl isnadla rivayet edilmiş olsun - bütün hadîslere merfû denilmiştir. Bu söz, fiil ve takrirler, ya açık bir ifade ile Hazreti Peygambere isnad edilirler; yahut da bunlar Hazreti Peygambere açık bir şekilde isnad edilmemiş olsalar bile, onların, Hazreti Peygamberin söz, fiil ve takrirleri olduklarına hükmetmekte herhangi bir güçlük çekilmez. (Prof. Dr. Talat Koçyiğit, Hadis Usûlü, s:160)

    Yani, bir hadisin merfu olmasının şartı, o hadisi direk Rasulullah’ın(sas) dilinden aktarmak değildir. Munkatı’ hadis; yani hadisin senedinde kopukluk dahi olsa, ve hatta, “mevzu/uydurma” bir rivayet dahi olsa, Rasulullah’a(sas) isnad ediliyorsa, o hadis merfu’ olarak adlandırılır Hadis Usûlüne göre… Ancak, İslamoğlu Hocamızın her ilim dalındaki reformist hareketlerini maalesef hadis ilmi alanında da müşahade ediyoruz.

    Merfu olmadığını varsayalım… Verdiği İmam Azam(rh.a) örneğinde; İmam, Kur’an’ın açık bir hükmüne istinaden ictihad etmiştir. Hata mı etti, isabet mi; bunu tartışacak değiliz; ancak İslamoğlu Hocamızın böyle bir örneği vererek, kendisini aklamaya çalışması da isabetli değildir. Zira kendisinin bu konuda dayandığı “açık bir ayet” bulunmamaktadır. Bakara 185. ayeti kendi yorumuyla “açıkmış” gibi lanse ettirmesi de, kabule şayan değildir. Zira ayette, “kadınların o günlerde oruç tutabileceği”ne dair açık bir hüküm bulunmamaktadır.

    Denilebilir ki; “Tutabileceklerine dair açık hüküm bulunmuyorsa da, tutamayacaklarına dair de açık bir hüküm mevcut değildir.” Buna karşı denir ki; “Muvahhid Mü’minlerin tek kaynağı Kur’an değildir. Onun müfessiri olan Rasulullah’ı(sas) Kur’an’dan ayırmak; İslam’ın şahdamarını kesmek demektir. Sahih hadislerde ve “ehl-i re’y olsun, ehl-i hadis olsun” ulemanın eserlerinde, bu konuya açıklık getirecek hükümler/deliller mevcuttur.”

    Son olarak; Aişe(r.anha) hadisi kabule şayan görünmüyorsa, bir de şu hadisi hatırlatırız:

    Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kadın ay hali olduğu vakit namaz kılmayı ve oruç tutmayı bırakmıyor mu?” [Buhari(304); Müslim(219)]


    Yine diyor ki:

    2. Peygamberimizin fem-i saadetlerinden hayızlının orucuna dair bir yasak nakledilmemiştir.

    Cevaben denilir ki:
    Madem Aişe validemizin dilinden olması yeterli gelmemekte, o halde evvela yukarıda paylaştığımız hadisi; o da yeterli gelmiyorsa şu hadisi sunarız:
    Hamne binti Cahş, Hz. Peygamber(sas)’ e, kendisinden çok fazla kan geldiğini ve bu durumun kendisini namaz ve oruçtan alıkoyduğunu söyleyince Rasûlullah(sas) ona: “Allah’ın bilgisine uygun olarak (her ay) altı ya da yedi gün hayız kabul et, sonra da temizlendiğine (âdet gününün bittiğine) kanaatin geldiğinde gusül al ve (ayda) yirmi üç ya da yirmi dört gece-gündüz namazı kıl, orucu tut!” buyurmuşlardır. [Tirmizi, Tahare, 95/128; Ebû Dâvûd, Tahara: 109; İbn Mâce, Tahara: 117]

    İmam Tirmizî(rh.a); bu hadise “hasen sahih” derken, İmam Ahmed b. Hanbel’in(rh.a) de aynı görüşünü(yani hasen sahih dediğini) nakleder.

    Bu hadis, Rasulullah’ın(sas) fem-i saadetlerinden(saadetli ağzından) nakledilmiş ve “hasen sahih” hükmü verilmiş bir hadistir. Hamne binti Cahş’ın(r.anha) “bu halin oruçtan alıkoyduğu” şeklindeki beyanı, sahabe hanımlarının adetli iken oruç tutmadıklarının açık bir delilidir. Ve Rasulullah(sas) da, namaz ve oruç tutabilmesi için, adet zamanının hükmen bitmesini şart koşmuş ve akabinde de “adetin bittiğinde gusül alıp namazını kıl, orucunu tut” demiştir. Rasulullah’ın(sas) fem-i saadetlerinden çıktığı sabit olan, bundan daha açık bir delil ne ola ki? Hala daha yeterli gelmez, “bize Kur’an’dan çıkardığımız manalar yeter” denilirse de, susmayı yeğleriz…


    Yine demektedir ki:

    3. Hz. Aişe'nin bir hariciye cevabı dairesinde nakledilen bu rivayette konu ORUCUN KAZASIdır. (Biz namaz kılmaz kaza etmezdik, oruç tutmaz kaza ederdik).
    4. Bu haberin kendisi namaz ile orucun hükmünün birbirinin aynı değil ayrı olduğunu gösterir.
    5. abdestsiz namaz olmaz. Hayız hali ise abdeste münafidir. Dolayısıyla namaza da münafidir. Fakat oruçta abdest şartı diye bir şart yoktur. Bir misal olarak vermek gerekirse, Efendimiz cünüplü sabahladığı halde oruç tutmuştur. Ebu Hüreyre'den bunun aksine bir rivayeti Hz. Aişe düzeltmiş, Ebu Hüreyre bunun üzerine görüşünden vaz geçmiş ve yanlışlığını itiraf etmiştir.
    Yani hayız halinin doğrudan oruçla bir alakası yoktur.


    Denilir ki:

    Doğrudan bir alakasının olduğu, yukarıda paylaştığımız hadislerde açıkça görülmektedir. Ayrıca; madem rivayette işlenen konu, orucun kazası konusu, “neden orucu kaza etmeye gerek duymuşlar o halde?” sorusu gelir akıllara ki, bu soruya verilecek cevap da, sanırım sadece hadisi inkar ile mümkündür.

    Oruçta abdest şartının olmayışı, bu iddiayı yine haklı çıkarmaz. Abdest şartı yoksa da, temizlik şartı vardır. Rasulullah(sas) bahsi geçen hadiste cünüp halde sabahlamış; ancak “gusledip orucumu tutacağım” demiştir. Yani o günü cünüp geçirmemiştir. Hayızlı kadının gusletmesi ve manevî kirden arınması mümkün müdür peki?

    Velev ki, tüm bu söylenenleri bir kenara bırakıp, hayız halinin bir “manevî kir” olarak değil de, “sadece” bir “rahatsızlık” olduğunu varsayalım… Bu durumda da, yine delil getirilen ayeti karşı delil olarak kullanmamız mümkündür ki, ilgili ayet-i kerimede, “..Allah, size kolaylık diler, size güçlük istemez...” buyrulmaktadır. Fakihler de “meşakkat kolaylığı celbeder” kaidesini bu ifadeden almışlardır ki, Allah(cc), emir ve yasaklarında kulları için zahmet ve ağırlığı değil, kolaylık ve hayrı ister. Bu zor günlerde kadına oruç tutturmak, kadına büyük bir meşakkattir ve hatta zulümdür. Allah(cc) ise zalim değildir ve zulmedenleri de sevmez…


    Yine demektedir ki:

    6. Bu konuda ümmetten farklı bir görüş çıkmamıştır sözünü, bizzat sizin de aktardığınız Nevevi'nin cevabı nakzeder. Nevevi o cevabı kimlere vermek zorunda hissetti kendisini acaba, bunu düşündünüz mü?. Bu bir yana, İslam tarihinde ümmet içinden tüm ulemanın bir yana bir alimin bir yana durduğu görüş örnekleri saymakla bitmez. Burada buna ne yer yeter ne zaman.

    Deriz ki:
    “Ümmetten farklı bir görüş çıkmamıştır” sözü, İmam Ahmed b. Hanbel’in(rh.a), “icma” konusundaki tedbirli davranışını hatırlatmakta bizlere. İmam Ahmed(rh.a), bir konuda “icma vardır” sözü yerine, “aksini bilmiyorum” sözünü söylemeyi tavsiye ederdi. Yani İmam Nevevî’nin(rh.a) o sözünde anlatmak istediği, ümmetin cumhurunun, çoğunluğunun bu görüşte olduğu şeklindedir; V’Allahu âlem… Bu türlü ifade ve ibarelere de zaten eserlerimizde sık sık rastlamaktayız.

    Ayrıca Nevevî’nin(rh.a) o cevabı kimlere verdiği de çok önem arzetmemektedir. Zira herhangi bir kaypaklık yoktur ibaresinde. En sonda da aktaracağımız gibi, “ok” gibi şunu söylemektedir: “Hayızlı kadının oruç tutması haram olup, tutamadığı farz oruçları sonradan kaza et­mesi ise vacibtir.”




    Son olarak da, İslamoğlu Hocamız, meseleyi(kendi tezini) açıklama mahiyetinde şunları söylemektedir:

    Esasen bu iki ayrı tarzdır. Bizler İslam'ın ashab-ı re'y damarına müntesibiz. Ashab-ı nakil olan damarı da vardır bu dinin ve bu damar hayli zengin, kalın ve baskındır. Biz bu iki damarla birlikte olmayı şeref biliriz. Fakat cahillerin ve kendini bilmezlerin (soru sahibini tenzih ederim) dilinden bizarız.

    Deriz ki:

    Nakil, re’y’e tercih edilir. Bunu, ehl-i re’y’in İmam’ı/önderi diyebileceğimiz, İmam Azam Ebu Hanife(rh.a) de tasdik eder ve bu konuda söyledikleri, bizi şu sonuca götürür ki; “Hadisle amel etmenin ve İmamların ona ters olan görüşlerini terk etmenin vacip olması”dır.

    İmam Şar’anî(rh.a) şöyle demektedir: “Şayet o(İmam Azam), şerî deliller derlenip düzenlendikten, bu amaçla hadis hafızlarının çeşitli bölgelere yaptıkları seyahatler bittikten sonra yaşamış olsaydı, kesinlikle hadisleri esas alır, hadise ters “kıyas”ları terk ederek, hadisle amel ederdi.” [İmam Şar’anî, el-Mizan,1/62. bkz: Nasıruddin el-Albânî, Sıfatu Salâti’n-Nebî]

    İmam el-Leknevî(rh.a) de şöyle demektedir: “Kim insafla düşünür ve aşırılıklardan” uzak durarak Fıkıh ve Usul-i Fıkıh ilimlerine bakarsa, alimlerin ihtilaf etmiş oldukları temel ve ayrıntı meselelerin birçoğunda hadis alimlerinin görüşlerinin daha sağlam olduğunu kesinlikle görür. Hadis alimleri, Hz. Peygamber’in(sas) varisleri ve şeriatın gerçek muhafızları iken, onların görüşleri doğruya nasıl daha yakın olmaz?” [İmam el-Leknevî, İmamu’l Kelam fîmâ Yetealleku bi’l-Kırâeti Halfe’l-İmâm, s:156. Bkz: Nasıruddin el-Albânî, Sıfatu Salâti’n-Nebî]


    İslamoğlu Hocamızın son cümlesinde “cahil ve kendini bilmezler” olarak tavsîf ettikleri arasında, bu kardeşini de görmez inşaAllah. “Müctehid hata da etse bir sevap alır.” Ve biz her şeye rağmen diyoruz ki, İslamoğlu Hocamıza bu görüşünde katılmıyor oluşumuz ve hakkında hata ettiğini beyan etmemiz onu hakir görmek demek değil, “İslamoğlu Hoca bir sevap aldı” demektir. Bunun böylece bilinmesini isteriz.

    Ancak, Abdullah b. Mes’ud’un(ra) şu sözü de, kulaklara küpe misali olmalıdır:
    “Sünnette tutumlu olmak, bid’at bir içtihadda bulunmaktan daha hayırlıdır.”

    Son olarak; başta da dediğimiz gibi, bu konuda meşhur eserlerde geçen ulemanın görüşlerini aktaralım:

    “Hayızlı olan kadından namaz borcu tamamen düşer. Oruç tut­ması da haramdır. Yalnız orucunu sonra kaza eder.” [İmam el-Mavsilî, el-İhtiyar Metni el-Muhtar Li’l-Fetva Tercümesi]

    “...Böyle bir kadın mescide giremez, cinsî münasebet için kocasına müsaade edemez, Mushaf'a dokunamaz; nâfile oruç da tutamaz.” [İbn Abidin, Reddu’l Muhtar]

    “Hayızlı kadının oruç tutması haram olup, tutamadığı farz oruçları sonradan kaza et­mesi ise vacibtir. Ancak farz namazları kaza etmesi vacib değildir.” [İmam Nevevi, Açıklamalı Minhâc Tercümesi]

    “Hayızlı kadın farz veya sünnet olsun oruç tutması haramdır. Hayızlı kadın hayızlı iken kılmadığı namazları daha sonra kaza etmez. Ama oruçları ise daha sonra kaza eder. Bunun hikmeti Hz. Aişe'ye soru­lunca şöyle cevap verdi: "Biz hayızlı olduğumuzda orucu kaza etmekle emrolunduk, fakat na­mazı kaza etmekle emrolunmadık." cevabını vermiştir. Namaz çok oldu­ğu için, kaza edilmesi güç olacaktır. Ama oruç ise böyle değildir, doğru­sunu Allah bilir.” [Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi(Delilleriyle Büyük Şafii İlmihali)]

    “Hayız ve nifaslının oruç tutması haramdır. Bunlar, bu oruçları sonradan kaza ederler. Kifâye'de de böyledir.” [Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye)]

    “Aybaşı halinde olan kadın namaz kılamaz ve oruç tutamaz. Orucu, aybaşı halinden çıktıktan sonra kaza eder. Fakat namazın kazası kendisine lâzım gelmez.” [Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi]

    “Hayız kanı, hayızh kadından namazı düşürür, oruç tut­mayı haram kılar, öyle ise kadın geçmiş oruçlarım bilâhare kaza eder, namazlarını ise kaza etmez” [Ahmed Ebu’l-Hasan el-Kuduri el-Bağdadi, Kuduri Metni Tercümesi]

    “Hayız ve nifasla oruç tutmak haram olur. Hayızlı ve lohusa olanlar (âdetleri sona erince) oruçlarını za ederler, namazlarını ise kaza etmezler.” [Hasan b. Ammar Ebu’l-İhlas el-Mısri eş-Şurunbulâli, Sebilu’l-Felah Fi şerhi Nuru’l-İzah ve Tercümesi]

    “Âdetlinın ve lohusanın her türlü oruç tutmaları haramdır. Ancak bu durumda tutmadıkları oruçlarını sonradan kaza ederler. Hattâ oruçlu iken akşam olmadan az önce kan gelse o günün orucu bozulur ve onun da kazası gerekir.” [İslam Fıkhı Ansiklopedisi]

    “Adet gören veya lohusa olan müslüman bir kadın oruç tutamaz.” [Ö. Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali]

    Hayız ve nifas halinde iken oruç tutması haramdır. Temizlendikten sonra, geçirmiş olduğu oruç'ları kaza eder. İbn-i Abidin: "Hayız ve nifas'ın hükümlerini" izah ederken: "Orucu haram kılar, onun sahih olmasına o hal manidir. Fakat vacip olmasına mani değildir. Onun için kadın (temizlendikten sonra) orucunu kaza eder" buyurmaktadır.” [Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet(İslam İlmihali)]


    “Ey rabbimiz, bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağış­la; kalplerimizde iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırak­ma. Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.” (Haşr/10)

    Ve’s-Selam…

    BiLaL HaTTaB



    Adet gören kadın sonradan namazı kaza etmiyorsa orucu neden kaza etsin?

    Soru

    Âdetli kadın namazdan sorumlu olmayınca onu kaza etmekten de sorumlu olamaz. Muâze dedi ki, Aişe’ye sordum, dedim ki: ما بال الحائض تقضي الصوم ولا تقضي الصَلاة ؟ فَقَالَتْ: أحَرُورِيَّةٌ أنْتِ؟ قلت لست بحرورية ولكني أسأل. قالت كان يصيـبنا ذلك فَنُؤْمَرُ بقَضَاءِ الصَّوْمِ وَلا نُؤمَرُ بِقَضَاءِ الصَّلاةِ. “Neden adetli kadın oruç tutuyor da namaz kılmıyor?” “Sen Harûriyye misin?” dedi. “Hayır, Harûriyye değilim ama soru soruyorum” deyince şöyle dedi: “Bizim başımıza bu olay gelince orucu tutmamız emredilirdi ama namazı kılmamız emredilmezdi.” İnsanları yanıltan kazâ (قضى) kelimesidir. Bu kelime, Kur’an ve Sünnette ibadetler için kullanılmışsa "eda" yani ibadeti zamanında yapma anlamındadır. ( فإذا قضيتم مناسككم) “Hac ibadetini tamamladığınızda” (فإذا قضيتم الصلاة) “namazı kıldığınızda” demek olur. el-Feyyûmî (ö. 770/1368-69) şöyle demiştir: “Alimler, ibadetlerde kazayı, vaktinin dışında yerine getirilen, edayı da vaktinde yerine getirilen için kullandılar. Bu, kelimenin sözlük anlamına aykırıdır ama iki vakti ayırmak için oluşturulmuş bir terimdir.” Aişe validemiz zamanında böyle bir terim olmadığı için onun kullandığı (قضى) kelimesine eda anlamı vermek gerekir. Kaza kelimesi ilgili olarak İbn Teymiye şöyle der: Kaza (القضاء), Allah’ın ve Resulü’nün sözlerinde ibadeti vaktinde tam yapmayı ifade eder. Şu ayetler bunu gösterir: فإذا قضيت الصلاة فانتشروا فى الأرض وابتغوا من فضل الله. “Namaz tamamlandığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah’ın ikramından arayın.” فإذا قضيتم مناسككم “Hac ibadetini tamamladığınızda.” بِقَضَاءِ الصَّلاةِ.


    Cevap

    Değerli Kardeşimiz;


    Daha iyi anlaşılması için konuyu birkaç madde halinde arz edeceğiz.
    1. Sözlük anlamı itibariyle “Kada/kaza” kelimesi birkaç manaya gelir:
    a- Tamamlamak: Aşağıda mealleri verile ayetlerde geçen “Kada/kaza bu anlamda kullanılmıştır:
    “Namaz tamamlandığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah’ın ikramından arayın/işinize-gücünüze bakın”(Cuma, 62/10), “Hac ibadetini tamamladığınızda”(Bakar, 2/200), “Namazı tamamladıktan sonra, gerek ayakta durarak, gerek oturarak ve gerek yanlarınız üzerinde uzanarak hep Allah’ı zikredin”(Nisa, 4/103).
    b- Hüküm vermek: Aşağıdaki ayette geçen “Kada/kaza” kelimesi bu anlamda kullanılmıştır:
    “Allah ve Resulü herhangi bir meselede hüküm verdikten sonra, hiçbir erkek veya kadın müminin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları yoktur”(Ahzab, 33/36).
    c- Karar vermek: Aşağıdaki ayette bu mana söz konusudur:
    “O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir şeyi yapmaya/yaratmaya karar verdiğinde, sadece ona “ol” der, hemen oluverir”(Bakara, 2/117).
    d- Emretmek: Aşağıdaki ayette geçen “kaza/kada” kelimesi bu anlamda kullanılmıştır (bk. Rağıp, Mufredat –Kada- maddesi):
    “Rabbin şöyle emretti/buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin”(İsra, 17/23).
    2- “Kada/Kaza” kelimesinin ayetlerde daha bir çok farklı nüansa sahip olduğunu gösteren kullanım şekli vardır. Ancak, bütün anlamların ortak paydası: bir işi tamamlamak, bitirmek, hükme bağlamak, yerine getirmektir.
    3- Terim olarak manası ise; borcunu ödemek, namazını kaza etmek şeklinde özetlenebilir. Diğer bir ifadeyle: “Kaza/kada”: yapılması gereken bir işi vakti geçtikten sonra yerine getirmektir. (bk. ed-Dürrü’l-muhtar, 676-679; el-Fukhu’l-İslamî, II/130).
    4- Soruda sözü edilen hadisin mealini tekrar edip üzerinde durmakta fayda vardır:
    “Muâze anlatıyor: Aişe’ye sordum, dedim ki “Neden adetli kadın orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” “Sen Harûriyye misin?” dedi. “Hayır, Harûriyye değilim, ama soru soruyorum” deyince şöyle dedi: “Bizim başımıza bu olay gelince orucu kaza etmemiz emredilirdi ama namazı kaza etmemiz emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 69; Ebu Davud, Taharet, 104; Nesaî, Siyam, 64).
    Bu hadisin açıklamasını da şöyle birkaç maddede arzedeceğiz:
    - Hz. Aişe’nin “Sen Harûriyye misin?” diye soran kişiye çıkışmasının sebebi şudur:
    Hz. Ali’ye karşı birleşen Hariciler, ilk toplandığı yer olan “Heravra”’ya nispeten Haruriyye adını almışlardır. Bunlardan bir grup, kadının aybaşı halinde kılmadığı namazlarını kaza etmesinin vacip olduğun söylüyorlardı. İşte Hz. Aişe, soruda; “Neden adetli kadın orucu kaza ediyor da namazı kaza etmiyor?” sözünü duyunca, sinirlenmiş ve “Sen Harûriyye misin?” diyerek çıkışmıştı. Çünkü, Haruriyyelerin bu görüşü, Bütün Müslümanların düşüncelerine/onların icmaına terstir(bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).
    - Hadiste geçen “Bizim başımıza bu olay gelince orucu tutmamız emredilirdi ama namazı kılmamız emredilmezdi” mealindeki ifadenin anlamı şudur: Hz. Peygamber(a.s.m) kendisinin aybaşı halinde namaz kılmadığını bildiği halde, ona daha sonra namazını kaza etmesini emretmemiştir. Eğer namazın kazası olsaydı, mutlaka onu emrederdi(Nevevî, a.g.y).
    - Bu açıklamadan; İmam Nevevînin “kaza/kada” kelimesini bizim bildiğimiz anlamda kullandığını ve bu anlayışın bütün Müslümanlara ait olduğuna inandığını anlayabiliriz.
    - İmam Nevevî, söz konusu hadisi açıklarken şu görüşlere yer vermiştir:
    Bütün Müslümanlar, aybaşı ve loğusa halinde olan bir kadına namaz ve orucun farz olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Yine, bütün Müslümanlar, bu durumdaki kadınların temizlendikten sonra da namazlarını kaza etmekle yükümlü olmadıklarında ittifak etmişlerdir.
    Keza, bu durumdaki kadınların –temizlendikten sonra- oruçlarını kaza etmekle yükümlü oldukları hususunda da ittifak etmişlerdir.
    Namaz ile oruç arasındaki fark şundan kaynaklanıyor: Oruç yılda bir defa farz olmaktadır. Namaz ise her gün beş defa kılınması gereken bir farzdır. Namazın kazasından –özel hallerinde olan- kadınların muaf tutulması, Allah’ın onlara bir lütfüdür, kolaylığı esas alan bir din olarak İslam’ın bir toleransıdır. (Nevevî, söz konusu hadisin şerhi).
    -Dört mezhebe bağlı İslam alimlerinin İmam Nevevî’nin görüşünü nasıl paylaştığını ve kaza kavramını –İbn Teymiye gibi değil- bizim anladığımız gibi anladıklarını görmek için bk. el-Fıkhu’l-İslamî, I/467-470; II/129-145; Cezerî, el-Fıkhu Ala’l-Mezahibi’l-arbaa, 491-496.
    -İbn Teymiye müthiş zekâlı bir ilim adamıdır. Fakat, bazı konularda Cumhura muhalefet ettiği bilinmektedir. Bu konu da onlardan biridir.
    -“Ümmetim dalalet/yanlışta birleşmez” hadis-i şerifinin ifadesi gereğince, cumhur-u ulemanın görüşü, fertlerin görüşünden daha isabetlidir. İnsanları dar sokaklara sokanlar bilmeden yanlışa hizmet ediyorlar.
    Bu açıklamalara göre İslam’ın emri şudur: Kadınlar adet halindeyken kılmadıkları namazları daha sonra kaza etmezler, ancak tutmadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet





  11. 25
    teşekkür ederim çok iyi çalışmışsınız fakat benim ayet hakkında ki soruma cevap vermemiş siniz..sizin ne düşündüğünüzü soruyorum... ben hepsini gayet iyi biliyorum hepsini okudum zaten internet elimin altında



  12. 26
    teşekkür ederim çok iyi çalışmışsınız fakat benim ayet hakkında ki soruma cevap vermemiş siniz..sizin ne düşündüğünüzü soruyorum... ben hepsini gayet iyi biliyorum hepsini okudum zaten internet elimin altında
    Yazık o zaman okumuşsunuzda hiç birşey anlamamışsınız.

    Ayetten anladıklarımıda yazayım.
    Verdiğiniz ayetten anladığım hastalık halinde oruç tutmamaya ruhsat verildiği dilenirse tutulabileceğidir.Yanlız dikkat edilsin o hastalık hayız değil bildiğimiz maddi hastalıklardır.Eğer hayızdan bahsetseydi direk hayız olduğunuzda tutmayın denilirdi.Çünkü:



    Sana 'kadınların aybaşı halini' sorarlar. De ki: "O, bir rahatsızlık (eza)dır. Aybaşı halinde kadınlardan ayrılın ve temizlenmelerine kadar onlara (cinsel anlamda) yaklaşmayın. Temizlendiklerinde, Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."


    (BAKARA SURESİ / 222 )


    Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”(Talak, 65/4)


    ALLAHu Teala adet lafını dileseydi Bakara 184.te de kullanırdı ama kullanmamış.

    BAKARA 184:Oruç sayılı günlerdedir. Sizden her kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar. Oruç tutamayanlara fidye gerekir. Fidye bir fakiri doyuracak miktardır. Her kim de, kendi hayrına olarak fidye miktarını artırırsa bu, kendisi hakkında elbette daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer işin gerçeğini bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.


    Burda sizden her kim adet veya yolcu olursa dememiş VESSELAM.



  13. 27
    ben bildiğimi söyledim neden üzerime bu kadar geliyorsunuz onuda anlamış değilim
    öncelikle amacımız sizi alt etmek değil sonuçta bizde doğru inandığımız şeyi savunuyoruz,tıpkı sizin yaptığınız gibi...

    ben hepsini gayet iyi biliyorum hepsini okudum zaten internet elimin altında
    ''hepsini iyi biliyorum''bu ifade de bana kibiri hatırlattı.burada bir yarış yapmıyor Allah'ın emrini doğru anlamaya ve doğru anlatmaya çabalıyoruz ama nedense siz strese giriyor kendinizi geriyorsunuz.bizler Elhamdülillah Müslümanız.kendi aramızda,kaynakları önümüzde olan bir konuyu böyle kavga eder gibi konuşursak inanmayan insanlara dinimizi nasıl sevdiririz merak ediyorum ve korkuyorum öğreteyim derken bi çok insanı dinimizden uzaklaştırıyormuyuz?




  14. 28
    sizlere ne desem alınıyorsunuz kusura kalmayın arkadaşlar bildiğiniz yolda devam edin bende .... hoşçakalın



oruçluyken adet olmak,  orucluyken adet gelirse,  adet olunca oruç hemen bozulmalı mı,  oruçluyken regl olmak,  oruçluyken adet olunursa oruç bozulur mu,  oruçlu iken adet görmek,  oruçken adet olmak