Müslüman Hanımlar ve Örnek Müslüman Kadınlar Forumundan Mü'minler Zandan Sakınırlar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Mü'minler Zandan Sakınırlar

    Reklam




    Mü'minler Zandan Sakınırlar



    Giriş

    Gerek önceki ümmetlerde, gerekse günümüzde oluşturdukları zanni bilgilere dayanarak dini tekellerine almaya çalışan kimi kişi, grup ve ekoller Allah adına haramlar, helaller koymakta, itikada temel teşkil edecek inanç konuları oluşturmakta, sonra da bunlara Allah’ın kitabındanmış gibi inanmaya devam etmektedirler. Oysa Gayb’e tekabül eden konularda söz söylemek, inanılması gereken konuları tespit etmek Allah’ın tekelindedir. (Cin 72:26-27, Al-i İmran 3:179, Nisa 4:157)

    Zanni bilgilere dayanarak haramlar, helaller koymayı Kur’an, Allah’a karşı atılmış bir iftira ve yalan olarak değerlendirmektedir. (Yunus 10:59-60) Bu konularda kesin söz sahibi olan yalnızca Allah’tır. O’nun sözleri ise el-İlm’dir; yani kesindir. Bizim için ise ilim; doğruluğu tartışılmaz, kesin ve sağlam kaynaktan, yani Kur’an’dan elde edilen bilgidir. İlim kelimesi Kur’an’da vahiy kelimesiyle o kadar sıkı bir ilişki içerisindedir ki, çoğu zaman ilim, vahyin eşanlamlısı olarak kullanılmaktadır. Allah’ın ilmine/vahyine dayanmayan tüm bilgiler zanni olarak nitelendirilmektedir. Zan ise gerçeğe ulaştırmayan bir bilgi çeşididir. (Necm 53:28, Yunus 10:36) Çünkü Zan, hüda’nın karşıtıdır. (Necm 53:23) Müşrikler batıl düşüncelere hurafeci geleneklere dayanarak Allah’ın güzel nimetinden bir kısmını kendilerine haram saymışlardır. Bugün de batıl zanlardan kalkarakj bir takım kıyaslara, akıl yürütmelere, tutarsız sözlere dayanıp bir çok nimeti haram kılan kimseler vardır. Yunus suresi 10:60. Ayet kendi hevalarına göre böyle yasaklar koyan herkesi uyarmaktadır. Allah’ın güzel rızıklarını batıl zanlara, zanni haberlere göre yasaklamak/haram kılmak kimsenin hakkı değildir. Çünkü yegane hüküm koyucu, haram-helal koyucu Allah’tır.

    Zanni bilgileriyle dini bulandıranların konumunu Kur’an bütünlüğünde incelemeye geçmeden önce, işleyeceğimiz zan konusunun içtihadi ve siyasi konulardaki tefekkür eylemiyle alakalı olmadığına, mutlak hüküm koymaya kalkışılan ve vahiy alanına tecavüz edilen konularla alakalı bir alanı kuşattığına dikkat çekmek isteriz.

    A- Zannın Tanımı

    Zan kelimesi, Türkçe’de “sanmak, sezmek, sanıda bulunmak, zannetmek, zan altında tutmak, itham etmek” şeklinde ifade edilmektedir. Zan kelimesi tereddüt edilen iki taraftan birinin ağır basması, bir emare ve belirtiden meydana gelen bilgiyi ifade eder. Bu belirti kuvvetlendikçe kelimenin manası kesinliğe doğru yükselir. Buna üstün derecede zan (zann-ı galib) denir.bu belirti zayıflarsa, vehim derecesine düşer, ki bu da Kur’an’da “hars” diye isimlendirilmektedir. Ragıp el- İsfehani, bu kavramı şöyle izah ediyor: “Zan iki manada kullanılır: Biri yakin, yani kesinlik; diğeri ise şek ve şüphedir.” (Ragıp el-İsfehani, Müfredat, s. 473) İbn-i Faris de, zannın yakin ve şüphe olmak üzere iki anlama geldiğini söylemektedir.(İbn-i Faris, Mekayis, 3/462))

    Kur’an’da bilgiyle ilgili bir çok kelime vardır. Bunlardan “el-İlm” (2:32) kesin bilgiyi ifade etmektedir. Diğer kelimeler ise “el-İlm” ile ilişkisi bakımından bir değer taşımaktadır. Zanla anlam bütünlüğü oluşturan, onu pekiştiren, güçlendiren veya zayıflatan kelimeler ise şunlardır: a) Hars;(6:148) b) Reyb;(2:2) c)Şüphe;(4:157) d)Şek;(10:94) e) Heva;(47:16, 30:28-9) f) Ümmiyye;(22:52)

    Bilgiyle ilgili diğer kelimeler ise şunlardır: a) Marifet (24:53) b) Hikmet (2:129) c) Yakin (4:157)

    Hars kelimesi Kur’an’da ‘tahmin’ manasına kullanılmıştır. Bu ilme, zanna veya herhangi birinden de duymaya dayanmayan bilgi anlamındadır. Kısaca Hars, saçmalamak olarak nitelenmiştir. Bu ise, andan daha düşük derecede bir bilgi çeşididir. (5:10, 6:148) Reyb kelimesi ise, şüphe, korku, zihni sarsıntı, su-i zan, vehim, endişe manasına gelir. Tevbe 9:110. Ayette reyb kelimesi; hile, desise, zan, şüphe anlasmlarında kullanılmıştır. (14:9)

    Zanla ilgili kelimelerden biri de şüphedir. Şüphe, benzemekten türemiştir. Birbirine benzemelerinden dolayı iki şeyi ayıramamak, seçememek demektir. Bu açıdan yakin ifade eden zandan daha ayıf bir bilgi çeşididir. Şek kelimesi ise bir şeyi yarmak ve içine girmek, birbirinden çelişik olan iki şeyin aynı derecde eşit delilleri olmamalarıdır. Şek, kesinliğin çelişiği ve nakızı olup şüpheyi ifade eder.

    B) KUR’AN’DA ZAN

    Cahiliyyede ilim bir kişinin bir şey hakkında kendi şahsi tecrübeleriyle elde ettiği bilgi demektir. Bu bilgi, kabiledeki bir çok kişinin tecrübeleriyle sabit olmuş veya asırlarca denenerek gelmiş olan, kabile ruhunu taşıyan, genellikle nesillerce söylene söylene artık üzerinde ittifak olunmuş ve bu şekilde kabul görmüştür. Cahiliye anlayışındas da ilim ve zan arasında tam bir karşıtlık söz konusudur. İlim ile Zan arasındaki karşıtlık Kur’an’da da sürmüştür. Fakat ilmin alındığı sağam zemine, kaynağa gelince işler değişmiştir. Kur’an’da ilim kelimesi, ilahi vahiy düşüncesinden meydana gelen bir alana oturtulmuş ve bu alanda cahiliye çağınkinden başka kelimelerle temasa getirilmiştir. Artık şimdi ilim başkasından değil, doğrudan doğruya Allah’ın vahyinden alınan bilgidir. Kelimenin tam manasıyla sağlamdır, haktır. (Toshihuko Izutsu, “Kur’an’da Allah ve İnsan” s.57)

    Bu ışık altında bakılınca eskiden ilim, birinin kendi tecrübesinden geldiği için sağlam kabul edilirken, şimdi aynı bilgi zan derecesine düşürülmüştür. Biraz sonra değineceğimiz gibi kişisel keşf yoluyla adeta Allahtan vahiy aldığını ifade eden, gaybden haberler indiren mutasavvıfların iddiaları da bir zandan, vehimden/harstan öteye gitmezler. Resuller bile ancak Allahtan koruma garantisiyle şeytanın atmalarından (ümmiyeler) kesin bilgiyi koruyabilirlerken bu kutsal kişiler (!) nasıl kesin bilgi elde ettiklerini düşünebilirler. (Hacc 22:52) Kur’an onların bilgileri olan zannın kaynağını; heva, insanı şaşkına çeviren sevda anlamıına geldiğini söylemekte, böyle heva peşinden gitmeye “ittibau’l heva” demektedir. Ki, kişinin kendi şahsi kaprislerinin peşinden gitmesini ifade eder. Heva ise, ilmin tam karşısına konmuştur. İlim de Allah’ın hidayetinden veya vahyinden başka bir şey değildir: “(Zulmedenler) ilimsiz, kendi hevalarının (kaprislerinin) peşinden gittiler.” (Rum 30:29). Buradaki “bigayr-i ilm” tamlaması ilme tabi olmamayı anlatan bir ifadedir. Yani sıradan bir bilgiyi değil, Allah’ın vahyine uymamayı anlatan bir ifadedir. Hevaya veya ilme/vahye tabi olma arasındaki fark, şu ayette açık bir şekilde ifade ediliyor:

    “...And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun.” (Bakara 2:145) (Hud 11:46). Özellikle gayb alanına ait konularda zanni çıkarım yapmayı Allah Teala şiddetle kınar. Mesela, Allah hakkında el- İlm kapsamında olarak vahiyle bize ulaştırılanların dışındakilerin peşine düşmek boş, anlamsız, yalan, iftira olarak nitelendirilmiştir: “Allah'a bir de cinleri/gözle görülmeyen yaratıkları ortak koştular. Oysaki, onları O yaratmıştır. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar isnat etme saçmalığını gösterdiler. Şanı yücedir O'nun. Onların nitelemelerinin ötesindedir O.” (En’am 6:100). (Ayrıca: 53:27-8, 18:5)

    Kur’an hakkında ilim sahibi olmamızın mümkün olmadığı konularda kesin bilgi sahibi olmadan hareket etmeyi, boşuna çaba harcamayı yasaklamaktadır: “Hakkında ilmin olmayan bir şeyin ardına düşme; doğrusu kulak, göz ve muhakeme (fuat), bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.” (İsra 17:36). (Ayrıca: 11:46) Akıl ve duyularımızı kullanarak deney ve gözlem yoluyla elde edilemeyen ve mantıksal çıkarım yollarıyla da ulaşılamadığımız bir başka deyişle bizim için gayb olan bilgi ancak Allah katındadır (7:187). Ve hiç kimse O’nun ilminden, yine onun dilediği dışında herhangi bir şey kavrayamaz. (2:255)

    Söz Konusu dilemesini ise bizzat vahiy aracılığıyla gerçekleştirir.(22) Böylece insanın, söz konusu alana ilişkin biricik ilim kaynağı vahiyle sınırlandırılmaktadır. Buna rağmen insanlar, zanni bilgilerine dayanarak Allah’ın sınırlarına girmeye çalışmıştır. Örneğin, İsa (as)’ın yeryüzüne döneceğine dair iddia. Allah’ın Vahyinde kesin bir bilgi olmadığı halde gelecekten verilen bir haber olarak zan taşımasına rağmen bu olay, üstelik itikad mevzuu yapılıp kabul etmeyenler sapık ilan edilerek Kur’ani ölçü açıkça çiğnenmiştir.(3:44, 11:49, 12:102)

    Kur’an’da peygamberlerin çağrılarına muhalefet eden insanların tavırları hep “zanne” fiiliyle anlaılmıştır: "Bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. (Şuara 26:186) Musa(a) karşısında Firavun’un bilgisini temellendirdiği zemin (17:101, 28:38-9, 40:37), nebilere karşı mel’e (ilerigelen inkarcılar)ın tavrı (11:27) hep an ola gelmiştir. Bir yanda Allah’ın kitabı, diğer yanda zanni haberler... hangisi itikat ve davranış ölçütü olmaya daha layıktır?

    Kur’an’da Zan, hidayete tabi olmayanların üzerinde bulunduğu yol olarak nitelendirilmiştir: “Onlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir ve Allah onlar için hiç bir delil indirmemiştir. Kendilerine, Rab'lerinde bir yol gösterici geldiği halde, sadece zanna kuruntulara ve kişisel arzularına tabi oluyorlar. (Necm 53:23)(Ayrıca 10:36)

    Allah’ın emin yolu ile zanna uyan insanların üzerinde bulunduğu yol arasında tam bir çelişki vardır. En’am Suresi’nde bu durumu Allahu Teala şöyle ifade ediyor: “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar, sadece tahminde bulunurlar. (En’am 6:116)(Ayrıca; 4:157, 6:148)

    Önceki Kavimlerin delalete sapmış olmaları, hidayete ulaşamama nedenleri hep zanna tabi olmaları nedeniyledir. Özcesi, Kur’an’da zan kesin olanın karşıtı olup, müminlerin çokça sakınmaları gereken bir davranış çeşididir:

    “Onların çoğu, ancak zanna uyarlar. Zan ise gerçeğin yerini tutamaz. Allah onların yaptıklarını Bilendir.” (Yunus 10:36) (Ayrıca; 49:12, 53:28, 45:24, 31, 32)

    Kur’an’da gerek müşriklerin, gerek kitap ehlinden bazılarının Allah’ın kendisi ve diğer gaybi konularda söz söylemeleri; onların zanna uydukları, saçmaladıkları (yehrusun) şeklinde karşılık bulmuştur. (Bakara 2:80) Çünkü Allah Teala Kıyametin zamanı konusunda olduğu gibi buna benzer konularda insanların konuşmalarını zan, hars yani vehmetmek, boşa kürek çekmek olarak nitelendirmiştir. Buna rağmen insanlar kıyamet alametleri adında yüzlerce ciltlik kitaplar yazabilmektedirler. Müşriklerin, “Allah dileseydi, ne biz şirke sapardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi haram da yapmazdık." Şeklinde ifade ettikleri, çarpık kader anlayışları dile getirildikten sonra En’am Suresi 148. Ayette; “De ki: "Yanınızda, önümüze çıkaracağınız bir ilminiz var mı? Zandan başka birşeye uymuyorsunuz. Sadece saçmalıyorsunuz siz." (En’am 6:148 Ayrıca; 43:20) denilmek suretiyle kader konusundaki ilahi vahye dayanmayan bilgilerin yanlışlığı ortaya konulmaktadır. Ne yazık ki günümüz müslümanları arasında da ifadesini bulan zanni bir habere göre, kişinin önceden muttaki mi fasık mı olacağı tespit edilmiştir (!).(Bakınız; Tecrid-i Sarih Tercümesi, 4. Cild, s. 557) Oysa bu iddiayı destekleyen bir ilim/vahiy yoktur. Zanni temellere dayanan bu anlayış, inanılması gereken bir esas haline dönüştürülmüştür. (İmam Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, s. 218)

    Kur’an’ın, müşriklerin vahyi temele dayanmayan iddialarına verdiği örneklerden biri de, bazı hayvanların etlerinin yenilemeyeceğine dair hevalarından tespit ettikleri ölçüdür. Bu konuyla ilgili olarak En’am suresi 145. Ayette; “De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış birşey bulamıyorum. Yalnız şunlardan biri olursa başka: leş, akıtılmış kan, domuz etiki o bir pisliktir-Allah'tan başkası adına boğazlanmış bir murdar." Fakat darda kalan, başkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. “ ( En’am 6:145)

    Denmek suretiyle etleri yenilecek hayvanlara ilişkin kesin hüküm konulduktan sonra 143 ve 144. Ayetlerde müşriklerin bazı Hayvanların etlerinin yenmeyeceğine dair yanlış bilgilerine değinilerek Eğer doğru sözlü iseniz bana ilimle haber verin." Yoksa Allah size bunu önerirken siz de tanıklık mı ediyordunuz?" İlim dışı bir şekilde insanları şaşırtmak için yalan düzüp Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? (6:143-144) denilmek suretiyle bu tavrın Allah’a karşı yalan uydurmak ve iftira etmek olduğu, bu şekilde davrananların zalim ve ziyana uğramış kişiler oldukları hatırlatılmaktadır.

    Görülüyor ki, insanların uyması gereken haramlar, helaller koymak Allah’ın insiyatifindedir. Bu konuda ölçü, el-ilm olmaktadır. Yoksa zanni bilgiler haktan bir şey ifadev etmezler. Bu durumda Peygamber (a)’dan sonraki dönemlerde, çeşitli kaynaklarda yer alan etleri yenilmeyecek hayvanlara ilişkin bilgiler/iddialar Kur’an açısından zan taşımaktadır. Kur’an’da Deniz avının genel olarak helal olduğu kesin olarak anlatılmışken(Maide 5:96), ve bu konuda özel bir haram getirilmemişken (Maide 5:3, En’am 6:145), haramlar, helaller, tek tek sayılmışken, hala denizden avlanan kimi ürünler hakkında spekülasyon yapmak zan değil de nedir?

    Kur’an sadece vahyi el-ilm kapsamına aldığı halde tarihi süreç içerisinde Resulullah’ın söyleyip söylemediği bile belli olmayan kimi zanni haberler ona nispet edilerek, bunlardan haramlar, helaller, itikat konuları oluşturulma yoluna gidilerek din bulandırılmış (zanni yaklaşımlara terkedilmiş), neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda sonraki nesiller tereddüte düşürülmüştür. Fakat bu anlayışın kabul gördüğünü sanmak da yanlış olur. Çünkü herşeyden önce Kur’an’da ilmin tek ve muteber kaynağının ilahi vahiy (Kur’an) olduğu ve vahyi temele dayanmayan zanni bilgilerin batıllığı konusu tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır.

    Kur’an’ın ilim kelimesi etrafında oluşturduğu diğer bir ayrılma da tasavvuf düşüncesinin bilginin elde edilişini algılayış biçiminde olmuştur. Kur’an’da ilim dolaylı bir yolla elde edilirken, yani vahye dayanırken ve Allah’ın insanla konuşma/iletişim yolları kesinleştirilmişken (Şura 42:51) tasavvufta ilim doğrudan Allahtan alınan bilgi anlamına dönüştürülmüştür. Oysa peygamberler bile şeytanın müdahalesinden (ümniyeden) bağımsız değildir.(Hacc 22:52) Fakat peygamberleri Allah’ın koruması söz konusudur. Diğer insanlar için böylesi bir koruma olmadığına göre bu iddia vehim ve dillerinin ucuna gelen kuru bir laftan öteye geçmez. Bütün konularda Allah’ın sorduğu soruyu biz de soralım. Allah’tan bu hususta bir söz mü aldınız? (Bakara 2:80)

    Mutasavvıflar bu bilgi için “marifet” kelimesini kullanmışlar ve şöyle tarif etmişlerdir: “ Şahsi sezgi ve direkt temas yoluyla doğrudan Allah’tan alınan bilgi.” Onlara göre direkt temas yoluyla elde edilen bu bilgi, dolaylı yoldan ilahi vahiy ve peygamber aracılığıyla elde edilen bilgilerle sağlamlık ve güvenilirlik açısından farksızdır. Şüphesiz böyle bir iddia kabu edilemez. Çünkü bu anlayış örtük bir biçimde peygamberlik müessesini inkar etmektedir. Allah ile insanın konuşması/iletişim tarzı belirlenmişken (Şura 42:51), bu bilgi edinme yolu da neyin nesi oluyor? Olsa olsa vehim ve kuruntudur, zandır. Zan ise haktan bir şey ifade etmez.(Yunus 10:36)


    SONUÇ:

    Zan konusunda müminlerin tavırları ondan çokça sakınmaktır (Hucurat 49:12). Çünkü zanna uymak peygamberlerin çağrısına muhalefet edenlerin özelliğidir. İnsanların tavır ve davranışlarını zan ile belirlemelerini Allah yasaklamıştır. Önceki kavimlerin delalete sapma nedenleri de zanna tabi olmaları dolayısıyladır. Oysa doğru yolda olmakla zanna uymak arasında tam bir karşıtlık söz konusudur. Kur’an anni bilgilerle Allah adına haramlar, helaller koymayı yasaklamıştır. Kurtuluş, ilme/vahye tabi olmakla mümkündür. İlme değil zanna ve hevaya tabi olanların akıbeti ise kalplerinin mühürlenmesidir.(Muhammed 47:16)




    Fevzi Zülaloğlu


    Paylaş
    Mü'minler Zandan Sakınırlar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Zanın kelime anlamı, sanmak, hissetmek, tahmin etmek gibi anlamlara gelmektedir. Bu bilgi değildir. Yanlış bilgilere zemin oluşturacağı için mümin olanlar bundan uzak durmaya çalışır.



zanla ilgili sözler,  zanla ilgili hadisler