Müslüman Hanımlar ve Örnek Müslüman Kadınlar Forumundan Şehidçe Yaşamaya Adanmış Bir Yürek: Nurulhak SAATÇIOĞLU * Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Şehidçe Yaşamaya Adanmış Bir Yürek: Nurulhak SAATÇIOĞLU *

    Reklam




    Şehidçe Yaşamaya Adanmış Bir Yürek



    Heyecanlıydık o gün hepimiz... Hummalı bir koşturmaca içerisinde dövizlerimizi hazırlamış basın açıklamamızı yazmış çiçeklerimizi, balonlarımızı kucaklamış tanıdık tanımadık herkesi Yenikapı feribot iskelesine çağırmıştık o gün. O gün güneş bir başka parlıyordu sanki üzerimizde. Gözler bir başka gülüyordu... Bir kardeşimiz dönüyordu o gün aramıza. Onu hiç tanımamış olsak da onunla oturup bir bardak çay içmemiş, iki çift laf etmemiş olsak da gencecik yaşında taşıdığı kocaman yüreğini, kesip sakladığımız gazete kupürlerinden bile fark edebildiğimiz NURULHAK kardeşimizi karşılamaya gitmiştik o gün. Annesi ve kardeşlerinin mutluluğunu paylaşmaya, onun mücadelesine şahitlik etmeye, muştusuna ortak olmaya gitmiştik. Oysa üzgündü bir tarafımız. Zulmün böylesine şahit olmak, kırıyordu zayıf umutlarımızı. Gülmek gerekti yine de. Onu gülerek karşılamak gerekti. Ve o geldi... Gözlerini arayıp bulduk kalabalığın içinden. Kuşlar kadar özgür değildi belki yine bedeni artık değilse de, tutsaktı yine örtüsü... Oysa o, bizlerden daha sakindi, gülümsüyordu... Uzun ve yorucu bir seferden döner gibi değil, zafer kazanarak cepheden döner gibi bulduk onu. Öyle ya o Rabbe verdiği sözden, tutsaklık pahasına olsun dönmeyecek kadar özgür ruhluyken, biz... Biz onu cezaevinden karşılarken, kendi tutsaklığımızı hatırlamış, kendi halimize acımıştık.O inancının bedelini ödemenin haklı gururu içinde vakur ve mütebessimken, bize başımızı biraz daha yere eğmek düşmüştü. Ve aramıza katıldı... Öyle bir katılış ki her faaliyette, sabah akşam demeden mutlaka bir görev almaya ve kendisinden istenenin en iyisini, tüm çabasını göstererek yapmaya başladı. Belli ki cezaevi günleri boyunca, mücadelesini çıkınca da sürdürmenin hayalini kurmuştu. Yerinden kalkıp, inancına hakaret edenlere bir sloganlık sesini duyurmaya üşenenler bir yana, o belli ki daha gür sesle zalimlerin karşısına dikilmeye azmetmişti tutukluluk günlerinden kurtulmayı beklerken. Önce, düşünce suçluları için düzenlenen bir kampanyanın çalışmalarında sonra da her türlü program, basın açıklaması, miting, gösteri, stand çalışması, dayanışma gecesi, vs. kısacası tüm eylemlerde, ön saflarda görmeye başladık onu. Onun katılmadığı bir etkinliğe rastlamaz olduk... Fazla konuşmazdı NURULHAK... Kendisiyle on beş günlüğüne umreye gittik. Ağzından on beş kelime duymadım. demişti cenazesinde Mustafa İslamoğlu. Suskundu, içe kapanıktı, konuşmayı pek sevmezdi... Ama o, bu suskunluğuyla çok şey anlatıyordu aslında. Onun yaşadıkları, yaşıtlarının sadece kabuslarına girerken o, sessiz çığlıklarını yurdun en ücra köşelerine duyurmayı başarmıştı... Dünyevi lezzetlerden mahrum olmamak adına, Rahmanın emirlerini çiğneyenlere başkaldırıydı o. Sessiz bir başkaldırı…
    NURULHAK kardeşimiz 1980 yılında dünyaya gelmişti. Babası Iraklıydı. Küçük yaşta babasından ayrılmış olan annesi Hüda Kaya ve kardeşleriyle birlikte Malatyaya taşınmışlardı. Henüz lise öğrencisiyken, 28 Şubat sürecinin başlamasıyla hayatı birdenbire değişmişti. Zulmün ve despotizmin mimarları ki hesap gününde onlarla görüşeceğiz derin güçlerle işbirliğine geçmiş ve zulümlerini icra etmeye uğraşıyorlardı. Başörtüsünün, Allah (c.c)ın emri olduğu gerçeği yok edilmek isteniyordu. Yasakçı zihniyet, kollarını yurdun dört bir yanına uzatmış, Malatyada da baş göstermişti. Fakat Müslüman Malatya halkı, bacılarının örtülerine el uzatanlara karşı sessiz kalamazdı. 7 Mayıs 1999 tarihinde, büyük bir kalabalık toplanmış ve valiliğe yürümüştü. Vali ile görüşülmüş, çeşitli sözler alınarak kalabalık dağılmıştı. Fakat yasak icat etmekle doymayan, yasaklara karşı çıkanları cezalandırmakla ancak tatmin olan zulmün önderleri bu hareketi kabullenememiş ve günah keçileri tespit etmişti Hüda Kaya ve kızları…
    İşte NURULHAK kardeşimiz, annesi ve kız kardeşleri Nurcihan ve İntisar ile birlikte, benzer davalara emsal teşkil etme ve zulme karşı çıkanları yıldırma amaçlı, akıl almaz ve adaletin yanından bile geçmeyen bir uygulamaya maruz bırakılmıştı Gazeteci olarak katıldığı bir eylemden dolayı, önce bu zulüm düzenini silah zoruyla değiştirmeye kalkışmaktan idamla yargılanmış sonrasında da 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşü kanununa muhalefetten 2 yıl 6 ay ceza almış ve bu sebepten, liseyi dahi bitirememişti. Gencecik yaşında cezaevleriyle tanışmış, şehir şehir gezdirilmişti. Başörtüsünü, inancını, Allah (c.c)ın emrini savunduğu için... Tıpkı Hz. Zeynepin Kûfe, Şam ve Kerbelada mahpus olarak gezdirilmesi gibi... Onun kaderi de tıpkı Hz. Zeynepinkine benziyordu… Büyüktü o da Zeynep gibi... Ve büyüklüğü inancını, örtüsünü savunmasının, zulme karşı durmasının, düşüncelerinin yanı sıra, takdir-i ilahiye her zaman rıza göstermesinden kaynaklanıyordu. Yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen, ne kötü bir söz çıkmıştı ağzından, ne en ufak bir isyan ya da endişe belirtisi göstermişti… Tam bir teslimiyet ve tevekküle sahipti... İşte buydu onu farklı kılan... Hepimizinkinden kocaman yüreğiydi...
    Meşhur bir hadiste buyurulur ki

    * Allah (c.c)u Teâlâ, bir kulu sevdiği zaman Cibrili çağırır ve Ben falanca kulumu seviyorum, onu sen de sev! buyurur. Cibril de o kulu sever. Sonra gök ehline seslenerek Haberiniz olsun, Allah (c.c) falanca kulu seviyor, onu siz de sevin! der. Onu gök ehli de sever. Sonra onun sevgisi, yerdekilerin gönüllerine yerleşir * Müslim

    Belki kardeşimiz için de böyle demişti Rabbimiz. Yoksa nasıl açıklarız Türkiyenin her köşesinden ve hatta yurt dışından, tanıyan-tanımayan herkesin onun için gözyaşı dökmesini... Yüzlerce taziye dilekleri... Telefonlar… Ve herkese nasip olmayacak kalabalıkta cenazesi…
    NURULHAK kardeşimiz ayrıca çok fedakar bir yapıya sahipti. Cezaevinden çıktıktan sonra, ailece, Bandırma Cezaevinde aynı hücreyi paylaştığı, cezaevinde doğmuş olan küçük bir kız çocuğu için başvuru yapmışlar ve onu yanlarına alarak bakımını üstlenmişlerdi. Bu dört yaşlarındaki sevimli ufaklığı hiç yanından ayırmaz, adeta annesi gibi onun her tülü ihtiyacıyla ilgilenirdi. Dernek faaliyetlerinden, insan hakları mücadelesinden de kopmak istemeyen NURULHAK kardeşimiz, nereye gitse usanmadan onu da yanında götürüyor, anne şefkatiyle ona sahip çıkıyordu. Başkasının çocuğuydu o küçük kız, ama Rahman onun kucağına vermişti işte. Bu görevini de hakkıyla tamamladı. Hiç şikayetçi olmadan...Ve bir gün... 6 Ağustos 2005 günü, yine bir başörtüsü komisyonu toplantısı için bir aradaydık. Onu aramış, nerede olduğunu, toplantıya katılıp katılamayacağını sormuştuk. Oysa o, cezaevinde kalırken edindiği dostlarının ziyaretine gitmişti Bandırmaya. Telefonu o değil, başkası açmıştı bu kez. Onun Rabbe kavuştuğunu duyurdular bize. Yüreğimize bir bomba düştü... Gece çöktü üzerimize… Bir araba, rüzgarın etkisiyle savrulmuş, ona çarpmış ve sanki yok olup gitmişti demek... Kardeşimiz yere uzanmış, ruhunu teslim etmişti hemen oracıkta. Yağmur tüm şiddetiyle yağıyordu... Sanki gök delinmişti… Belki gözlerimizden akan yaşlar görünmesin diyeydi... Belki de gök gerçekten ağlıyordu ardından… Gök ve yer bile ağlamadı onların ardından diyor ya Kuran, helak olan Firavun kavminin ardından… Kardeşimizin ardından bizim gibi gök de hüngür hüngür ağlıyordu işte... Cenazesinde, sıkışan yüreklerimizi bir araya getirip, Metin Yükselin şehit düştüğü, nice şehitleri uğurladığımız Fatih Camiinde toplandık... Yine ön safta, yine sorumluluklarımızı bize hatırlatmak için görev başındaydı. Son göreviydi bu kez yerine getirdiği... Bu kez, cezaevinden onu karşılamaya gider gibi şen değildik hiçbirimiz, ve gök o günkü gibi gülümsemiyor, ağlıyordu için için. Oysa o yine vakur, yine en sevdiği başörtüsü üzerinde, yine sessiz bir çığlık olmuş, yine bize bir mesaj veriyordu her zamanki suskunluğuyla... Ölümü hatırlatırken, yaşantısına şahit kılıyordu bizleri. Ve bu kez, demir parmaklıkların ardına yolcu eder gibi değil, özgürlüğe uğurladık onu. Hak ettiği özgürlüğü kana kana içsin, İlahi adalete korkmadan sığınsın, hepimizin adına zalimleri Ona şikayet etsin diye... Tekbirlerle, dualarla, ıslak bakışlarımız ve yüreğimize oturan kanla beraber uğurladık onu... O Rabbe yürümüş, yaşantısını belgelemişti. Mücadele ve sıkıntı dolu, ama Onun rızasıyla iç içe, kısacık bir hayat geçirmiş, bu kısa ömründe bize çok ama çok şey öğretmişti... Bizler ise bu kez daha gür sesle, kendimize onun kadar yürekli olma sözü vererek ayrıldık cenazesinden... Cenazesi defnedilirken, kabrinden dışarı sızan nuru gösteriyor birkaç kişi birbirine... Birkaç gün sonra bir tanıdık, annesine Nurulhak kardeşimizi rüyasında gördüğünü, kendisine Filistin ile ilgili bir CD verdiğini, sohbet düzenlemesini istediğini ve onun Bana ulaşman için adresimi vereyim Subhaneke Allah (c.c)umme sokağında oturuyorum. dediğini ve sokağın ismini iki defa tekrar ettiğini anlatıyor. Bir başka gün, gazetecilere kardeşimizin günlüğünü veren annesine Malatyadan.taziyeye gelen bir dostu söylüyor Abla! Rüyamda Nurulhakı gördüm. Elinde kahverengi bir defter tutuyordu. Dedi ki Benim notlarımı öyle herkesle paylaşmasınlar. Tüm bunlar Rahmanın, geride kalanların kalbine ferahlık vermesi belki... Ve belki de onu şehitlerden kıldığının bir müjdesi bize...
    İyi ki tanıdık NURULHAKı... İyi ki onun o kısacık ama hepimize örnek olacak olan yaşantısının küçücük bir bölümüne de olsa şahit olduk. Kendi inancımızı, kendi mücadelemizi, kendi eğrilerimizi ve doğrularımızı tartma fırsatı bulduk onun sayesinde... Allah (c.c) için nelerimizi feda edebileceğimizi, inancımızı korkmadan nasıl savunabileceğimizi, eziyetlere katlanmayı, tevekkülü ve suskunlun nasıl avaz avaz nasihat verebildiğini öğrendik ondan... Adanmış bir yürek, şehit gibi yaşanmış bir ömür gördük biz onda, bir rüya gibi gelip geçen... Rabbim, onun gibi hayatımızı Kendisine adamamızı, şehit gibi yaşamayı bizlere de nasip etsin... Amin.
    Aslında onun arkasından söyleNebileceklerin en iyisini annesi söyledi

    * Hz. Meryem timsali bir kızdı. İnşAllah (c.c) ona komşu olmuştur

    Demek gidiyorsun
    Git hadi! Özgürlüğü başörtüsüne nakış nakış işleyen kız
    Git! Daha önce de gitmiştin, kelepçeli ellerinle
    Bizi, hani bedel ödemekten kaçanları onursuzluğumuzla baş başa bırakarak…
    Git! Özgürsün artık!
    Vermediğimiz mücadelenin ardından ağladığımız gibi,
    sana sahip çıkamadığımız için de ağlarız biz
    Ağlamak yazılı kaderimize, bu topraklara belki de
    Sen onurumuzsun, sessiz kız!
    Unutma bizi!
    Eğer buluşursak cennette, öyle çok söyleyeceklerimiz var ki sana
    Işıttın yolumuzu Hakkın nuru
    GİT!



    Beyaz yağan yağmurlar gibi
    Gülümseyen bir özgürlük düştü çehrene
    Tekbirle yıkansın diye yumruklar
    Ölüm dirildi bedeninde
    Ve beyaz kelebekler uçtu bakışlardan
    Beyaz yağdı yağmurlar
    Hatırlatma görevini omuzlayıp
    Gittin…
    Kavganda kırılan ruhunu
    Ölüm kadar büyütüp, serdin önümüze
    Tutsak örtülerimiz bekleyedursun
    Sen… Beyaz örtünde özgür ve el üstünde
    Tutulacağın yerlere:
    Nur’ul-Hakk olup, parlamaya gittin



    Paylaş
    Şehidçe Yaşamaya Adanmış Bir Yürek: Nurulhak SAATÇIOĞLU * Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Taviz vermedi tesetturunden ,sistemin buyruklarina boyun egmedi dik durdu her muminenin durmasi gerektigi gibi dik durdu..
    Davasina sahip çikti tesetturu yozlastiran,renkli bonibonlar gibi gezenlerden olmadi..

    Rabbim bizlerede bu bilinci versin örtünün ayet oldugunu unutturmasin bize
    Teferruat diyenlere uydurmasin okuyan bacilarim örnek alsin Nurullah bacimizi...





  3. 3
    Alıntı Asude Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Taviz vermedi tesetturunden ,sistemin buyruklarina boyun egmedi dik durdu her muminenin durmasi gerektigi gibi dik durdu..
    Davasina sahip çikti tesetturu yozlastiran,renkli bonibonlar gibi gezenlerden olmadi..

    Rabbim bizlerede bu bilinci versin örtünün ayet oldugunu unutturmasin bize
    Teferruat diyenlere uydurmasin okuyan bacilarim örnek alsin Nurullah bacimizi...
    Eyvallah Asude kardeşim inşaAllah o ve onun gibi davalarına sadık yılmayan mücahideleri örnek alıp davalarını sürdürenlerden oluruz...



nurulhak saatçioğlu,  nurulhak,  nurullah saatçioğlu,  nurulhak saatçioğlu video