Müslüman Hanımlar ve Örnek Müslüman Kadınlar Forumundan Hz. Hatice Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Hz. Hatice

    Reklam




    Selam olsun sana, ey mü`minlerin anası. Selam olsun sana, ey Resullerin efendisinin zevcesi. Selam olsun sana, ey dünya kadınlarının efendisi olan Fatımet-üz Zehra`nın anası. Selam olsun sana, ey ilk iman eden kadın. Selam olsun sana, ey malını, servetini Seyyid-ül Enbiya`nın yardımında sarfeden, ona elinden gelen hiçbir yardımı esirgemeyen ve düşmanlar karşısında onu müdafaa eden. Ey Cebrail`in kendisine selam verdiği ve yüce Allah`tan kendisine selam getirdiği kimse. Ne mutlu sana Allah`ın verdiği fazl-u ihsandan dolayı. Allah`ın selamı, rahmet ve bereketi senin üzerine olsun.

    Büyük İslam kadını, mü`minlerin anası, Allah Resulü`nün (s.a.v) değerli zevcesi Hz. Hatice (r.a) hicretten 68 yıl önce, asil bir ailede dünyaya geldi. Babası Huveylid, Kureyş`in büyüklerinden ve servet sahibi birisiydi. Annesi Fatıma ise Mekke'nin tanınmış ve iffetli kadınlarından sayılırdı.

    Cahiliyet zamanında yaşamalarına rağmen böyle değerli ailede yetişen Hz. Hatice, öylesine şeref, haysiyet, iffet ve temizlik dolu bir hayat yaşıyordu ki toplum içerisinde Tahira(temiz) diye meşhur olmuştu. Halbuki nefsani heveslerini ve şeytani arzularını gerçekleştirmesi için her türlü maddi imkana sahip idi.

    O, hatta Müslüman olmadan önce dahi, insanın değer ve üstünlüğünü paraya-pula, dünya malına, ırka, makama değil, onda bulunan güzel sıfatlara, insani ve ahlaki değerlere bağlıyordu. O gün Mekke`nin en zengin, en ileri gelen şahsiyetlerinin (Ebu Süfyan, Ebu Cehil, Akabe b. Ebi Muayt gibi) evlenme tekliflerini reddetmiş ve gözü sürekli fazilet, insanlık, dürüstlük, sadakat vb. sıfatlara süslenmiş birisini aramış ve Allah Resulü`nü tanıyıncaya kadar başka birisiyle evlenmeye gönlü rıza göstermemişti. Fakat Resulü Ekrem`le tanıştıktan sonra, Hazret`in fakirlik ve öksüzlüğüne bakmamış, bizzat kendisi evlilik teklifinde bulunmuştu.

    Hz. Hatice`nin bir başka özelliği ise o değerli insanın nedenli akıllı, basiret ve dirayet sahibi oluşudur. Öyle ki babasını cahiliyet zamanında meydana gelen Ficar harbinde kaybetmesinin ardından, babasından kalan serveti büyük bir dirayet ve basiretle ticarete atmış ve gün geçtikçe servetini artırmış ve Mekke`nin en önde gelen zenginleri arasına girmişti.

    Tarih Hz. Hatice`nin serveti hakkında şöyle diyor: Onun sadece ticaret yaptığı mallarını 80 bin deve taşıyordu. Dört yüz hizmetçi onun ticaret ve sair işlerini yürütmekle görevliydi.

    Bu servete sahip olan Hz. Hatice fakirlere, düşkünlere yardım etmeği de ihmal etmemiş ve bu adetini Resulullah`la evlendikten sonra da devam ettirmişti.

    Evet, küçük bir malını kaybetmekle dünyaları yıkılan veya başkalarına en ufak bir şey verirken canları çıkan, çoğu insanların tam aksine Hz. Hatice bütün servetini Hz. Resulullah`ın ayağına dökmüş ve onun yüce hedefi için sadece kendi servetini değil, canını dahi adamıştı ve o yüce hedef uğruna bütün çilelere severek katlanmıştı.

    Hz. Hatice uzun yıllar beklemiş ve bütün Kureyş kabilelerinin büyüklerini reddederek Resulullah gibi manevi değerlerle donatılmış birisini aramış ve karşılaşınca da bizzat kendisi evlenme teklifinde bulunmuştur. Öte yandan Allah Resulü de Hz. Hatice kendisinden bir hayli yaşlı olmasına rağmen, onda gördüğü fazilet, iffet ve insani değerlerden dolayı onun evlilik teklifine seve-seve olumlu cevap vermiş ve evlenmişti.

    Bazı batılı yazarlar, İslam`a ve Resulullah`a olan düşmanlıklarından dolayı, Allah Resulü`nün Hz. Hatice`nin servetinden dolayı onunla evlendiği ortaya sürmüşlerdir. Halbuki Resulullah`ın hayatını az da olsa araştıranlar biliyorlar ki Resulullah`ın asla değer vermediği şeylerden birisi de dünya malı idi.

    Kaldı ki evlenme teklifinde bulunan, bizzat Hz. Hatice`nin kendisi idi, Resulullah (s.a.v) değil. Sonra Resul-i Ekrem`in evlendikten sonra Hz. Hatice`ye gösterdiği sevgi muhabbet ve saygı (ki bu Hz. Hatice`nin ölümünden sonra bile bütün sıcaklığıyla devam etmiş ve hatta bu durum bazı diğer hanımlarının kıskançlık duygularını kabartmış ve Resulullah`a itirazda bulunmuşlardı) en açık şekilde Allah Resulü`nün Hz. Hatice`nin serveti değil, fazilet ve insani değerlerinden dolayı onunla evlendiğini gösteriyor. Evlendikten sonra dahi Hz. Hatice, gönüllü olarak servetini İslam yoluna harcamış ve hiçbir zaman Resulullah bu konuda bir teklifte bulunmamıştı. Nitekim bu servetin hepsi İslami hedefler uğruna harcanmış ve kendilerine hiçbir şeyi biriktirmemişlerdi.

    Şimdi tekrar Hz. Hatice`yle Resul-i Ekrem`in (s.a.v) evlenme olayına dönelim. Önce de dediğimiz gibi, bu iki büyük şahsiyeti birbirine yakınlaştıran ve hayatlarını birleştirmelerine vesile olan şey, asla maddi değil, tamamıyla manevi ve İlahi saiklerden ibaretti. Şimdi bu iddiamızı kanıtlayan delillerden sadece bir kaçını sizlere aktarmakla yetineceğiz:

    1- Hz. Hatice`nin kölesi olan ve Hz. Muhammed`le (s.a.v) ticaret seferine çıkan Meysere isimli zat, yolculuk esnasında Kureyş Emini nde gördüğü kerametleri ve
    Şam rahibinden onun hakkında duyduğu sözleri Hatice`ye anlatırken Hz. Muhammed`e karşı içinde aşırı bir sevgi duyarak şöyle diyordu: Yeter artık Meysere! Muhammed`e karşı sevgimi iki kat artırdın; git seni azad ettim; karın da senin olsun; ayrıca iki yüz dirhem, iki at ve bir kıymetli elbiseyi sana bağışladım. Ondan sonra Meysere`den duyduklarını Arap bilgini Varaka b. Nevfel`e anlatıyor; Nevfel de: Bu kerametlerin sahibi Arabi Peygamber`dir diyordu.

    2- Bir gün Hz. Hatice evinde oturmuş, cariye ve köleleri etrafını sarmıştı. Bir Yahudi alimi de o mecliste bulunuyordu. Bu sırada Kureyş genci (Hz. Muhammed (s.a.v) ) Hatice`nin evinin yanından geçiyordu. Yahudi aliminin gözü Peygamber`e ilişti. Peygamber`den birkaç dakikalığına meclise katılmasını istedi. Resul-i Ekrem (s.a.v) Yahudi aliminin ricası üzerine meclise katıldı. Hz. Hatice Yahudi alimine dönerek şöyle dedi: Eğer onun amcaları senin bu soruşturma ve teftişlerinden haberdar olurlarsa, kuşkulanır ve kötü bir tepki gösterirler; çünkü onlar yeğenleri hususunda Yahudilerden korkuyorlar. Yahudi alimi bu sözleri duyunca Sen ne diyorsun? Muhammed`e kim zarar verebilir? Oysa Allah onu, nübüvvetin hatmi ve halkın hidayeti için seçmiştir dedi. Hatice, Onun böyle bir makama erişeceğinin delili nedir? diye sorunca, o şu cevabı verdi: Ben ahir-üz zaman peygamberinin alametlerini Tevrat`ta okumuşum. Onun alametlerinden bazıları şöyledir: Onun babası ve annesi ölür; ceddi ve amcası onu himayeleri altına alırlar. O Kureyş`ten bir kadınla evlenir. Sonra Hatice`ye dönerek şöyle dedi: Ne mutlu onun eşi olma iftiharını elde eden kadına!

    3- Arap bilginlerinden olan Hatice`nin amcazadesi Varaka`nın Ahdeyn(Tevrat ve İncil) kitapları hakkında çok bilgisi vardı. Varaka defalarca şöyle demişti: Kureyş`ten bir kişi, Allah tarafından insanları hidayet etmek için görevlendirilecek ve Kureyş`in zengin kadınlarından biriyle evlenecektir. Hatice de Kureyş`in zengin kadınlarından olduğu için Varaka ara sıra ona, Bir gün gelir ki yeryüzünün en üstün, en şerefli erkeğiyle evlenirsin diyordu.

    4- Bir gece Hz. Hatice rüyasında güneşin Mekke üzerinde döndüğünü ve yavaş yavaş aşağı inerek onun evine girdiğini gördü. Rüyasını Varaka`ya anlattı. Varaka onun rüyasını şöyle tabir etti: Şöhreti alemi tutacak büyük birisiyle evleneceksin.

    İşte bütün bunlar ve Allah Resulü`nün harikulade şahsiyeti ve manevi faziletleri, Hz. Hatice`nin yıllardır düşlediği ve o yaşa kadar beklediği yegane insanı ona tanıtmıştı. Hz. Hatice, bilahare Hz Muhammed(s.a.v) ile evlenmeye karar vererek, bir vasıtayla bu arzusunu ona bildirdi. Resul-i Ekrem de, onda olan değerleri, onun fazilet, iffet ve dirayetini bildiği için bu isteğine olumlu cevap verdi.

    Evlenmenin nasıl gerçekleştiği hakkında tarihçiler şöyle yazıyorlar: Hz. Hatice`nin bizzat kendisi bu evliliğe meyilli olduğunu açıklayarak şöyle demişti: Amca oğlu! Ben senin kendi kavmin arasında olan izzet ve azametin, doğruluğun emanettarlığın ve güzel huyun için seninle evlenmek istiyorum. Kureyş`in Emini de ona şöyle cevap vermişti: Amcalarıma haber verip onlara danışmam gerekir. Bu bazı tarihçilerin yazdığıdır. Fakat tarihçilerin çoğu Hz. Hatice`nin mesajını Aliyye kızı Nefise`nin şu şekilde Peygamber`e ulaştırdığını yazıyorlar:

    Ya Muhammed! Niçin hayatını temiz bir eşle aydınlatmıyorsun? Eğer seni güzelliğe servete, şerafet ve izzete davet edersem kabul eder misin? Peygamber: Kimi kastediyorsun? deyince, Hatice`yi diye cevap verdi. Peygamber şöyle buyurdu: Hatice bu işe razı olur mu? Onunla aramızda çok fark vardır! Nefise, Ben onu razı ederim; yeter ki sen bir vakit tayin et de Hatice`nin vekili Amr b. Esed ile senin akrabaların bir araya toplansınlar ve nikah merasimini yerine getirsinler dedi.

    Resul-i Ekrem bu hususta değerli amcası Ebu Talib`e danıştıktan sonra, Kureyş büyüklerinin de katıldığı görkemli bir toplantı düzenlendi. Önce Ebu Talip Allah`a hamd ü senayla başlayan bir hutbe okuyarak yeğenini tanıttı. Ardından Hatice`nin akrabalarından olan Varaka b. Nevfel de bir hutbe okuyarak Hz. Muhammed`in ve kavminin üstünlük ve fazlını itiraf edip bu evliliğe razı olduklarını ilan etti. Nikah akdi okundu ve mihriye olarak dört yüz dinar veya bazı rivayetlere göre yirmi deve tayin edildi ve böylece izzet, fazilet ve saadet dolu bir hayatın temeli atılmış oldu.

    Bu mübarek evlilik takriben 15 yıl sürdü ve Hz. Hatice 65 yaşında iken gözlerini dünyaya kapadı ve şeref, izzet ve iftihar dolu bir hayatı geride bıraktı. Hz. Resul-i Ekrem (s.a.v), Hz. Hatice hayatta olduğu müddetçe başka biriyle evlenmemiş ve ona olan sonsuz saygı ve muhabbetini böylece ortaya koymuştu.

    Hz. Hatice, Resul-i Ekrem (s.a.v) peygamberliğe seçilir seçilmez ona iman etmiş ve böylece ilk Müslüman kadın olma iftiharını da diğer iftiharlarına eklemişti. O yüce kadın, Allah Resulü`ne (s.a.v) iman ettikten sonra daima Resulullah`ın yanında olmuş ve bu büyük görevinde var gücüyle ona yardımcı olmaya çalışmıştı. Bu doğrultuda bütün kınamalara, bütün çilelere, işkencelere katlanmış ve uzun müddet Mekke`de ilk Müslüman olan erkek Hz. Ali ile birlikte tek başlarına Resulullah`ın yanında yer alarak, onunla birlikte müşriklerin gözü önünde Mescid-ül Haram`da namaza durmuş ve bütün bir küfür ve şirk cephesine karşı durmuşlardı.

    Hz. Hatice`nin bir başka özelliği, Allah Resulü`nün mübarek neslinin ondan devam etmesidir. Zira Hz. Mariye hariç (ki onun oğlu İbrahim küçük yaşta vefat etmiştir) diğer hanımlarının hiçbirisinin çocuğu olmamıştır.

    Evet Hz. Hatice, Fatıma gibi bir evladı dünyaya getirme saadetine nail olmuş ve Resulullah`ın mübarek nesli kendisinden devam etmiştir...

    Burada Hz. Hatice`nin makam ve faziletinin daha iyi anlaşılması için Resulullah`ın bazı hadislerini nakletmeği uygun buluyoruz:

    Bir hadisinde şöyle buyurmuştur: Hatice cennetin faziletli kadınlarındandır. Hz. Ali den şöyle nakledilmiştir: Resulullah (s.a.v) bir gün hanımlarının yanında Hatice`den söz ederek ağladı. Bunu kıskanan Hz. &Acirc ;işe: Beni Esed`in şu kırmızı, ihtiyar kadınının neyine ağlıyorsun? Allah sana daha genç birisini nasip etmemiş mi? diye itirazda bulundu. Allah Resulü buna çok rahatsız oldu ve şöyle buyurdu: Hayır Allah`a andolsun ki, Hatice`den daha iyisini bana nasip etmemiştir. O, korku ve buhran dolu bir zamanda bana iman etti ve İslam yolunda her türlü fedakarlıktan ve bana yardımdan geri durmadı.

    Yine şöyle buyurmuştur: Allah`a andolsun ki, Allah bana Hatice`den daha iyisini nasip etmemiştir; her kes beni inkar ettiği sırada, o bana iman etti. Her kes beni yalanladığı zaman, o beni tasdik etti. İnsanlar beni mallarından mahrum bıraktıkları sırada, o, kendi servetiyle benim yardımıma koştu. Allah, ondan bana evlat nasip etti.

    Evet Allah Resulü Hz. Hatice`yi vefatından sonra da hiçbir zaman unutmaz ve hatta Hatice`nin dostları ve arkadaşlarına dahi fevkalade saygı gösterir ve sürekli onlara hediyeler gönderir ve iyilikte bulunurdu.

    Hz. Hatice`ye fazilet ve üstünlük olarak bu yeter ki Allah-u Teala Cebrail(a.s) vasıtasıyla ona selam gönderiyordu.

    Evet Allah Resulü`nün gözünde böyle yüce bir makam ve değer sahibi olan ve onun en büyük yardımcılarından sayılan birisinin, ayrılığı ve vefatı da pek tabiidir ki onun derinden yaralanmasına ve üzülmesine neden olsun. Nitekim de öyle olmuş ve Resulullah (s.a.v) Hz. Hatice ile birlikte, diğer büyük hamisi olan amcası Ebu Talib`i de aynı yılda kaybedince o yıl Hüzün Yılı diye adlandırılmıştır.

    Artık iki büyük hami, ahiret yurduna göçmüş, ama her biri yerine bir diğer hamiyi bırakıp gitmişlerdi. Ebu Talip oğlu Hz. Ali`yi ve Hatice kızı Hz. Fatıma`yı. Artık bu görev onların omuzlarına ağırlık etmekteydi.

    Allah Resulü hastalanıp ölüm döşeğine düşen Hz. Hatice`nin başucuna gelip onu şöyle müjdelemişti: Ey Hatice, sevin ki Allah seni İmran kızı Meryem ve Firavun`un zevcesi Asiye`yle eşit kılmıştır.
    Evet Hz. Hatice, hayatının bütün yönleriyle, iffeti, hayası, takva ve temizliği, ibadet ve itaati, fedakarlık ve dünyaya meyilsizliği, kocasına olan itaat ve teslimiyeti ve Allah yolunda ona yardımıyla ve bilahare yetiştirdiği evlatlarıyla bizler için büyük örnektir.


    ALINTI


    Paylaş
    Hz. Hatice Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Hazreti Hatice denilince bir çok özelliği akla gelir. Cömert oluşu mala mülke önem vermeyerek Allahu tealanın dini için harcayacak kadar mümin bir şahsiyet oluşu da dikkat çekmektedir.



hz. haticenin ahlaki özellikleri