Makale ve Şiirler ve Naatlar Forumundan Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü

    Reklam







    Gülü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz
    Hilkatin Fâtiha'sı nübüvvetin hâtimesi ins ü cinnin peygamberine selamdan sonra
    Varlık güzeline Gül diyeceğiz biz Gül çağında ıtırlarını duymak için...
    Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gül'ü bilememenin ve Gül'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Gül'den başka Gül bulamayacak Gül'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış desen desen Gül'ü dokur çünki kağıtlar renk renk deste deste Gül'ü okur. Gül'ün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile ve aşk ile renginin şulesinden pervaneler düşer. Kimin eline değerse Gül elleri Gül kokar onun. "Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır / Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi" der Sezai Karakoç'un ağzından Ka'b b. Züheyr ve o günden sonra bürdesini giyer Gül'ün. Çelikten büklümler erir Gül'ün yapraklarında.
    "Eğer Gül'ün vasıflarının şerhini devamlı durmadan söylesem yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez." der Mevlana. Lisan ve kalem Gül'ü hakkıyla anlatamaz bunu herkes bilir. Bilir de Asr-ı Saadet'ten bu yana sayısız kalemler Gül'ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar Gül'ü söyler manzumeler ve şiirler boyu.
    Şimdiye kadar neler söylenmedi Gül hakkında neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na't dediler Gül'ü anlattılar; tazarru dediler Gül'e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için mi'raciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar Gül terennümünde İlahiler söylediler Gül deminde. Na'tî diye mahlas kullandılar divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik Gül'ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta'lik. Hamdullah'tan Hâmid'e harf başına şükür diye yazdı divitler; Levnî'den Osman'a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa Gül'den bir iz görür gözler ne yöne dönse Gül'ü özler geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık Gül için vardır ve Gül eşya ve varlık olur serâpâ. Bir milyon adı varsa aşkın bir eksiğiyle hep Gül'den alır ilhamını. Kağıt kalem ve kitap... Söz kelam ve hitap... Her suret ve her şekilde Gül'e mahkum. Nitekim kimiler Gül dediler ömür boyu Güldüler; kimiler Gül dediler Gül uğruna öldüler.
    Gül'ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. Gül harflerinden Gül söylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. Gül kokusu taşıyan bilgi canda ışık; Gül destesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.
    Gül hakkında en müstesna sözleri Divan şiiri söylemiştir. Türk şairlere özgü bir tür olan Hilye'lerden siyer kitaplarına; mevlidlerden mi'raciyelere; divanlar ile her türlü mesnevilerin başında Tevhid ve münacaatlardan sonra yer alan na'tlardan düzyazı eserlerdeki hamdele ve salvele bölümlerine varasıya kadar hep "önce Gül" der kalemler. Divan edebiyatının Gül hakkında söyleyecek sözüne hadd ü pâyân mı bulunur? O şairler ki kitapları yahut sözlerinin en başında O'nun adını anmakla korunabileceğine inanmışlardır. Bir divan şairinin kendini şair saydırmak yahut şairliğinin kanıtı olan divanını tertib etmek için yazması gereken şiirlerden biri de Gül hakkında inşad edeceği kasidesidir.
    *
    Hz. Peygamber'den bahseden manzumeler belli bir konu sınırlaması içinde düşünülemezler. Risalet hicret mucizeler din yolunda çektiği sıkıntılar ümmetine va'd ettiği şefaat özel bir kıssasının anlatımı vs. hep divan şairinin konuları arasındadır. Ancak daha da önemlisi na'tlardır ki divan şairine Gül'e karşı beslediği duygularını dile getirme fırsatı verir. Beşeriyetin en hayırlısına varlığın en şereflisine karşı gösterilen bu sevgi ve saygı şairin dilini ve yolunu aydınlatır hiç farkına varmadan kelimelerini birdenbire güzelleştiriverir. Bütün divan şiiri ürünleri içinde dilin en güzel ve sanatlı kullanıldığı manzumeler yalnızca ve yalnızca na'tlardır. Bunun sebebi şairin içinden geldiği şekilde anlattığı Gül aşkıdır Gül'e bende olmanın samimiyetinden kaynaklanan sanattır. Allah'a yakınlık bakımından hiç kimse nasıl Efendiler Efendisi'ne ulaşamazsa şair de peygamberine ulaşma yolunda kimse kendisine ulaşamasın ister. O'nun erdiği makama nasıl kimse erememişse O'na yol alırken de kimse şaire yetişemesin ister. Bu şiirlerden pek çoğunun özel gün ve gecelerde okunmak üzere bestelenmesi onların halk tabakaları arasında da Peygamber sevgisini çoğaltıcı eserler olarak yaygınlaşmasını sağlar çünki.
    Evrenin en güzel Gül'üne yazılan müstakil eserler içinde en yaygın okunanı hiç şüphesiz Süleyman Çelebi'nin "Vesîletü'n-Necât (Kurtuluş vesilesi)" adıyla bilinen Mevlid'idir. Bunu Hakanî Mehmed Bey'in Hilye'si (Hz. Peygamber'in suret ve siret güzelliklerinin anlatıldığı eser) sonra da Nâyî Osman Dede'nin Mi'râciye'si izler. Bu üç eser de zamanla musıkî formunda okunmuş ve çağlar boyu geniş halk kitleleri tarafından sevilerek Türk kültürünü yönlendirmiştir. Na'tlar içinde Nazîm'in küçük bir divan oluşturacak kadar çok sayıdaki maznumeleri ile Fuzulî'nin Su Kasidesi Nabî'nin coşku dolu dizeleri Şeyh Galib'in müseddes tarzında yazdığı muhteşem eseri Nef'î'nin "sözüm" redifli kasidesi ilk akla gelebilecek olanlardır. Çok sayıda na't yazdıkları için Na'tî mahlasıyla bilinen Na'tî Mehmed Na'tî Ahmed ve Na'tî Mustafa efendiler de Gül'e olan aşkı doruğa ulaştıran fanilerin söyleyebileceği en müstesna sözleri söyleyen şairlerdir. Bu arada değişik şairlerin na'tlarının derlenmesiyle oluşturulmuş Nu'ût-ı Nebeviye mecmualarını da hatırlamak gerekir.
    Na'tların gazel tarzında yazılanları da vardır elbet. Bunlar genellikle vezin yönlendirmesiyle şekil bulan ve 4 mefâîlün kalıbıyla yazılıp "...yâ Rasûlallah" redifiyle sona eren gazellerdir. Bu tür na'tlar içinde Zekâî Mustafa Dede'nin
    Garîk-i bahr-i isyânem şefâat yâ Rasûlallah
    Esîr-i nefs-i nâdânem şefâat yâ Rasûlallah
    beytiyle başlayan kısa na'ti gibi manzumeler XVII. yüzyıldan itibaren sıkça görülür. Leyla Hanım'ın
    Alîl-i derd-i isyâne devâsın yâ Rasûlallah
    Bize sûy-ı cinâne reh-nümâsın yâ Rasûlallah
    dizeleriyle başlayan na'ti Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'in
    Ser-i kûyunda kemter hâk-i râhım yâ Rasûlallah
    Nesîb-i âsitânındır penâhım yâ Rasûlallah
    ve Musahip Mustafa Paşa'nın
    Hevâ-yı nefse cânım mübtelâdır yâ Rasûlallah
    İşim hep çcümleten cürm ü hatâdır yâ Rasûlallah
    matlalı gazelleri bu tür na'tların en ünlüleridir. Gazel tarzında olup hakkında menkıbevî rivayetler de bulunan bir şiir de Nabî'nin na'tıdır. Onun hac seyahatinde Medîne'ye varmak üzereyken söylediğine inanılan ve şehre girdiği esnada Mescid-i Nebevî müezzinlerinin hep bir ağızdan kerameten okudukları menkıbevî üslupla anlatılan şiir şu beyitle başlar:
    Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
    Nazargâh-ı İlahî'dir makâm-ı Mustafâdır bu
    *
    Bütün bunların dışında Gül'den bir vesile ile bahsedecek olan şair için ilk başvurulacak kaynaklar mucizelerdir. Efendiler Efendisi'ni hastalıkların devası cennet yolunun klavuzu Allah'ın Habîbi olarak gören şair O'ndaki beşeriyet kadar nebeviyeti de söz konusu etmekten hoşlanır; yüceliğini dile getirmek için sık sık mucizelerden bahseder. Fenâyî'yi dinleyelim mesela:
    Et kıyâs parmaklarından mu'cizâtın gayrı bes
    Çeşme akdı her birinden eyleyip şakku'l-kamer
    Demek ister ki: "Sen O yüce peygamberin mucizelerindeki ihtişama bak ki yalnızca parmakları bile her birinden çeşmeler akıttı ve şehadet parmağıyla ayı ikiye böldü." Hudeybiye'de Ashâb'ın çok susadığı bir anda Efendiler Efendisi son tastaki suya bir elini sokup diğer elinin beş parmağından beş çeşme gibi su akıtmış ve ashab hem abdest alıp hem kana kana içmişlerdir. Keza Mekke müşrikleri kendisinden mucize istedikleri vakit şehadet parmağıyla işaret edip ayı ikiye yarmıştı hani İslam tarihleri ve siyerlerin şakku'l-kamer diye zikrettikleri mucize. Şair Gül'ün yalnızca parmaklarından sadır olan mucizelerinin bu derece büyük olduğunu diğerlerine sıra gelirse anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini ancak bu kadar güzel anlatabilir değil mi?!...
    Divan şairi Gül'den bahsedeceği zaman O'nu eşref-i mahlûkât cihan bağının nadide çiçeği varlığın evveli ve âhiri şefaatin kaynağı mahşer gününün efendisi ahsen-i takvîm güzel ahlakın tamamlayıcısı gibi sayısız vasıfları bir anda sıralayıverir. Bütün amaç Gül'den şefaat istemektir ya hani bunun için sık sık O'ndan bahseden âyetlere ve kudsî hadislere müracaat eder. Bu durumda ayetler genellikle şiirdeki vezin zaruretini de beraberinde getirir ve tamamı yerine bazı ibareler şeklinde zikredilir. "Ahsen-i takvîm kaabe kavseyn ve ev ednâ leamrük lî-maallah Kâf u Nûn Tâhâ ve Yasîn mâ zâğa'l-basar Sidre ve müntehâ rahmeten li'l-âlemîn tarfetü'l-ayn" gibi ibareler bunlardandır. Şu beyit Nesîmî'ye aittir:
    Vasfını "Ve'n-Necmi" "Ve'ş-şemsi" "Tebârek" söyledi
    Şânına "Tâhâ" vü "Yâsîn" geldi Hak'tan beyyinât
    Hz. peygamber'den bahseden hadisler de zaman zaman divan şairlerinin konuları arasına girer. Bunlardan en ünlü olanı "levlâke levlâk" sırrını taşıyan hadis-i kudsîdir. Bunu "ene efsah" ve "medinetü'l-ilm" gibi ibarelerin geçtiği hadisler takip eder. Beyti Şeyhülislam Yahya'ya söyletelim:
    Sana mahsûs lutfudur Hakk'ın
    Tâc-ı "Levlâk" u taht-ı "Ev ednâ"
    Gül'ün şanı söz konusu olunca tasavvufî divan şairlerinin en ziyade andıkları kelime "muhabbet"tir. O ünlü beyitte olduğu gibi:
    Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
    Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl
    Ebced geleneği bile Gül hakkında abidevî bir beytin doğmasına kapı aralamıştır:
    Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir
    Anınçün âşıkın zikri "amân"dır yâ Rusûlallah
    "Amân" ile "Muhammed" isminin ebced karşılığı 92 eder. Buradan âşıkın "amân!" diye her haykırışında aslında Hz. Peygamber'i anmak istediğinin söylenmesi ne kadar da şairane bir buluştur. Hezâr gıbta!..
    *
    Burada divan şairinin iman cephesinden İslam'ın varlık sebebi olan Gül'e bakışındaki genel kabulleri vermeye çalıştık. Şimdi en başa dönelim ve bir Gül olarak Gülde bir remz olarak teri Gül kokan yüzünde Gül ağzında gonca görülen Efendiler Efendisi'nden Güle yansıyan ilham dolu birkaç beyit ile sözü tamamlayalım. Böylece bütün Türk coğrafyasını doldurarak bir aşka dönüşen Gül medeniyetinin aslında bir iman ve aşk medeniyeti olduğunu anlayalım.
    Dicle'nin serin yamaçlarında gözyaşlarını ikindi sularına karıştırarak Kıble'ye yönlendiren bağrı yanık şair hasretini anlatıyordu ve o Fuzulî idi:
    Suya versin bâğbân Gülzârı zahmet çekmesin
    Bir Gül açılmaz yüzün teg verse bin Gülzâre su
    Sultan rüyalarının sevgilisine Gül rölyefleriyle başı üzre yer vermek için sorgucunu O'nun ayak izinden yaptırıyor ve üzerine şu dizeleri nakşettiriyordu; o dahi Sultan Ahmed idi:
    Nola tacım gibi başımda götürsem dâim
    Kademi nakşını ol hazret-i şâh-ı rüsülün
    Gül-i Gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
    Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gülün
    Ve sultanın mürşidi -ki adına Hüdâyî denir- her yüzde Gül'ün aşkını okumaktaydı:
    Gül ağlama Gül bize
    Ele diken Gül bize
    Gül olanın yüzünde
    Gül açılır Gül bize
    Ve bugün biz bir çağa geldik Gül için feryâdlar çağına:
    Güle gûş ettiremez boş yere bülbül inler
    Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler
    Şikayet değildir kasdımız Gül'e cür'etimiz içimizin yanışından. Gülistanlarda savaşlar var bugün Gül'üm ve bülbüllerin kurşuna dizilip kefensiz gömülüyor artık. Hiç bugünkü kadar yakışmadı Kâbe'ne siyahlar ve biz seni hiç bugünkü kadar özlemedik. Varlığa bir Gül ise sebep kokusundan ya renginden nasıl duralım ayrı.
    Ebedî Gülşeninde tek ayak üzre duracak bir yer de vermez misin bize Gül'üm?!..

    İSKENDER PALA



    Paylaş
    Gül Medeniyetinin Müstesna Gülü Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Peygamber efendimiz kokusunu gülden almamıştır. Gül kokusunu peygamber efendimizden almıştır. Herkesin sevdiği tek nefeste içine alarak rahatlamaya çalıştığı aslında resulun kokusudur.



hz muhammed güzel ahlakın tamamlayıcısıdır,  gül ve kabe resimleri,  peygamberimiz ve gül,  gülü tarife ne hacet,  güllü kabe resimleri,  GÜL VE KABE RESİMLERİ,  gül içinde kabe resmi