Müslüman Hanımlar ve Müslüman Kadının Şahsiyeti Forumundan islamda kadının şahsiyeti ve hükmü... Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    islamda kadının şahsiyeti ve hükmü...

    Reklam




    Yok eğer kaybedilen hak soyunma hakkı ise bu bir nimet değil mihnettir. Modernistlerin daima soyunmayı gündeme getirmeleri kadının hürriyeti hakkındaki bir endişeden dolayı değil sadece ve sadece her an şehvetlerini tatmin için uygun vücutları bulabilme, kadından diledikleri gibi yararlanabilme arzusudur.
    Kadına İslâmî ruh verilip örtüsüne büründürüldüğünde şüphesiz bu şehvet düşkünlerinin menfaatları engellenmiş olacaktır. Kadın çırılçıplak vücuduyla herkesin kullandığı bir paspas kadar adileşmeyecek, inkarı imkansız olan bu ihtiyacını giderirken bile bir kişiliğe büründürülecek korunma altına alınacaktır.
    Kara örtü denilen siyah çarşaf ise bir esaret zinciri değil, bilakis bir hürriyet fermanıdır. Kadın çarşafına sahip olduğu müddetçe istiklalini elinde bulunduruyor, hürriyetini ve müstesna değerlerini muhafaza ediyor demektir. Örtüsünü kaybettiği anda ise değerini yitirir, bayağılaşır ve zavallılaşır. Her göz tarafından herkesin kullandığı bir mendil gibi süzülür. Her kol onun yegane değeri olan vücuduna uzanır. Her sarhoş vücut ondan dilediğince kâm alabilir.
    Bütün bu sömürülüşünün ardından ona da habire hür olduğu inancı empoze edilmeye çalışılır...
    örtünen kadın korunan bir mücevher gibidir, değerlidir. Açılan kadın ise saçılan çakıl taşları gibidir. Saçılma sebebi çiğnenmektir ve serapa çiğnenir.
    Bazı kadınlar da örtünmekten sıkıldıklarını ileri sürerek açıklıklarına mazeret bulmaya çalışırlar.
    Bu psikolojik bir haldir, insana ait bir zaafdır, geçerli bir mazeret değildir. Bütün insanlar ilk karşılaştıkları şeyden evvela sıkılır veya rahatsız olurlar. Bu sıkıntı bir süre sonra kendiliğinden geçer. Sonuçta da bir kuruntudan ibaret olduğu anlaşılır.
    Aynı şekilde çocukluğundan beri örtünmeye alışmış bir kadın için de açılmak sıkıcıdır. Hatta bazı müslüman kadınlar saçlarından bir tel gözüktüğünde hiç kimse kendilerini görmüyor bile olsa sanki dünyanın gözleri kendi üstündeymişcesine kızarır, bozarır ve ezilirler.
    Bu durumda, örtünmek mi sıkıcı yoksa örtünmemek mi diye düşünülebilir. Fakat görüldüğü gibi sıkılmanın aslı örtünmek veya örtünmemek olmayıp basit bir alışkanlık meselesidir.
    Kapanmaktan sıkıldığını söyleyen kadın eğer örtünmeye karar verirse örtündükten bir süre sonra açılmaktan sıkılmaya başladığını görecektir.
    O halde bu sıkılış basit bir psikolojik hastalıktır ve hemen tedavi edilmesi gerekir.
    Diğer bir kısım kadınlar da yaz günlerinin sıcak güneşi altında o kalın örtülere nasıl tahammül ederiz diye itirazı patlatırlar.
    Evvela şunu belirtelim ki çarşaf sanıldığı kadar kalın olmayıp bir mantodan ve bir ceketten çok daha ince ve hafiftir.
    Şimdi şöyle düşünelim. Güneşin altında acaba, örtünen kadın mı daha çok terler, yoksa çıplak kadın mı?
    Çıplak kadının vücudu güneş ışınlarının doğrudan doğruya muhatabıdır. Örtünen kadında ise güneş ışınları evvela örtüye çarparak tesirini kaybeder, daha sonra da zayıflamış olarak içeriye nüfuz eder.
    Sıcaklık açısından ışınların ilk temas ettikleri yüzeyle ikinci yüzey arasında yüzde elliye varan büyük bir fark vardır.
    Kandaki sorumuzu, güneşli bir havada acaba, açıkta olan mı çok terler, yoksa gölgelikte oturan mı diye de sorabiliriz. Bu ve öteki soru arasında ne şartları ne de sonuçlan bakımından hiç bir fark yoktur.
    Hakikaten de çarşaflı kadın çıplak kadına oranla gölgede oturanın açıkta oturana oranındaki gibi çok az terler.
    Çevrenizde ufak çaplı bir araştırma yaptığınızda kolu, başı ve bacağı açık kadınların terden su kesilmelerine karşın örtülü ve özellikle çarşaflı kadınların gayet rahat olduklarını tesbit edebilirsiniz.
    Burada çarşaflı kadının mantolu kadına olan avantajı da iyice dikkati çekecektir. Birçok parçalardan oluşmuş elbiselerde terleyecek yer sayısı oldukça fazladır. Ayrıca, eşarbın bağlandığı, eteğin büzdürüldüğü tutma yerleri de tahammül edilemez derecede insanları rahatsız edecektir.
    Çarşaf işe tüm bu sıkıntılardan azade, ideal bir elbisedir. Sıcağı altına geçirmez. Diğer elbiseler gibi vücutta bazı yerleri sıkarak anormal derecede rahatsız etmez. Üstelik en ufak rüzgarlardan bile faydalanmaya müsait bir yapısı vardır. Rüzgarlar kolayca çarşafın uçlarından girerek kadını ferahlatırlar.
    Başını açan ve saçlarını gösteren bir kadın, muhataplarını saçlarına davet ediyor demektir. Onunla karşılaşan ilk kişi evvela saçlarına bakar. Vücudundaki diğer açık yerlerin durumu da böyledir.
    Karşısındaki erkek, ne kadar namuslu ve nefsine hakim veya temiz kalpli (!) olursa olsun, önünde kendisini sergileyen bir kadın karşısında değişik şeyler düşünmekten kendini alıkoyamaz.
    Gözü meşgul eden bu organlar bizim kadının asıl hüviyetine inmemizi, onun ruhunu, duygularını anımamızı engeller.
    Kadın, gözümüzde şehvetleri tatminden başka bir işe yaramayan bir mahluk olarak basitleşir hatta hayvanlaşır.
    Artık kadınla erkek arasındaki akli ve duygusal tüm bağlar kopmuş, kadın erkeğin bakışları altında yahut kollan arasında insanlıkla ilgili tüm değerlerini yitirmiş olur.
    Akıl, ruh, duygu, düşünce, ALLAH, ahıret gibi değerler çiğnenip iş sadece şehveti tatmine döküldüğünde o kadın ve erkeğin bir hayvandan farkı ne olabilir. Maksadı sadece şehvetini tatmin etmek olan bir erkeğin nazarında kadının bedenî çekiciliğinin dışındaki diğer değer ve duygularının ne ehemmiyeti kalır.
    işte erkeği bu adi duruma düşürecek olan kadının soyunması ve bedenini ortaya koyarken diğer tüm değerlerini geriye atmasıdır.
    Örtülü bir kadının ise ilk bakışta insan olduğu göze çarpar. Onun çıplak kadında olduğu gibi erkekleri duygu ve düşüncelerinden insanî hasletlerinden uzaklaştırıp hayvani hislere götüren uzuvları görülmez.
    Onu gören bir erkek, şehvetten ârî olarak insanlık üzerine düşünür. Böylece insan düşüncesinin ve ruhunun tekâmülü sağlanmış olur.
    O halde hür olan açılan kadın mıdır yoksa kapanan kadın mı?
    Açılan kadın erkeklerin gözleriyle dört bir yandan kuşatılır. O her an, kendisini şehvetle izleyen gözlerin tarassutu altındadır. Bu tarassut altında kadın çeşitli komplekslere kapılır. Şirin, sevimli veya asil ve vakur veya oynak ve tatlı görünmek için garip tavırlar takınabilir. Zamanla gülünç düşebilir. Kapalı kadın ise her tarafını örten çarşaf sayesinde gözlere muhatap olmaz. Onların ısrarlı bakışları karşısında tabiiyyetini yitirmez. Bilakis o, çevresine hakimdir. Vücudunun erkek bakışlarına arzedilen yeri pek az olduğu için beğenilme telâşesine düşmez. Kolaylıkla asil ve vakur hareket edebilir.
    Kapalı kadın, duygu ve düşüncelerine, efkârına ve sözlerine hakim olmakla uğraşırken o, bu asil vecheden uzaklaşacak, saçlarının parlaklığı, vücudunun çekiciliği, gülüşünün şuhluğu ve jestlerinin orjinalliği ile uğraşacaktır.
    O, açılarak hür olayım derken beğenilmek, alınmak ve kullanılmak için kendisini sergileyen basit bir eşya mevkiine düştüğünü anlamayacaktır.
    İşte açılan kadınla kapanan kadın arasındaki asalet farkı burada meydana çıkar.
    Kadın ve erkek karşıt cinslerdir. Birbirleriyle yakınlık kurmaya, ilişkide bulunmaya ihtiyaçları vardır.
    islâmiyet bu ihtiyacı en iyi takdir eden bir dindir. Bu sebeple hristiyanlıktaki gibi cinsel ilişkiden soyutlanmış bir rahip ve rahibeler sınıfını yasaklar.
    Erkek kadın ilişkisinin olması gerektiğini vurgular. Fakat bu ilişkilerin günlük oyalanmalardan çıkarak hayat boyunca düzenli ve sukûnetli bir şekilde yürümesi, ruhî ve psikolojik bozukluklara meydan vermemesi için belirli sınırlar koyar.
    Hem erkek, birden dörde kadar kadınla ilişkide bulunma hakkına sahiptir. Bu ilişki bir anlık ve sadece şehevi olmayıp hayat boyunca, duygusal ve asilanedir.
    ALLAH, kulunu yaratmış ve bu ölçüleri kendisine bildirmiştir. Böylece islâm toplumunda istikrarlı bir aile ve toplum düzeni oluşmuştur.
    Şeytanın çağdaş askeri olan tağutlar ve sermaye sahipleri ise emellerine daha kolayca varabilmek için insanın bu zaafını kullanmışlardır.
    Erkeğin kadına karşı bir eğilimi vardır. Müslüman erkek ona şer'i izin ölçüsünde yaklaşır ve kendisini tatmin eder. İnançsız erkek ise bu sınırı aşmak ve kadınla sorumsuzca ilişkide bulunmak ister.
    Açık ve çıplak kadın erkeğin bu arzularını fazlasıyla tatmin eder. Normal, nefsine hakim olamayan bir insan hiç bir şey düşünmeksizin ona temayül eder.
    Sermaye sahipleri onun bu zaafından istifade etmeyi çok iyi bilirler.
    Piyasada, tüm boyutlarıyla kadını ambalaj resmi yapan her mal diğerlerine nazaran çok daha avantajlı olarak görünür, içinde yarı çıplak bir kadının tezgahtarlık yaptığı mağaza sihirli değnekler dokunulmuşcasına hareketlenir ve çalışmaya başlar.
    Tüketim eşyalarında olduğu gibi basın yayın sektöründe de bu böyledir. Yer yer şehevi konulara değinen her eser kısa zamanda baskı tekrarlar, içinde çıplak kadın tasvirlerine, aşk sahnelerine yer veren kitaplar ısrarla aranır.
    Bu, yavrusunu göstererek anaç güvercini yakalamak gibi adice bir avlanmadır.
    Erkeğin kadına karşı olan ezeli zaafından yararlanılırken hiç bir savunucusu olmayan zavallı kadınlık insafsızca sömürülür.
    İşte bu kapitalistler, kendilerine olağanüstü kâr sağlayan bu reklam usulünün meşru kalması için örtünmeyi öneren faaliyetlere süratle tepki gösterirler. Soyunan kadınları ödüllendirmekte bir an bile tereddüt etmezler.
    Burada kadın vücudu ve erkeğin hisleri sömürülmektedir. Böylece açılmak isteyen daha doğrusu açılması kendisine bir zorunluluk gibi empoze edilen kadın şeytan ruhlu kişilerin ihtiraslarını tatmin uğrunda insani tekamüle gem vurulmasına alet edilir.
    Açılınca hürleştiği zannına kapılan kadın esasında insanlığın sükutuna sebep olarak, bu iğrenç oyunun bedbaht bir piyonu olmaktadır. Bu, düşünen ve hisseden bir insanın asla yüklenemiyeceği ve şerefine yakıştıramayacağı adi bir zilletin
    Sonuç olarak, acaba soyunmak kadının toplum içerisindeki değerini, ona olan saygıyı artırmış mıdır?
    Evet, hakikaten de ilk basıkta görülen odur ki kadına olan ilgi çok daha artmıştır. Genç erkeklerimizle genç kızlarımız oldukça yakınlaşmış, aile toplantılarında artık haremlik ve selamlık problemi ortadan kaldırılarak kadın ve erkeklerin rahatça birbirlerini görebilmeleri mümkün kılınmıştır.
    Bu hür karışım sonucu insanların diğer konularla ve sanat alanlarıyla alakası kesilmiş herkes, kadının cinsel özelliklerinden bahsetmeyle başlamıştır.
    Resim ve heykelcilikten dışında her sanat kalkmış, her yeri kadının vücudu ve uzuvları kaplamıştır. Musiki ona olan hasreti terennüm etmeye başlamış, edebiyatçılar, onun boyutlarından sözetmeyi sanat edinmiş, gazeteler hep onunla ilgili haberleri basmaya, onun çıplak boy resimlerine tam sahifeler ayırmaya başlamışlardır.
    Erkeklerin düşünce ve hayallerinden başka her şey silinmiş, televizyonda, gazete sahifelerinde ve romanlarda okudukları sahneleri gerçekleştirmekten başka bir şey düşünemez olmuşlardır.
    Bu arada kadın hiç durmaksızın soyunmaya, erkekleri tahrik etmeye, onların iştahlarını açmaya devam etmiştir, insan bu tasvire baktığında, işte kadınlık zirve dönemini yaşıyor demekten kendisini alamıyor.
    Fakat hakikat kadının hürriyetin zirvesinde oluşu değil, erkeğin onu sömürmenin zirvesinde oluşudur. Onun vücudundan her erkek her zaman yararlanabilmekte fakat buna mukabil ona hiçbir şey vermemektedirler.
    Üstelik ona olan bu ilgi sadece genç ve güzel olduğu sürecedir. Biraz ihtiyarlayıp çirkinleştiğinde tamamen gözden düşmekte kimsesizliğe itilmektedirler. Bir zamanlar dünya güzeli olarak herkesin ilgilendiği kadınlar, ihtiyarlayıp güzelliklerini yitirdiklerinde köşelerinde yalnız başına sefalet içinde ölüp giderken kimse onların yüzne bakmamış, dertleriyle ilgilenmemiştir bile.
    Demek ki bu çağda insanlığın ilgisi kadının başka hiç bir şeyine değil sadece vücudunadır. O da ancak eskiyip pörsüyünceye kadar.
    Biz ise örtüyle kadına bu değerlerini öyle pervasızca ortaya sermemesini, şahsiyetini muhafaza etmesini ve erkekle kendi değeri bitinceye kadar değil hayat boyu aynı statüde sürecek bir birlik kurmasını tavsiye ediyoruz. İslâmî sistemde kadın ölünceye kadar kocasının hanımıdır. Kadına ilginin arttığı bu beşeri sistemde ise şehvetler tatmin edilinceye kadar!...
    :
    Kanunlar ve örtünme:
    Ülkemiz lâik bir devlettir. Lâiklik, dinle devletin birbirine karışmaması, kişilerin inançlarında hür olmaları, diledikleri gibi yaşamalarının, anayasa tarafından garantiye alınmasıdır.
    Bu tip bir laikliğin hüküm sürdüğü bir devlette, esasen hiç bir yetkilinin müslüman kadının örtüsüne uzanmaya hak ve selahiyeti yoktur.
    Laiklik gereği, devlet görevlilerinin dinsel kurallarla uğraşmaları, hele hele kendilerini o dinin ilahı mesabesine getirerek, helalleri haram, haramları helal kılmaları, dinin'in gereği ile amel eden bir kişiye müdahale etmeleri kesinlikle yasaktır.
    Fakat ne yazık ki laiklik tarifindeki bu fonksiyonu sadece idareciler arzuladıklarında üstlenmekte, sıra müslüman fertlerin haklarını korumaya geldiğinde her türlü zulüm ve haraketlere alet edilmektedir.
    Mesela bir devlet müessesesinde veya okulda örtülü bir kadına müdahale eden kişi, makamı ne olusa olsun salt kanunlar nazarında suçludur. Normal şartlar altında takibata uğraması ve cezalandırılması gerekir. Fakat icraat bunun tam aksine cereyan eder. Laiklik basit bir çarptırmayla bir anda himaye etmesi gereken değerlerin katili durumuna geçer.
    Bu durum beşeri kanunların devasız illetidir, ilahi kannunlarda hakların korunması esası sabitken, beşeri kanunlarda tüm parlaklık ve çekiciliklerine rağmen yalnızca idarecilerin menfaatlarının korunması sözkonusudur.
    Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, aslında başörtüsünü açtırmaya zorlayan kişinin, karşısındakinin inancına müdahale ettiği için cezalandırılması gerekirken hakim zihniyetin yorumu devreye girmekte, hiçbir savunma hakkı verilmeyen müslüman suçlu duruma düşürülmekte, devlet kapısından kovulmaktadır.
    Eşarp esasında başta duran basit bir örtüdür.
    insan, örtünün bu sade görünümüne baktığında bu kişilerin onun varlığından dolayı neden bu kadar telaşeye düştüklerine şaşıyor. Sanki bu bir başörtüsü değil nükleer başlıkmışcasına!...
    Eşarp toplumsal fonksiyonunun yanında simgesel bir değere sahiptir.
    O, kendisini başında taşıyan kişinin müslümanlığına şahadet etmektedir.
    Müslüman, ALLAH'a teslim olan, O'ndan başkasına kulluğu katiyetle reddeden kişidir.
    İslâm kendisini din olarak kabullenen kişiye, ALLAH'tan başkasının önünde eğilmeyen bir irade, hakimiyetten başka bir şık kabul etmeyen kesin bir şeriat, şahadetten üstün bir mükafat tanımayan imanlı bir ruh bahşeder.
    Esasında bunların başörtüsünden telâşa kapılmalarının yegane sebebi onun simgesi olduğu bu tavizsiz imandır.
    Yoksa tarihin hiç bir çağında kitlelerin basit bir bez parçası yüzünden kıyasıya mücadeleye giriştikleri görümemiştir.
    Başörtüsünün ardındaki güçlü iman potansiyelinden haberdar olan beşeri sistemler, muhataplarını, kendi temel ilkelerinden olan laikliğin bağışladığı haklardan mahrum ederek kendi içlerinde tutarsızlığa düşme pahasına bile olsa örtüden uzaklaştırmaya çalışmışlardır.
    Görüldüğü gibi mesele, kanun adamlarının kanundan taviz vermemesi, bir azınlığın kaçamak araması şeklinde olmayıp, çoğunluğun, kanunların verdiği sıradan haklara razı olmalarına rağmen hakim azınlık kitlenin çeşitli dolaplar döndürerek, yazılı kanunların verdiği bu hakları almaya çalışmalarından ibarettir.
    Örtüsünü açmaya zorlanan bir kadın aslında büyük bir imtihanla karşı karşıyadır. Ona teklif edilen şey örtüsünü çıkarması değil, ALLAH'ın kanunları ile beşeri kanunlar arasında bir seçim yapmasıdır. O, fiiliyle ya şahadetini tekrarlayacak ya da çağdaş fravunlardan birisini ilah tanıyacaktır, örtü onun ALLAH'a olan imanının ifadesidir. Soyunukluk ise beşer kanunlarına ittibasının.

    Meselenin bu olduğu anlaşıldığında, hiçbir müslüman kadın tereddüde düşmeden kararıni verir. Burada ne işten atılmanın ne okuldan uzaklaştırılmanın bir tesiri ne de bizim ısrarlarımızın herhangi bir fonksiyonu vardır.
    Müslüman kadına, müslüman kadındır, Hiç şüphesiz, imanı ona ne yapacağını fısıldayacaktır.
    İş, kanunlar nazarında başörtüsünün statüsünü tayin etmekse bu apaçıktır. Kanunlar açısından başörtüsü suç olmayıp bizzat anayasanın himayesindeki bir haktır.
    Yok muhatabımız, maskesini çıkarmış ve kanun benim -iki dudağım arasından çıkandır diyorsa -ki vakıa odur- karşılıklı olarak oynadığımız saklambaç sona ermiş demektir.
    İş, yol ayırımı noktasına gelmiştir. Herkes, yolunu çizecek, inancının gereğini yapmak için her türlü mücadeleyi göz önüne alacaktır. Tarih işte bu mücadelenin hikayeleriyle doludur.
    Bundan kısa bir süre önce evimizle, okulumuz arasında bir kız meslek lisesi vardı. Okulun kapısına geçen vakıalar pek gözümden kaçmazdı.
    Devlet adamlarının, devlet adamlığından çıkıp din ıslahatçısı olmaya zorlandıkları son zamanlardaydı.
    Bir gün yine oradan geçerken gözüme, okulun kapısına doğru yaklaşan örtülü kızlar takıldı. Örtüleriyle şirin, imanlarıyla asil kızlar. Benim bacılarım!...
    Neden sonra kapıya vardılar.
    Eller yavaş yavaş başlara uzandı. O işlemeli güzelim eşarplar sıyrılıp alındı.
    Kalbimde derin bir sızı hissettim. Beynim ani bir darbeyle vurulmuşcasına sarsıldı.
    Eşarplarıyla derin bir asaletin timsali olan bu hanım kızlar, benim bacılarım, bir anda bambaşka birileri olmuşlardı.
    Onlar çantalarına hapsettikleri eşarplarıyla, izbandut bekçinin önünden geçerek kaybolup gittiler.
    Geriye benim kalbimdeki sızı kaldı.
    Bu korkunç vakıa her iki açıdan da müthiş bir faciaydı.
    Daha önce açık veya kapalı bir çok kadınlar görmüştüm. Her birinin gözümde ayrı bir değeri vardı.
    Vakıa eşarbın belli bir iman olgunluğuna delalet etmesiydi. İmansa ruhta yer edinirdi. Onun belli bir an için o ruhtan çıkarılması asla mümkün değildi.
    Oradaki kızlar başlarını açmakla ALLAH'ın ahkamını reddediyor, çağdaş ilahlara boyun eğmeyi kabulleniyorlardı. Ardından çıkarken eşarplarını örtüyor ve geriye imanlarını kazandıklarını zannediyorlardı.
    Aman ALLAH'ım, iman bu kadar basit bir şey miydi?
    Öte yandan bu kızların devlet kapısına girerken eşarplarını çıkartıp, onun kontrolünden kurtuldukları anda ona dönmeleri değişik bir olguyu gündeme getiriyordu.
    İradelere ikna yoluyla kabul ettirilemeyen aciz fikirlerin zorba güçlerle kabul ettirilmeye çalışılmasını...
    Şu bir evrensel gerçektir ki; hangi idare iradeleri zor kullanarak polisiye kuvvetleriyle fikirlerini kabul etmeye zorluyorsa bu, onun acizliğinin, yıkılışının yakınlığının işaretidir.
    Sonra, onun gözetimi altndayken kendine yapılan itaati görerek sevinmesi de oldukça gülünçtür. Bu sınırlı itaat sonraki açık protestoyla beraber düşünüldüğünde, lehde zannedilen ortamın aleyhte olduğunu açıkça ortaya kor.
    Bacımın eşarbını kendisine hedef olarak görenlere son olarak şunu demek isterim. Şayet siz devletin kanunlarına ve insan haklarına samimiyetle inanıyorsanız bacımın örtüsüne saygılı olun. Yok inanmıyor da bu devletin kanunlarını kendinize alet, geçmiş kurucularını menfaatlarınıza maske yapmak istiyorsanız şunu iyice bilin ki:
    Cüz'i menfaatlarınızı idame için fıtratıyla tezata düşürdüğünüz insanlığın uyanışı yakındır.
    Dönün, fıtratınıza uyun ve günahlarınızdan tövbe edin!...
    Alinti



    Paylaş
    islamda kadının şahsiyeti ve hükmü... Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    islamda kadının şahsiyeti ve hükmü...

    Allah razı olsun bu güzel yazı için





islamda kadının şahsiyeti,  örtündükten sonra açılmak,  örtündükten sonra tekrar açılmak