Müslüman Hanımlar ve Müslüman Kadının Şahsiyeti Forumundan Müslüman Kadın Sevgi Dolu, Merhametli ve Duyarlıdır. Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Müslüman Kadın Sevgi Dolu, Merhametli ve Duyarlıdır.

    Reklam




    ALLAH İÇİN SEVME


    Müslüman Kadın Sevgi Dolu, Merhametli ve Duyarlıdır.

    Bugün İslam toplumu içinde bilerek veya bilmeyerek bazı kimseler tarafından kin, düşmanlık ve nifak tohumları ekilerek fertler birbirlerinden koparılmakta, toplumun manevî gücü yok edilmek istenmektedir. İçinde yaşadığımız toplumda birlik ve beraberliği huzur ve mutluluğu devam ettirebilmemiz için en çok muhtaç olduğumuz şey sevgidir. Bugün “karşılıklı sevgi” ye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Zor günlerde yaşanan zorlukları ancak birbirimizi severek, birbirimize yardımcı olarak, birbirimize güç vererek aşabiliriz.

    Gayesi “Yaratıcıyı yüceltme ve yaradılana şefkat etme” (Hâlıkı Ta’zim ve Mahlûka Şefkat) ifadesiyle özetlenecek olan dinimiz, toplum fertleri arasında sevgi bağlarının kurulması ve devamı üzerinde önemle durmuş, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bu sevgiyi aşılamak üzere müstesna tavsiyelerde bulunmuştur.

    Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek sözleri sevgi ve şefkat doluydu. O’nun hadis-i şerifleri rahmet ve merhamet damlalarıydı. O, kesinlikle gönül incitmez, kalp kırmazdı. Ne hanımlarına, ne de hizmetçilerine fiske bile vurmazdı. O’nun her davranışı hayat doluydu. O, ümmetini sonsuz bir sevgi ile kucaklayan bir Peygamberdi. O, ümmeti için doğdu, ümmeti için yaşadı, ümmeti için Cenab-ı Hakka yakarışta bulundu, ümmeti için sevgi gözyaşları döktü. Ümmetine duyduğu uçsuz bucaksız sevgi ile sanki ümmetine sevgi dersi veriyordu.

    Bir gün Efendimiz (s.a.v) Hz. İbrahim ve Hz. İsa’nın ümmetleriyle ilgili dualarını anlatan ayetleri[1] okumuş ellerini açmış, “Allahumme Ümmetî, Allahumme Ümmetî”, (Allahım!. Ümmetimi bağışla.. Allahım!.. Ümmetimi bağışla), diye dua edip ağlamıştı. Bunun üzerine Cebrail (a.s), Cenab-ı Hakkın “Biz ümmetin hususunda seni memnun edeceğiz, seni üzmeyeceğiz”, müjdesini getirmişti.[2]

    Efendimiz (s.a.v), yüzlerce hadis-i şerifinde “ümmetim” (ümmetî) ifadesiyle tatlı tatlı mesajlar veriyor, sanki “ümmetim” derken sonsuz bir haz duyuyordu. O, ümmetini kalbî bir sevgi ile bağrına basıyordu. O ümmetinden ayrılmayı hiç düşünmüyordu.

    Hatta “Biz senden önce hiçbir beşere sonsuza dek yaşama –imkânı- vermedik. Sen öleceksin de onlar ebedî mi kalacaklar?.”[3] meâlindeki âyet indirildiği zaman, Efendimiz (s.a.v) Cebrail (a.s)’e:

    -“Peki.. O zaman ümmetimin başında kim kalacak?” (Fe-men li-ümmetî?) diye sormuştu.[4]

    Burada ifade edilen yüce sevgiye sevgiyle karşılık vermek, O’na lâyık ümmet olmaya çalışmak, O Yüce Peygamberin iman ve ubûdiyet anlayışını, O’nun hayat çizgisi olan Sünnetini, O’nun ortaya koyduğu toplum düzenini, O’nun ahlâk sistemini yaşatmak görevimiz olmalıdır.



    Yeni bir toplum modeli: Sevgi Toplumu

    Allah Rasûlü (s.a.v), Allah’ın Kitabını tebliğ etme yanında çok önemli bir görev de üstlenmişti. Bu görev, insanlığa “yepyeni örnek bir toplum modeli sunma” görevi idi. O, ideal bir toplum kurmakla görevlendirilmişti. Bu toplumu yapılandırmada gerçekten başarılı olmuş, Kur’anın “en hayırlı ümmet”[5] adını verdiği ve Peygamberimiz (s.av)’in “insanların en hayırlıları”(hayru’n-nâs)[6] diye takdim ettiği Sahabe Nesli, insanlık için müstesna bir toplum olmuştu.

    Peygamberimiz (s.a.v)’in kurduğu bu örnek toplum; sevgi, şefkat ve rahmet toplumu idi. Bu toplumda daha önce varolan, cahiliyye döneminden kalma kin, nefret, ihtiras, kıskançlık, intikam, kan davası, ırkçılık gibi hastalıklar O’nun mübarek sözleri ve örnek davranışlarıyla şifa bulmuş, topluma taze bir kan verilmişti.

    Peygamberimiz (s.a.v)’in kurduğu İslâm toplumu, Allah’a kulluk yanında Allah’ın kullarına sevgi, şefkat ve merhamet etme temelleri üzerine kurulmuştu:

    “Birbirlerini sevme, birbirlerine merhamet etme ve birbirlerine şefkat gösterme hususunda mü’minler bir vücudun organları gibidirler. Vücut organlarından biri rahatsızlık duysa diğer organlar uykusuzlukta ve ateşli hastalıkta onun acısını paylaşırlar”.[7]

    Bu hadis-i şerif, bir taraftan gerçek mü’minler arasındaki sevgi, merhamet ve şefkat irtibatını haber vermekte, bir taraftan böyle bir ortam oluşturmayı bize bir görev olarak yüklemektedir. Bu tavsiyeye göre vücut organları arasındaki âhenk, dayanışma ve işbirliği gibi İslâm toplumunun bireyleri arasında da aynı âhenk, dayanışma ve işbirliği bulunmalıdır.

    Toplumda bu âhenk, kaynaşma, dayanışma ve yardımlaşma yoksa, gerçek mü’min olmamız mümkün değildir. Gerçek mü’min olmak için mutlaka birbirimizi sevmeli, birbirimize saygı duymalı, birbirimize yardımcı olmalıyız.

    Bu gerçeği Peygamberimiz (s.a.v) şöyle ifade ediyor: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek mü’min olamazsınız”.[8]

    Mükemmel bir imana sahip olabilmek için birbirimizi seveceğiz. Ailemizde sevgi ve şefkati hakim kılacağız. Toplumda sevgi ve barış içerisinde huzur ve mutluluğu yaşayacağız. Zira kin ve nefretle ulvî İslâm dâvâsını yayamayız. Ağır sitemler ve yıkıcı tenkitlerle gönül kazanamayız. Kin ve nefretle bir adım bile ilerleyemeyiz



    Allah’ın Sevgili Kulu Olabilmenin Yolu:

    Müslüman olarak en büyük arzumuz, en üstün dileğimiz Allahın rızasını kazanmak ve Allahın sevgili kulu olmak değil midir? Allahın sevgili kulu olmak için Allah’ın gösterdiği yolda yürümek, birbirimizi sevmek ve birbirimize saygı duymak zorundayız.

    Bu konudaki bir hadis-i kudsîde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: “Benim sevgim şu kimselere vacip oldu.(Ben şu kimseleri mutlaka severim):

    - Allah için birbirlerini sevenler...

    - Allah için biraraya gelip toplananlar...

    - Allah için birbirlerini ziyaret edenler...

    - Allah için birbirlerine cömertçe ikramda bulunanlar...”[9]

    İşte toplum barışını temin edecek ulvî prensipler: Sevgi... Birlik ve beraberlik... Ziyaretleşme... Hediyeleşme... Toplumda kaynaşmayı sağlayacak dört anahtar kelime: Sevgi.. Birlik ve Beraberlik.. Ziyaret .. İkram..

    Nebevî müjdelere göre; Allah için birbirlerini sevenler, kıyamet günü Arş’ın gölgesi altında gölgelenecek, nurdan minberler üzerinde insanlığa takdim edilecekler, ilahî ikrama lâyık olacaklar, özel olarak ağırlanacaklar, onların bu yüce makamına Peygamberler ve şehitler bile hayranlık duyacaklardır:

    “Allah için birbirlerini sevenler kıyamet günü nurdan minberler üzerinde olacak, Peygamberler ve şehitler onlara imreneceklerdir”.[10]


    [1] İbrahim: 36, Maide: 118

    [2] Müslim: İman 202

    [3] Enbiya: 34

    [4] Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, Kahire 1314: 4/318 (İbnü’l-Münzir’den naklen)

    [5] Âl-i Imran: 110

    [6] Buharî: Şehâdat 9; Müslim: Fedâilü’s-Sahabe 210; Tirmizî: Fiten 45; İbn Mace:Ahkâm 27

    [7] Buharî: Edeb 27; Müslim: Birr 66; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 4/270

    [8] Müslim: İman 93; Ebu Davud: Edeb 131; Tirmizî: Sıfatü’l-Kıyame 54; İbn Mace: Mukaddime 9

    [9] Malik, Muvatta: Şiir 16; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/237

    [10] Tirmizî: Zühd 53; Ahmed b.Hanbel, Müsned: 5/237 __________________
    Mü'min menfaatçidir.
    Maneviyatta menfaatini düşünmeyen ahmaktır!



    Paylaş
    Müslüman Kadın Sevgi Dolu, Merhametli ve Duyarlıdır. Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Müslüman kadınların içlerindeki iman ve Allah aşkı dolayısı ile her şeyden önce merhametli bir anne olmaları zaten doğal bir süreçtir.Her konuda duyarlı ve yaptığı her işte Allah rızası gözetmelidir.