Müslüman Hanımlar ve Müslüman Kadının Şahsiyeti Forumundan Müslüman Kadın Takva Sahibi Olmaya Çalışır. Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1

    Reklam

    Müslüman Kadın Takva Sahibi Olmaya Çalışır.

    Reklam




    TAKVA
    Müslüman Kadın Takva Sahibi Olmaya Çalışır.

    Takva: Şuurlu bir şekilde Allah’tan korkmak, O’nun yüceliğini düşünerek ürpermek, O’nun büyüklüğü, O’nun ululuğu karşısında sonsuz saygı duymak, O’nun kulu olduğumuzun bilincine vararak titremektir. O’nu en iyi bilenlerin, O’nu en iyi tanıyanların taşıdığı şuurlu ta’zim duygusu.. Hayatın her zerresine nakşedilen Allah’ın rızasına uygun ideal davranış şekli.. O’nun sevgisini ve O’nun rızasını kazanma arzusu, O’nun azabından ve gazabından korkma hissi.. Haramlara bulaşmamak için titiz ve hassas olma duygusudur.

    Peygamberimiz (s.a.v)’in bütün irşad ve tebliğleri, vaaz ve hutbeleri genellikle Allah korkusuna yaptığı vurgu ile başlardı. Efendimiz (s.a.v), “Allah’tan korkun.” derdi öncelikle... Allah korkusunun manevî hayatımızdaki önemine işaret ediyordu böylece. Önce Allah korkusu, diyordu Efendimiz (s.a.v)...

    Mü’minin sermayesi Allah korkusudur. Allah katındaki değer ölçüsü de yine Allah korkusudur: “Allah nezdinde en değerli olanınız, Allah’tan en çok korkanızdır.[1]

    Önce Allah korkusu gerekiyor. Temel espri, ana tema bu. Önce Allah korkusu… Takva veya haşyet,yani “Saygıyla karışık bir korku… Ürperti duyulan kişiyi iyi tanımaktan kaynaklanan bir korku…”[2]

    Yüce Rabbimizi en iyi bilen, O’nu en iyi tanıyan Peygamberimiz (s.a.v) olduğuna göre, Allah korkusu konusunda zirvede olan, yine Efendimiz’(s.a.v)’dir. “Sizin Allah’ı en iyi bileniniz ve O’ndan en çok korkanınız benim”,[3] hadisi bu gerçeğin ifadesidir.

    O’nun izinden giden sahabe, tabiîn ve gerçek İslâm alimleri O’nun hayat tarzını kendilerine rehber olarak almışlar, ihlas ve takva noktasında bize örnek olmuşlardır. Zira “Kulları içerisinde ancak alimler, Allah’tan gerektiği şekilde korkarlar.”[4]



    Allah korkusu günah işlemeye engeldir.

    Ellerimizin, ayaklarımızın, gözlerimizin, kulaklarımızın, gönüllerimizin haramlarla kirlendiği günümüzde bu manevî kirlerden arınmak, ancak Allah korkusuyla, takva duygusuyla mümkündür. İmanın gönüllerde kökleşmesi, gönlün huzura kavuşması için dua ve niyazlarımızda ellerimizle birlikte gönüllerimiz de Allah’a açılmalıdır.

    Peygamberimiz şöyle dua ediyordu: “Allahım!.. Bizim günah işlememize engel olacak tarzda Allah korkusundan bize bir hisse ayır…” veya bir başka ifadeyle “Allahım!.. Bizimle sana isyan etmek arasında perde olacak şekilde Allah korkusundan bize bir pay ayır…”

    Peygamberimiz (s.a.v), bu ifadesiyle Allah korkusunun günahlara engel olacağına, günahlarla aramızda perde olacağını belirtmektedir.

    Kulluk şuurunun gereği olan Allah korkusu, ya harama yönelmemizi tamamen engelleyecek, ya da harama el uzatacağımız anda bizi haramdan uzaklaştıracaktır. Sıcak bir yaz gününde oruçlu iken içimiz yandığı halde buzdolabından soğuk suyu alıp ağzımıza götürmeye engel olan Allah korkusu, tam rüşvet alacağımız anda birden gönlümüze hakim olacak ve bu haramı işlemeye engel olacaktır.

    Tam harama bakacağımız anda, tam haramı işleyeceğimiz zaman gönlümüzdeki Allah korkusu, bu haramı işlememize engel olacak, haramlardan, manevî kirlerden uzak bir hayat yaşamamızı temin edecektir.

    Suç işlemeyi engelleyecek en güçlü manevî yaptırım olan Allah korkusu sebebiyle toplumda suç işleme eğilimi, en düşük seviyeye inecek, böylece toplumun istediği huzur ve saadet tam anlamıyla gerçekleşecektir. Bu bilinçli korku, bu şuurlu gönül ürpertisi, insanlığı zulümden, sevgisizlikten, hayâsızlıktan, haksız kazançtan ve Allah’a isyan utancından uzaklaştıracaktır.

    Saadet asrında olduğu gibi, imanî ve ahlakî güzelliklerin hakim olduğu, içki, kumar, rüşvet, faiz, zina, zulüm, rüşvet, baskı ve zorbalığın bulunmadığı, insanlığın özlemini duyduğu huzurlu hayat; güç ve kuvvet kullanarak değil, gönüllere Allah korkusunun aşılanmasıyla gerçekleşecektir.



    Takva kalitesi konusunda rehberimiz, Efendimiz (s.a.v)’dir

    Peygamberimiz (s.a.v)’in yaptığı haşyetullahı (gerçek Allah korkusunu) elde etme dileği gerçekleşmiş, Allah’ın yardımıyla rahmet dolu, hassas bir yüreğe sahip olan Efendimiz (s.a.v), hayatı boyunca ümmetine bu sevgiyi, bu rahmeti, bu Allah korkusunu aşılama azmi ve gayretini taşımıştır.

    Rasulullah (s.a.v), son derece duyguluydu, çok hisli idi. O, üstün nitelikli bir korku, kaliteli bir duygu taşıyordu. Mübarek gün ve gecelerde, her kutlu vesilede ümmeti için yaşlı gözlerle Cenab-ı Hakka yalvarır, yakarırdı. Kur’an okurken ağlar, ağlatır, içtenlikle duygulanırdı. Allah için gözyaşı dökmeyi tavsiye ederdi. “Allah korkusuyla ağlayan göze ve Allah yolunda uykusuz kalan (sınırda nöbet bekleyen) göze Cehennem ateşi dokunmayacak,[5] diyordu.

    Mevlâna diyor ki: “Allah, bize yardım etmek dilerse gönlümüze, ağlayıp inleme isteğini verir. Ne mutlu gözdür o göz ki O’nun için ağlar; ne kutlu gönüldür ki O’nun için yanar-kavrulur.”[6]Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Allah’ın huzuruna durduğunda okuduğu ayetlerin tesiriyleduygulanır, Allah için gözyaşı dökerdi. “Peygamberimiz (s.a.v)’in yanına gittim. Namaz kılıyordu. Ağlamaktan dolayı göğsünde ateşte kaynayan bir tencerenin fokurdaması gibi ses duydum, diyordu değerli sahabî Mutarrif b. Abdillah (r.a)[7]…

    Peygamberimiz (s.a.v)’in ılık gözyaşları, Allah korkusunun eseri, kulluk neşesinin ifadesiydi. Günahkârın pişmanlığını, korkak kimsenin acziyetini ifade eden gözyaşı, Efendimiz (s.a.v)’de üstün nitelikli, kaliteli , bilinçli Allah korkusunun, kulluk coşkusunun ve nübüvvet makamının tezahürü oluyordu.

    Son günlerinde sahabenin huzurunda hak sahipleriyle bizzat helâlleşmeküzere “Kimin malını aldıysam işte malım, gelsin alsın. Kimin sırtına vurduysam işte sırtım gelsin vursun” diyen Peygamberimiz (s.a.v), ümmetine sorumluluk duygusunu öğretiyor, Rabbinin huzurunda mahcup olma korkusunu aşılıyordu...

    O duygusuz, heyecansız, saygısız, sevgisiz, şuursuz, sorumsuz bir toplum bırakmak istemedi ardında…O’nun bu çağrısını duyan, O’nun bu mesajını iyi kavrayan altın nesil (Sahabe-i Kiram) ve onların izinden giden ihlaslı mü’minler, gönüllerine önce Allah korkusu ektiler. Gittikleri her yere önce Allah korkusu aşıladılar. Eğitimde, yönetimde, ticarette, mimaride, sanatta ve her şeyde “Önce Allah korkusu!..”dediler.

    Onlar takva merkezli bir medeniyet, takva eksenli bir hayat inşa ettiler. Kurdukları medeniyet Takva Medeniyeti idi. Yürekleri fethettiler bununla ülkeleri fethetmeden… Adalet, hürriyet, eşitlik, sevgi, saygı, hoşgörü, hizmet ve fedakârlık hep bu takva medeniyetinin meyveleri oldu asırlarca…

    …Ve bugün yeniden ümmetçe dirilmek için, müslümanca yaşama zevkini gerçek anlamıyla tadabilmek için, İslâm’ın güzelliklerini en güzel şekilde hayatımıza yansıtabilmek için, gençliği İslâm’la kaynaştırabilmek için, saadet çağındaki izzet ve şerefe kavuşabilmek için Allah sevgisi ve Allah korkusuyla gönüllerin manevî inşasına muhtacız.


    [1] Hucurat Suresi: 13

    [2] Ragıb el-Isfehanî, Müfredat, Kahire 1961: s.149

    [3] Buharî: İ’tisam 5; Müslim: Fezâil 127; Ebu Davud: Savm 36

    [4] Fâtır Suresi: 35

    [5] Tirmizî: Fedâilü’l-Cihad 12. Hadis sahihtir.

    [6] Mevlana Celaleddin Rûmî, Mesnevi: I/822-25

    [7] Ebu Davud: Salat 157; Nesaî: Sehv 18; Tirmizî, Şemâil: Hadis No:323. Hadis sahihtir. __________________
    Mü'min menfaatçidir.
    Maneviyatta menfaatini düşünmeyen ahmaktır!



    Paylaş
    Müslüman Kadın Takva Sahibi Olmaya Çalışır. Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Bilinçli olmak ve konuda bilmediklerini öğrenmek gerekmektedir.Kadınların aile hayatı ve toplum hayatında bilinçli olmaları demek yetiştirecekleri evlatlar ile anılmasına neden olmaktadır.Bu nedenle kadınların gerçek takva sahibi olmaları için ellerinden geleni yapmaları beklenmektedir.



kadında takva,  allah neden günah işlememize engel olmaz