Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Peygamberimizin Vefası Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Peygamberimizin Vefası

    Reklam




    Peygamberimiz kimlere vefalıydı? kısaca bilgi verir misiniz


    Paylaş
    Peygamberimizin Vefası Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Peygamberimiz Hz. Muhammedin Vefa Duygusu


    Vefâ; sözünde durma, kendini seveni unutmama, ilgiyi kesmeme gibi anlamlara gelir. Tarih, başta peygamberler olmak üzere pek çok vefâkâr insana tanıklık etmiştir. Bunlar arasında Peygamberimizin (s.a.s) mümtaz bir yeri vardır. Çünkü Cenâb-ı Hakk, kıyamete kadar gelecek olan bütün insan ve cinler için, duyduğu sonsuz güvenden dolayı onu “elçi” olarak seçmiş ve görevlendirmiştir. O da bu görevi hakkıyla yerine getirmiştir.
    Rasûlullah (s.a.s) başta Allahu Teâlâ olmak üzere, diğer peygamberlere, annesine, sütannesi ile kardeşlerine ve amcası Ebû Talib’e, iş arkadaşlarına ve hatta müşriklere bile vefâlı olmuştur.

    Allahu Teâlâ’ya Olan Vefâsı
    Hz. Peygamber (s.a.s) Cenâb-ı Hakk’ın ihsanlarına karşı yüksek vefâ duygusunun eseri olarak çok şükredici ve çok hamd edici idi. Çünkü Yüce Allah O’nu Peygamber olarak vazifelendirmişti. Bu vesile ile O, dalaletin pençesine düşmüş insanları İslâm’la saadete eriştirme imkânına sahip kılınmıştı. Dolayısıyla Hakk Teâlâ’ya karşı şükür ve hamdde çok gayretli idi.
    Öncelikle Nebi’nin (a.s) bir adı da Ahmed’dir. Ahmed; “Noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf olan Yüce Allah’ı öven ve övmesini bilen” demektir. Ümmeti de kendi saadetlerini sağlamak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan aziz Peygamberine karşı övgü ve sevgi bağlılığı içindedirler. Bu da O’nun “Muhammed/Övülen kişi” adının tecellisidir. Bunlardan başka Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberimizin peygamberlik süresinde îfa ettiği yüksek hizmetlerinin birer simgesi olarak geçen “Rasûl, Nebî, Şâhid, Mübeşşir, Beşîr, Nezîr, Munzîr, Dâî ilellâh, Sirâcûn Münîr, Raûfü’r-Rahîm, Musaddık, Müzekkir, Müzzemmil, Müddessir, Abdullah, Kerîm, Hakk, Mübîn, Nur, Hâtemü’n-Nebiyyîn, Rahmeten li’l-Âlemîn, Hâdî, Tâ-hâ, Yâ-sîn, Emîn, Kademe Sıdk, Nebiyy-i Ümmî, Sırât-ı Müstakîm, Urvetü’l-Vüskâ, Nimet, Necm-i Sâkıb gibi isim ve nitelendirmeler dikkate alındığında Peygamberin (s.a.s) nübüvvet ve risâletin gereği olan hizmetleri tam bir fedakârlık içinde ifa ettiği görülür. İşte bu durum, peşinen O’nda mevcut vefâ hissinin derinliğini gösterir.
    Hz. Peygamber’in farzları ifadan sonra tarife sığmaz bir içtenlikle teheccüd vb. nafilelere zaman ayırması karşısında Bilâl’ın, geçmiş ve geleceğinin ilahî mağfirete eriştirildiğinden bahsetmesi üzerine “Allah Teâlâ’nın bana ihsan buyurduğu nimet karşılığında gereken şükrü yerine getirmeyeyim mi?” cevabını vermesi de düşündürücüdür. Burada şükretmenin, vefâ duygusunun bir meyvesi olduğu ortaya çıkmaktadır.