Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Üç Aylar ile ilgili Bilgiler Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Üç Aylar ile ilgili Bilgiler

    Reklam




    üç aylar ile ilgili bilgiler


    Paylaş
    Üç Aylar ile ilgili Bilgiler Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Üç Aylar İle İlgili Bilgiler


    Üç aylar diye bilinen Recep, Şaban, Ramazan aylarına giriyoruz. 22 Mayıs Salı günü Receb-i Şerif başlıyor. Bizleri bu mübarek aylara kavuşturan Yüce Rabbimize binlerce hamd-ü senalar olsun. Bu ayların rahmet, mağfiret ve bereketi hepimizin üzerine olsun. Rabbim cümlemizi devamına erdirsin.

    Üç aylar kameri ayların yedincisi olan Recep ile başlayan, Şaban ayı ile devam eden ve Ramazan ayı ile son bulan ayların toplu adıdır. Bir yılda bulunan beş mübarek kandil gecesinin dört tanesinin bu üç aylarda bulunması, üç ayların ne kadar faziletli ve değerli olduğunu bizlere göstermektedir.

    Recep ayında bulunan iki kandil gecesi de Recep ayına ayrı bir değer ve fazilet katmaktadır. Recep ayının ilk Cuma gecesi, Mübarek Regaip Kandilidir. Bu Kandil ile Müslümanlar üç aylara giriş yapmaktadır. Yirmi yedinci gecesi ise Mübarek Miraç Kandilidir. Bilindiği gibi Miraç Kandili, beş vakit namazın mü’minlere farz kılındığı, Bakara suresini son iki ayetinin indirildiği ve iman ile ölen mü’minlerin Cennete gireceğinin müjdelendiği mübarek bir gecedir.

    Şaban ayının tam ortasında ise çok kıymetli bir gece olan Mübarek Berat Kandili vardır. Bu gece ile ilgili Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır. “Şaban ayının yarısı Berat Gecesi gelince; gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz. Şüphesiz ki Allah, o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle buyurur. “Benden af dileyen yok mu? Onu affedeyim! Rızık isteyen yok mu? Ona rızık vereyim! Şifa dileyen yok mu? Ona şifa vereyim!..”” (İbni Mace)

    Ramazan ayı ise baştan sona rahmet, mağfiret ve bereket ayıdır. On bir ayın sultanı, mü’minler için bulunmaz, eşsiz bir aydır. Bu ayda da bin aydan daha hayırlı olan Mübarek Kadir Gecesi vardır. Ramazan ayında bu ayla ve Kadir Gecesi ile ilgili çok daha geniş bilgi vermek üzere Ramazan ayına şimdilik fazla değinmiyorum. İnşallah sağlık, sıhhat ve afiyet içerisinde bu aya ve bu geceye de kavuşuruz.

    Regâip, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. Kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen şey demektir. Regaip gecesi denilince; “Çok lütuf ve ihsanla dolu, kiymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece” manası anlaşılır. Bu gecede Yüce Allah lütuflarını sağanak sağanak yağdırır.

    Recep ayının ilk cuma gecesine Regaip Gecesi denir. Bu geceye Regaip gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi başlı başına kıymetli bir gecedir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, çok daha kıymetli oluyor. Allah Teâlâ, bu gecede, müminlere, birçok ihsanlar ve ikramlar yapar. Bu geceye hürmet ve ihya edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere sayısız sevaplar verilir. Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutup, gecesini de ihya etmek ayrıca çok sevaptır.

    Recep ayında oruç tutmak ise başlı başına faziletlidir. Peygamberimiz (sav) in Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay, Recep ve Şaban aylarıdır. Bu aylarda oruç tutmanın kişiye kazandıracağı sevapları çoktur.

    İslam alimlerinin bildirdiğine göre, bu ay ekim ve ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tövbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat ve ekim ayıdır. Şaban ayı bakım ayıdır. Ramazan ayı biçim ayıdır, yani mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Recep ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan mağfiret mevsimin ilk ayı, Regaip de ilk kandili olmuş oluyor.

    Onun için, "Recep ayı tövbe ayıdır." demişler. Yani kul ne yapmalı? "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..."diyerek hatasını itiraf edip, hatasından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmelidir. Bizi de bu Hakk yola girenlerden eylesin.

    Şaban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır.

    Regaip ile ilgili ayet-i Kerimeler:

    Regaip kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadırlar.
    Ayrıca, "Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in (sav) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan “ haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır:

    Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:

    Allahü Teâlâ, Recep ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]

    “Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Recep’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir.” [Miftah-ül-cenne]

    Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]

    Şu beş gecede yapılan duâ kabul edilir, geri çevrilmez. Regaip gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma geceleri, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı geceleri.) [İbn-i Asâkir]

    İbn-i Abbas (ra) hazretleri: “Resulullah (sav) Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)

    Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Recep ayıdır." (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
    "Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır."(Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)

    “Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: "Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)

    Kim Recep ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi! onu mağfiret et” derler. [Ebû Muhammed]

    Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah (sav), pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin Allah’a oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)

    Kandil Gecelerini Nasıl Değerlendirmeliyiz?

    1. Öncelikle Kur'an-ı Kerim okuyarak, Kur’an okuyanlar dinlenmeli. Kur’an ziyafetleri verilmeldir.

    2. Peygamberimiz ( sav) Efendimize çokça salat ü selamlar getirilmeli. O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olabilme şuuru tazelenmelidir. Sünnetleri ihya edilmelidir.

    3. Aile bireyleriyle birlikte bu gecenin mana ve ehemmiyeti hakkında sohbetler edilmelidir.

    4. Allah rızası için namaz kılarak, Kaza namazı, nafile namazlar kılınmalı, Kandil gecesi, özü itibariyle ibadetle ve ibadet şuuru ile geçirilmelidir.

    5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yapılarak, Geçmişin muhasebesi ve murakabesi yapılmalı, geleceğin plan ve programı çizilmelidir.

    6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek, bol bol tövbe ve istiğfar edilmeli; idrak ettiğimiz bu kandil gecesini son fırsatımız bilerek nedametle çok iyi geçirmeliyiz.

    7. Tefekkürde bulunulmalı. “Ben kimim, nerden geldim, nereye gidiyorum, Yüce Allah’ın benden istekleri nelerdir?” gibi konular başta olmak üzere hayati meselelerde derin düşüncelere girilmeli.

    8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek, diğer mü’min kardeşlerimize de dualar etmeliyiz.

    9. Yoksul, kimsesiz, öksüz yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilerek, sevgi, şefkat, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli, sevindirilmelidirler.

    10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek, hayır dualarını almalıyız.

    11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, bu geceyi değerlendirebiliriz. Gönüller alınmalı, kederli yüzler güldürülmelidir. Dargınlıklarımızı gidermeliyiz.

    12. Mü’minlerle helalleşilmeli, onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalıdır.

    13. Üzerimize hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlakı yerine getirilmelidir.

    14. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazlarını cemaatle ve camilerde kılınmalıdır.

    15. Bu Kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalıdır.

    16. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın, büyüklerimizin ve bizleri okutan hocalarımızın kabirleri ziyaret edilmeli, aziz ruhları için Yasin ve Mülk süreleri okunup hediye edilmelidir.

    17. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli, manevi iklimlerinde Hakk’a niyazda bulunulmalıdır.

    18. Hayatta olan manevi büyüklerimizin, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın, arkadaşlarımızın kandilleri bizzat gidilerek tebrik edilmeli veya telefon, e-mail çekerek tebrik edilmeli ve duaları istenmelidir.

    19. Dini toplantılar, konferanslar, panel ve sohbetler düzenlenmeli, yapılan vaaz ve nasihatler dinlenmelidir. Bu gibi faaliyetlere iştirak edilmelidir.

    20. Bu Kandil gecelerinde sevdiklerimize, çoluk çocuğumuza hediye ve ikramlarda bulunmalıyız.

    Sohbetimizi Peygamber Efendimizin duası ile bitirelim: “ Ya Rabbi! Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl. Bizleri mübarek Ramazan ayına kavuştur”.

    Yüce Rabbim, bizlere rızasına uygun işler yapmayı, Habibine gerçek ümmet olmayı nasip eylesin.
    Sağlık, sıhhat, afiyetle ve sevdiklerimizle cümlemizi Ramazan ayına ve Ramazan Bayramlarına kavuştursun.

    Üç Aylarınız ve Regaip Kandiliniz mübarek olsun. (Amin)




  3. 3
    Peygamberimiz s.a.v. Recep ayı girince; “Allahım Recep ve Şâban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
    (Ahmed b. Hanbel; Heysemî)
    diye dua ederdi.

    Bu örnek dua, müminin salih ameller işleyebilmek amacıyla faziletli vakitlere ulaşmayı dilemesinin müstehap olduğunu gösterir.

    Müminin ömrüne hayırlı işler değer katar. İnsanların en hayırlısı ömrü uzun, amelleri güzel olanıdır. Değilse, ömür öyle yahut böyle geçer gider. Nebevî haberde bildirildiği gibi: “Benimle dünyanın misali, bir ağaç gölgesinde dinlenen yolcunun misali gibidir.” (Ahmed b. Hanbel; İbn Ebu Şeybe)

    Hayat, ucundan kıyısından habire tükettiğimiz bir sermayeden ibarettir. Tazelenmeyeceği için önünde sonunda bitecek olan bu sermaye güzel harcanmalıdır.
    Mümin mümkünse hayatının bütününü, hiç değilse bazı vakitleri değerlendirmek zorundadır. O, bazen dünya telaşı içinde manevi hayatını ziyadesiyle ihmal edebilir. İşte manevi mevsimler bu gaflet halinden kurtulmak, silkinip kendine gelmek, Rabbiyle kulluk ilişkisini yeniden gözden geçirmek, kaybettiklerini telafi etmek, elde edemediklerine ulaşmak için birer fırsattır.
    Recep ve Şâban’da oruç
    Ülkemizde “üç aylar” olarak adlandırılan aylar, müminin hayatında dikkat etmesi gereken en önemli manevi mevsimlerdir. Zira bu manevi mevsim Allah Rasulü s.a.v.’in hayatında önemliydi. O, Recep ayının girişiyle birlikte bizimkiyle asla kıyaslanamayacak derecede derin seyreden ibadet hayatını daha da derinleştirmekte, zaten güzeller güzeli olan ahlâkî özelliklerini daha bir güzelleştirmekteydi. O bireysel anlamda böyle yaparken, etrafındakileri de uyarmakta, bu ayları kulluk bilinci içinde geçirmeye özendirmekteydi. Nitekim Allah Rasulü s.a.v.’in yaşantısının her anını büyük bir dikkatle izleyen sahabe bu konuda bize pek çok bilgi aktarmıştır. Mesela Recep ayıyla ilgili olarak İbn Abbas r.a. şunları anlatmaktadır: “Allah Rasulü s.a.v. Recep ayında bazı yıllarda peşpeşe öyle oruç tutardı ki biz, ‘Galiba hiç yemeyecek (bütün bir ayı oruçlu geçirecek)’ derdik. Bazı yıllarda da öyle oruç tutmazdı ki biz ‘Galiba hiç oruç tutmayacak’ derdik.” (Buharî; Müslim; Ebu Davud)

    Demek ki Allah Rasulü s.a.v. Recep ayında oruç tutmaya özen göstermekteydi. Şaban ayına gelince, O’nun en yakınında bulunanlardan ve hayatını bir hanım duyarlılığıyla sıkı takibe almış olanlardan müminlerin annesi Hz. Ayşe r.a. anlatıyor:

    “Rasulullah s.a.v. bazen oruca öyle devam ederdi ki, ‘Bu aydan hiçbir günü oruçsuz geçirmeyecek.’ derdik. Bazen de öyle devamlı yerdi ki, ‘Bu ay, galiba bir gün bile oruç tutmayacak’ derdik. Ben, onun Ramazan dışında bir ayı tam olarak oruçlu geçirdiğini görmedim. Herhangi bir ayda, Şâban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu da görmedim.” (Buharî; Müslim; Ebu Davud; Tirmizî; Nesâî)

    Yine müminlerin annelerinden Ümmü Seleme r.a. ise farklı bir gözlemini aktarmıştır: “Ben, Rasulullah s.a.v.’in Şâban ve Ramazan dışında iki ayı peş peşe tam olarak oruçla geçirdiğini görmedim.” (Tirmizî; Ebu Davud; Nesâî)

    Bir başka yakını daha vardır. Adeta ev halkındandır. O da Allah Rasulü’nün bir haline tanık olmuştur ve sebebini merak etmektedir. Bu şahıs Üsame b. Zeyd r.anhümâ’dır. Şöyle anlatır:
    “Ey Allah’ın Rasulü, dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum, sebebi nedir? Şu cevabı verdi: Bu, Recep’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki o, amellerin Rabbü’l-Alemin’e yükseltildiği bir aydır. Ben amellerimin oruçlu olduğum halde yükseltilmesini istiyorum.” (Nesâî)

    Demek ki Ramazan ayı dışında bir ayın bütün günlerini oruçlu geçirmek hakkında farklı haberler gelmektedir. O halde meseleye en azından ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Yani Recep, Şâban ve Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirmek isteyen bir kimse dilerse böyle yapar. Onu ayıplamak, Sünnet’te olmayan bir şeyi yapmakla, hatta bid’atle suçlamak hiç de doğru olmasa gerektir.
    Zaten oruç çeşitleri sayılırken “dehr orucu”ndan, yani beş bayram günü hariç bütün yılı oruçlu geçirmekten söz edilir. Ondan sonra bir gün oruç tutup bir gün tutmamak şeklinde bir oruç vardır ki, Hz. Peygamber s.a.v. bunu Hz. Davud a.s.’ın orucu olarak nitelendirmiştir. Peygamberimizin s.a.v. mümkün mertebe her ayın başından sonundan birer gün, ortasından üç gün oruç tutmaya dikkat ettiği malumdur.
    Ayrıca onun Pazartesi ve Perşembe günlerini oruçlu geçirmeye özen gösterdiğini de biliyoruz. Dolayısıyla Recep ve Şâban aylarında oruca önem vermesi normaldir.
    Fakat bu üç ayın tamamını oruç geçirmeye niyetlenen kimse, Recep ve Şâban aylarında dilediği anda bu uygulamadan vazgeçebilirken, Ramazan ayında böyle bir imkana asla sahip değildir.
    Cemaatle namaz, Kur’an, zikir…
    Kaldı ki manevi mevsimleri değerlendirmek sadece oruç tutmaktan ibaret değildir. Belki de insanları orucun yanı sıra namaza, namazı cemaatle eda etmeye, özellikle sabah ve yatsı namazlarını camide kılmaya teşvik etmek günümüz şartlarında daha bir önem kazanmıştır.
    Ayrıca bu aylarda Kur’an okumaya ağırlık vermek de elbette çok faydalı bir ibadet biçimi olabilir. Kur’an okumanın yanı sıra mutlaka tesbihata, zikrullaha, içli yakarışlara yönelmek de gerekir.
    Çoğu müminin haftada bir kez camilerde hatırladığı, hatta hatırlatıldığı ve üstelik söylene söylene önünden geçip gittiği hayır kapılarını sıkça yoklamak gerekmez mi?
    Zekât yılda bir verilirken, fıtır sadakası yine senede bir eda edilirken, tasadduk kapısının her an açık olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?
    Televizyonlardan yayın yapan hayır kurumlarının arayıp bulduğu insanlara benzer güç haller yaşayan nice kimse belki yakın komşumuzdur da haberimiz bile yoktur. Televizyondakileri seyredip gözyaşı dökmektense, bırakın yakını, uzaktaki komşunuzu görecek derecede gözümüzü açmak daha iyi olmaz mı? Çok yardım edemiyorsak bile evimizde pişen yemekten birazını da mı gönderemeyiz?
    Bir öğrenciye az çok demeden her ay harçlık vermek, her ay yapamazsak da bir defa yol parası olacak kadar maddi destekte bulunmak elimizden gelmez mi? Yoksa aklımızdan da mı geçmez?
    Küçük bir gayretle nice hayır, nice bereket
    Bedenî ve malî ibadetlerin yanı sıra, Hz. Peygamber s.a.v.’in hayatında büyük yer tutan ve sık sık uyarıda bulunduğu şu ibadetler de kısaca yâd edilebilir.

    Hastane köşelerinde veya evlerinde bir odada adeta tecrit edilmiş halde çeşitli hastalıklarla boğuşan dertlilerin yaralarına merhem olunamazsa da ziyaretlerine de mi gidilemez? Hasta yakınlarına moral aşılamak, yaptıklarının Allah katında ne kadar değerli bir ibadet olduğunu haber vererek motive etmek az bir şey midir?

    Öyle yahut böyle bir suç işleyerek hapishanelerde zor günler geçiren ve ceza çekmekte olanlara uğramak zor mudur?
    Kendilerine samimi bir merhaba diyecek, küçük bir hediyeyle gönüllerini hoş edecek kimseleri gözleyen yaşlılarımıza selam vermek, hal hatır sormak ihmal edilebilir mi? Dargınlıkları bitirmek için ille bayramları mı yoksa ilk adımı karşı tarafın atmasını mı beklemek gerekir? Karşı taraf haksız, biz haklı bile olsak barış elini uzatan niye biz olmayalım? Üç günlük dünyada değer mi bunca öfke? Öfkenin sadece karşıdakine değil kendimize de zarar verdiğini ne çabuk unutuyoruz.
    Yakınlarımızı, bütün yanlışlarına, huysuzluklarına, arsızlıklarına rağmen affedemez miyiz, kollayamaz mıyız?

    Acılarını paylaşıp sevinçlerini çoğaltamaz mıyız?

    Müminlere hoş bir edayla bir selam vermek, Allah Rasulü’nün selamı yayma emrini koca bir tebessümle yerine getirmek sevaplı bir davranış değil de nedir?

    Yemek ikram etmek için ille Ramazan ayını mı beklemelidir insan? Recep veya Şâban ayında ikram yapılamaz diye bir kural mı var?
    Hadi hayır ve iyilik adına hiçbir şey yapamadık, yolda eşyasını taşımakta güçlük çeken birine de mi destek olamayız?
    Caddede, sokakta insanlara sıkıntı verecek bir şeyi ortadan kaldırmak elimizden gelirken belediyeyi mi suçlamak gerekir acaba?
    Recep ve Şâban aylarında sevap kazanmak için oruç tutmakla birlikte yapılabilecek o kadar başka şey var ki hangi birini sayalım?
    Geniş imkanlara sahip birilerinin, bir patronun, bir yetkilinin Recep ve Şaban ayı hürmetine birkaç işsize iş sağlaması, belki de onun en değerli ibadetlerinden birisi olacaktır. Fakat bunu yaparken Allah’ın rızasını gözetmeyi öncelemelidir. Birisine iş veriyorum, hele hele “rızık” temin ediyorum yaklaşımı yaptığı güzelliği en azından gölgeleyecek veya tamamen boşa çıkaracak yahut inancını tahrip edecektir. Çünkü rızık veren, Rezzak olan Allah’tır. Kullar sadece birer vasıtadan ibarettir.
    Yapabiliyorsak Recep ve Şâban aylarında çok oruç tutalım. Zira Peygamberimiz s.a.v. bu iki ayda çok oruç tutardı. Belki de devamlı oruç tutmamasının sebebi ümmetine farz kılınmasından çekindiğindendir.
    Fakat bu ayların tek ibadeti oruç değildir. Sayılamayacak kadar ibadet çeşidi vardır. Allah’a giden yollar, Allah’ın yarattıklarının nefesleri sayısıncadır. Önemli olan bizzat kendi yolumuzu bulmamızdır. Aramak gerekir. Hayırlara koşmak ve böylece aramaya devam etmek…
    Arayan bulur vesselam.

    Zaman ve Mekân Şerefini Nereden Alır?

    Tıpkı insanlar, canlı, cansız diğer varlıklar gibi zamanı ve mekânı da Allah yaratmıştır. Yaratan yarattığı şeyden, yani zaman ve mekândan münezzehtir. Bir başka deyişle Allah zaman ve mekânla sınırlandırılamaz, kayıtlandırılamaz. O, zaman ve mekân üstüdür. Ezelîdir, aynı zamanda ebedîdir. Dolayısıyla O’nun kulları olan bizler, yani yaratılanlar, zaman ve mekânla sınırlıyızdır. Ayrıca bu iki büyük nimet, Allah’ın bize lütfettiği her şey gibi birer emanettir.

    Üstelik zamanın veya mekânın bizatihi bir kıymeti de yoktur. Zaman veya mekâna değer katan, bir anı diğerlerinden, bir yeri başka yerlerden ayıran şey, onda meydana gelen veya bulunan “şey”dir. Onun için Araplar “Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” derler. Yani kişi mekânla değil, mekân kişiyle şeref kazanır. Zaman açısından da dünle bugün, bugünle yarın arasında güneşin doğması, batması bakımından herhangi bir fark yoktur. Dünyanın falanca yeri ile filanca bölgesi arasında da toprak bakımından yine bir fark yoktur.

    Fakat sünnetullahın bir tecellisi de seçimdir. Allah, kendi yarattıklarından bazılarını seçer ve diğerlerine üstün kılar. Zaten dünya ve değerler zıtlıklar üzerine kuruludur. Bu sebeple bizzat Allah, insanları diğer canlılara üstün kıldığı gibi insanlar arasından da peygamberleri seçmiştir. Peygamberlerden de bazılarını seçmiş ve onları diğerlerine üstün kılmıştır (Bakara Suresi, 253).

    Bu seçicilik sebebiyle Yüce Mevlâ’nın bazı zaman kesitlerine ayrıcalık verdiği anlaşılmaktadır. Mesela “Allah katında ayların sayısı on ikidir.” (Tevbe Suresi, 36).

    Fakat bunların içerisinde Ramazan ayı seçilmiş aydır, ayrıcalıklıdır. Yılda ay takvimine göre 354, güneş takvimine göre 365 gün vardır. Bu günler içerisinde beş gün, Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile Kurban Bayramı’nın dört günü seçilmiştir. Öylesine ki senenin bütün günlerinde oruç tutmak serbest olduğu halde sadece bu beş günde tutulamaz. Çünkü bayram ve şenlik günüdür. Yenilecek, içilecek, sevinilecektir. Haftanın günlerinden Cuma günü, Cuma gününde ise “icabet vakti” denilen bir zaman dilimi seçilmiştir. Gecelerden bilhassa Kadir Gecesi seçilmiştir.

    O halde Receb ve Şaban aylarının, bu ayların önemini ortaya koyan bütün deliller bir yana, en azından Ramazan gibi büyük bir aya hazırlık sadedinde ibadet ve taatle geçirilmesi niçin ihmal edilsin ki? Bazı ağır hareketleri yapabilmek için bile bir hazırlık ve ısınma devresi gerekiyorsa, böylesine büyük bir manevi mevsime hazırlığın iki aya yayılması doğru bir uygulama değil midir?

    İnsanların gönül dünyasının bile kirleneceğini bizzat Peygamberimiz s.a.v. haber vermemişler midir? En değerli varlığımız olan imanımızın dahi gönüllerimizde bir elbise, bir kumaş parçası eskir gibi eskiyip yıpranacağını, onun için zikir ve ibadetle o imanı tazeleyip yenilememiz gerektiğini de yine O tembih etmemiş midir?

    İşte bu iki ayı (Recep ve Şâban) manevi bir derlenip toparlanma, zamana dikkat kesilme ve titizlenme dönemi olarak değerlendirip, Ramazan ayında doruğa çıkacak kulluk hayatının talimine hasretmek belki de şuurlu müminlerin eskiden beri yapageldiği en önemli davranış modeli olsa gerektir. Zaten o aziz ve muazzez peygamber de böyle yapmıştır. O, bu alanda da ümmetinin yegâne önderi ve rehberidir.


    Ahmet Miroğlu



  4. 4
    Bu sene üç ayların başlangıcı 20 nisan pazartesi 2015 tir.Bereketli ayların faziletlerinden faydalanmayı nasip etsin Rabbim.