Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Kurban Kesim Zamanı Neye Göre Belirlenir.Türkiye'de Kesilen Zaman Doğru Mudur? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Abdullah

    Reklam

    Kurban Kesim Zamanı Neye Göre Belirlenir.Türkiye'de Kesilen Zaman Doğru Mudur?

    Reklam




    Kurban kesim zamanı neye göre belirlenir.Türkiye'de kesilen zaman doğrumudur?


    Paylaş
    Kurban Kesim Zamanı Neye Göre Belirlenir.Türkiye'de Kesilen Zaman Doğru Mudur? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    İslâm dinine göre dini günler ve bayramlar hangi esaslara göre tesbit edilir?

    Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah katında ayların sayısı 12'dir" anlamındaki âyette geçen "şehr" kelimesi Arap dilinde ayın dünya etrafındaki bir tam turuna verilen isimdir. Bu anlamda Kur'ân-ı Kerîm'de bahsedilen 12 aylık süre kamerî yıl adını verdiğimiz ay senesidir. Böylece, oruç, hacc gibi belirli zamanlara tahsis edilen ibadetlerin zamanlarının tayini kamerî yıl esasına göre yapılacak demektir.
    Ramazan ayının başlangıcı ile Ramazan bayramının, diğer bir ifadeyle Şevval ayının başlangıcının rü'yet esasına, yani bu aylara ait hilalin gözle görülmesi esasına dayanması Peygamber Efendimiz'in (sav) hadîsleriyle sabittir. Sözü edilen hadîslerde zekredilen rü'yet kelimesinin "gözle görmek" veya gözle görmüş gibi kesin bilgi ifade eden "hesapla tesbit" anlamını içine alıp almadığı konusunda İslâm bilginleri arasında farklı görüşler vardır.

    Her ne kadar fıkıh kitaplarında muvakkit ve müneccimlerin hesaplarına itibar edilmemesi istikametinde yaygınlaşmış görüşler bulunmakta ise de bu görüşlerin o zamanlar henüz gelişmemiş bulunan ve biraz da mitoloji ve efsanelerle karışık bir halde bulunan astroloji ile iştigal eden müneccimler hakkında olduğu açıktır. Bugün ise son derece gelişmiş bulunan tekniğin de yardımcı olduğu astronominin çok basit bir alfabesi mesabesindeki ay hesaplarının kat'iyyeti konusunda tereddüde düşmek; bu hesaplarla görülemeyeceği kesin olarak tesbit edilen ayı, gözleriyle gördüğünü iddia edeni hatasız kabul ederek, tasdik edip hesapların hatalı olduğuna hükmetmek, ay yüzeyine sayısız vasıtalar gönderen, oraya ayak basan ve hatta Merih'ten televizyon yayını yapan, insanların bu faaliyetlerine ait hesapları gerçekleştiren astronominin tesadüfen doğru tutturduğunu iddia etmek kadar yersizdir. Kaldı ki, Hanefî fakihlerinden Muhammed b. Mukatil ve Kadı Abdülcebbar gibi zevat ile Şafiî fakihlerinden İmam Sübkî, muvakkit ve müneccimlerin kesinlik ifade eden hesaplarına itimat edilebileceğine kail olmuşlar, bizzat kendileri onlara itimat etmişler ve gerektiğinde bizzat müracatlarda bulunmuşlardır.

    Bu duruma göre kamerî aybaşlarının bilhassa Ramazan hilalinin gözetlenmesi (iltimas-ı hilal) konusu yahut daha önceden gerekli hesaplamalarla tesbit edilmesi İslâm dini yönünden büyük önem taşımaktadır.

    İslâm ülkelerinde kamerî aybaşları nasıl tesbit edilmektedir?

    Bütün İslâm ülkelerinde takvim çalışmaları yapılmakta ve bir yıl sonraki takvimler hazırlanıp basılmaktadır. Hicrî-Kamerî yılı resmî takvim olarak kullanan ülkelerde bile bir yıl önceden kamerî aybaşlarının hesaplama yoluyla tesbit edildiği ve bu sisteme göre takvimlerin hazırlandığı görülmektedir. Nitekim, Tunus'ta, Suudi Arabistan'da, Pakistan'da, Irak'ta bastırılan takvimler Diyanet İşleri Başkanlığı Derleme ve Yayın Müdürlüğü arşivinde mevcuttur.

    Şu kadar var ki, Suudi Arabistan, Irak, Ürdün, Mısır gibi bazı ülkeler sadece Ramazan, Şevval ve Zilhicce aylarına mahsus olmak üzere özel rasatlar yaptırdıklarını ve bu aylara ait hilâller çıplak gözle görüldükten sonra dinî esaslara uygun olarak şer'i mahkemelerde gerekli kararların ittihazından sonra aybaşlarının ilân edildiğini, daha önceden bastırılmış takvimler ile fark meydana gelse bile rasatla tesbit edilenin esas alındığını iddia etmektedirler.

    Türkiye kamerî aybaşlarını nasıl tesbit ediyor? Türkiye ile İslâm alemi arasında bu hususta ihtilaf var mıdır?

    Türkiye'de 396 sayılı kanun, kamerî aybaşlarının tesbitini Kandilli Rasathanesi'ne görev olarak vermiştir. Kandilli Rasathanesi de kurucusu olan Fatin Gökmen Hoca'nın "hilâlin tesbiti" konusundaki prensiplerine sadık kalarak günümüze kadar hesaplamaları yürütmüştür.
    Konunun iyice açıklanabilmesi için biz, Fatin Hoca'nın prensiplerinden kısaca bahsetmek zorundayız.

    Fatin Hoca'ya göre:
    İslâm dininde ayın tesbiti, çıplak gözle hilâlin görülebilmesine dayanıyor. Hemen hemen mezhepler arasında bu konuda görüş farkı yoktur. Bütün ehl-i sünnet mezhepleri kamerî ay başının hilalin çıplak gözle görülebilmesiyle başlayacağı kanaatinde birleşmişlerdir. Yalnız hesaplamayla aybaşının tesbitinin de dinî bakımdan aynı neticeyi verip vermeyeceği konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Fatin Hoca hesaplamayı o şekilde formüle etmek istemiştir ki, bu hesapla tespit edilen gün, hilâlin çıplak gözle görülebilmesi mümkün olmalıdır. Bu yüzden astronominin nazarî olarak tesbit ettiği kamerî ayın başı değil, gözün görebileceği ayın başının tesbiti problem olarak ortaya çıkmıştır. Bu neticeyi sağlamak için de Fatin Hoca birtakım kıstaslar koymuştur. Bunlar bugün Kandilli Rasathanesi'nce uygulanmaktadır.

    Ayın içtima anından sonra tekrar içtima haline gelene kadar geçen süre, yani iki içtima anı esnasında geçen zaman bir kamerî aydır. Buna Astronomik ay adını veriyoruz. Kamerî ay, içtima anından sonra astronomik olarak başlamaktadır. Fakat her içtima anından hemen sonra ayın ilk hilâlini gözle görmek mümkün değildir.

    Durum böyle olunca hilâli çıplak gözün görmesine tesir eden faktörlerin de tesbit edilmesi gerekiyor. Bunlar şöyle sıralanabilir:

    1- Ayın batışı, güneşin batışından sonraya kalmalıdır. Yani gündüzün veya gecenin herhangi bir saatinde olabilen ve konjonksiyon denilen içtima anından sonra çıplak gözle seyre başlandığı zaman hilâlin ufukta görülebilmesi için batış zamanının güneşin batış zamanından sonraya kalması gerekir. Aksi takdirde batı ufkundan ay güneşten önce batarsa, güneşin parlaklığı ayın görülmesine engel teşkil eder. Burada birinci faktör olarak biz kamerî ayın başlangıcının tesbitinde güneşin batışı ile ayın batış saatlerini gözönüne alacağız. Öyle bir saat bulacağız ki, içtima anından sonra olmak üzere ayın batışı, güneşin batışından sonraya rastlasın.

    Bakıyorsun, güneş batarken şafak denilen büyük bir kırmızılık meydana geliyor ve güneşin parlaklığı hilâlin parlaklığından çok fazla oluyor. Bu parlaklık, ayın görülmesine engel teşkil ediyor. O halde ikinci faktör de şudur:

    2- Ayın ışığı o derece şiddetlenmelidir ki, güneşin ışığı yanında çıplak gözle farkedebilesin. Bunun zaman cinsinden hesaplanması gerekiyor. Fatin Hoca'nın tesbitine göre ayın batışı, güneşin batışından en az 22 ila 23 dakika sonraya kalırsa görülebiliyor. Daha yakın zaman içinde görmek mümkün olmuyor.


    3- Üçüncü faktör de şudur: Ayın yörüngesi ufkun üstünde olmalıdır ki bizim çıplak gözümüz ayı görebilsin. Hareket itibariyle ufkun altında seyreden bir ayın, astronomik olarak tesbit edilmiş olsa bile, çıplak gözle görülmesi mümkün değildir.

    Bir de ayın battığı noktanın güneşin battığı noktadan ayrılmış olması lazımdır. Ay ile güneşin batış noktaları aynı olursa ayın kursu ile güneşin kursu birbiri üzerinde görüntüye engel olacağından ayı çıplak gözün görmesi mümkün olmayacaktır. Ay ile güneş görünüş açısı cinsinden 5.5-6 derece ayrılmış olmalıdır ki göz, ayı rahatlıkla görebilsin.
    O halde ayın tesbit edilebilmesi için, bütün bu saydığımız faktörlerin, zaman cinsinden değerlendirilip ayın içtima anına eklenmesi gerekiyor. Bu faktörlerin tamamı bir araya geldiği takdirde görüş şartlarının da müsait olduğunu düşünerek, ay filan gün filan saatte görülebilecektir diyoruz. Böylece ayın görülebileceği anı tesbit ettikten sonra takip eden günü kamerî ayın birinci günü olarak kabul ediyoruz. Çünkü Yasin süresinin 40. ayetinden istidlal edilen manaya göre hilâlin ilk olarak görüldüğü gün ayın birinci günü değil, takibeden gün ayın birinci günüdür. Bu duruma göre, güneş battıktan sonra hilâl görülecek, ertesi gün ayın birinci günü itibar edilecektir.
    Kabataslak izah ettiğimiz Fatin Hoca'nın bu prensiplerine dayanarak Kandilli Rasathanesi görevlileri ellerindeki formüllere göre hesaplama yapıyorlar. Yalnız şunu da ifade etmek lazımdır: Fatin Hoca'nın bütün bu hesaplamaları için tesbit ettiği sabit rasat noktası da önem kazanmış oluyor. F.Hoca'ya göre, dünya üzerinde İslâm ülkelerinin yayılmış olduğu bölgeler nazarı itibara alınırsa, bu bölgeler üzerinde yapılan rasatın bütün İslâm memleketleri için geçerli olabilmesi İslâm aleminin rasata en uygun bölgesini seçmekle mümkün olur. Fas'ta bulunan 4 bin metre irtifaında bir tepe en uygun nokta olarak alınabilir. Hesaplamalar bu tepe üzerinde görüş şartlarının müsait olduğu farz edilerek, mevhum bir rasıtın hilâli görebilmek imkânları araştırılarak yapılırsa, bu hesaplarla, sanki hakikatte gözle görmüş gibi neticeye ulaşmak mümkün olur.

    Fatin Hoca bu esasa dayanarak formüllerini Fas'ta bulunan tepeye göre ayarlamıştır. 1974 Yılına kadar Kandilli Rasathanesi, Fatin Hoca'nın tesbit ettiği bu noktayı esas alarak hesaplamaları devam ettirmiştir.


    İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman


    devamı için

    TIKLA