Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Bu ölüm her geçen gün beni çok etkisi altına almaya başladı,nasıl kabullene biliriim? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Bu ölüm her geçen gün beni çok etkisi altına almaya başladı,nasıl kabullene biliriim?

    Reklam




    hiç yüzünü görmediğim ama yakınlarını tanıdığım bir genci geçen gün hayatın baharında daha 18 yaşında beyaz duasını bile giyemeden sevdiği ile geçirdiği bu iki yavruyu kaybettik..Bu ölüm hergeçen gün beni çok etkisi altına almaya başladı neden acaba benim gözlerim doluyor ve hergün kendi facebook sayfasına girdiğimde bu kızın fotolarını görüyor ve içim parçalanıyor....


    Paylaş
    Bu ölüm her geçen gün beni çok etkisi altına almaya başladı,nasıl kabullene biliriim? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    ÖLÜMÜ KABULLENMEK

    İslâma gönül vermiş müminler olarak hayatın sonu bize esrarlı gelmez. Daha doğrusu bir başka dünyaya, ahirete gideceğimizi biliriz.
    Ama dine inanmayanlar için böyle değildir. Ölüm onlar için bir yok oluş veya en azından belirsizliktir. Bu da benliklerinin derinliklerinde yatan ölüm korkusu demektir.

    Müslümanlar için Azrail (as) Allah’ın meleği, bir dost olduğu halde ölümden korkanlar için adeta bir düşman gibi algılanması bu yüzdendir. Ölüm korkusu olunca hayattan zevk alması engellenir, kişi vur patlasın eğlence ile veya alkol, uyuşturucu gibi geçici zevklerle derinliklerden gelen bu korkuyu unutmak ister. Attığı kahkahalar adeta ölüm korkusunu gizlemek içindir.

    Ama inançlı için böyle değildir. Ölüm çok tanıdıktır, günlük yaşamın bir parçasıdır ve ölmeyi bu dünyadan öteki dünyaya bir geçiş olarak kabul ettiklerinden pek fazla korktukları söylenemez.
    Kabullenmenin ilk adımı ölümü yakından tanımaktır. Osmanlı’nın kabirleri hayatla iç içe yapması bu yüzdendir.
    Çağdaş bakış ise mezarlıkları şehrin dışına atar, adeta hayattan uzaklaştırır.


    Geleneksel yaşantıda biri ölünce naaşı evine götürülür, dini merasimle yıkanır ve kefenlenir. Ailesi ziyaretçileri kabul eder. Daha sonra merhum için cenaze namazı kılınır, katılanlar haklarını helâl ederler. Topluca aile mezarlığına gibidir, dualarla toprağa verilir. Günlerce ziyaretçiler başsağlığı için gelir, ruhuna Kur’an okunur. Ölen kişinin ahirete gittiğine, tekrar dirileceğine ve orada buluşulacağına herkesin imanı tamdır.


    Mezarlıklar da ürküten yerler değildir. Aksine yeşilliklerle, sanat eseri mezar taşlarıyla, selâm verdiğimizde bizi duyduklarına inancımızla bizim gelecekteki mekanımızdır. Zaten evlerimize yakın her eski caminin yanında mezarlıkların olması bu yüzdendir. Ölenlere bu kadar yakın olmak ölüme dost olmaktandır. Ölüm, hayatın ayrılmaz bir parçası, dünya yüzündeki varlığın doğal olarak sona ermesi ve geride kalanlara ibret ve nasihat olan zevkli bir yolculuğun başlamasıdır.

    Bu yüzden Müslümanlar kabir ziyareti yapar, ölümü hatırlayarak dünya hayatının geçici olduğunu tefekkür ederler. Gerçekten hep ölümlü olduğumuzu düşünsek, hiç aklımızdan çıkarmasak sıradan şeyler bizi üzmezdi. Ayrıca gereksiz hallere de gereksiz yere sevinmezdik.
    Ölümü böyle algıladığımızda korkutucu olmaktan çıkacak ve yaşamak daha zevkli hale gelecektir.
    Öyle ki Rabbimiz, “Oysa gelecek hayat daha iyi ve daha kalıcıdır” (Duha 93 – 4) buyurmuştur. Bu ilahi kelama inanan, ölümden korkmaz. Geldiğinde de bir dost gibi karşılar.

    Prof. Dr. Sefa Saygılı



    -------------------------------
    YAS SÜRECİ VE ÖLÜMÜ KABULLENMEK


    Ölüm sonrası tutulan yas normal bir süreçtir ve yaşamı işlevsel bir şekilde sürdürebilmek için gereklidir. Yas sürecinin başarıyla tamamlanması için ilk olarak kaybın gerçek olduğunu kabul etmek ve kaybın acısını yaşamak gerekir. Bu acının yaşanması engellenirse yas tam anlamı ile yaşanamayacaktır. Kaybedilen kişinin olmadığı bir dünyaya uyum sağlanması ve kaybedilen kişiye duygusal dünyada yeni yer bulunması ile yas süreci tamamlanır.

    Yas süreci her zaman bitemeyebiliyor. Bir yakınını kaybetmiş birçok kişinin acısı yıllarca taze kalabiliyor. Bu kişiler yıllar sonra bile ölen kişiyi şiddetli bir şekilde özlüyor ve bu kişinin yanında olmasını istiyorlar. Bazen de gün boyu ölen kişiyle ilgili hayaller kuruyorlar. Ölüm gerçeğini kabul etmek (edemeyenler) istemeyenler, ölen kişinin yokluğuna alışamayanlar çoğunlukla ölüm gerçeğiyle yüzleşmekten de kaçınırlar.

    Ölen kişinin sevdiği yemekleri yememe, onun geçtiği yerlerden geçmeme, hastanede ölmüşse bu hastaneye gitmeme, fotoğraflarına bakmama, mezarına gitmeme tipik kaçınma davranışlarıdır. Bu ve benzeri kaçınma davranışları devam ettikçe yas süreci uzamaya devam eder. Ölüm gerçeğini kabul etmek, ölüm acısını yaşamak ve yeni yaşama uyum sağlamak için çeşitli baş etme yöntemlerinin geliştirilmesi gerekir.

    Toplumumuzda dini bayramlarda yapılan mezar ziyaretleri de önemli bir baş etme yöntemi sayılabilir. Bayram boyunca mezarlıklar dolup taşar. Mezarlıklara gelen kişiler ölmüş yakınları için dualar eder ve şeker, bisküvi vb. dağıtırlar. Bu kişiler, bu eylemleriyle artık yeri o mezarlık olan yakınını ziyaret etmiş olur ve onunla ilişkisini bu şekilde devam etmiş olur. Ölen kişiler, yakınlarının duygusal dünyalarında ise yaşamaya devam eder. Ancak gerçek yaşamda artık onların yaşamadığı kabul edilmiştir.

    Duygusal dünyada yaşamak onu hatırlayabilmektir, anılarına sahip çıkmaktır. Bayram vesilesiyle mezar ziyareti yeni yaşama uyum sağlamak için etkili bir yöntemidir. Ziyaret esnasında kişiler duygusal olarak kendilerini kötü hissedebilirler.

    Ancak genel anlamda bu ziyaretler, uzamış ya da patolojik bir hal almış yasla mücadelede etkili olur. Ziyaretlerin çoğu zaman ailece yapılmasının ve mezarlıkların da ziyaret esnasında çok kalabalık olmasının olumlu etkisi vardır. Kişi böyle bir ortamda yalnız olmadığını ve aynı duygulara sahip başka insanların da olduğunu düşünebilir. Yalnızca bayram zamanların da değil normal bir zamanda yapılan mezar ziyaretleri de ölümle yüzleşmeyi sağlar.

    Şiddet koşullarında yaşanmış toplu ölümlerde ölen kişilerin yakınlarının birlikte hareket etmesi yaşanan acıyla başa çıkmak için önemlidir. Çünkü bu tür ölümlerin verdiği acı çok daha fazladır. Roboski katliamında yakınları ölenlerin bu bayramda mezarlıkta kurdukları çadırda kalmaları acılarını birlikte yaşamaları ve birbirlerine destek olmaları açısından önemli bir örnektir. Mezarlığa yapılmış olan bu ziyaret ölüm gerçeğini kabul etmeye de yardımcı olacaktır.

    Eşini beklenmedik bir şekilde kaybetmiş bir danışanım, bu bayramda kesinlikle eşinin mezarına gitmeyeceğini, giderse dayanamayacağını, bayılacağını belirtmişti. Bu danışanım aile ve çevre desteğinden yoksundu. Acılarını kendi içinde yaşıyordu. Destekten yoksun olması ve acılarını paylaşmaması bu kişinin, ölümle yüzleşmek kaçınmasının en önemli nedenlerindendir.

    Bu nedenle bu danışanımın aile desteğine ihtiyacı vardır. Bayram vesilesiyle ailesiyle birlikte eşinin mezarını ziyaret etmesi kendisine biraz cesaret kazandıracaktır. Mezarlıkta karşılaşacağı kalabalık, aynı acıyı yaşayan çok sayıda kişinin olduğu mesajını verecektir. İlk ziyaretlerinde yoğun sıkıntı yaşayabilir. Ancak bu sıkıntı gerçekleştireceği her bir ziyarette azalabilir.

    Günümüzde toplumsal ilişkiler oldukça zayıflamış, kişilerin yalnızlığı ise artmıştır. Samimi ilişkilerin yerini resmi ve belirli kurallara bağlı olan ilişkiler yer almıştır. Eskiden olduğu gibi günümüzde artık insanlar birbirlerinin hal hatırını pek sormaz.

    Milyonlarca insanın bulunduğu yerleşim yerlerinde insanlar kendilerini yapayalnız hissedebilmektedir. İşte bu yalnızlık duygusu yaşanan acıyla mücadeleyi zayıflatmaktadır. İnsanlar acılarıyla baş başka kalmakta ve bu acıları toplumsal destekten yoksun bir şekilde yıllarca devam etmektedir. Bu nedenle yas olgusuyla mücadelede var olması gereken sosyal desteğin günümüzde çok yetersiz kaldığını belirtebiliriz.

    Küçük yerleşim yerlerinde bayramlar bir süreliğini de olsa halen insanların yalnız kalmalarına engel olabilmektedir. Özellikle bir yakını ölmüş kişilerin diğer insanlar tarafından hatırlanması, bu kişilerin kalabalığın içine girmesi acılarıyla baş başa kalmalarına engel olabilir. Yaşanan bu ilişkiler her şeye rağmen yaşamın devam ettiğinin bir mesajıdır. Başka bir ifade ile bayram gibi toplumsal etkinlikler yasla mücadelede önemli fırsatlardır.

    Sonuç olarak bir ölüm sonrasında yas tutmak gerekir. Ancak yas süreci sonrasında normal yaşam devam etmelidir. Ölümle yüzleşmekten kaçınmak acıyı hafifletmez tam tersi acının uzun yıllarca kronikleşerek devam etmesine yol açar. Bu nedenle kişiler yas sürecini bitirmek için ölüm hakkında konuşabilmeli, ölen kişilerin mezarlarını ziyaret etmeli, fotoğraflarına bakmalı, evin duvarına fotoğrafını asabilmelidir.

    Eğer yakını hastanede ölmüşse bu hastaneye gitmelidir. Sevdiği yemekleri yapmalı, onu anmak için yakınlarına yemek daveti vermeli, onun hakkında konuşabilmelidir. En önemlisi yaşanan acının gerçek olduğu, yaşamın her şeye rağmen devam ettiği kabul edilmelidir. Bu nedenle düğün vb. davetlerine katılmak, bayram ziyaretlerinde bulunmak gibi toplumsal etkinliklerde bulunmak her şeye rağmen yaşamın devam ettiğini gösterecektir. Bir başka ifadeyle ölen kişilerin yakınlarının acılarını yaşadıktan sonra yaşamayı, gülmeyi, insanların arasına karışmayı kendilerine yasaklamamaları gerekiyor

    Uzm. Psk. Mesut UMAR