Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Peygamber Efendimiz ile ilgili Yazılar Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Peygamber Efendimiz ile ilgili Yazılar

    Reklam




    peygamber efendimiz ile ilgili yazılar istiyorum


    Paylaş
    Peygamber Efendimiz ile ilgili Yazılar Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Yeryüzüne Teşrif Etmiş En Güzel Ahlâklı İnsan

    Peygamber Efendimiz (asm) mü’minlere karşı çok şefkatli, kâfirlere karşı ise çok heybetliydi.
    Hiçbir övgüyü kabul etmeyecek kadar mütevazı fakat bütün insanlardan daha vakurdu. Başkalarına karşı çok cömert, kendisine ise muktesitti. O kadar cesurdu ki, savaşta düşmana en yakın çarpışan hep O olurdu. Fakat Allah’dan en çok korkan insan, yine Oydu.Kendisine yapılan her kötülüğü affeder ama bir başkası zulme uğradığında kılı kırk yaran bir adâletle muamele ederdi. O öyle bir Zattı ki; cömertlik-iktisat, cesaret-havf gibi bir arada bulunması neredeyse imkânsız olan birbirine zıt hasletler, en yüksek derecede ve en güzel halleriyle Onda bulunabiliyor, bu da O’nun ahlâkını mucize yapıyordu.

    “EN GÜVENİLİR” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    Peygamberimizin güvenilir oluşunu düşmanları bile kabul etmişler, daha peygamberlik gelmeden önce O’na “El-Emin” demişlerdir.
    Abdullah bin Abbas’tan rivayetle: Ebu Cehil Hz. Muhammed’e (asm) dedi ki: “Biz seni yalanlamıyoruz, biz sana gelen kitabı yalanlıyoruz.” Bunun üzerine Allah: “Şüphesiz onlar seni yalanlamıyorlar” mealindeki ayeti indirmiştir. (İmam-ı Tirmizî)
    Bizans kralı Hirakliyus Ebu Süfyan’a sordu: “Hz. Muhammed peygamberlik iddiasında bulunmadan önce kendisini yalanla suçlar mıydınız?” Ebu Süfyan: “Hayır” diye cevap verdi. (İmam-ı Buharî)

    “EN ŞEFKATLİ” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’in (asm) şefkat ve merhameti hakkında şöyle buyurmuştur:
    “Şânım hakkı için, size kendinizden öyle (izzetli) bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; size düşkündür, mü’minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”(Tevbe Sûresi 128)

    O’nun (asm) merhameti bütün insanlara olduğu gibi ihsan ve iyiliği de inanan-inanmayan herkese ulaşmıştır.
    Hz. Muhammed’in (asm) Uhud Savaşı’nda mübarek dişi şehit edilip yüzünden de yaralandığı zaman bu durum ashabın çok gücüne gitti ve dediler ki: “Onlara bedduâ etseniz ya!” Hz Muhammed de (asm) “Ben lanetleyici olarak gönderilmedim. Ben ancak Hakk’a çağırıcı ve rahmet olarak gönderildim” diyerek şu duâda bulundu: “Allah’ım kavmime hidâyet et, çünkü onlar bilmiyorlar.”
    (İmam-ı suyuti Menahilü’s-Safa shf 16)

    “En halîm, EN YUMUŞAK HUYLU” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    “İşte Allah’tan bir rahmet iledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, elbette (onlar) etrafından dağılırlardı.” (Âl-i İmran, 159)

    Peygamberimiz (asm), peygamberliğinden önce de, sonra da insanların en halimi, en yumuşak huylusuydu. Hayatı boyunca bu meziyetini devam ettirmiştir. Cenâb-ı Hak da kendisini korumuş ve bu sıfatından dolayı övmüştür.
    Hz. Enes’den (ra): Resûlullah (asm) ile birlikte idim. Üstünde yünden yapılmış kaba ve sert bir cübbe vardı. Bir bedevi gelip cübbesini öyle bir çekti ki, mübarek boynu tahriş oldu. Sonra bedevi ona: “Haydi şu iki deveme, yanında bulunan ganimet mallarından mal yüklet! Sen babanın ve kendi malından yükletmiyorsun ya!” Bunun karşısında Resûlullah (asm) sükût buluyordu. Biraz sonra bedeviye sordu: “Şimdi söyle bakalım bana yaptığın bu kötülüğüne kısas yapılacak mı?” Bedevi: “Hayır” dedi. Resûlullah (asm) “niçin” diye sordu. Bedevi şöyle cevap verdi: “Çünkü sen kötülüğe kötülükle mukabele etmezsin de ondan.” Resûlullah (asm) bu söz karşısında sadece güldü ve bir deveye arpa, diğerine de hurma yüklenmesini emretti. (Sahih-i Buharî Kitabü’l-Libas)


    “En hayâlı, EN EDEBLİ” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    Peygamber Efendimiz (asm) son derece hayâ sahibi idi. Ayıp olan şeylere karşı adeta gözleri yumuktu. Cenâb-ı Hak Kuran-ı Kerimde mealen şöyle buyurmuştur: “Çünkü bu haliniz, peygambere eziyet veriyor, fakat (o) sizden utanıyor. Allah ise Hak(kı söylemek)’ten çekinmez.” (Ahzab 53)

    İbnu Mes’ud (ra) anlatıyor:
    “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” buyurdular. Biz:
    “Ey Allah’ın Resûl’ü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” dedik. Ancak O, şu açıklamayı yaptı: “Söylemek istediğim bu (sizin anladığınız hayâ) değil. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhâfaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim âhireti dilerse dünya hayatının zinetini terketmeli, âhireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.” (Tirmizî)

    Hz. Aişe’den (ra): Kendilerine bir kimsenin, hoşlanmadığı bir şeyi yaptığı haber verilince: “Neden falan kimse böyle diyor, böyle yapıyor?” demezdi. Umumi manada şöyle buyururlardı: “Niçin böyle yapıyorlar veya diyorlar?” derdi. (İmam Ebu Dâvut Sünen, Kitabü’l-Edeb) Bu şekilde o adamı yaptığı veya söylediği işten alıkoyardı ve adını vermezdi.
    Hz. Enes (ra) anlatmıştır: Yanına, yüzünde sarı renkte bulaşmış bir adam girdi. Ona hiçbir şey demedi. Kişiye üzülecek bir şey söylemezdi. O dışarı çıkınca şöyle buyurdu: “Söyleseydiniz de yüzündekini yıkasaydı ya!” (İmam-ı Tirmizî)


    “EN CESUR, en yiğit” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    Savaşa gidecek gönüllüler yazılmaya başladığında hiç değişmeyen bir adet vardı. O’nun (sav) ismi daima ilk sırada olurdu. Fakat cesareti hiçbir zaman galibin zulmüne dönüşmezdi. Düşmanını yenince af ederdi.
    Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Biz savaş kızıştığında gözler öfkeden kıpkırmızı kesildiğinde O’nun (asm) arkasına sığınırdık. Çünkü düşmana ondan daha yakın kimse olmazdı. Bedir günü kendimi gördüm; hepimiz Resûlullah (asm) ile korunuyorduk. Zira o gün O (asm) düşmana hepimizden daha yakındı ve hepimizden hızlı ve cesur hücum ediyordu. Denildi ki, cesur ve çok güzel harp eden kişi, düşman yaklaştığı zaman, hemen Hz Muhammed’in (asm) yanı başında yer alırdı. Çünkü düşmana en yakın o olurdu.” (İmam-ı Beyhaki Delail-in Nübüvve)

    “EN CÖMERT” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    Cömertlik bakımından da Peygamber Efendimize (asm) kimse yetişemezdi. Sahabeler O’nun (asm) cömertliğini denizin dalgalarına benzeterek anlatırlardı. Abdullah bin Cabir (ra) O’nun (asm) bu özelliğini “Kendisinden bir şey istenip de ‘hayır’ dediği görülmemiştir” diyerek ifade etmiştir.

    Hz. Ebu Hureyre’den (ra): Bir adam gelip Resûlullah’dan (asm) bir şey istedi. Bunun üzerine Allah’ın Resulü (asm) başka bir adamdan onun için otuz ölçek ödünç alıp verdi. Sonra alacaklı borcunu istemeye gelince ona tam altmış ölçek verdi ve sebebini izah ederek şöyle buyurdu: “Verdiğimin yarısı alacağındır. Diğer yarısı ise bizden sana olan bir ihsandır.” (İmam-ı Tirmizî)
    Hz. Enes (ra) dedi ki: “Allah’ın Resulü (asm) yarına hiç bir şey saklamazlardı.” (İmam-ı Tirmizî)

    O’nun (asm) cömertliğine dair olan haberler ve hadiseler kitaplarda sayılamayacak kadar çokça bulunmaktadır.


    “EN MÜTEVAZI” insan: HZ.MUHAMMED (asm)
    Peygamber Efendimiz’in (asm) tevazusu kimsede bulunmayacak kadar büyük ve emsalsizdi. Zira O (asm) o kadar alçak gönüllü idi ki; kendisinin övülmesinden hiçbir zaman hoşlanmadı.
    İbn-i Abbas’tan rivayet edilmiştir: “Hz. Muhammed (asm), kral bir peygamber olmakla, kul bir peygamber olmak arasında bırakıldı da O, kul bir peygamber olmayı tercih etti.” (İmam-ı Beyhaki, Delaili’n-Nübüvve)

    Hz. Ömer’in (ra) naklettiği bir hadis-i şerifte: “Nasranîlerin Meryem oğlu İsa’yı (as) övdükleri gibi beni övmeyin. Ben ancak bir kulum. Allah’ın kulu ve Resulü deyiniz bana yeter.” (İmam-ı Buharî, Kütübü’l-Enbiya)
    Bir defasında kendisine: “Ey kâinatın hayırlısı” diye hitap eden kişiye: “İşte o İbrahim’dir” demiştir. (İmam-ı Müslim, Kitabü’l- Fadail)

    “EN ADÂLETLİ” lider: HZ. MUHAMMED (asm)
    Resûlullah (asm) kimseyi suçundan ötürü eleştirmezdi. Yahut birinin iftirasıyla diğerini cezalandırmazdı. Birinin aleyhine konuşan kimseyi iyice tetkik etmeden doğrulamazdı. (İmam-ı Tirmizî)
    Huneyn Savaşı’na katılan bir sahâbî anlatır: “Ben devemin üzerinde Hz. Peygamber’in (asm) yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamber’in (asm) devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Resûlüllah’ın (asm) baldırına dokunarak rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Resûlüllah (asm) ayağıma kamçı ile vurarak “Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!” dedi. Ben de onun yanından savuştum. Ertesi gün Resûlüllah (asm) beni istemiş. Kendi kendime “Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır” dedim. Yanına geldim. Bana “Sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın. Ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Seni bunun karşılığını ödemek için çağırdım” dedi ve bana seksen koyun verdi”. (Taberi 3, 93)

    “RABBİNE EN ÇOK GÜVENEN” insan: HZ. MUHAMMED (asm)
    “Kim Allah’a tevekkül ederse, artık O ona yeter!” (Talâk-3)
    Resûlullâh Efendimiz ‘in (asm) her adımında tevekkül eseri görmek mümkündür. O (asm), evine girip çıkarken, yatıp kalkarken, hülasa her türlü işinde bu hâlet-i rûhiye ile hareket ederdi.
    İbn-i Abbas der ki, “Hasbünallahü ve ni’mel-vekil (Allah bize yeter) cümlesini Hz. İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman söyledi. Aynı sözü Hz. Muhammed (asm) de söyledi. Şöyle ki, kendisine; “İnsanlar size karşı ordu hazırladılar. O halde onlardan korkunuz” dedikleri zaman, bu söz onların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” dediler.” (Buharî, Nesai) RS 1/129)

    Hz. Peygamber Necid’in Nahl denilen mevkiinde Gatafan ve Muhacir kabileleriyle savaştı. Bir ara Müslümanların bir gaflet anından yararlanan Gavres bin Haris isimli bir kişi elinde kılıcı olduğu halde gelip, Hz. Peygamberin tepesine dikildi ve: “Seni benim elimden kim kurtarabilir!” diye haykırdı. Hz. Peygamber (asm); “Allah kurtarabilir” dediler. Bunun üzerine adamın kılıcı birdenbire elinden düştü. Hz. Peygamber (asm) bu düşen kılıcı alarak, ona; “Peki şimdi sen söyle bakalım, seni benim elimden kim kurtarabilir?” buyurdular. Gavres; “Bana merhamet et” dedi. Hz. Peygamber de ona; “Sen Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet eder misin?” diye sordular. O ise, “Hayır, fakat sana söz veriyorum ki, bundan böyle seninle savaşmayacağım ve seninle savaşanların yanında yer almayacağım” dedi. Gavres’ten bu sözü alan Hz. Peygamber (asm) onu serbest bıraktı. Arkadaşlarının yanına dönen Gavres onlara; “Ben şuanda insanların en hayırlısının yanından geliyorum” dedi. (Hayatü’s-Sahabe, 3/166)

    “EN SABIRLI” insan: HZ.MUHAMMED (asm)
    Allah Resûlü’nün (asm) tarif ve tavsiye ettiği sabır, bütün peygamberlerin ortak vasfıdır. Allah’ın (cc) dinini tebliğ ederken, hepsi de çeşitli sıkıntılara ve eziyetlere uğramış, yurtlarından çıkarılmış, hükümdarlar tarafından zindanlara atılmıştır. Hatta birçoğu da bu uğurda şehit edilmiştir. Ancak onlar sabrederek vazifelerini yapmaya devam etmişlerdir. Resul-ü Ekrem Efendimiz’in (asm) hayatı ise, baştan sona en güzel sabır örnekleri ile doludur.
    Sevgili Peygamberimiz’in (asm) İslâm dinini tebliğ yolunda katlandığı zorluklarla alakalı olarak Târık bin Abdullah el-Muhâribî, bir müşahedesini şöyle anlatır:

    “Resûlullah’ı (asm) Zülmecaz Panayırı’nda üzerinde kırmızı bir elbise olduğu hâlde görmüştüm:
    – Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah, deyiniz de kurtulunuz! diye yüksek sesle hitap ediyordu. Bir adam da elindeki taşla onu takip ediyor ve:
    – Ey insanlar, sakın ona inanmayınız, itaat etmeyiniz. Çünkü o yalancıdır, diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz’in (asm) ayak bileklerini kanatmıştı. Oradakilere:
    – Kimdir bu zat, diye sordum.
    – Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir, dediler.
    – Ya onun ardına düşüp taş atan kimdir, diye sordum.
    – O da O’nun amcası Ebû Leheb’dir, dediler.” (Dârekutnî, III, 44-45)
    Hz. Muhammed İslâmiyet’i tebliğ ederken birçok sıkıntılara maruz kalmıştır. Fakat bunların hepsine mucizevî bir sabır göstermiştir.

    “EN KANATKÂR” insan: Hz. MUHAMMED (asm)


    Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) her hususta olduğu gibi kanaat mevzuunda da bizim için en güzel örnektir. O (asm), eline geçen yığın yığın malları vakit geçirmeden Allah yolunda harcamış, ihtiyacından fazlasını yanında alıkoymamıştır. Bu sebeple sık sık; “Allah’ım! Muhammed ailesinin rızkını ihtiyaç miktarı kadar ver.” diye duâ etmiştir. (Müslim, Zekât, 126)

    Ebû Derdâ şöyle demiştir: “Rasûlullah (asm) için un elenmezdi ve onun tek bir gömleği vardı.”
    (Taberânî) (Tarîkat-i Muhammediye, 238) Peygamberimiz hayatı boyunca beyaz ekmek yememiştir.

    “Resûlullahın (asm) mübarek hanelerinde et ile ekmek bir arada bulunmazdı. Bir arada bulunduğu zaman da yemekte bulunanlar çok olurdu.” (Şemail-i Şerif)

    Peygamber Efendimizin (asm) vefatından sonra Abdurrahman bin Avf Hazretleri, bir gün misafirlerine et ve ekmek bulunan bir sofra getirdi. Bu arada ağlamaya başladı. Sebebi sorulunca buyurdu ki: “Peygamber Efendimiz (asm) ve ailesi, dünyadan arpa ekmeğini bile doyuncaya kadar yiyemeden ayrıldılar. Biz şimdi et ile ekmeği bir arada yer olduk. İşte bunun için ağlıyorum.” (Şemâil-i şerîf: 2/289)

    “EN VAKUR” insanı: Hz. MUHAMMED (asm)
    Resûlullah (asm) bulunduğu meclislerde son derece derli toplu oturur, vakara yakışmayacak herhangi bir durumu görülmezdi. Çoğu zaman sükût hâlinde bulunur, gereksiz hiçbir söz sarf etmezdi.

    Ebû Mâlik el-Eşcaî babasının şöyle dediğini rivâyet eder; “Bizler delikanlı iken sık sık Resûlullah’ın (asm) huzurunda otururduk. Allah Resulü’nden (asm) daha uzun süre sükût hâlinde duran birini görmedim. Sahabeleri konuşup lâfa daldıklarında kendisi tebessüm ederdi.” (Heysemî, 298)

    Ebu Sais el-Hudri’den (ra): “Resûlullah (asm) mecliste oturduklarında, cübbesiyle ayaklarını ve dizlerini örter, elleriyle kendilerine çeki düzen verirlerdi.” (İmam Ebu Davud, Kitabu’l Edeb)

    Ya İlahi! Bizi Peygamber Efendimizin ahlâkıyla ahlâklanan hakiki müslümanlardan eyle… Âmin..
    alıntı




  3. 3
    Kayıtsız Üye
    süper bilgiler



  4. 4
    Kayıtsız Üye
    fatiha yı okumazsak namaz kabul olur mu



  5. 5
    Kayıtsız Üye
    Hz Muhammed'in kısa öz geçmişi hakkında bilgi
    Efendimizin ümmetine tavsiyeler

    Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), 571 yılında Mekke'de doğdu. Mekke'nin ve Arabistan'ın en nüfuslu kabilesi olan Kureyş'in, Benihaşim (Haşimoğulları) boyundandır. Babası Kureyş kabilesinin lideri ve Mekke yöneticisi olan Abdülmuttalip'in oğlu Abdullah, annesi ise yine aynı kabilenin Zühre boyundan Vehb bin Abd Menaf'ın kızı Amine idi. Süt annesinin ismi ise Halime'dir.

    Babasını doğmadan, annesini ise altı yaşında kaybeden Hz. Muhammed (sav), dedesi Abdülmuttalip'ın himayesine girdi. Hz.Muhammed (sav), sekiz yaşında iken Abdülmuttalip de ölünce, amcası Ebu Talib'in yanına alındı. 10-12 yaşlarında çobanlık yapmak zorunda kaldı. Bu ağır koşullara rağmen Hz. Muhammed (sav) mazbut bir hayat sürmekte, dürüstlüğü ve doğruluğu ile tanınmaktaydı. Bu yüzden henüz gençliğinde herkesin takdir ve saygısını kazanmış, "Muhammed el-Emin" diye anılmaya başlamıştı.

    Hz. Muhammed (sav) gençliğinde, ticaretle uğraşan amcası ile Suriye'ye gitti. Daha sonra Hz. Hatice bint Huveylit adında zengin bir dul kadının, ticari işlerini yürütmesi için yaptığı teklifi kabul etti. Hz. Muhammed (sav) 595 yılında Hz. Hatice ile evlendiğinde 25, Hz. Hatice ise bu sırada 40 yaşındaydı. Hz. Muhammed (sav) bu evlilikten sonra da bir süre ticaretle uğraştı.

    40 yaşına yaklaşırken, hayatında dönüşüm belirtileri baş gösterdi. Bu sırada, topluluktan uzaklaşmak ve vaktinin çoğunu düşünceye dalmak eğilimi kendisine hakim olmaya başlamıştı. Bu amaçla, Mekke yakınlarında bulunan Hira dağındaki mağaraya gider, uzun süre orada kalır, vaktini düşünmekle geçirirdi. Kendisini en çok düşündüren toplumun içinde bulunduğu maddi ve manevi çöküntüydü.

    Hz. Muhammed (sav) 40 yaşında iken, Hira dağında kendisine ilk vahiy geldi. Bu vahiy, Allah tarafından Cebrail (as) adlı melek aracılığı ile gönderilmişti ve "İkra" diye başlayan surenin ilk ayetleriydi. Bunun üzerine büyük bir heyecan içinde titremeye başlayan Hz. Muhammed (sav) evine döndü ve eşi Hz. Hatice'den kendisini örtmesini istedi. Sükunet bulduktan sonra yaşadığı bu olayı eşine anlattı ve vahyedilen ayetleri okudu. Hz. Hatice (ra) hemen peygamberliğine inandı ve ilk Müslüman oldu. Daha sonra Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Ali (ra) ve azat ettiği kölesi Zeyd'e peygamberliğini açıkladı. Hepsi inanıp Müslüman oldular.

    Hz. Muhammed (sav), güvendiği kimselere, peygamber olduğunu gizliden gizliye anlatıyordu. Üç yıl süren bu gizlilik içinde hiç vahiy gelmedi. Yine Hira'da iken Hz. Muhammed (sav)'e ikinci vahiy geldi. Hz. Muhammed (sav), Allah'tan gelen emirle, işi gizlilikten çıkararak peygamber olduğunu açıkça ilan etti ve Mekke halkından peygamberliğine inanmalarını istedi.

    Kureyş kabilesinin şefleri Hz. Muhammed (sav)'in bu davranışlarını önceden ciddiye almadılar. Fakat İslâmiyet, özellikle yoksul halk ve köleler arasında gittikçe yayılıyor ve güçleniyordu. Bunun üzerine endişeye düşen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (sav)'e ve ona inananlara baskı yapmaya başladılar. Ayrıca İslâmiyet, onların putlarına karşı çıktığı için hem siyasi nüfuslarını kaybetmek, hem de Kabe'deki putlar sayesinde elde ettikleri maddi çıkardan yoksun kalmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (sav) ise kendisine ve arkadaşlarına yapılan tüm baskılara rağmen İslâmiyet'i yaymaya devam ediyordu. Baskılara ve işkencelere dayanamayan Müslümanların bir kısmı, Hz. Muhammed (sav)'in izni ile Habeşistan'a göç etmek zorunda kaldılar.

    Mekke dönemindeki belli başlı olaylardan biri de Miraç'tı. Hz. Muhammed (sav) bir gece Mekke'den, Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya gittiğini, oradan da meleklerin eşliğinde göklere ve Allah'ın huzuruna çıktığını açıkladı. Bu olay Kureyş liderlerinin Hz. Muhammed (sav)'e çok sert davranmalarına ve yalancılıkla suçlamalarına yol açtı. İslamiyet'in Mekke'de yayılmasının imkânsız denecek kadar güç olduğunu gören Hz. Muhammed (sav), İslâmiyet'i daha rahat yayabileceği bir yere gitme kararı aldı. Bu amaçla Taif'e gittiğinde Taifliler, Kureyşlilerin etkisi ile Hz. Muhammed (sav)'e hakaret ettiler ve kendisini çocuklarına taşlattılar.

    Hz. Muhammed (sav); Medine'den, Hac amacı ile Mekke'ye gelen bazı kabile liderleri ile gizlice konuşup anlaştıktan sonra Mekke'den Medine'ye Hicret edilmesine karar verdi. Müslümanların hepsinin Mekke'den çıktığını öğrenen Kureyş liderleri, Hz. Muhammed (sav)'in de Medine'ye giderek İslâmiyet'in yayılmasını ve güçlenmesini önlemek için onu öldürmeye karar verdiler. Her boydan bir kişi seçilecek ve bunlar hep birlikte gidip Hz. Muhammed (sav)'i öldüreceklerdi. Ancak Hz. Muhammed (sav) daha önce bu olayı öğrenmiş ve Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye doğru yola çıkmıştı.

    Hz. Muhammed (sav) ve Hz. Ebu Bekir (ra), Mekke yakınlarında Sevr mağarasında üç gün saklandıktan sonra, 20 Eylül 622 günü Medine yakınlarındaki Kuba mevkiine vardılar. Burada Medineliler tarafından karşılanan Hz.Muhammed (sav), bizzat kendisinin de inşaatında çalıştığı yeryüzünün ilk camiini Kuba'da yaptırdı.

    On dört günlük misafirlikten sonra Medine'ye doğru yola çıkan Hz. Muhammed (sav), Kuba ile Medine arasındaki Benî Salim semtinde ilk Cuma namazını kıldı ve Medinelilerin sevgi gösterileri arasında şehre girdikten sonra, Hz. Ebu Eyyubi Ensari (ra)'ya misafir oldu. Medine'de hem İslâmiyet'in ilkelerini halka öğretiyor, hem de tüm siyasi, askeri ve idari işleri orada arkadaşları ile görüşüp kararlaştırıyordu. Artık hem peygamber, hem de devlet başkanıydı. İslamiyet'e davet ettiği kabilelere elçiler gönderiyor, İslamiyet'i kabul eden yerlere valiler ve kadılar tayin ediyordu.

    Hz. Muhammed (sav), askeri düzenlemeler yaparak İslamiyet'i korumaya kararlıydı. Mekkeliler ise hicretin ikinci yılında düşmanca tavırlarına devam ediyorlardı. Mekke ve Medine arasında bulunan Bedir'de yapılan savaşı (624) Müslümanlar kazandı. Mekkeliler bu savaştan sonra yeni kuvvetlerle Uhud dağı eteklerinde yeniden İslâm ordusuna saldırdı. (625) Müslümanların lehine devam eden savaşta artçı kuvvetlerin yerlerinden ayrılarak savaşa katılmaları savaşı Mekkelilerin lehine çevirdi.

    Bu savaşta Hz. Muhammed (sav)'in amcası Hz. Hamza (ra) ve birçok Müslüman şehit düştü ve Hz. Muhammed (sav) yaralandı. Mekkeliler bu zaferden sonra 627 yılında Hayber Yahudilerini de yanlarına alarak, Medine üzerine yürüdüler. Hz. Muhammed (sav) Mekkelilerin saldırılarından korunmak için Medine kentinin etrafına hendekler kazarak savunmaya geçti. Yirmi gün süren ablukadan bir sonuç alamayan düşmanlar dağılıp gittiler. Hendek savaşından sonra Müslümanlığın ortadan kaldırılamayacağı kanısı yaygınlaştı. Pek çok kabile İslâmiyet'i kabul etti.

    Mekkelilerle 628 yılında Hubeydiye anlaşması yapıldı. Hz. Muhammed (sav)'in o yıl hac yapmaktan vazgeçmesini, ancak ertesi yıl serbestçe gelip hac yapabileceğini öngören bu antlaşma ile Mekkeliler ilk defa Hz. Muhammed'in gücünü kabul ediyorlardı.

    Ertesi yıl Yahudilerin elinde bulunan Hayber kalesi ve çevresi alındı. Hz. Muhammed (sav) 630 yılında 10.000 kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü, direnmenin sonuç vermeyeceğini düşünen Mekkeliler şehri teslim ettiler. Mekke halkının büyük çoğunluğu İslâmiyet'i kabul etti. Bizanslılarla da çarpışan Müslümanlar, Hint okyanusundan Suriye sınırlarına, Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir alana yayılmışlardı.

    632 yılında 100.000 kişilik bir kafileyle hacca giden Hz. Muhammed (sav) ünlü veda hutbesini okudu. Bu hutbe İslâm dinin birçok önemli ilkesinin anlatıldığı bir konuşma idi. İnsanlar arasındaki eşitlik, kadın haklarına saygı gösterilmesi, tefeciliğin ve kan davalarının yasaklanması gibi birçok sosyal konuyu kapsıyordu.

    Veda haccından sonra Medine'ye dönen Hz. Muhammed (sav) aniden rahatsızlandı. 8 Haziran 632 tarihinde, eşi Ayşe (ra)'nin kucağında vefat etti. Hz. Ayşe (ra)'nin odasına defnedildi ve burası daha sonra türbe haline getirildi.

    Peygamberimizin (asm) dört kızı üç tane de oğlu dünyaya gelmiştir. Bunların isimleri: Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma, Kasım, Abdullah (Tayyip), İbrahim (r.a) hazretleridir

    Hz. Muhammed (sav)'in erkek çocuklarının üçü de evlenme çağına gelmeden ölmüşler, dört kız çocuğundan yalnız Hz. Ali (ra) ile evlenen Hz. Fatma (ra) çocuk sahibi olmuştur."

    Peygamber Efendimizin (asm) torunlarının isimleri: Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.

    Peygamberimizin güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.

    Peygamberimizin (asm) mübarek hanımlarının isimleri: Hz. Hatice, Hz. Sevde binti Zem'a, Hz. Aişe, Hz. Hafsa, Hz. Zeynep, Hz. Huzeyme, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Zeynep binti Cahş, Hz. Cuveyriye, Hz. Ümmü Habibe, Hz. Safiyye, Hz. Meymune, Hz. Mariye (r.a.)

    Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazıları:

    Peygamberimiz (asm), kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymak ve İslami hükümlerin kadınlara öğretilmesidir.



  6. 6
    Kamaraa
    güzel Teşekkürler arkadaşlar.



  7. 7
    Kayıtsız Üye
    aynen bencede iyi iyi iyi



  8. 8
    Kayıtsız Üye
    Cok tesekkur bizlere bunlari verdiginiz icin



  9. 9
    Kayıtsız Üye
    çok güzel kim yaptıysa çok güzel



  10. 10
    bilinmeyen
    Cokguzel olmus



peygamber efendimizle ilgili yazılar,  peygamber efendimiz ile ilgili yazılar,  peygamberimiz ile ilgili yazılar,  peygamber efendimiz ile ilgili yazı,  peygamberimizle ilgili yazılar,  peygamber efendimiz ile ilgili kompozisyon örnekleri,  peygamber efendimizle ilgili kompozisyonlar