Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Kaderin açıklaması nedir,keder önceden yazılmış mıdır? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Kaderin açıklaması nedir,keder önceden yazılmış mıdır?

    Reklam




    keder önceden yazılmışmıdır


    Paylaş
    Kaderin açıklaması nedir,keder önceden yazılmış mıdır? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Kader, bir iman rüknüdür ve şöyle tarif edilir: “Kader, hak teâl⒠nın, ezelden ebede kadar olmuş ve olacak her şeyin, her şeyini ve her hâlini, zamanını ve mekânını, sıfatlarını ve özelliklerini ezelî ilmiyle bilip, ona göre, takdir etmesidir.”

    Kaza ise, kaderde planlanan bir şeyin yaratılması, varlık sahasına çıkarılmasıdır.

    Kâinatın altı devrede yaratılışından, insanın ana rahminde dokuz ayda teşekkülüne kadar her hâdise kaderi gösteriyor!..

    Güneş sisteminden atom sistemlerine kadar her hikmetli tanzim, kaderi ilan ediyor!.. Elementlerin sayıları ve özellikleri, kaderden haber veriyor!.. Bitkilerin ve hayvanların cinslere, türlere ayrılmış olması, her türe farklı kabiliyetler takılması, hep kader ile olmuş!..

    Meleklerin, hayvanların ve cansızların sabit makamlı kılınması, insanların ve cinlerin ise imtihana tâbi tutulması, kader ile plânlanmış!...

    Cennet ve cehennemin yaratılması, ilâhî ilim ile takdir edilmiş!... O menzillere hangi yollardan gidileceği de yine kader ile tespit edilmiş!..

    Hangi güzel amele ne kadar sevap, hangi günaha ne kadar azap verileceği de kader ile tayin edilmiş!..

    Kaderin esas anlamı, "Allah’ın, olmuş olacak her şeyi bilmesi" demektir. Dikkat edersek insan iradesini yok saymıyor. Bilmek ayrı yapmak ayrıdır. Bilen Allah’tır, yapan kuldur. Bu konuya bir misal verelim:

    Peygamberimiz (asm) İstanbul'un fethini ve komutanını yüz yıllar önce müjdelemiş ve haber vermiştir. Zamanı gelince de dediği gibi çıkmış. Şimdi, İstanbul Peygamberimiz (asm) dediği için mi fethedildi, yoksa fethedileceğini bildiği için mi söyledi. O zaman Sultan Fatih yatsaydı, çalışmasaydı, ordular hazırlatıp savaşmasaydı yine olacak mıydı? Demek ki Allah Fatih'in çalışıp İstanbul’u fethedeceğini biliyordu ve bunu elçisi Hz. Peygamber (asm)'e bildirdi.

    Buradaki ince nokta: Allah bildiği için yapmıyoruz; biz yapacağımız için Allah biliyor. Zaten Allah’ın geleceği bilmemesi düşünülemez. Bilmese veya bilemese yaratıcı olamaz.

    Buna bir örnek verelim; Allah dostu evliyadan bir öğretmen düşünelim. Öğrencilerinden birisine “Yarın seni şu kitaptan imtihan edeceğim.” diyor. Fakat öğretmen Allah’ın izniyle onun filim, maç, oyun, eğlence, derken sabah okula çalışmadan geleceğini bilerek, akşamdan karnesine “0” yazıyor. Ertesi sabah öğrenci sorulan sorulara cevap veremiyor ve sıfırı hak ettiğini bildiği anda, öğretmen cebinden not defterini çıkarıp “Senin çalışmayıp sıfır alacağını bildiğim için önceden deftere sıfır yazmıştım.” diyor. Buna karşı öğrenci “Hocam sen sıfır yazdığın için ben sıfır aldım. Yoksa geçer puan yazsaydın geçerdim.” diyebilir mi?

    Demek ki Allah yazdığı için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımız şeyleri bilerek Allah yazıyor. İşte buna kader diyoruz.

    Teşbihte hata olmasın, Allah da, bizim ömrümüz boyunca yapacaklarımızı “ezeli kamerasıyla “Levh-i Mahfuz” denilen bir banda alıyor. Fakat biz o filmde neler bulunduğunu asla bilmiyoruz. Bu tespit hareketimize, niçin tesir etsin! Gerçek bu olunca, mesuliyet elbette bizimdir. Hür irademizle kötüyü seçip, günah işlediğimiz için suçlanıyoruz, başka şey için değil. “Kaderimde yazılıysa suçum ne?” demeye hiç hakkımız yok. İsteyerek suç işlemek “suç” değilse, suç ne peki?

    Bize düşen, günahımıza tövbe etmek, affı için yalvarmak ve güzel ameller işleyip cezadan kurtulmaya çalışmak. Suçu kadere yüklemeye çalışmakla ancak kendimizi aldatabiliriz, Allah'ı, asla!..


    Sorularla İslamiyet
    -

    ezelden bellidir ve levh-i mahfuzda yazılıdır
    Allah (cc), ezeli ve ebedi ilmiyle bizlerin neler yapacağını ezelden bilip Levh-i Mahfuz'a yazmıştır. Burada Cenab-ı Hakkın ezeli olmasını iyi anlamalıyız.

    Allah ezeli bir ilme sahiptir. Ezel ise; zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş, hal ve gelecek yoktur. Ezel bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır.
    Allah (cc) ezeli ilmiyle her şeyi bilmesi ve kaderde iradenin etkisi

    Allah (cc) olmuş ve olacak, gizli ve açık her şeyi hatta kalplerimizin en derinindeki manaları dahi bilir. Çünkü Allah'ın (cc) ilmi, yüksekten bakan bir ayna gibidir. Geçmiş gelecek, olmuş ya da olacak O’nun için an hükmündedir ki, bu ezeli olmasının bir gereğidir. Bir ayna ne kadar yüksekten tutulursa o kadar çok şeyi içine aldığı gibi, Allah'ın (cc) ilmi de, bir mahlûk olan zamanın dışından kâinata bakıp her şeyi bir anda kuşatır ve bilir. Yani yaratılan mahlukat için var olan zaman kavramı, yaratıcı için geçerli değildir.

    Kâinattaki mükemmel düzen ve programlı işleyiş, her şeyin Allah'ın (cc) ilminde olduğuna ve onun (cc) ilminin muhteşemliğine delildir. Çünkü hiç şaşırmadan düzenli ve güzel bir şekilde iş yapmak ve ortaya harika sanatlar koymak, kuvvetli bir ilim ister.

    Küçük büyük her şeyi yaratıp programlayan zatın, elbette her şeyi kuşatan geniş bir ilmi olmalıdır. Nasıl güneşin varlığı gibi ışığının da olmaması düşünülemezse, Allah'ın da (cc) her şeyi kuşatan bir ilminin olmaması mümkün değildir.
    İşte kader de Allah’ın bu ezeli ilmi ile yazılmış ve Cenab-I Hakk’ın ilminin bir ünvanı olmuştur. Ancak insan iradesi, bu yazılmanın dışında değildir.

    Biz, yaptıklarımızı Allah (cc) bildiği ya da öyle yazdığı için yapmayız. Bilakis biz yapacağımız için Allah (cc) bunu ezelî ilmiyle bilir ve kaderimize yazar. Şayet insan günahı seçmeseydi, kaderinde o günahı işlemeyeceği yazılı olacaktı . Mesuliyet, bilen ve yazanda değil, günahı işleyen ve yazdırandadır.

    Hem insan vicdanen kesin olarak bilir ki; yaptığı her şeyi kendi iradesiyle yapmaktadır. İsterse içki içer, istemezse içmez. Namazı kılmak ya da kılmamak tamamen kişinin kendi seçimidir.
    O zaman sonuç olarak; Allah ezeli ilmiyle kulun ne yapacağını bilip bunu levh-i mahfuza yazmıştır ve kader bu şekilde ezelden bellidir.

    KADERİN, HERŞEYİN VÜCUDUNDAN SONRA DA YAZILIYOR OLMASI
    Kader levh-i mahfuzda vardır ancak dediğimiz gibi yazılı olan bu kaderin zorlayıcı bir etkisi yoktur. Biz kaderimizde yazılı olduğu için bir şeyleri yapıyor değiliz, tam tersine bizim öyle yapacağımızı Allah ezeli ilmiyle bilmiş ve levh-i mahfuza o şekilde yazmıştır.
    Kader ezelden belli olmasıyla beraber kazaya geçmesinden sonra da, yani ilimde var olan kaderin vakti zamanı gelince aynı şekliyle yaşanmasından sonra da kayıt altına alınmaktadır.

    Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu mevzuya şu şekilde açıklık getirmiştir:
    “…İnsanın sergüzeşt-i hayatıyla beraber, kısmen âlemin hâdisât-ı maziyesi, kuvve-i hafızasında öyle bir surette yazılıyor ki, güya hardal küçüklüğünde bu kuvvecikte, dest-i kudret, kalem-i kaderiyle insanın sahife-i a’mâlinden küçük bir senet istinsah ederek, insanın eline verip dimağının cebine koymuştâ muhasebe vaktinde onunla hatırlatsın.” (26. söz)

    Allah “Hafîz” ismi gereği yeryüzünde bulunan tüm varlıkların amellerini muhafaza etmektedir. Evet insanın hayatı boyunca başından geçen her şey mercimek tanesi hükmünde olan hafızasında da yazılır. Her insanın hafızası onun bir nevi amel defteridir. Hafızası ile beraber mukadderat-ı hayatı amel defterlerine de yazılır.

    Bundaki hikmet ise; kul, hesaba çekileceği zaman “bunları yapan ben değilim” tarzında her hangi bir inkara gidemesin. Bizzat kendisi de hatırlasın, amel defterinde ve levh-i mahfuzda da çelişki olmadığını görsün.