Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Medine döneminde Müslüman kadın Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Medine döneminde Müslüman kadın

    Reklam




    Medine döneminde Müslüman kadın


    Paylaş
    Medine döneminde Müslüman kadın Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Hz. Peygamber dönemi, İslâm dininin orijinal şekliyle yaşandığı örnek alınabilecek bir dönemdir.
    Tarihten günümüze dinî konularla ilgili yapı-
    lan pek çok yorumda genellikle o döneme atıfta bulunulmakta,
    karşıla-
    şılan yeni durumlar, o dönemdeki benzer konularla mukayese edilerek açıklığa kavuşturulmaktadır.

    Peygamberimiz kadınların eğitimine de önem vermiş, onlar için özel bir gün tayin etmişti.
    Bu sayede, bilgili birçok kadın yetişti. Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Ümmü Habibe, Esma, Safiyye bunlardan birkaçıdır.


    “Allah, beni bir muallim olarak gönderdi.” (İbn-i Mace, Mukaddime, 229) diyen ve ümmetinin içinde erkeklerle beraber kadınların eğitimiyle de ilgilenen Allah Resûlü (s.a.s.), kendisine özel sohbet talebiyle gelen kadınlara hususi bir gün ayırmış ve onlara vaazlar vermiştir.

    Medine’nin kadınları gelerek şöyle demişlerdi: “Ey Allah’ın Resûlü, erkekler Sizi dinleyip Sizden istifade etme konusunda bizi geçtiler. Bize de müstakil bir gün ayırsanız!” Allah Resûlü, bunun üzerine onlara bir gün verdi. O belirli günde onlara nasihat eder ve bazı emirlerde bulunurdu. (Buhari, İlim 36)Mescidde sohbet dinleme hakkına sahip olan bu kadınlar, erkeklerin fazla kalabalık olmaları sebebiyle izdihama maruz kalıyorlar ve bazen Efendimiz’i tam işitemiyorlardı. Ayrıca, hepsi her zaman mescide gelemiyordu. Onların bu ısrarlı isteklerine binaen, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ilgisiz kalamazdı ve kalmadı da. Hemen bir gün belirledi ve kadınlara has vaazlar verdi.

    Hatta bazı rivayetlerde Allah Resûlü’nün “Falanca hanımın evinde toplanın” diyerek kadınlara mahsus vaazını belirli bir evde yaptığı rivayet edilir. (Fethu’l Bârî, 1/236) Aynı hadis-i şerifte, Peygamberimizin kadınlara yapmış olduğu vaaz konularından biri de, konumuzla alakalı olarak, geleceğin büyük kadınları olan küçük kızların eğitimiyle alakalıdır. Allah Resûlü, onlara şöyle buyurur: Bir kadının üç kızı olur da onları güzelce terbiye ederse, bu üç kız onun için cehenneme karşı perde olur. Bir kadın sorar “iki kızı olursa!?” Peygamberimiz “iki kızı olan da aynıdır” buyurur. Burada kadınların da kızlarına tebliğde bulunmaları ve onları güzelce terbiye etmeleri gerektiğini öğreniyoruz.

    Buhari, “Devlet başkanının kadınlara nasihatte bulunması” babına yer vererek şu hadiseyi anlatır: Allah Resûlü (s.a.s.), bir gün Bilal (r.a.)’ı da yanına alarak, kadınlara vaaz vermek üzere çıktı. Kadınlara sadakanın faziletlerini anlatarak sadaka vermelerini istedi. Kadınlar küpelerini ve yüzüklerini sadaka olarak ortaya atmaya başladılar. Bilal de bunları alıp elbisesinde topladı. (Buhari, İlim 32)

    İbni Hacer, şöyle der: Buharî bu başlıkla, ailenin öğretimiyle ilgili teşvikin, kişinin sadece kendisine mahsus olmayıp bunun devlet başkanı ve onun yetki verdiği kimselere de yönelik olduğuna dikkat çekmiştir. (Fethu’l Bârî, 1/232) Bu hadiste dikkatimizi çeken diğer bir husus, kadınların maddî infakta bulunmaları ve himmette bulunmaları için Peygamberimiz’in onları topluca teşvik etmesidir. Bu husus, bugün olduğu gibi kadınların gerektiğinde bu türlü hizmetlerde bulunabileceğinin delili olmaktadır.

    3- Sahabenin ailesine tebliği :

    Allah Resûlü, genellikle tebliğ ve irşatlarını, Mescid-i Nebevî’de yapıyordu. Bütün öğrenilenler vahiy eksenli idi ve her şey ter ü tazeydi. Gökler ötesinin haberleri bir yağmur gibi yağıyordu yeryüzüne. Sahabe, başına bir iş geldiğinde, evde bir mesele olduğunda hemen mescide Peygamber Efendimiz’in yanına koşuyor, müşkilinin halledilmesini istirham ediyordu. Eğer, sorma imkânı bulamaz veya utanırsa, ehl-i suffeye soruyor, Efendimiz’den menkul bir haber varsa onu öğreniyor ve evine dönerek öğrendiklerini ailesine de öğretiyordu. (Bkz. Buhari, İlim, 26)

    Çünkü “Bir ayet de olsa benden duyduklarınızı insanlara tebliğ ediniz” emrini alan Sahabe’nin başka türlü yapması beklenemezdi. “Ey inananlar, kendinizi ve ailenizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim, 66/6) ayetinden anlaşıldığı üzere bütün inananlar, aile efradını ebedi hüsrandan korumakla mesuldür. Bu ayeti en güzel şekilde anlayan ve dini yaşamada hassas davranan Sahabenin bir kelime de olsa elde ettikleri bilgiden ailelerini mahrum etmeleri düşünülemezdi. Evet, Sahabe bu ayeti çok iyi anlıyor ve gereğini yapıyordu.
    Dini yeni öğrenen insanların şu kıssası, bu konuda bize bir fikir vermektedir: Rabîa kabilesinden bir grup Allah Resûlü’ne gelip, Medine’ye kolay gelemediklerini, düşman kavimlerin yol üzerinde bulunmasından dolayı ancak haram aylarda gelebildiklerini arz ettikten sonra kendilerine nasihatlerde bulunmasını istediler. Allah Resûlü de onlara bazı tavsiyelerde bulundu ve sonra şöyle buyurdu: “Bu dediklerimi iyi ezberleyin ve geride kalanlara anlatın.” (Buhârî, İlim, 25) Geride kalanlardan maksat ise başta aileleri olmak üzere bütün kabileydi.

    Evet, “Allah, benim sözümü işitip belleyen sonra da onu benden başkasına ulaştıran kimsenin yüzünü kıyamet günü ak etsin.” (Tirmizi, İlim, 7; İbn-i Mâce, Mukaddime, 18) diyen Allah Resûlü, yanına gelenlerin omuzlarına hem bir kutsi vazife yüklüyor hem de bu vazifenin ecrinin büyüklüğünü nazara veriyordu. Bir harf bile olsa öğrenen insanın başkalarına öğretmekle mesul olduğu vurgulanmış oluyordu.

    Öğretilecek kimseler hususunda en başta gelenler ise aile efradıdır. “Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha hayırlı bir şey vermemiştir.” (Şuabü’l İman, 6/399) hadisi de bu meseleyi açıklayıcı mahiyettedir.“(İnfakta) önce ailenden başla ” (Buhari, Vesâyâ, 9) hadisiyle infakta aileden başlanması gerektiğini anlıyoruz.
    Dünyada yaşayabilme açısından gerekli olan yeme-içme konusunda aileden başlanıyorsa, dünya hayatını tanzim etme ve ebedi hayatı kazanma konusunda da aileden başlanması gerekeceği aşikârdır. Bundan dolayı da aile reisi konumundaki erkeğin, öncelikle hanımına ve çocuklarına dinî eğitim vermesi, eğer bu eğitimi verecek ilme sahip değilse, hanımının eğitim almasını sağlaması iktiza edecektir. Nitekim “Kadınlarınıza güzel tavsiyelerde bulununuz” (Buhari, Enbiya, 1) ve “hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mesulsünüz” (Buhari, Cuma, 11) hadis-i şerifleriyle “Önce en yakın akrabalarını uyar.” (Şuarâ, 26/214) ve “Ailene namazı emret, kendin de onun güçlüklerine dayan” (Tâhâ, 20/132) ayetleri de bunu teyid etmektedir. Şuarâ sûresindeki ayet indiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.s.), en başta kızı Fatıma ve halası Safiyye olmak üzere bütün yakınlarını çağırmış ve onları Ahirete hazırlanmaları konusunda ikaz etmişti. (Buhari, Vesâyâ, 11; Müslim, İman, 351
    )
    Aileye dini öğretme konusunda Allah Resûlü (s.a.s.)’in orijinal bir tatbiki olarak şu örnek de gayet dikkat çekicidir:


    Ümmü Seleme validemiz anlatıyor: Allah Resûlü (s.a.s.), bir gece uyanarak, “Fesübhanallah, bu gece vaktinde bu fitnelerin ve bu rahmet esintilerinin hikmeti ne ola ki!” dedi ve devam etti: “Hemen odalarda yatanları (hanımları) kaldırın, bu dünyada nice giyimli kuşamlı (veya örtüsüne bürünmüş) insan vardır ki, ahirette elbisesiz ve örtüsüz kalıverir.”
    (Buhari, İlim, 40)
    Efendimiz (s.a.s.), gece hayretler içerisinde uyanmış ve ihtimal ümmetinin gelecekte karşılaşacağı olumlu olumsuz bazı hadiseler gösterilmiş ve hücre-i saadetlerinde uhrevî bir alarm/ikaz durumu hâsıl olmuştu. Böyle zamanlarda yapılacak tek şey, geceyi topluca ihya etmekti. Bu yüzden de zikir, ibadet ve dua için hanımlarının uyandırılmasını istemişti. İşte Efendimiz’in bu tutumu, bir aile reisinin, ahiret adına evde yaşaması gereken teyakkuz haline dair güzel bir örnektir
    .

    Kettânî’nin verdiği bilgiye göre Sahabe, Hazreti Ömer’in halifeliğinden önce kardeşlerini ve kızlarını okutur, sonra da onları okutucu olarak vazifelendirirlerdi ve bu zincirleme olarak devam ederdi. Daha sonra, Hazreti Ömer okullar açtırarak çocukların eğitim ve öğretimi için görevliler tayin etti.6

    4- Özel olarak Peygamberimize soru sormaya gelmeleri :

    Kadınların, Efendimiz ve Hulefa-i Raşidin döneminde ilim almak için soru sormaktan çekinmediklerini görüyoruz. Dışarıda herkesin soru sormasına müsaade eden Peygamber Efendimiz (s.a.s.), ayrıca öğleden sonra huzuruna girilip soru sorulması için de izin veriyordu. (Mecmaü’z Zevâid, 1/161)
    Örnek olarak Mücadile Sûresinin inişine sebep olan hadiseyi zikredebiliriz: Havle binti Salebe, kocasının kendisini boşadığı şikâyetiyle Peygamber Efendimiz’e gelmiş ve kocasının kendisini boşadığını söyleyerek derdini dökmüştü: “Ey Allah’ın Resûlü, Evs benimle genç ve cazip olduğum sırada evlendi. Bunca zaman ona hizmet ettim. Çocuklar doğurup büyüttüm. Gençliğim gidince beni ortada bıraktı. Kocama dönme imkânı yok mu? O da buna razı?” Bu ısrarlı yakarmalardan sonra Mücadele suresinin ilk dört ayeti nazil oldu.

    Hazreti Aişe validemiz, Ensar kadınları hakkındaki bir hayretini şöyle dile getirir: “Ensar kadınları ne hoş, hayâları, soru sorarak ilim öğrenmelerine mani olmuyor!” İşte bu kadınlardan biri olan, Hazreti Enes’in annesi Ümmü Süleym, Peygamberimiz’e gelmiş ve “Allah, hak olan bir meseleyi açıklamaktan çekinmez. Bu yüzden ben de çekinmeden soruyorum.” deyip kadınların gusül abdesti alması konusunu soruvermiş, Allah Resûlü de güzelce açıklamıştı. Hadisi bize rivayet eden Ümmü Seleme validemiz merakını yenemeyerek “kadınlara da mı gusül gerekiyor” diye sormuş Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ona da aynı açıklıkla cevap vermişti. (Buhari, İlim, 50)
    Bu rivayetten anlaşılıyor ki, Allah Resûlü’ne kadınlar da gelip soru soruyorlar ve O, sordukları her mevzuya anlayacakları en güzel şekilde cevap veriyor ve onları memnun ediyordu.


    O’nun Atmosferinde Yetişen Kadın Âlimler :

    Allah Resûlü’nün çok kadınla evlenmesi pek çok hikmete mebnidir.8 Bu hikmetlerden biri de; hanımları yoluyla kadınlara ve aileye ait hükümlerin ümmete daha iyi öğretilmesidir. Peygamber Efendimiz’in evde yaptığı ibadetler, ev hayatının ve eşler arası hukukun incelikleri, uyku anında görülen mucizeler, gece hayatının özellikleri, hayız, iddet, gusül gibi konular, çoğunlukla Peygamberimiz’in hanımları olan annelerimiz tarafından nakledilmiştir. Dolayısıyla aile ve ev hayatıyla alakalı hükümlerin bildirilmesinde ezvâc-ı tâhirâtın yeri çok büyüktür. İşte Allah Resûlü’nün, kadınların eğitimine verdiği değeri gösteren en önemli hususlardan biri de Efendimizin rahle-i tedrisinde yetişen ezvâc-ı tâhirattır ve bunların başında da Hazreti Âişe validemiz gelmektedir.

    Âişe Validemiz (r.a.)

    Allah Resûlü’nün hanımları arasında ilme düşkünlüğü ile bilinenlerin en önde geleni Hazreti Aişe validemizdi. O kadar ki, “bilmediği bir konuyu duyduğunda, onu iyice anlayıncaya kadar sormaya devam ederdi.” (Buhari, ilim, 36)

    Ebu Musa el Eşari anlatıyor: “Allah Resûlü’nün arkadaşları olarak ne zaman bir hadîsi anlamada problem yaşasak, hemen Âişe’ye sorardık. Kendisi bize o konuda mutlaka bir bilgi sunardı.” (Tirmizi, Menakıb, 62)
    Rivayetten de anlaşıldığı gibi, Aişe validemizin hadislere vukufiyeti fevkalade ileri idi. Huzuruna gelen bir soru veya problemi, hemen bir hadisle veya bir te’ville (yorumla) hallediveriyordu. Hatta bazı yanlış anlaşılan veya eksik rivayet edilen hadisleri, Hazreti Aişe validemiz tamamlamış ve bizi yanlış anlamalardan kurtarmıştır.9

    Allah Resûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ) Hazreti Aişe hakkında şöyle buyurmuşlardır: “Peygamber Hanımları da dahil eğer ümmetimin kadınlarının ilmi Aişe’nin ilmiyle kıyas edilecek olsa, Aişe’nin ilmi daha fazladır.” (Taberani, el-Kebir, 23/184)
    Bundan dolayıdır ki, Efendimiz’den tescilli bu ilim hazinesine miras ve tıp ile ilgili konularda dahi müracaatta bulunurlardı. (Taberani, el Kebir, 23/182; Müstedrek, 4/11) Hatta Aişe validemizin tabiblik yönünün olduğunu da yine kaynaklarımızdan öğreniyoruz. (Müsned, 6/67)

    Mekke’nin âlimi olan Ata ibni Rabah, Âişe validemizin ilmine olan hayranlığını şöyle ifade eder: “O, insanların en fakihi, en âlimi, görüşü en güzel olanıdır.” (Müstedrek, 4/14) Ayetlerin iniş sebebini en iyi bilenlerden biri olan Âişe validemiz, Hazreti Ömer ve Hazreti Osman zamanında fetvalar da veriyordu. Hazreti Ömer ve Hazreti Osman (r.a), sünnetle alakalı bazı sorular için Hazreti Âişe validemize elçiler gönderiyorlardı.10
    Rivayete göre, Peygamberimizin hanımları hadisleri çok iyi ezberliyorlardı. Bilhassa Hazreti Âişe validemiz ile Ümmü seleme validemiz bu konuda önde idi.

    Hafsa Validemiz (r.a.) Hafsa Validemiz yirmi yaşlarında Peygamber Efendimiz’le evlenmiş ve 60 hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de kardeşi Abdullah b. Ömer, yeğeni Hamza, kadın hizmetçisi Safiye, Harise b. Vehb, Ümmü Mübeşşir gibi sahabiler rivayette bulunmuşlardır. Dikkat edilirse, kendisinden rivayet edenler arasında kadınlar vardır ve o kadınlardan biri de hizmetçisidir. İslâm, kadın hizmetçiye dahi ilim öğretme imkânı sunmuş, bununla da kalmayıp o ilmi başkalarına nakletmesini de tavsiye etmiştir.

    Hafsa Validemiz (r.anha), belagat ve fesahat sahibi, eli kalem tutan bir kadındı. Babası Hazreti Ömer’in vefatından sonra Müslümanlara hitaben yapmış olduğu bir konuşma vardır ki, gayet edîbânedir.11 Cahiliyede Şifa Adeviye isimli kadından yazmayı öğrenmişti. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisiyle evlendikten sonra, Şifa Adeviye’den Hafsa Validemize hüsn-ü hattı ve süslemeyi de öğretmesini istemişti.12

    Ümmü Seleme Validemiz (r.a.)

    Her hanımın, kendi evini birer okul, birer mescit haline getirmesi, dinimizin istediği, en azından tavsiye buyurduğu bir kutlu vazifedir. Anneler, çocuklarını böyle bir ortamda büyüttüklerinde, rûhu, aklı, kalbi Allah marifetiyle dolmuş, ibadet, zikir ve ahlâk-ı âliyeyle doymuş bir nesil yetişecektir. Esasen, bir annenin dünyada en büyük hizmeti ve insanlığa en güzel armağanı da budur: Kendi dinini yaşayan ve haliyle-diliyle dininin güzelliklerini başkalarına da yaşatmanın heyecanını duyan bir evlat yetiştirmek.

    İsterseniz şu ayeti bir de bu açıdan okuyalım: “Oturun da evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve (Resûlullah’ın) hikmetlerini anın. Allah muhakkak ki Latif ve Habir’dir (ilmi en gizli şeylere bile nüfuz eder). (Ahzab, 33/34)

    İşte bu ayeti ruhunda yaşayan Ümmü Seleme validemiz, okul öğretmenine haber göndererek, Kur’ân öğretmek üzere kendisine çocuk göndermesini istemişti. Yukarıda da geçtiği üzere hadisleri en iyi ezberleyenlerden biriydi o.
    İbn-i Hazm, kitabında yirmi kadar hukukçu hanım sahabiden bahseder.
    Örnek olarak yukarıdaki validelerimize ilave olarak şu isimleri sayabiliriz:

    Ümmü Habibe validemiz, Fatıma validemiz, Ümmü Şerik, Ümmü’d-Derdâ el-Kübrâ, Ümmü Seleme validemizin kızı Zeyneb, Ümmü Eymen, Ümmü Yûsuf, Atike bint Zeyd b. Amr b. Nufeyl, Ebu Bekir Efendimiz’in kızı Esma validemiz, Fâtıma bint Kays. (r.anhüm ecmeîn)13
    alıntı.