Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan kurban kesmenin hikmetleri Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    kurban kesmenin hikmetleri

    Reklam




    kurban kesmenin hikmetleri


    Paylaş
    kurban kesmenin hikmetleri Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Malum olduğu üzere kurban kelimesi dini terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi; özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade etmektedir. Hakka yaklaşmanın, Hak yolunda fedakârlıkta bulunmanın belirtilerinden biri olan kurban ibadetinin sosyal açıda önemi kuşkusuz çok büyüktür. Fert ve toplum yararını ön planda tutan malî bir ibadet olan kurban her şeyden önce hem insani ve hem de sosyal bir fedakârlıktır.

    Kurban ibadeti kul ile Allah arasındaki yakınlığı sağlar. Allah’a yakın olan insanlara da yakın olur. Bu yakınlık insanın içinde yaşadığı toplumun haklarına saygılı davranmayı, karşılıklı hakları gözetmeyi ve yardımlaşmayı gerektirir. Aynı zamanda bu ibadet toplumun fertleri arasındaki dargınlık ve kırgınlıkların ortadan kalkmasına, sevgi ve saygı çerçevesinde kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunun kuvvetlenmesine de katkı sağlar. Çünkü kesilen kurbanın etinden komşular, akrabalar, fakirler ve muhtaçlar da faydalanırlar. Böylece kurban kesenlerle kesemeyenler arasında bir yakınlaşma ve samimi bir ilgi ile karşılıklı sevgi ve saygı oluşuverir. Allah Teâlâ çeşitli hikmetler sebebi ile bütün insanları maddi ve manevi imkânlar bakımından aynı seviyede yaratmamıştır. Öyleleri var ki on iki ay gelir geçer de çocuklarına yedirecek bir parça et bulamazlar. Kurban bayramı bu müslüman kardeşlerimiz için ne mutlu bir bayram, çoluk çocukları için de ne sevindirici bir gündür. Ayrıca kurbanların derileri de bağışlanmış olduğu çeşitli hayır kurumları vasıtasıyla nice dertlere derman oluyor. Bu gibi durumlar göz önüne getirildiğinde, kurbanın dolaylı olarak ne gibi yerlere ve ne derece hayrı dokunduğunu daha yakinen gözlemlemek mümkündür. Dikkat edilirse, bütün bunların sebeplerinde yardım etmek, korumak, kollamak, güçlendirmek, birilerinin ihtiyacını karşılamak gibi insani ve sosyal boyutlarının olduğu açıkça görülmektedir.

    İslâm dini, fertler arasında kardeşlik bağının korunmasından ve bunun güçlü bir şekilde devam ettirilmesinden bizleri sorumlu tutmuştur. Bu bakımdan kurban kesmek Cenab-ı Hakk’ın rızasına ermenin, halkın gönlünde yer tutmanın ve sosyal dayanışmayı sağlamanın önemli bir yoludur. Kur’an-ı Kerim’de de: “ Onların ne etleri ne kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.”(1) buyrularak bu gerçek ortaya konmaktadır.

    Kurban, zengine Allah’ın rızası uğrunda malını fakirlerle paylaşmanın, yardımlaşmanın zevk ve alışkanlığını verirken aynı zamanda onu cimrilik hastalığından, dünya malına aşırı tutkunluktan kurtarır. Kendisine verdiği nimetlerden dolayı Allah’a karşı olan şükür borcunu da ifa etmiş olur. Fakiri de, dünya nimetlerinin yeryüzündeki dağılımı konusunda içine düşmüş olduğu karamsarlık ve düşmanlık duygularından kurtarır. Kendisini toplumun bir üyesi olarak hissetmesini sağlar ve onu da Allah’a karşı şükreden bir kul haline getirir.

    Diğer taraftan toplumun tamamını kucaklayarak potansiyel bir güç kaynağı oluşturan kurban; toplumda ekonomik anlamda bir canlılığın oluşmasını da sağlar. Örneğin, besiciliği teşvik eder, işsizlere iş sahası açar, pazarlara hareketlilik getirir, kurban satan fakirlerin ve orta hallilerin ekonomik durumlarının iyileşmesine neden olur. Kısaca kurban ibadetinin ifası sayesinde, kurbanlık hayvanları yetiştirenler, alanlar, satanlar, nakliyesini ve kesim işini yapanlar, derisini alıp satanlar, kasaplar, yem tüccarları ve benzeri birçok insan bu vesile ile para kazanarak geçimini temin etme imkânı bulmaktadır.

    Yüce Allah’a karşı engin bir ibadet duygusunu bizlere kazandıran, fert ve toplum hayatı açısından da çok çeşitli işlevleri olan kurban ibadeti, kendisinden hedeflenen insani ve sosyal manalar özümsenerek ifa edilmelidir ki; arzu edilen kardeşlik toplumu oluşabilsin. Bu güzel duygularla Rabbimizden yaptığımız ve yapacağımız ibadetlerimizin kabul olunmasını niyaz ederken, idrak etmekle şeref yâd olacağımız haklımızın mübarek kurban bayramlarını da en içten duygularımla kutlar Ülkemiz, Milletimiz, Memleketimiz ve tüm insanlık âlemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz ederim.

    A.Celil ÇAKAR
    Karamürsel Müftüsü

    ----------------------------------

    Kurban kesmek bir ibâdettir. Neden kurban kestiğimiz veya neden ibâdet yaptığımız sorusuna verilecek en makbul cevap hiç şüphesiz Allah’ın emrine uyma gereği ve zorunluluğu olacaktır. Kurban kesiyoruz; çünkü emir vardır.

    İşin hikmet ve maslahat yönü ise saymakla bitmez. Her şeyden önce, mânevî bir şoklama yaşayarak günahlarımızdan arınıyoruz. Esasen dinimiz her bir ibadet emriyle bize ayrı ayrı şoklar yaşatıyor. Allah’ın emirlerini yerine getirdikçe farklı duygular, farklı heyecanlar, farklı haller, farklı tavırlar bizi kuşatıyor. Her bir emir bizi bir farklı mânâ ile yüklüyor. Her bir ibâdet bizi farklı faydalı prensipler ile dizayn ediyor. Her bir teklif bizi insaniyet-i kübrâ makamına bir adım daha yaklaştırıyor. Her bir vecîbe bizi alâ-yı illiyyîne, Allah katında makamların en yükseğine doğru kuvvetle sevk ediyor.

    Meselâ, namazla Allah’a secde ederiz, Allah’a duâ ve niyazda bulunuruz. Allah’a kendimizi doğrudan muhatap addederiz. Bir secde şoku ile Allah’a kulluğumuzu idrâk ederiz ve kavrarız. Namaz ile Allah’ın Hayy, Kayyûm, Cemâl, Mücîb, Nûr, Racâ, Kâmil, Rahmân, Rahîm, Karîb, Melîk, Hâlık, Rab, Gaffâr, Tevvâb, Afüvv, Hak, Beşîr, Râdî, Fettâh, Hamîd, Şekûr, Habîb, Azîm, Şehîd, Semî’, Mevlâ, Zâkir, Raşîd, Latîf, Mâbud isimleri ile Allah’a yaklaşmış, bu isimlere el vererek Allah’ın rızâsına ulaşmış oluruz.

    Meselâ, oruçla Allah’ın her vakit verdiği nimetlerden kendimizi mahrum bırakırız; bu nimetlere, yani Allah’ın rahmet ve merhamet eserlerine, yani Allah’ın sevgiyle bizi yedirip içirmesine, bize ikrâm ve ihsânına ne kadar muhtaç olduğumuzu tam hissederiz. Bir mahrûmiyet şoku ile Allah’ın “vermesinin” kıymetini anlarız. Fakir ve fukaranın hâlini tam yaşarız. Onların halleriyle halleşiriz. Allah’ın Rezzâk, Rahmân, Tâlib, Basîr, Müdebbir, Cebbâr, Âdil, Celîl, Deyyân, Azîz, Berr, Muhsin, Muhyî, Mübeddil, Müncî, Mükrim, Mükemmil, Gafûr, Afüvv, Tevvâb, Hâkim, Kadîr, Sabûr isimlerini ancak oruç ile kavramamız mümkün olur. Ve bu isimlerin şefaatiyle Allah’ın rızâsına nâil oluruz.

    Meselâ, zekât ile elimiz canımızın yongası olan kendi paramıza, kendi malımıza, kendi kazancımıza başkası lehine, başkasına yardım etmek üzere uzanır. Bir para verme şoku ile Rabbimize yaklaşırız. Zekât ile, kazandıklarımızın gerçekte bizim olmadığını, Allah’ın birer ihsânı ve elimizde birer emâneti olduğunu, bu ihsânın şükrünü ancak başkasına yardım etmekle ödeyebileceğimizi kavrarız. Böylece Allah’ın Vedûd, Vehhâb, Râzık, Muğnî, Fâtır, Fâdıl, Hasîb, Kâbil, Kâfi, Kâfil, Nâzır, Nasîr, Muîn, Müyessir, Zekiyy, Vekîl, Muğîs, Sâdık, Selâm, Şefîk, Vâris, Vâsi’, Veliyy, Kerîm isimlerinin gereklerini bir nebze de olsa yaşamış, bu mukaddes isimleri kavramış ve bu isimlerin kanadıyla Allah’ın rızâsına inşallah ermiş oluruz.

    Meselâ, hac ile milyonlar Müslüman’larla bir araya gelir, doyulmaz bir kardeşlik şoku yaşarız. Arafat’ta vakfe esnasında Allah’ın huzurunda dimdik duruş ve duâ ile tevâzûu birleştirmiş oluruz. Duruşumuzla Kayyûm ismini kavrarız. Kâbe’yi tavaf ederken, Kâbe’nin etrafında dönerken zerrelerden güneş sistemlerine ve yıldızlara kadar kâinatın baş döndürücü ritmine Allah’ın adını zikrede ede ayak uydurmuş oluruz. Her şey Allah diye diye dönüyor... dönüyor ya... Biz de “Allahümme Lebbeyk!” (=Allah’ım emrindeyim! Allah’ım emret! Sana kurban olayım!) diye diye döneriz. Minâda şeytanları Allah’ın kahrına havâle ederiz. Böylece Allah’ın Mâlik, Kuddûs, Samed, Kahhâr, Şefî’, Sâlim, Hannân, Mennân, Merğûb, Mübîn, Muavvin, Muhît, Muhsî, Zü’l-Meâric, Sultân, Sübhân, Vitr, Hâdî, Fâtih, Hafiyy, Mürebbî, Raûf, Rakîb, Mü’min isimlerini yaşayarak kavrama imkânı buluruz.

    Kurbana gelince... Kurban kanlı bir ibâdettir. Bize bir kan şoku yaşatır. Kurban kesmekle ibâdet duygularımızı kana boyarız. Bayrağımız da şehitlerin kanıyla boyanmış değil mi? Şehitlerimiz de vatan yolunda Allah için kurban olmuş kimseler değil mi? Yeri geldiğinde biz de şehit olmaktan, Allah için kurban olmaktan şeref duymaz mıyız? Öyleyse kanı unutmamalıyız. Kanı yaşamalıyız. Allah’a kan ile ulaşabilmeliyiz. Kanın ne esrârengiz bilgi, rahmet ve hayat deposu olduğunu, kandaki Allah’ın eşsiz san’atını ve benzersiz kudret mu’cizesini görerek Allah’ın büyüklüğünü ve azametini; kurban ibâdetinde tecellîsini gördüğümüz Kebîr, Azîm, Azîz, Celîl, Muhyî, Mümît, Âhir, Alîm, Rahmân, Hayy, Kayyûm, Bâis, Muîd, Mükevvir, Muktedir, Gâlib, İlah, Kâbıd, Sâni, Metîn, Şehîd, Bâtın, Zü’l-Emân isimlerinin açtığı ışık ve aydınlık koridorda kavrarız. Öyle ya, kurbanın her bir hücresine, her bir kılına vaad edilen hasene, günahlardan arınma ve bâkî cismânî mükâfâtlar ancak bir şoklama ile elde edilebilir.

    Zeyd bin Erkâm radiyallahü anh bildirmiştir: Ashab-ı Kiram (ra):

    “Yâ Resûlallah! Şu bayramda kesilen kurban nedir?” dediler. Peygamber Efendimiz (asm):

    “Babanız İbrâhîm’in sünnetidir” buyurdu.

    Sahabîler:

    “Peki, kurbanda bizim için ne sevap vardır?” diye sordular. Allah Resûlü (asm):

    “Her kıla ve yüne karşılık bir hasene vardır. (Bir hasene en az on sevaptır.)” buyurdu. 1

    Diğer yandan, Allah’ın emri ile ölen aslında ölmüş olmaz ki... Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre, Fâtır-ı Hakîm, her bir canlı varlığın resm-i geçit nöbeti bittikten ve o resm-i geçitten hedeflenen netice alındıktan sonra merhametli bir tarzda ekseriyetle dünyadan bir nefret ve usandırmak hissi veriyor. İstirahate bir meyil ve başka âleme gitmeye bir şevk uyandırıyor. Ve hayat vazifesinden terhis edildikten sonra asıl vatanlarına dönmeye şevk içinde bir istek ihsan ediyor. Üstelik, vazife uğrunda, mücâhede içinde ve emirleri yolunda telef olan her ferde şehâdet rütbesi veriyor.

    Nitekim bayramda Allah için boğazlanan bir hayvan da Allah’ın emri gereğince kurban edilmektedir. Bir hayvan için, Allah’ın emri uyarınca kurban olarak kesilmek ile bir kasabın bıçağı altında mezbahada et ve ticâret için kesilmek arasında elbette âhiret ve ebedî hayat açısından büyük bir mertebe farkı olacaktır. İşte, Kurban bayramında bir ibâdet heybetiyle Allah için kesilen hayvanlar âhiretteki bu yüksek mertebeye ulaşmakta, mânen şehâdet rütbesini kazanmakta, Sırat üstünden sahibiyle birlikte Allah’ın izniyle hızla geçerek cismânî Cennet hayatına ulaşmaktadır.2 Bu, elbette fânî bir hayvan ve âciz bir insan için büyük bir mükâfâttır.

    Demek, Allah’ın emrine teslim olarak amel eden, Allah’ın izniyle, ne dünyada, ne âhirette zâyi etmemiştir, zâyi olmamıştır, ziyâna ve hüsrâna uğramayacaktır, kaybetmemiştir, kaybetmeyecektir.

    Dç.Dr.Nihat Hatipoğlu