Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan Göz haramdan nasıl korunur Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    Göz haramdan nasıl korunur

    Reklam




    göz haramdan nasıl korunur


    Paylaş
    Göz haramdan nasıl korunur Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Hayatın en açık gerçeklerinden biri, kuralsız yaşanmadı ıdır. En başta, hayat, bir kuralın meyvesidir. İçinde yaşadı ımız kâinat, her zerresiyle, bir 'kural' la birlikte vardır. En küçük zerreden en büyük galaksilere kadar her bir şey, bir düzene tâbidir. Tüm mevcudlar ve tüm canlılar, varoluşlarıyla, 'kural' denilen evrensel bir gerçe in varlı ını fısıldar.
    Öte yandan, insan, sair mahlukların aksine, duygu ve tutkularına sınır konulmamış bir canlıdır. Karnı doymuş bir aslan, yanından geçen en körpe ceylana bile yan gözle bakmaz. Bir a aç ihtiyacı kadar suyu alır, biraz daha almaya kalkmaz. Oysa insan, sınır konulmamış duygularıyla, hep daha fazlasını ister. Dünyayı da yutsa, yine tok olmaz. Karnı doysa, yarın için saklar. Yarın için saklasa, önümüzdeki hafta için biriktirir. İşi aylara, yıllara, çoluk-çocu una ve sonraki tüm nesillere kadar uzatır; durmaksızın yı ar, durmaksızın biriktirir. Duygularına sınır konulmadı ı için, sık sık, di er insanların hakkına da göz diker. Hatta, başka bütün varlıkların hukukuna ilişir.
    Dolayısıyla, bir 'kural' ın varlı ı kadar küllî bir gerçek daha vardır: Duygularına fıtraten had konulmayan insan için, onu sınırlayan belli kurallar koyma zarureti.
    Bunun alternatifi bazı insanların başka insanların hakkına saldırmasıdır. Hatta, şu asırda yaşanan ekolojik ve nükleer felâketlerin açıkça gösterdi i gibi, bütün canlıların ve bütünüyle kâinatın varoluşunu tehlikeye atmasıdır.
    İnsan için bir 'kural' koyma gere i böylece anlaşıldı ında ise, karşımıza şu soru çıkar: Kuralı kim koyacak'
    İnsanlık tarihinin belki de en can alıcı sorusudur bu. İnsan, tek bir Yaratıcının varlı ını anlayarak 'Hüküm O' nundur' mu diyecektir' Yoksa, o Yaratıcıya ortaklar koşmasıyla birlikte, kural koymada da ortaklar mı icad edecektir' Meselâ, tüm kâinatta geçerli kuralları 'tabiat,' 'tesadüf,' 'zaman' ve 'kuvvetler' e mi mal edecektir' Keza, beşerî hayatta 'ben,' 'toplum,' 'ça ,' 'ulusal çıkarlar,' 'devletin bekası' gibi kural koyucular mı öngörecektir' Veya, bu unsurlardan sadece birini, meselâ kendisini kural koyucu ilan ederek 'biricik ben' e mi tapacaktır' Yahut, kural koyuculuk payesini faşizm ile devlete, sosyalizm ile işçi sınıfına, kapitalizm ile sermayedar kesime, aristokrasi ile asillere, milliyetçilik ile ırka mı verecektir'
    Bir bütün olarak insanlık tarihine şekil veren en can alıcı hususlardan biri, budur. Bütünüyle düşünce tarihi, baştan sona, bu eksende döner durur. Ve dönüp kendi hayatımıza baktı ımızda, o kısacık ömür içinde en temel konularımızdan biri olarak karşımıza yine bu husus çıkar.
    Öte yandan, bu sorunun, insan, âlem ve kâinat anlayışımız ile do rudan bir ilgisi vardır.
    İnsanı kendili inden var olmuş varsayan birinin, kuralı ben koyarım demesi herhalde beklenen bir durumdur. Onu var eden devlet ise, kural koyma hakkı elbette devletindir. Keza var eden ırk ise, kuralı koyan da ırk olacak; yok e er toplum ise, kuralı toplum koyacaktır.
    Bu bakımdan, 'Kuralı ben koyarım' diyen bir kişinin, bunu temellendirmesi, yani kendi kendine varoldu unu isbat etmesi gerekir. Keza, 'Kuralı toplum koyar' diyen birinin varoluşunu topluma borçlu oldu unu göstermesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Var eden başka, kural koyan başka ise, açık bir çelişki sözkonusudur.
    En başta insan fıtratı, bu çelişkiyi berrak bir şekilde ortaya çıkarır. Bir anne, kendisi çocu unu dövüyorsa bile, başkasının en ufak bir fiskesine razı olmaz: 'Sen benim çocu umun terbiyesine karışamazsın.' Eşinin kendisine kulak asmayıp başkalarını dinleyerek hareket etmesini normal karşılayan bir koca yoktur. Sahibi oldu u fabrikayı, kendisinin görevlendirmedi i birilerinin kendi akılları uyarınca yönetmesine ses çıkarmayan bir patron; memurlarının emri kendinden de il, başkalarından almasına izin veren bir müdür hayal bile edilemez.
    İnsanlık tarihine mührünü vuran ve de gündelik hayatımızda yaşadı ımız böylesi hakimiyet mücadeleleri bir gerçe in altını çizer: 'Malikiyet kiminse, hâkimiyet onundur.' Di er bir deyişle, birşeye ilişkin kuralı, o şeyin sahibi koyar.
    İşte bu sırdan olsa gerek, Kur' ân sayfaları arasında, insana sık sık sahibi ve maliki hatırlatılır. Tesadüfen var olmadı ı, onu yapan Birinin oldu u uyarısı yapılır. Meselâ Şems sûresi, güneşe, aya, gündüze, geceye, semaya ve yeryüzüne dikkat çekerek başlar ve birdenbire insanın yaratılışına geçer. Başka birçok sûrede insana 'anılmaya de er birşey de il' iken, 'de ersiz bir su' dan aşama aşama insan sûretini alışı; do umundan sonra acizler acizi bir vaziyette iken en saf gıdayla beslenişi; bizatihî yürümeye ve karnını doyurmaya bile kâdir de ilken hadsiz nimetlere mazhar edilişi sık sık vurgulanır.
    Ve bütün bunlar arasında, tekrar tekrar, şu soru sorulur: 'İnsan başıboş bırakılaca ını mı sanır? '
    Cevap bellidir. En küçük bir sine i bile birçok hikmetle yaratan, insanı elbette başıboş bırakacak de ildir. Kâinatı şeriksiz ve nazirsiz idare eden, elbette insanı başka ellere teslim etmeyecektir.
    Mâlik-i Zülcelâl O' dur. Mülk O' nundur. O halde, hüküm de O' nun olacak; lâf olsun diye yaratmadı ı ve de başıboş bırakmadı ı insan için, varediş amacı uyarınca belli kurallar koyacaktır.
    Nitekim, Kur' ân, bir yanda insana kâinatın mâlikini ve kendi sahibini hatırlatırken, öte yandan kurallar koyar. Bu kuralların 'şakacıktan' konulmadı ı konusunda da çok net uyarılarda bulunur. Gelen emri kulak ardı eden kimi geçmiş kavimlerin akıbetine dikkat çeker sözgelimi. Yahut, 'Kuralı ben koyarım' diyen Nemrut, Kârun veya Firavun' un hüsranıyla uyarır.
    Gelen her bir emir, açık bir imanî talim de taşır. Kur' ân' la gelen her bir kural, imanî bir hatırlatma da yüklüdür. Meselâ, duygularına had konulmayan insan, midesini doldurma pahasına ona buna saldırabilir. Oysa Kur' ân, o midenin ve ona giren nimetlerin Rabbi namına konuşur: 'Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz.' İnsan iki aya ını sokaktan bulmuş de ildir. O ayaklar adi birşey olup, başkalarınca verilmiş de de ildir. Kur' ân, aya ı veren Biri namına hitap eder: 'Yeryüzünde böbürlenerek yürüme.' Kadınlara daha latif bir hal verilmiştir. Ama ola ki sahiplenir, ve nefisleri namına kullanırlar. Meselâ, sair insanları kendilerine râm edecek yürüyüşler icad ederler. Kur' ân, o latif biçimi veren Biri namına konuşur: 'Cahiliye kadınları gibi, vücudunun hatlarını belli edecek şekilde yürüme.' Keza, bir kudret harikasıdır göz. Bütün bir kâinatı küçük bir noktaya sı dırır, aklımızın önüne koyar. Ama insan o gözün malikini unutup, nefsine mal edebilir. Kur' ân, o gözün sahipsiz olmadı ını, insanın da malı olmadı ını hatırlatarak, o gözü veren Biri namına konuşur: 'Gözünü kaydırma.' 'Gözünü haramdan koru.'
    Kaldı ki, haram manzaralar esasen gözlerin harama bakmaya talip oldu u bir ortamda arz edilir. Züleyha' yı hidayete getiren, Yusuf' un onun sergiledi i harama karşı gözünü sakınması de ilmidir' Meselâ kadın çıplaklı ını ele alalım: Erkekler imanî bir şuura erişip gözünü haramdan korudu unda, hangi kadın açılıp saçılarak soka a çıkar' Onun soka a o vaziyette çıkışının ardındaki dürtü, gözünü haramdan korumayan erkekler tarafından zinetlerine bakılması de il midir' Demek, mü' min erkekler gözlerini haramdan korudu unda, kadınların açılıp saçılmaması yolunda en temelli adım da atılmış olmaktadır.
    Bu bakımdan, tesettür emrinin, 'mü' min erkekler' in gözlerini haramdan sakınmasını emreden âyetin ardından gelmesi elbette manidardır.
    Nur sûresinin 30. âyeti,mü' min erkeklere, 'gözlerini haramdan sakınma' larını emrettikten sonra, ikincibir emir daha verir: 'ferclerini [ırzlarını] koruma.' Bu da, manidar birhusustur. Zira, ferclerin zinaya düşmesinin ilk basama ı, gözlerin harama bakışıdır. Göz harama kaydı ında, irade hükümsüz kalmış ve akıl nefsin çekimalanına girmiş demektir. Gözü harama kaydıran nefis, bu haram yolculuk nihayete ulaşmadan teskin olmayacaktır. Gözü Rabbinin emaneti bilip öylece kullanmaktan uzaklaşmanın varaca ı yer, fercin de Rabbin emaneti oldu undan gafletle onun bir zina aleti derekesine düşürülmesidir. İsra sûresindeki 'Zinaya yaklaşmayın' emrinin de dikkat çekti i gibi, tüm şehvanî şeylerde en kritik husus,yaklaşmaktır.



  3. 3
    Nefsin hoşuna giden, şehveti kabartan hususlarda, bir eşik noktası vardır: o geçildi mi, gerisi çorap sökü ü gibi gelir. Meselâ, açık bacaklara bakan bir göz, onunla yetinmez, daha fazlasının izini sürer. Daha fazlasına eriştikçe, teskin olmak bir yana, daha da azgınlaşır. Ardından, hayal ve heves gibi duyguların da tahrikiyle, 'zina' gibi bir son dura a do ru hızla yol alır. Çünkü, 'gözü haramdan korumama' gibi eşiklerde, artık iradeyi devredışı bırakan, insanı kalben ve vicdanen istemese bile günahın son kertesine sürükleyen şeytanî bir çekim vardır. Sonuçta, bugün gözünü haramdan sakınmayan, yarın fercini de koruyamaz. Nitekim, bir bütün olarak şu ça ve şu toplum,bunun aşikâr örnekleriyle doludur. Öte yandan, göz haramdan sakındı ında, fercde harama bulaşmayacaktır.
    Rabbimizin, öncelikle 'gözünü haramdan sakınma' yı emredişinde, şu ça da ve şu toplumda bilfiil gözlenen bir boyut daha vardır.
    Son bir asır içinde, gazete ve dergi sayfaları, sinema filmleri, TV programları ile insanların giyimleri ve yaşayışları arasında, şöyle bir ba lantı karşımıza çıkar: Bütün sefahet,rezalet ve müstehcenlikler, ilk olarak dar bir kesimde kendini ifade imkânı bulmuştur. Bu kesim ya 'sosyete' dir, ya 'sanatçı' lar zümresidir yahut her ikisidir. Bu dar zümre içinde dahi, herkes aynı açık saçıklı ı aynı anda irtikap etmez. Bir baloya o güne kadar kimsenin giymedi i bir açık kıyafetlegelen bir sosyete kadını, belki ilk anda yadırganır; ama bir eşik aşılmış olur.İçinde böylesi bir meyil olanlar, 'yapılabilir' oldu unu görür ve yapma cesaretini 'daha do rusu cür' etini' bulurlar. Dar kesimde sergilenen bir aşırılık, gazete ve sayfalarıyla umuma arzedilir. Di er yandan, film karelerinede benzer dozajda bir aşırılık taşınır. Bu 'kitle iletişim araçları' yla sözkonusu aşırılı ı seyreden toplum, göre göre, zaman içinde bunu 'kanıksar.' İlk anda ahlâksızlık olarak görüp tepki verdi i şey, göre göre 'normal' leşir. Normalleşince, kendisi de öyle yapar. Bu esnada, sözünü etti imiz dar kesimde daha ileri bir aşırılık sergilenmekte; o, bu kez ona tepki vermektedir. Ama üç-beş yıl sonra, göre göre onu da 'normal' görür hale gelip uygulayacaktır.
    Nitekim, 'gözünü haramdan sakınmayan,' kural koyuculuk makamına 'ça ' ı, 'toplum' u ve 'kendi' ni de oturtan insanların üç-beş yıl sonra nasıl giyinip nasıl dolaşaca ını bugünün filmlerinden, sosyete sayfalarından, sanatçı kostümlerinden, TV sunucularının kıyafetinden.. çıkarmak mümkündür. Bakan kanıksar, kanıksayan normal görür,normal gören uygular!
    Yüzyıl önce tiyatro İslâm topraklarına girdi inde, artistler yalnızca boynu açıkta bırakan bir türbanla sahneye çıkmışlardır. Göre göre bu tarza alışılmış; boynun açıkta kalması tesettür emrine aykırı oldu u halde, 'gözü haramdan koruma' emri çi nendi i için, bu noktadaki hassasiyet aşınmıştır. Ardından türban da atılarak saçlar tamamen açılmıştır. Aynı şekilde, kolu bile ine kadar örten elbiselerin yerini yarım kollu elbiseler almış; bir adım sonra kolsuz elbiseler gelmiştir. Mini ete e giden yolun başında, topu un yalnızca bir karış üstüne çıkılan modeller vardır. Onu diz boyu modeller, onu da dizin beş parmak üstüne gelen modeller izlemiştir. Kısalma adım adım devam etmektedir.
    Kısacası, hususî bir hayasızlı ın umumîleşmesi görme yoluyla gerçekleşir. Göz göre göre,' kural-dışı' olan 'kural' haline gelir; anormal olan 'normal' leşir. Gerek mü' min erkeklere, gerek mü' mine kadınlara yönelik 'gözlerin haramdan korunması' emri, işte bu umumî yozlaşmayı ta başından kesmektedir.
    Gözlerin haramdan korunması, Allah böyle emretti i içindir. Böyle emreden Allah ise, Hakîm ve Kerîm bir Rabbdir. Her emri gibi, bu emrinde de bir hikmet, rahmet, kerem ve terbiye vardır.
    İçki, Allah haram kıldı ı için haramdır. Bu haram kılmada ise, çok hikmetler ve rahmetler saklı oldu u görülür. İrademizi iptal eden, duygularımızı uyuşturan, düşüncemizi dumura u ratan, aklımızı hükümsüz kılan birşeydir içki. Bizi tüm kâinatta sergilenen İlâhî sanatın nâzenin bir nâzırı olmaktan çıkarıp, aklını ve şuurunu yitirmiş bir bakar kör durumuna getirmektedir. Gözlerin harama bakışında da aynı durum söz konusudur. Nitekim, ciddi bir tefekkür içinde iken gözüne ilişen 'haram' bir manzaraya bakmayı sürdürdü ünde, o tefekkür halini devam ettiren biri varmıdır' Yolda yapıyor oldu umuz bir tesbihat, okudu umuz bir vird, gözümüzü haram manzaralardan alıkoymadı ımız ölçüde, aklımızdan kayıp gitmiyor mu'
    Duyguları manen uyuşturma,bizi Allah' ın sanatını ve isimlerini tefekkürden alıkoyma noktasında, harama bakmanın, alkol veya uyuşturucudan bir farkı yoktur. Harama nazar da, onlar gibi, tertemiz duyguları nefsin kirli emellerine alet etmektedir. Rabbine muhatap olmak üzere yaratılmış insana emanet edilmiş göz gibi harika bir organı gayrimeşru tatminler peşinde heder etmektedir.
    Âyet, bir sonraki cümlede,' gözün harama kapanması ve fercin korunması' nın, 'ezkâ' yani asıl temiz olan davranış oldu unu belirtir. Ki bu temizlik, 'tezkiye' ça rışımıyla da düşünülürse, esasen manevî bir temizliktir;düşünce ve duygu noktasında bir temizlenme halidir. Bu temiz davranış tercih edilmezse, bütün kâinatı Rabbi adına tefekkür ve tenezzühe vesile olan eşsiz bir cihaz hükmündeki göz, süflî hevesler çukuruna atılarak de ersiz ve kirli kılınmaktadır.
    Âyet, bir uyarıyla son bulur: 'Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarından çok iyi haberdardır.' Genel olarak, böylesi âyetlerin sonunda 'yaptıkları' anlamını karşılamak üzere 'ya' melûn' veya 'yef' alûn' ifadesi kullanılır. Oysa bu âyette 'yesneûn' denilir. Dikkatli bir Kur' ân talebesi, bu nüanstan şöyle bir anlam çıkarır: 'Yesneûn' ifadesi, gözlerin harama bakması noktasında yapılanların 'sanatla yapılan' lar cinsinden oldu una, keza bunun bir sanayi haline gelece ine işaret eder.
    Gerçekten, ilahî emre ve insanın fıtratına aykırı düşen açık saçıklık, her zaman sanat adı altında meşruiyet kazanma çabasında olmuştur. Hatta buna 'erotizm' gibi iç gıdıklayıcı ama dokunulmaz bir kılıf bulunmuştur. Bugün ortalık vücudunu bir metaya dönüştüren, bedeninin açık kalaca ı yerin oranına göre fiyat belirleyen' sanatçı' larla doludur!

    Metin Karabaşoğlu



göz haramdan nasıl korunur,  gözler haramdan nasıl korunur,  gözü haramdan korumanın faziletleri,  insan gözünü haramdan nasıl korur,  verdi nendi,  çölden nasıl korunuz,  gözler haramdan nasılkorunur