Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan İki buçuk yaşındaki kızıma dini eğitimi nasıl vermeliyim? Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    İki buçuk yaşındaki kızıma dini eğitimi nasıl vermeliyim?

    Reklam




    merhaba 2.5 yaşında kızım var ona dini eğitimi nasıl vermeliyim ve kuranı öğretmek istiyorum bana yardımcı olur musunuz? şimdiden teşekkürler


    Paylaş
    İki buçuk yaşındaki kızıma dini eğitimi nasıl vermeliyim? Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    DİN EĞİTİMİ hakkında belki de ilk söylenecek şey, bu kavramın değişik çevrelerce değişik anlamlarda kullanıldığıdır. Bazıları, din eğitimi denince sadece okullarda ya da Kur’ân kurslarında verilen din eğitimini anlıyor. Böyle anlayınca da, çocuğa din eğitimi on beş yaşından sonra verilsin gibi kendince önerilerde bulunabiliyor. Fakat ideal din eğitimi bu tanımdan çok daha geniş bir çerçeveye sahiptir.

    İslâm’da din eğitimi, bir açıdan bakılırsa çocuk doğduktan itibaren, bir açıdan bakarsanız ondan da önce, eş seçimiyle birlikte başlar. Bu eğitimi eş seçimiyle başlatan din âlimleri, uygun bir eş seçilmediği takdirde çocuğun ilk ve temel okulu olan evde taşların hiçbir zaman yerli yerine oturmayacağını haklı olarak öne sürerler.

    Dinimize göre eğitim, ne sadece okul duvarları arasına ne sadece eve, ne de belli bir yaştan sonrasına hasredilen bir şeydir; daha çok “hayat boyu ve her yerde”bir niteliğe sahiptir.

    Bu açıdan bakıldığında, çocuk doğduğu andan itibaren ona verilen her şey eğitim kapsamına girer. Onun emzirilmesi, altının temizlenmesi, kucağa alınması, sevilmesi bile bu eğitimin bir parçasıdır. Neyin eğitim olup olmadığıyla ilgili bir soruya dinin vereceği cevap, “Çocuğun duygularını, düşüncelerini, bedenî gelişimini, Rabbine olan yakınlığını, ileride olgun bir iman sahibi olup olmamasını etkileyecek her şey eğitimin konusudur.” olacaktır. O bakımdan okulda öğretmenlerden önce evde anne baba, çocuk için en önemli“eğitici” olduklarının farkında olmalıdırlar.

    Günümüz gelişim psikolojisi bilgileri de bu yargıyla uyum halindedir. Uzmanlar, çocuğun 0-7 yaş arasındaki eğitiminin asla ihmal edilmemesi gerektiğini belirtmektedirler. Hele hele “el kadar çocuk ne anlar” anlayışı çok yanlış bir çıkarsamadır. Çünkü o hiçbir şeyden anlamadığını sandığımız çocuk bir yaşına kadarki dönemde anne ve babanın konuşmalarıyla, kelimeleriyle hafızasını doldurur. Sonra da yaşını tamamlamaya yakın hafızasına aldığı kelimeleri kullanmaya yeltenir. Telaffuzu kolay kelimelerle de bunu başarır.

    Yine bu dönemde çocuğun konuşmaya başlamasının yanısıra, emeklemesi, düşe kalka yürüme egzersizleri yapması da daima bir “öğrenme faaliyeti” içinde olduğunun delilidir.

    Öte yandan, çocuğun hayat boyu sürecek karakterinin kimi psikologlara göre ilk dört yaş, kimilerine göre ise ilk yedi yaşta şekillendiği hususu çok önemli bir tespittir. Hal böyle olunca, psikologlar tarafından “ahlâkî gelişmesi” şeklinde nitelenen inanç ve ahlâk kuralları çocuğa doğru biçimde verilmelidir. Çünkü bu kurallar iç kontrol gücü denilen vicdanın gelişmesini de beraberinde getirir. İç kontrol gücünün gelişimi demek, çocuğun kendi kendisini yönetme yeteneği demektir. Aile ve çevre faktörünün oluşturduğu dış kontrol gücü, iç kontrolün gelişmesine paralel olarak etkisini azaltır.

    Çocuğun ilk yaşlarında konuşmayı kavramasından sonra dini duygu ve düşüncelerin sağlıklı bir zeminde yürümesi için öğretilecek ilk şey, Peygamber Efendimizin (asm) emirleri doğrultusunda “Lâ ilâhe illallah” lafzı ya da cümlesi olmalıdır. Allah’ın varlığını ve birliğini ifade eden bu gizemli ve ürpertili gerçekle hayata başlayan çocuk, o küçük yaşta büyük adımlara, yaratılış gayesine hazırlık için en ciddi başlangıç aşamasını geçmiş demektir. Aileler bu konuyu asla ihmal etmemelidirler.

    Çocuğun hayata adım attığı, düşe kalka yürümesini öğrendiği ve yarım yapıldak kelimeleri telaffuz edip ailenin neşe kaynağı haline geldiği bu süreçten itibaren “oyun” da asla ihmal edilmemesi gereken bir eylemdir. Bu süreçte sevgili Peygamberimizin (asm)
    “Çocuğu olan çocuklaşsın!..”
    buyruğu ebeveyn tarafından ilke edinilmeli ve çocukları eğlendirmek, onlarla oyunlar oynamak için özel çaba sarf edilmelidir.

    Çünkü oyun çocukların en sevdiği eylemdir. Anne babanın ve diğer aile bireylerinin çocukla oyun oynaması, çocukla aile fertleri arasındaki ilişkiler için sağlam bir zemin oluştururken, aynı zamanda çocuğun zekâsını geliştirip, psikolojik açıdan gelişimine de ciddi manada katkı yapacaktır. Biricik önderimiz olan Peygamber Efendimizin (asm) çocukları oynamaya, eğlendirmeye teşvik etmesinin yanı sıra, kendisinin de çocuklarla bizzat oynadığı, torunlarını omuzlarına ve sırtına bindirdiği, böylelikle onları güldürüp eğlendirmesi oyun konusunun önemini bütünüyle ortaya koymaktadır.

    Çocuğun algılamasının arttığı, karakterinin şekillenmeye yüz tuttuğu bu dönemde çocuk, anne babanın yanında namaz ibadetiyle, dua ibadetiyle tanışacak ve onları gözlemleyecektir. Taklit yönteminin genel geçer olduğu bu dönemde anne ve baba çocuğa çok iyi bir örnek teşkil etmelidirler. Çocuğa dini eğitim vermede anne babanın örnek olmaması durumunda başarı şansı oldukça zayıftır. Çünkü çocuğa örnek teşkil edemeyen aile bireylerinin çocuğa dini eğitim vermesi mümkün olmadığı gibi, verse de etkili olamaz.

    Din eğitim ve öğretiminde en ideal yöntem, çocukla birlikte ibadet etmek, ona anlayabildiği bir dille ibadetin önemini kavratıp, ibadete teşvik etmektir. Çocuğa eğitim ve öğretim sırasında onun psikolojik durumu gözden ırak tutulmamalıdır. Korkutucu örnekler yerine, ergenlik çağına değin biteviye sevdirici, teşvik edici örnekler verilmelidir.

    Bu dönemde hoşgörü ve müsamaha etken unsurlar olarak öne çıkarılırken, çocukla olan iletişim beden diliyle güçlendirilmeli ve sevgi muhtevalı sözcüklerin albenisi kuşanılmalıdır. Sevgi içerikli kelimeler, güzel sözler, takdir ve iltifat yüklü kelimeler, çocuğun inançla olan bağlarının kavileşmesini sağlarken, çocuğun aileyle olan bağlarını da olumlu olarak etkileyecektir.

    Ayrıca, ibadet sonrasında çocuğun başını okşamak, sırtını sıvazlamak, onu takdir dolu kelimelerle yüreklendirmek, daha çok manevi içerikli ödüllendirmelerdir. Bu ödüllendirme biçimi çocuğa özgüven, huzur ve inanç aşısının da etkili olmasını sağlayacaktır.

    Sevgide dengeli olmak, bu nokta da önemli bir faktördür. En sevdiklerimizi çocuğunda sevmesi için aynı zamanda lüzumlu da bir hareket tarzıdır. Disiplinli sevgi şeklindeki bir vasat sevgi, ideal bir sevgi biçimidir. Çocuğun ilk mürebbiyeleri olan anne ve babalar verdikleri eğitimde, sevgi, anlayış, merhamet, düzen, disiplin gibi davranış şekillerini öne çıkarmalıdırlar.

    Yine bu paralelde ebeveynler çocuğun yetiştirilmesi için seferber olurken, çocuklarının hayırlı bir evlat olası için yüce Yaratıcıya el açıp, yalvarıp yakarmayı da asla ihmal etmemelidirler. Tabii yakarışlarında “dünya hayatının süsü, meyvesi olan” çocuk nimetini kendilerine bahşettiği için şükran duygularını da mutlaka sunmalıdırlar.

    Çocuğa temel eğitimin verildiği bu süreçte anne ve babalar birlikte hareket etmeli ve görevlerini ihmal etmedikleri gibi, asla birbirlerine de bırakmamalıdırlar. Taraflardan birinin bu sorumluluğu yüklenmekten kaçınması eğitimin yarı yarıya sekteye uğraması demektir. Deyim yerindeyse, çocuğun eğitimi bir tahterevalli oyunudur ve bu oyunda uçlarda anne baba otururken ortada çocuk durmaktadır. Bu oyun öylesine dengeli oynanmalıdır ki, taraflar birbirini ağdırmamalıdır.






  3. 3
    Buraya kadarki izahlardan da anlaşılacağı üzere, çocuğun küçüklüğünden itibaren aile içinde kuvvetli bir iman dersi almalıdır. Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi almazsa, İslâmiyetin ve imanın erkânlarını ruhuna alması sonra çok zor olur, yabani düşer. Özellikle anne ve babasını dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabani olur.”

    Bu ifadelerden çıkarılacak önemli bir husus, gerçek dinî ibadetlerini yerine getirebilecek yaşa gelene kadar çocuğu yaptığı işlerden zevk alır halde tutmaktır. Maneviyat konusunda çocuk için başka her yerden daha çok, evde yaşadıkları önemlidir. Anne baba çocuklarına dinî bir şeyler anlatırken “yetişkin odaklı” değil,“çocuk odaklı” olmaya dikkat etmelidir. Başka bir ifadeyle çocuğa yetişkin gibi davranmalı, ama ondan yetişkin gibi davranması beklenmemelidir.

    Bir diğer husus ise, anne baba ile okulda verilen eğitimin çocuk nezdinde “eğitimin bütünlüğünü bozucu” bir niteliğe dönüşmesine izin vermemektir. Yine Bediüzzaman’ın “Okulda öğretmenlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar.”diyen lise talebelerine “Öğretmenleriniz bahsetmiyorsa da, her bir fen kendi lisanıyla Allah’tan bahseder. Onları dinleyiniz.” şeklindeki öğüdü, bu çerçevede son derece manidardır. Laik eğitim anlayışında keskin çizgilerle birbirinden ayrılan dinî-dünyevî eğitim, din odaklı bakışta geçersizdir.

    Dindar bir anne baba ya da öğretmen için, bir çocuğun namaz kılması da, gezegenler hakkında bilgi sahibi olması da, aynı dünya görüşünün izlerini taşımalıdır. Bu konuda kâinatın da, Kur’ân’ın da, Peygamber (asm)’in de aynı hakikati öğreten farklı öğreticiler oldukları sanırım konuyu açıklayıcı mahiyettedir. Söz gelimi, binlercesi içinden sadece bir örnek olarak,
    “Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.”

    Kur’ân âyetini, kâinatta cari olan gerçekler yalanlamaz. İkisi birbirine destek olurlar. Yine Kur’ân’ın övdüğü her bir hasleti Peygamber (asm) yaşantısında en kemal düzeyde tezahür ettirir.

    İdeal din eğitiminin nihaî hedefine gelince, çocuğun kendisini yaratan, büyüten, besleyen ve terbiye eden Rabbini bilmesidir. Ev, okul ve toplum hep beraber bu hedefe ulaşması için çocuğa yardımcı olmalıdır. Bu yardım sırasında, çocuğa öğretilmek istenen konunun onun gelişim çağına uygun olup olmadığını göz önüne alınmalıdır.

    Özellikle çocuğun ahlâkî gelişim basamakları, bu çerçevede son derece önem arzetmektedir. Ahlâkî gelişimin birinci basamağı, bebeklik dönemidir. Bu dönemde çocuğun doğru ve yanlış hissi, sadece iyi ve kötüyle ilgili ne hissettiğidir.İkinci basamak, çocuğun yeni yürümeye başladığı dönemdir ve çocuk bu dönemde de, başkalarının anlattıklarından “doğru” ve “yanlış”ı öğrenir. Okul öncesi yıllara denk gelen üçüncü basamakta ise, çocuk aile değerlerini, sanki kendi değerleriymiş gibi, içselleştirmeye başlar; ve kendi davranışlarının sonuçlarını algılamaya, anlamaya başlar.

    Dördüncü basamak, 7-10 yaş dönemini kapsar. Bu dönemin ayırıcı özelliği, çocuğun anne babasının, öğretmenlerinin ve diğer yetişkinlerin yanılmazlığını sorgulamaya başlamasıdır. Çocukta güçlü bir “yapılmalı” ve “yapılmamalı” duygusu hakimdir. Ön ergenlik ve ergenlik yıllarını kapsayan beşinci basamağagelen çocuk ise yetişkinlerden ziyade, arkadaşlarına önem verir ve arkadaş sistemi içinde farklı değer sistemlerini deneyerek, bunların içinde kendisi için en uygun olanını bulmaya gayret eder. Özellikle bu dönemde çocukların dini ve ahlaki değerleri bilen insanlara yönlendirmek ve onlarla arkadaşlık kurmalarını tavsiye etmek gerekir.

    Anne baba açısından bakıldığında, çocuğun terbiye olacağı gelişim dönemleri daha farklı bir düzleme oturur. Anne baba ve eğiticiler açısından kaba bir tasnifle ifade edilirse, 0-6 yaş dönemi “telkin,” 7-10 yaş dönemi “teşvik,” 10-14 yaş dönemi“ikaz,” 14 yaş üzeri üzeri ise “müsamaha dönemi” olarak isimlendirilebilir.

    Buna göre çocuğa ilk önce dini açıdan önemli ve en temel telkinler yapılır. Çocuğun kulağına ezan ve kamet okunması, konuşmaya başladığında “La ilahe illallah”sözünün söyletilmesi, telkin faaliyetleri arasında sayılabilir. Teşvik döneminde ise çocuğun namaz kılmaya özendirilmesi, doğru davranışları yapmaya yönlendirilmesi, az yemek yemeye veya arkadaşlarıyla paylaşmaya ikna edilmesi, teşvik döneminde yapılabileceklere örnek olarak verilebilir.

    İkaz dönemi ise, çocuğun ergenlikten önceki son virajdır. Burada çocuk, yavaş yavaş aile otoritesinden kurtulmaya başlar. Kendi başına hareket etmeye özenir. Fakat yine de, duygularının etkisinden kurtulup iradesini tam olarak hakim kılamadığı için anne babasının zorlayıcı ve ikaz edici birtakım terbiye uygulamalarına muhatap olur. Küçük yaşlarda çocuğa abartılı şefkat göstermek ne kadar makul ise, bu dönemde biraz daha disiplini öne çıkarmak aynı oranda makuldur.

    Son olarak, müsamaha dönemine geldiğinde artık karşımızda gerek bedenen gerekse aklen yetişkin kabul edilecek yaşa gelmiş bir genç durmaktadır. Bu genç, Peygamberimizin (asm) bu yaştaki gençleri askere almasında da görüleceği üzere, yetişkin kabul edilmelidir. Artık baskı gence fayda etmez. Ona ancak dostane ve müsamaha yoluyla yakınlaşılabilir ve faydalı olunabilir.

    Tüm bu açıklamalardan şöyle bir sonuç çıkarmak doğru olur: İslâm’da din eğitimi hem bilinçli olmayı hem de büyük çaba göstermeyi gerektirir. Bu yolda en büyük sorumluluk da, herkesten önce anne babaya düşer.

    Hilmi Orhan - Zafer Dergisi

    Sorularla İslamiyet



  4. 4
    Kayıtsız Üye
    çok teşekkür ederim cevap için )
    kuran okumayı öğretmeye başlamalımıyım. hemen öğreniyor maşallah herşeyi ne duysa tekrarlıyor



  5. 5
    Çocuklara Kur'an öğretirken zorlanmasınlar diyetecvit ve telaffuza çok dikkat edilmez. Doç. Dr. Mu-hittin Akgül, çocuklara sure ve duaların öğretilmesi-nin doğru olduğunu ama yanlış telaffuzların düzel-tilmesinde zorlanılabileceğini söyledi.

    Çocuklara sure ve Kur'an öğretirken genellikle mahreç ve tecvit kurallarına göre öğretmeye çok riayet edilmez. 'Çocuğun dili bu kadarına dönüyor, ne yapsın' ya da 'bu kadarını öğrendi ya buna da şükür' diyerek genellikle hoş görülür. Hoşgörü yaklaşımı doğru olmakla birlikte zamanla kanıksanmış bir hale dönüşür. Böylece çocuğun yanlış telaffuzlarını zamanla düzeltmesine yardımcı olunmaz. Birçoğumuz Kur'an ve duaları bu şekilde dilimiz döndüğünce öğrenmiş ve uzunca bir süre ilk öğrendiğimiz haliyle okumuşuzdur. Düz bir okuyuşla mahreç ve tecvit kurallarına göre okuma arasındaki anlam farklılığını öğrendiğimizde ise yanlış telaffuzlarımızı değiştirmemiz bir hayli zaman ve uğraş almıştır. Bu nedenle Kur'an ve dua öğrenirken ilk andan itibaren tecvit ve mahreç kurallarına göre öğrenmek önemlidir.

    Doç. Dr. Muhittin Akgül, Kur'an-ı Kerim öğrenirken ilk öğretilen harflerin ve okuma şekillerinin kalıcılık özelliğine sahip olduğuna, bu nedenle yanlış telaffuzlu öğrenmelerin sonradan sıkıntı doğurduğuna ve çoğu zaman mahreç hatalarının kalıcı olabildiğine dikkat çekiyor. Bu kuralları sonradan öğrenmenin imkânsız olmamakla birlikte çoğu zaman daha zor olduğunu belirten Akgül, Kur'ân talimini yapacak kimselerin, bu hususa dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor. Akgül, yanlış öğrenimlerle ilgili olarak ise çocukları bunaltmadan, yanlışları düzeltmeyi eğlenceli bir hale getirerek kolaylaştırılması gerektiğinin üzerinde duruyor.

    Çocuklara kaç yaşında dua ve sure öğretmeye başlanması gerektiğiyle ilgili Akgül'ün tavsiyesi öğrenme kabiliyeti her çocukta farklılık göstermekle birlikte, 5-6 yaşlarından itibaren başlanmasında faydalı olacağı yönünde. Ancak Akgül, çocuğa ezberleyecekleri dua veya sureleri cazip bir hale getirmeye dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor. Çocuğa ezberlediği dua ve sureleri okuması için vesileler aranmalı, aşırı abartmamak şartıyla küçük hediyelerle mükâfatlandırılmalı ve evde sesli okumasına imkânlar aranması önerisinde bulunuyor. Ancak çocuk ezberleyemediğinde veya hemen kavrayıp öğrenemediğinde asla cezalandırma yollarına başvurulmamalı. Akgül, böyle bir yöntemin çocuğun dinden ve dine ait şeylerden soğumasına sebep olacağını belirtiyor.
    Akgül, 'Kur'ân okuma, sadece yaz aylarında gençlerin veya çocukların ihtiyacı değil, o her zaman onların muhtaç oldukları önemli bir gıda mesabesindedir.' diyerek sadece yazın değil her zaman Kur'an'ın öğretilmesi gerektiğini söylüyor.

    Kaç yaşında Kur'an öğretilmeli?

    Çocukların bir şeyleri dinleyip ezberleyebilecek yaşa geldiklerinde onlara Kur'ân'dan bazı sureler ezberletilebilir. Her çocuğun farklı kabiliyetleri olabilir. Ama genel olarak çocuklara, 5-6 yaşlarında Kur'ân'ı yüzünden okuma öğretilebilir. Çocuklara 4-5 yaşlarından itibaren, Fatiha, Fil Suresi'nden aşağısı ile Sübhaneke, Allahümme Salli-Barik, Rabbi Yessir, yemek duası gibi kısa dualar ezberletilebilir.








  6. 6
    "Sizin en hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenen ve öğreteninizdir"(15) buyurulurken, başka bir hadiste de şöyle bir benzetme yapılmaktadır: "Şu, halis bir mü'mindir ki, Kur'ân okur ve O'nun gereğince iş işler, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Şu mü'min de Kur'ân okumaz, fakat gereğince iş işler, bu da tadı güzel, fakat kokusu olmayan hurma gibidir? Kur'ân okuyan (fakat gereğince iş işlemeyen) münafığın durumu da kokusu güzel, fakat acı reyhane otu gibidir." (16) Son olarak şu hadisi de zikredelim"Çocuklarınızı üç özellik üzerine yetiştiriniz: Peygamber sevgisi, Ehl-i Beytinin sevgisi ve Kur'ân okuma... Çünkü Kur'ân'ın hamelesi (hafızları, okayanları), hiçbir hakimiyetin bulunmadığı (kıyamet) gününde Peygamberler ve seçkin kişilerle birlikte Allah'ın hakimiyeti altında güvenlik içinde olurlar."

    (17)
    Yaklaşık olarak 7 yaşına gelen çocuğa Kur'ân okumasını öğretmek, İslâm eğitimcilerinin pek çoğunun ittifak ettiği bir konudur. "(18) Bununla beraber, günümüzde olduğu gibi, "henüz manasını anlamadan çocuğa Kur'ân okumasını öğretmenin ne faydası vardır? diyerek karşı çıkanlar da olmuş ve bu konu İslâm eğitimcileri arasında tartışılmıştır.
    Örneğin, kendi döneminde bu tür münakaşalarının olduğunu Mukaddime yazarı İbn Haldun'dan öğreniyoruz. Kadı Ebû Bekir ile aralarında şu tartışma geçiyor: "Kadı Ebû Bekir ibn Arabi (V 543/1149), Rıhle isimli eserinde Endülüslülerin, çocuk eğitiminde takip ettikleri programı tenkit ederek "Ne acı ve derin bir gaflettir ki, beldemiz halkı daha işin başında küçük çocukları Allah'ın kitabını öğrenme mecburiyeti ile karşı karşıya getirmektedirler. Zavallı masumlar anlamadıkları bir metni okumakta ve kendileri için daha önemli olan diğer bir takım şeyler varken, böyle bir işte didinip durmaktadır" diyor. Bu tenkidinden sonra Kadı Ebû Bekir, çocuklara önce dinin esaslarını. Fıkıh Usûlünü, cedel ilmini.
    Hadis ve Usûl'ü, Hadis ilmini okuttuktan sonra Kur'ân okutmayı uygun bulduğunu ifade etmektedir. "(19)İbn Haldun, Kadı Ebû Bekir İbn Arabi'nin bu tenkidini eserine alıyor ve ona şu cevabı veriyor: "Allah rahmet etsin. Kadı Ebû Bekir'in tenkidi işte budur. Ancak sosyal hayata her şeyden daha çok hükmeden beşeri itiyatlar ve yerleşik adetler buna müsaade etmez. Mevcut adet gelenek ve görenekler. Kur'ân öğretiminin öne alınmasını gerektirmektedir. Bunun sebebi teberrük ve sevabın tercih edilmesi olarak ele alınabilir. (xxx) Ayrıca çocukluğun sonuna doğru ve ergenlik döneminde, çocukların önüne bir takım engellerin çıkıp onları ilimden koparması, böylece de Kur'ân'ı okumayı öğrenme fırsatının ellerinden kaçması endişesi de önemli bir sebep olarak karşımızda durmaktadır. Halbuki çocuk vesayet altında bulunduğu surece, velilerinin emrine itaat etmek ve hükme boyun eğmek durumundadır.

    Buluğ çağını geçip, velilerin boyunduruğu ve yönetiminden sıyrıldı mı, nice kere delikanlılık sebebiyle tepesinde esen kavak yeli onu tembelleştirmektedir. İşte bunun için veliler, çocukların velayet ve hükümleri altında bulundukları zamanı, Kur'ân okumayı öğrenme için bir ganimet bilmektedirler. (20) Bugün de benzer münakaşada, aynı soru ve endişelere benzer cevaplar verilebilir.

    Kur'ân-ı Kerim öğretimiyle ilgili olarak şu hususa da dikkat edilmelidir. Bilindiği gibi, ülkemizde, okullar tatile girer girmez D.İ. Başkanlığı "Yaz Kur'ân Kursları" açmakta veya gayretli cami görevlilerimiz böyle bir organizasyon içerisine girmektedirler. Velilerin de, yaz olduğu için okula gitmeyen yavrularını, mukaddes kitabımız, Kur'ân-ı Kerim'in okunmasını öğrenmek üzere buralara göndermektedir.

    Tabiatıyla yazın çocuk boş dolaşacağına buralara gidip birçok faydalı şeyi öğrenmeyi hedef edinmekte veya veli böyle birşey beklemektedir. Bu aslında güzel bir şeydir. Fakat dikkat edilmesi gereken birkaç husus var ki, kısaca onlara da değinmek istiyorum.Bir defa şunu hatırdan çıkarmamak gerekir ki: Bu dönemde çocuğa güzel bir davranışı kazandırmak için o davranış üzerinde devamlı olarak alıştırma yaptırmak icap eder. Bazen yapılıp, bazen terkedilen şeyin, diğer çocuğun kafasında kuşku uyandırıcı bir hal alır. Bu cümleden olarak, okul tatil olduğu için Kur'ân okumasını öğrenmeğe gidip, okul açılır açılmaz, artık yazınki faaliyetiyle tamamen ilgisini kesen çocuğun zihninde bir önceki yılda öğrendiğinden belki de eser kalmayacaktır.

    Diğer bir ifadeyle, Kur'ân öğretimi sadece yaz aylarına mahsus bir eğitim faaliyeti olmamalı, aksine, az da olsa çocuk Kur'ân'dan her gün belli bir bölüm okumalıdır. Çocuk ancak böylelikle işin ciddiyetine vakıf olabilmektedir. Nasıl ki çocuk okul derslerine her gün çalışmaktadır. Bunun gibi hergün Kur'ân da okumalıdır. Yani çocuk okulu ve Kur'ân okumayı birlikte götürmelidir.Bir diğer husus da, her aile çocuğunu yaz aylarında Kur'ân okumağa gönderince zaten sınırlı imkanlarla bu faaliyeti yürütmeğe çalışan D.İ. Başkanlığı veya ilgili kişilerin mevcut kapasiteleri ihtiyaca cevap veremeyip beklenen neticeyi de elde edememek gibi bir durumla karşılaşmak söz konusu olabilmektedir.
    Bu öğretimi yapan kişiler uzun kış aylarında çoğu zaman Kur'ân okumak isteyen bir öğrenci beklerken, okulların tatil olmasıyla günde 100-150 çocuğa Kur'ân öğretmek gibi bir durumla karşılaşmaktadırlar ki, bu durumda, çocuklara faydalı olmak da gerçekten zor olmaktadır. Üstelik bunların pek çoğunun pedagojik formasyon bakımından da yetersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Halbuki ilkokulda ortalama bir öğretmene 40 kişi düşecek şekilde sınıflar ayarlanmaktadır. Bu noktada şöyle bir uygulamanın yararlı olacağına inanmaktayız: İlkokul ve Ortaokul çocuğunun tatil aylarında Kur'ân okumayı öğrenmeye gitmesi hem gereklidir, hem de güzel bir şeydir. Fakat çocuk Kur'ân okumaya giderken gerek öğretmen ve gerekse öğretim yeri bakımından uygun olmayan şartlarla karşılaşmamalıdır.

    Bunun için de şunun yapılmasının çok yararlı olacağına inanmaktayım: Her mahalledeki ilkokullardan birisi Milli Eğitim Müdürlüğü'nce yaz kurslarının yapılacağı okul olarak belirlenip o mahalle sakinlerine duyurulmalıdır. Daha sonra o yöredeki İmam Hatip Lisesi Öğretmenlerine ve diğer okullardaki Din Kültürü Ahlak Bilgisi Öğretmenlerine yaz kurslarında görev alıp almayacakları sorulmalıdır. Kendisine böyle bir teklif yapılan öğretmenler de en azından nöbetleşe olarak bu görevi kabul etmeliler, zira bu Allah için bir hizmettir. Ayrıca hizmet yaz aylarında yani tatilde yapıldığı için normal ücretinin iki misli ücret de ödenmelidir. Normal olarak zaten aylığını almaktadır.
    Bu ücret elbette oraya okumaya gelen öğrencilerin velilerinden alınmalıdır. Böylece uygun şartlarda çocuklar hem İslâm eğitimcileri, çocuğa 7 yaşında Kur'ân okumayı öğretmenin yanında onun Kur'ân'la devamlı ilgilenmesini. Kur'ân'ı hem okumasını hem de O'nu (yaşı ilerledikçe) hayatında tatbik etmesini istemektedirler. Bunu hem anne-babayı yönlendirerek, hem de bizzat çocuklara hitap ederek gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. İşte bunlardan İ. Hakkı çocuklar için yazdığı eserinde, ilk bab'a "Kur'ân'a uymanın gerekliliğinin Ayet ve Hadislerle Açıklanması" ismini vererek, onları bu konuda kültürel yönden desteklemeyi arzu etmektedir,

    İ. Hakkı sözkonusu bab'a şöyle başlamaktadır:"Ey aziz şunu iyi bil ki, kim Kur'ân ve Sünnet'e göre hayat sürdürürse, kopmayan, sağlam bir kulpa sarılmış demektir." Daha sonra ise başlıkta da belirtildiği gibi âyet ve hadislerle konuyu işlemekte ve çocukları yönlendirmektedir.

    İslâm eğitimcilerinin tamamı, Kur'ân öğretimiyle başlattıkları öğrenim hayatında, çocukların İslâmî kişiliklerinin daha sağlıklı gelişmesini temin için, onların kültürel yönden de desteklenmesi gerektiğine inanırlar. Başka bir ifadeyle onlar son çocukluk döneminde çocuğa köklü bir islamî bilginin verilmesi gerektiği kanaatindedirler.

    Dipnotları:
    Bkz. ibni Haldun, Mukaddime, 537-538, 14) AnkEbût, 29/45; Fatır, 35/29-30,15) Tecrid, XI/240, Kabisi, Risale, 21-22,

    16)
    Tecrid, XI/249, Rabisî, Risale, 22.,

    17) Feyzü'l Kadir, 1/225,

    18) Kabisî, Risale, 32, Gazalî, İhya, 11/67, îbni Sina, Kitabü's-Siyase, 14, îbni Haldun Mukaddime, 537-538, Şaban Şifaî, Tedbi-ru'1-Mevlüd, Süleymaniye, BeşirAğa, 501, vr, 333 ab; Ahmet Çelebî, age., 50 vd., M. Hamîdullah, İnitiation A. L'îslam, 18 vd, Ulvan, A. Nasih, age., 1/264 vd. Selim Sabit Efendi, a.g.e., 10,

    19)
    Bkz. îbn Haldun, Mukaddime, 539, xxx) İbni Haldun'un bu husustaki görüşü bir önceki sayfada geçti.,

    20)
    îbni Haldun, a.g.e., 539-540, 21) îbra-him Hakkı, Urvetü'l İslâm, vr. 4
    a


    Ömer Özyılmaz /Altınoluk




    ayrıca bkz>>>

    Çocuklarda din eğitimine kaç yaşında başlamalı?



2 buçuk yaşındaki çocuğa neler öğretilebilir,  çocuğa dua nasıl öğretilir,  2 yaşındaki çocuğa dini eğitim nasıl verilir,  çocuğa dua nasıl ezberletilir,  2 yaş dini eğitim,  2.5 yaşındaki çocuğa din eğitimi,  2.5yaşındaki çocuğa nasıl davranmalı