Mumine.com ve Misafir Soru - Cevapları Forumundan islamda kadının zinası hakkında geniş bilgi Hakkında Kısa Bilgi
  1. 1
    Kayıtsız Üye

    Reklam

    islamda kadının zinası hakkında geniş bilgi

    Reklam




    islamda kadının zinası hakkında geniş bilgi


    Paylaş
    islamda kadının zinası hakkında geniş bilgi Mumine Forum

  2. 2
    Reklam




    Zinaya yaklaşmayın! O; hayâsızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur. İsra 32

    Erkek ve Kadın ; Nikah kıyılıp evlendikten sonra kocasının nikahında iken; yabancı (kocasından başka)bir erkekle zina ederlerse .....

    1- Nikah bağı kopar.

    2- Erkek ben razıyım , karımı affettim, bir daha yapmayacak vs diyerek evli kalmaya devem etmek istese de evli kalamaz.
    Kadının zina yapması aradaki tüm bağı koparmıştır. Çünkü kadın namustur. Erkek üstün kılınmış ve talak yetkisi de kocadadır. Eğer zina anının 4 şahidi yoksa cezası ahirete kalır ve erkek istemesede boşanmış olurlar, nikah düşer. Şahidler mevcut ise hadlerin uygulabildiği İslam devletinde kadın recm edilir.

    Eğer erkek; kadının zina yapmasını şahidler üzerinde ispatlayamaz ise o zaman :

    “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahid getirin. Eğer şahidlik ederlerse onları evlere kapatın. Bu, ölüm canlarını alıncaya, ya da Allah onlara bir yol açıncaya kadar böyle gitsin.” (Nisa 15)

    "-Hanımlarına zina isnad edip te, kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı şahid tutup yemin etmesiyle olur.
    - Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
    - Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahidlik etmesi,
    - Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır."(Nur suresi 6 - 9. ayetler)

    Bu ayetin tefsirinde şunlar açıklanmıştır:

    Ayrıca karısının zina ettiğini iddia eden, bunu da ispat edemeyen bir erkeğe sopa vurup bırakmak problemi çözmez, bundan sonra aile hayatının düzenli yürümesi imkânsız hale gelir. Bu sebeple zina suçlaması kocadan gelirse farklı hüküm ve müeyyidelere ihtiyaç vardır, ilgili âyetler bu ihtiyaca cevap vermektedir. Ayrıca kazf suçu ile ilgili âyetler gelince birçok kimsenin zihninde sorular oluşmuş, bunu gelip Hz. Peygamber'e açmışlardır.

    Bu cümleden olarak Sa'd b. Ubâde : "Yâ Rasûlallah, karımla bir erkeği yakaladığım zaman dört şahid bulacağım diye onları bırakır mıyım? Vallahi sorgusuz sualsiz kafasını uçururum!" demiş ve şu cevabı almıştır:
    "Sa'd'ın kıskançlığı ve namusuna düşkünlüğü sizi şaşırtmasın, ben ondan daha kıskancım, Allah da benden daha kıskançtır"(Buhârî, "Nikâh", 107; "Hudûd", 40)


    İbnu Mes'ud (r.anh) anlatıyor: "Rasulullah (s.a.v.)'i işittim, şöyle diyordu:
    "Allah'dan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevâhişin (fahişenin çoğulu: Fâhişe, gerek söz ve gerekse fiille icra edilen her çeşit çirkin fiildir) açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir." (Buhârî, Nikâh 107, Tefsir, En'âm 7, Tefsir A'raf 1, Tevhid 15; Muslim, Tevbe 33, (2760); Tirmizî, Daâvât 97, (3520)

    Hz. Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Allah kıskançtır, mu'min de kıskançtır. Allah'ın kıskanması, muminin Allah'ın haram ettiği şeyi yapmasıdır." (Buhârî, Nikâh107, Muslim, Tevbe 36, (2761); Tirmizî, Radâ 14, (1168)
    Hilâl b. Umeyye Peygamberimize gelerek Şerik isimli birisi ile karısının zina ettiğini iddia etmiş, o da dört şahid getirmezse kendisine iftira cezası vereceğini bildirmişti, Hilâl, "Ey Allah'ın elçisi, bir kimse karısının üzerinde bir erkek görürse şahid arar mı?" diye savunma yapmışsa da Peygamberimiz "Ya dört şahid veya sırtına sopa" diyerek ısrar etmişti.
    Hilâl doğru söylediğini ifade ederek işi Allah'a bıraktı, O'nun vahiy ile durumu aydınlatacağı ümidini dile getirdi, arkasından da mulâane (lânetleşme) âyeti diye anılan âyetler geldi. (Ebû Dâvûd, "Talâk", 27)

    Ashab-ı kiramdan Hilâl b. Umeyye (r.anh), hanımına zina isnadında bulununca Rasulullah (s.a.v); dört şahidle bunu isbat etmesini, aksi halde zina iftirası cezası (kazif) uygulanacağını bildirdi. Bunu bir kaç defa daha tekrar etti. Hilâl b. Umeyye şöyle dedi: "Ey Allah'ın Rasulu; bizden birimiz karısını bir erkekle zina halinde görüyor; delil istiyorsunuz. Seni hak olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben doğru söylüyorum. Şuna inanıyorum ki, Allah, benim sırtımı bu dayaktan kurtaracak şeyi sana indirecektir"
    (Buhârî, Şehâdât, 21, Tefsîru Sûre 24/3, Talâk, 28; Muslim, Liân, II; Ebû Dâvud, Talâk, 27; Ahmet b. Hanbel, Musned, I, 273, III, 142).
    Bu olay üzerine aşağıdaki "mulâane ayeti" indi.

    "Hanımlarına zina isnat edip de, kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı şahid tutup yemin etmesiyle olur. Beşinci defasında, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını diler. Kadının da kocasının yalancılardan olduğuna dair, Allah'ı dört defa şahid tutup yemin etmesi, cezayı kendisinden kaldırır. Beşinci defasında; kocası doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler" (Nûr, 6-9).

    Ayetin ilk uygulaması Hilâl ailesi üzerinde oldu. Hz. Peygamber, Hilâl'i çağırdı. Hilâl, doğru söylediğine dair, dört defa Allah'ı şahid tutup, beşincide, eğer yalan söylüyorsa, Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını istedi. Sonra karısı getirtilerek, o da aynı şekilde yemin etti. Beşincide, eğer kocası doğru söylüyorsa, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diledi. Allah'ın elçisi sonra onların arasını ayırdı. (eş-Şevkânî, Neylul-Evtâr, 1250 H, y.y., VI, 268).

    Liân ayetinin Uveymir el-Aclânî ve zina isnadında bulunduğu hanımı hakkında indiği de rivayet edilmiştir. Ayetin hükmünün, önce Hilâl ailesine ikinci olarak da Uveymir ailesine uygulandığı görüşü daha sağlam görünmektedir. (eş-Şevkânî, Neylul-Evtâr, VI, 268)


    Yalan ve iftirayı engellemek maksadıyla öngörülen manevî mueyyidelere ek olarak lânetleşmenin camide yapılması uygun görülmüş, böylece alenilik de sağlanmıştır. Aksini de caiz gören ictihadlar bulunmakla beraber mulâaneye, âyetteki sıraya göre önce erkek başlar, Allah'ı şahid tutarak, karısını açık ve seçik bir şekilde zina ederken gördüğünü dört defa söyler, beşincisinde "Eğer yalan söylüyorsam Allah'ın laneti üzerime olsun" der. Sonra karısı dört kere, Allah'ı şahid tutarak kocasının yalan söylediğini ifade eder, beşincisinde "Eğer o doğru söylüyorsa Allah'ın gazabına uğrayayım" der.

    Hâkim ve dinleyici topluluk huzurunda bu yeminleşme yapılınca bazı muctehidlere göre evlilik bağı da çözülmüş olur. Bazı ictihadlara göre ise tarafları hâkim karar vererek ayırır, evliliği sona erdirir. Mulâane yoluyla ayrılmış bulunan çiftin tekrar evliliğe dönmelerinin caiz olup olmadığı konusunda da farklı ictihadlar vardır.
    Dört ay veya daha fazla belirli bir zaman ile kayıtlı buluna i'lâ', bu sürenin sona ermesiyle hükümsüz kalır. Sadece talâk-ı bâin vaki' olur.(Esbab-ı Nuzul ; Nur suresi 6 - 9.ayetlerin tefsiri)


    İmam Ahmed, erkeğin zina eden karısından ayrılmasının mustehab ol*duğunu söyler: "Erkeğin böyle bir kadını nikâhı altında tutmasını hoş görmüyo*rum" demiştir. "Çünkü bu kadına yatağı ifsat edip etmeyeceği hususunda artık gü*ven duyulmaz. Erkeğin olmayan bir çocuğu ona nisbet edebilir."
    İmam Ahmed, “ko*ca bu durumda karısı üç âdet süresi temizlenmeden onunla cinsî ilişkide bulunmaz” demiştir. Daha önce geçen "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimseye kendi suyunun başkasının ekinini sulaması helâl olmaz." (Tirmizî, Ruveyfi'den rivayet etmiştir. Hasen'dir. Yalnız "başkasının ekini" yerine "başkasının Çocuğu" ifadesiyle rivayet edilmiştir. Ebu Dâvud "başkasının ekini" ifadesiyle rivayet etmiştir) hadîsini delil olarak kabul eder. (İbn Kudâme, el-Muğni, VI, 603 el-Muğni, VI, 603 vd)
    (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, C. 9, S. 121)




  3. 3

    “İffetli kadınlara zina suçu atan, sonra dört şahid getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” (Nur 4)

    Karısının kızının İslama hanıefendisine yakışmayan hareketlerine göz yuman, yaptıran, ses çıkarmayana ise Deyyus denmektedir :

    Abdullah ibni Ömer (r.a) şöyle dedi: “Rasulullah (s.av.) şöyle buyurdu :

    ‘Üç sınıf insana Allah cenneti haram kılmıştır:

    1) İçki mubtelası,
    2) Anne ve babasına kötülük eden ve
    3) Âilesinde fuhşa göz yuman deyyus’ buyurdu.”
    (Ahmed b.n Hanbel : Müsned 2/69, Albânî Sahihu’l-Cami 3533)

    3- Erkek zina yaparsa nikah bağı kopmaz; fakat zina anının 4 şahidi yoksa cezası ahirete kalır. Şahidler mevcut ise hadlerin uygulabildiği İslam devletinde erkek recm edilir.

    4- Evli bir kadın zina yapmış ise; koca buna sebeb olduğu kadar ("zinaya yaklaştıracak" tüm sebebler ; misal : Kadının cinsi ihtiyacını gidermek ; işte çalışıyor ise iş ortamı, tesettürü, ve genel tedbirler alınarak zinaya ortam hazırlanmamalıdır.) günahkardır. Eğer koca tüm fitnelere sebeb olacak önlemleri almış, buna rağmen kadın zina edebilmiş ise koca günahkar değildir. Fakat yine de evli kalamazlar.
    “Ey îman edenler! Gerek kendinizi, gerek âilenizi öyle bir ateşten koruyunuz ki, onun (Ateşin)yakacağı insanlar ve taştır.” (Talak Suresi, 6)

    Rasullullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    “Sizin üzerinizde onların
    (Karılarınızın) mâruf şekildeyiyecek ve giyecek hakları vardır.” (Muslim)

    Rasullullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Erkek, ev halkının çobanıdır. Ve, güttüğü şeyden sorumludur.
    (Buhari, Muslim)

    Lisânul'arab'ta; kelimenin aslının yumuşatma, zelil kılma anlamına geldiği söylendikten sonra "deyyûs"un terim olarak, kendi ehli
    (karısı ve yakınları) için "kavvâd"lik yapan, yani başkalarının onlarla buluşmasına aracılik eden ve ehlini kıskanmayan kimse olduğu anlatılır: "Deyyûs" ve "deybûs" gözü önünde başka erkeklerin mahremlerinin yanına girdiği kimsedir. Bu tavırla o, sanki nefsine bunu yumuşatmış, ikna etmiş ve onu zelil kılmış demektir. Yani kelimenin aslıyla irtibatı budur.(Ibn Manzûr, Lisânu'l-Arab, "De-ye-se" md.)

    "Üç kimse vardır ki, Kıyâmet günü Allah onların tarafına bakmaz; Anne-Babasına âsî olan çocuk, erkeğe benzemeye çalışan kadın ve deyyûs" (Nesâi, zekât 69; Ahmed N/134)

    Ibnu'l-Esîr de bu hadis hakkında:
    "Cennet deyyûsa haram kılınmıştır." anlamında bir hadîs nakleder. Aynı hadîs Lisânu'l Arab'in yine işaret edilen maddesinde de vardır. Bu tariflerden sonra "deyyûs" kelimesinin "kavvâd" ile eş anlamlı olarak, çok ağır bir manaya gelen büyük bir hakaret sözü olduğu, ehlini bizzat namussuzluga iten veya gitmelerine göz yuman anlamı taşıdığı anlaşılmış oldu.

    “Bir kadın Hz. Ömer (r.a.)’e geliyor. Ömer (r.a.) in yanında Kâb Bin Suur vardı.
    Kadın: Ya Emirel Mu’minin! Benim kocam gündüz oruç tutar, gece ibadet yapar ve ben onu, şikayet etmeyi iyi görmüyorum.

    Hz. Ömer (r.a.): senin kocan ne güzel adamdır’ diyor.
    Kadın, bu sözünü defalarca tekrarlıyor ve Hz. Ömer (r.a.)’de ilk sözünden fazla bir şey ilave etmiyor.
    Hz. Ömer (r.a.)in yanında bulunan Kâb diyor ki: Ya Emîrel Mu’minin! bu kadın, döşeğinden kocasının kaçtığını (veya gelmediğini) şikayet ediyor.
    Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) : bu kadının sözünün işaretini anladığın gibi, karı ile koca arasında hükmü sen ver diyor.
    Erkek, ibâdete teşvik eden âyetlerin tesiriyle ibadete devam ettiğini ve karısı da bu sebepten şikayetçi olduğunu söylüyor.
    Hz. Kâb (r.a.) kadının ve erkeğin ifadelerini dinledikten sonra şöyle demiştir :
    “Şüphesiz bu kadının senin üzerinde hakkı vardır, ey adam! Bu kadının her dört günde bir nasibi vardır. Ey akıl sahibi adam!
    “Binaenaleyh bu kadının hakkını böylece yerine getir ve kendindeki hakkı olan karını ihmal hastalığını bırak!”
    Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) : Bu hükmü nereden çıkardın? diye Hz. Kâb’e soruyor!
    Hz. Kâb (ra.): Allah’u Teâla hür olan erkek için dört kadın olmasını mubah kılmıştır. Binâenaleyh her kadının her dört günde bir gün bir gece hakkı vardır.
    Bu hüküm karşısında Hz. Ömer (r.a.), Hayret ediyor ve Kâb’ı (r.a.) Basra Hâkimi olarak tayin ediyor.(Aynul İlim, C.1.S 240)


    Sonuç olarak;
    "Evli olduğu halde iken zina eden kadının
    ( kadın zina ettiğini itiraf etmesi yada zina olayını 4 şahidin alenen görmesi) nikahı bazı muctehidlerce "koca kabul ediyor ve kadın tevbe ediyor ise nikah devam eder" demek olsa da;
    Bizim görüşümüz ise "
    diğer muctehidlerin görüşü yani yukarıdaki açıklanan delillerle (koca karısının zina etmesine ; tevbe etti çok pişman oldu, çok seviyorum ben razıyım vs. diyerek evli kalmaya devam etmek istesede) nikah düşer" diyen görüştür."

    Had uygulanması ise; Kadının bizzat itirafı veya 4 şahidin hakim
    (kadı) huzurunda hazır bulunmasıyla İslam kanunlarının uygulandığu Darul İslamda mümkün olur. İslam devleti olmadığından şeriat kanunlarını reddeden tağuti ülkelerde hadler uygulanamadığından diğer had gerektiren günahlar gibi cezası ahirete kalmaktadır.
    Eğer kadın itiraf etmiyor ve koca zina olayından şüphelenerek mahkemeye başvuruyor ise "şahidliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı şahid tutup yemin etmesiyle olur"
    (Nisa 15; Nur 6) ayetiyle iki taraf lian hükmü gereğince önce erkek başlar, Allah'ı şahid tutarak, karısını açık ve seçik bir şekilde zina ederken gördüğünü dört defa söyler, beşincisinde "Eğer yalan söylüyorsam Allah'ın laneti üzerime olsun" der. Sonra karısı dört kere, Allah'ı şahid tutarak kocasının yalan söylediğini ifade eder, beşincisinde "Eğer o doğru söylüyorsa Allah'ın gazabına uğrayayım" der.
    Hâkim ve dinleyici topluluk huzurunda bu yeminleşme yapılınca bazı muctehidlere göre evlilik bağı da çözülmüş olur.



    "Zina eden erkek, ancak zina eden ya da Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden ya da Allah'a ortak koşan bir erkek evlenebilir. Bu tür evlilikler mu'minlere yasaklanmıştır."(Nur 3)

    Bu ayetin nuzul sebebi :

    Mersed b. Ebi Mersed adında biri Mekke'den Medine'ye bazı esirler taşıyordu
    (Esirlerden maksat, kendi imkânları ile hicret edemeyen ve muşrikler tarafından Mekke'de alıkonulan güçsüz mu'minler olabilir.)Mekke'de Inak adında bir fahişe vardı. Bu kadın Mersed'in dostuydu.





  4. 4
    Mersed Mekke'de bir esire, kendisini Medine'ye taşımaya söz vermişti. Mersed diyor ki, mehtaplı bir gecede Mekke'deki duvarlardan birinin gölgesine gelmiştim. O sırada Inak geldi ve duvarın dibindeki karartıyı farketti. Biraz daha yaklaşınca beni tanıdı.
    "Sen Mersed misin?"dedi.
    "Evet" dedim.
    "Merhaba, hoş geldin, haydi geceyi bizde geçirelim" dedi.
    Ben de "ey Inak, Allah zinayı haram etti" dedim.
    Bunun üzerine "Ey çadırdakiler, bu adam esirlerinizi kaçırıyor" diye bağırdı.
    Sekiz adam peşime düştü. Ben bir bahçeye girdim,bir mağara veya oyuk karşıma çıktı. Ben de girdim. Beni kovalayanlar da geldiler, hatta başımda dikildiler. Sonra üstüme işediler, sidikleri başıma dökülüyordu. Fakat yüce Allah beni görmelerine engel oldu. Sonra geri döndüler. Ben de arkadaşımın yanma döndüm ve onu götürdüm. Ağır birisiydi Izhır denilen yere gelince iplerini çözdüm. Nihayet onun da yardımıyla kendisini Medine'ye getirebildim.
    Daha sonra Hz.peygamberin -salât ve selâm üzerine olsun- yanına gidip "Ya Rasulullah Inakı nikahlayayım mı?" dedim.
    Bu soruyu iki defa sordum.Rasulullah sustu ve herhangi bir şey söylemedi. Sonra şu ayet indi:
    "Zina eden erkek, ancak zina eden ya dâ Allah'a ortak koşan bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla da ancak zina eden ya da Allah'a ortak koşan bir erkek evlenebilir.Bu tür evlilikler mu'minlere yasaklanmıştır."
    Bunun üzerine Hz. Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- "Zina eden bir erkek ancak zina eden veya muşrik olan bir kadınla evlenebilir. Onunla evlenme" buyurdu. (Ebu Davud, Nesai ve Tumizi rivayet etmişlerdir)

    "-Hanımlarına zina isnad edip te, kendilerinden başka şahidleri olmayanların şahidliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı şahid tutup yemin etmesiyle olur.
    - Beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir.
    - Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahidlik etmesi,
    - Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır."(Nur suresi 6 - 9. ayetler)

    "Hanımlarına zina isnad edenler"den bahseden ayetlerde, "kocalarına zina isnad edenler" diye bir ayet inmemiştir. Bu kocalar zina yaparsa normaldir, haram değildir anlamına gelmemektedir. Fakat aşağıdaki hadisi okuduğumuzda bunun illetini ve hukmunu görmüş oluyoruz.
    Karısının Zina yaptığına şahid olmasına rağmen (veya kadının itiraf edederk, gerekirse pişmanlığını belirtsede) 4 şahid bulamayan koca, karısını boşamak için lanetleşiyor ve "eğer ben bunu nikâhımda tutacak olursam buna zulmetmiş olurum." diyerek boşuyor ise; Karısının zina yaptığını bilen, karısı itiraf eden bir adam, karısını hala ben nikahta tutuyorum demesi hem zulum, hem de hadisde geçtiği gibi deyyusluktur!


    Sehl bin Sa'd diyor ki:
    "Uveymir adında bir kişi, Adan oğullarının efendisi olan Âsim b.Adiy'e geldi ve ona, "Karısını başka bir erkekle yakalayan bir kişi için ne diyorsunuz? O onu öldürür siz de onu Öldürür müsünüz? Yoksa ne yaparsınız? Bu meseleyi benim için Rasulullah'tan sor." dedi.
    Âsim, Rasulullah'a geldi ve ona: "Ey Allah'ın Rasulu" dedi.
    Rasulullah, kendisine mesele sorulmasını hoş karşılamadı. Uveymir ise Âsım'a gelip meselenin ne olduğunu sordu.

    Âsim da: "Rasulullah, meselenin kendisine sorulmasını hoş karşılamadı ve bunu ayıpladı." dedi.
    Uveymir: "Allaha yemin olsun ki ben bunu Rasulullah'a sormaktan vazgeçmem." dedi. Ve Rasulullah'a gelip: "Ey Allah'ın Rasulu, bir erkek, karısını başka bir erkekle yakalarsa ne yapmalıdır?" O, o erkeği öldürür siz de onu mu öldürürsünüz? Yoksa ne yapmalıdır?" dedi.
    Rasulullah: "Allah senin hakkında da eşin hakkında da âyet indirdi." dedi ve Allah, Kur'an-ı Kerim'de isimlendirdiği şekilde "Mulaane" yapmalarını emretti."
    Erkek, kadınıyla Mulaane yaptı ve sonra: "Ey Allahın Rasulu, eğer ben bunu nikâhımda tutacak olursam buna zulmetmiş (iftira atmış) olurum." dedi ve kadını boşadı.
    Bu boşama, bundan sonra yapılan "Mulaane"ler için ömek uygulama oldu.
    (Buhari, K. tefsir el-Kur'an, sure: 24, bab: l ; Fethu'l Bari : C. 9 - 10: s. 595 , 394-395 , Hadis No:4745 - 5259)
    (Taberi tefsiri: Nur suresi 6-10. Ayet tefsirleri )

    Denildiğine göre daha önce geçen ve muhsan hanımlara zina iftirasında bulunan kimseler hakkındaki âyet-i kerîme nazil olunca ve bu âyet zahiri itibariyle gerek kocaları, gerekse de başkalarını kapsadığından dolayı Sa'd b. Muâz dedi ki; "Ey Allah'ın Rasûlu! Ben hanımımla birlikte bir adamı göreceğim de gidip dört şahid getirinceye kadar ona muhlet vereceğim öyle mi? Allah'a yemin ederim (korkutmak maksadıyla) kılıcın eniyte değil de keskin tarafıyla öldürmek kastıyla vururum".
    Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Siz Sa'd'ın bu derece kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? Elbette -ki ben ondan daha kıskancım, yüce Allah ise benden de kıskançtır. "
    (Buharî, Hudûd 40, Tevhid 20; Muslim, Liân İĞ, 17; Dârimî, Nikâh 37; Musned, IV, 248.Ancak sözü geçen bu şahıs, Sad b. Muâz değil, Sa'd b. Ubâde'dir)

    Sa'd'in söylediği sözler ile ilgili farklı rivayetler gelmiş ise de manaları buna yakındır.
    Daha sonra da Hilal b. Umeyye el-Vâkifî geldi ve hanımının Şerik b. Sahmâ el-Belevî ile -belirttiğimiz üzere- zina ettiğini ileri sürdü. Peygamber (s.a.v.) ona kazf haddi vurmayı kararlaştırdı ise de bunun üzerine bu âyet-i kerîmeler nazil oldu. Rasulullah (s.a.v.) onları mescidde bir araya getirdi ve lanetleş-tiler. Beşinci şahidlik esnasında kadın kendisine öğütler verilip de: Eğer yalan söylüyor isen(artık bu), ilâhî azabı gerektirecek bir ifadedir denilince, tereddut etti. Sonra da: Ben bu günden itibaren artık kavmimi rezil edemem dedi ve lanetleşmeyi tamamladı.
    Rasûlullah (s.a.v.) da onları "birbirinden ayırdı". Daha sonra o kadın -istenilmeyen vasıflarda- teni siyah, beyaza çalan deveyi andıran bir çocuk doğurdu. Bundan sonra bu oğlu Mısır'a emir oldu ve babasının kim olduğunu bilmiyordu.

    Yine Uveymir (b. Eşkar) el-Aclânî gelerek hanımının zina ettiğini İleri sürdü ve lanetleşti. Meşhur olan ise Hilal'in başından geçen olayın daha önce meydana geldiği ve âyetin nüzul sebebini teşkil ettiğidir. Bir görüşe göre de Uveymir b. Eşkar'ın başından geçen olay daha önce olmuştur. Bu da hadis imamlarının rivayet ettikleri meşhur bir hadistir.
    (Uveymir h. Eşkan el-Adânî'nin başından geçen bu olaya dair rivayetler için bk.: Buhârî, Tefsir 24. sûre 1T Talak 4, 29, hisâm 5; Muslim, Liân 1; Ebu Dâuûd, Talâk 27; Nesâi, Talak 7, 35; İbn Mâce, Talâk 27; Dârimî, Nikâh 39; Muvatta', Talâk 34; Musned,v, 334, 336, 337)
    Ebu Abdullah b. Ebi Sufra dedi ki: Doğru olan hanımının zina ettiğini ileri süren Uveymir olduğudur.
    (El cami'u li Ahkami'l Kur'an, Kurtubi Tefsiri : Nur suresi 3-10 ayetler tefsiri)


    Bir adam evine girdiğinde karısı veya mahremi olan bir kadınla bir erkeği zina ederken bulup adamı öldürse, bu onun için helâldir ve onun hakkında kısas gerekmez. (ed-Durru'l-Muhtâr, III, 197, V, 397.)
    Bu aynı zamanda Hanbelî, Şafiî ve Maliki'lerin de görüşüdür.(el-Muğnî, VIII, 332; el-Mühezzeb, II, 225; eş-Şerhu'l Kebîr, IV, 357.)
    Kadın da kendi isteği ile zina etmiş ise, Hanefî ve Hanbeli'lere göre koca, her ikisini de öldürebilir. Eğer yabancı erkek kadını zinaya zorlamışsa ve bağırmak, vurmak gibi bir yolla kurtulma imkânı da bulunmuyorsa, kadının adamı öldürme hakkı vardır. Adamın kanı hederdir, o yüzden bir ceza gerekmez. Bir adamı kendisine helâl olmayan bir kadına tecavüze çalışırken yakalayan kişi, bağırmak, vurmak gibi silahtan daha hafif bir şeyle vazgeçiremeyeceğini bildiği takdirde öldürebilir. Ama bu gibi bir yolla vazgeçecek olsa artık onu öldürmek helâl değildir.

    (İslam Fıkhı, Vehbe Zuhayli, c. 8, s. 16)




    Rasullullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Erkek, ev halkının çobanıdır. Ve, güttüğü şeyden sorumludur. (Buhari, Muslim)